24 NİSAN Soykırım:

Soykırım: siyasal, ulusal, ırksal ya da dinsel bir nedenle, azınlık durumundaki bir insan topluluğunu soyca yok etmeyi amaçlayan toplu öldürme eylemidir.

Ermeni soykırımı yıl dönümünün yaşandığı günlerden geçiyoruz. Kendimce dünyada yapılan soykırımları ve akabinde yapılan toplu katliamları biraz incelemeye çalıştım. Maalesef ki dünya tarihine iz bırakacak ya da insanlık tarihine adına iyi bir şeyin olmadığını gördüm/okudum-bir kez daha öğrendim.

İnsanlık birçok acı manzaralara sahne olmuş, savaşlar darbeler, provokasyonlar, toplu katliamlar, giyotinler, Engizisyon mahkemeleri, darağaçları, gaz odaları, zindanlar, işkenceler, faili meçhul ve soykırımlar...

Bir ulusun vatansız bırakmak için yapılın göçe zorlama, sürgün etme, katletme kültürüne, inancına saldırılarla yok etmektir soykırım. Bu kırım, 24 Nisan 1915 yılında gerçekleşir.

Osmanlı imparatorluğun can çekiştiği döneme denk düşmektedir. Ermenilerin lider ve dini önderleri yanı sıra tarihçilerin belirtiklerine göre 250 civarında aydının tutuklanarak İstanbul’dan sürülmesiyle başlar kıyım…Sonrasında Ermeni ulusuna mensup olanların tümünü topluca Anadolu’dan sürülmesine karar verilir. Nitekim, bu karar soykırım kararıdır. Uluslararası anlaşmalara bakıldığında da bir toplumu yerinden yurdundan etmek dahi kırım olarak sayılmaktadır.

Anadolu’dan sürülen Ermeni halkı, yollarda toplu olarak katledilir, diğer çoğunluğu sürgünler bu sürgünler sırasında açlık susuzluk tecavüz çölde yürüyüşler sırasında erkek kadın çocuklara suç çetelerin ve sivillerin keyfi saldırılarına maruz bırakılır.

On binlerce Ermeni çocukları zorla ailelerinden koparılarak İslam dinine geçirilir Böylelikle Ermeni toplumunu katliamdan, sürgünde yerinden yurdundan edilir ve Anadolu’da uygulanmak istenilen islam ve Türk devletinin, Türk-İslam sentezli projenin temelleri de atılmış oluyor.

Osmanlıda sonra kurulan cumhuriyet, yine ulusların ve azınlıkların kafasına vura vura temellerini inşa etmiş oldu.

Koçgiri,

Şeyh Said ayaklanması, Ağrı-Zilan ve Dersim soykırımlarıyla devam etti. Tek millet tek devlet ve tek bayrak anlayışının temelleri Türk ve Müslüman olmayan halkları katledilerek inşa edildi.

Elbette, katledilen bu halklardan geriye kalanların; kültürü ve dillerini yaşamaları da yasaklandı. Asimilasyon politikaları günümüzde de sürdüğünün tanıklığını yapmaktayız.

Misaki milli sınırlar içerisinde devam eden tekçi zihniyetin kana doymadığını sonraki yıllarda da canlı tanıklığını yaptık. Sivas, Maraş, Çorum ve Gazi katliamları buna örnektir.

Tüm bu katliamlar bu ülkede Türk-İslam Sünni anlayışına tabi tutuma adı altında farklı etnikleri yok sayma, dönem dönemde şiddetli politikalar devreye koyarak uygulamaktadır. Tarihte kısaca yaşananları anlatmaya çalıştım. Ancak Türk devletin resmi makamları halen Kürtlerle, Alevi-Kızılbaşlarla, Ermeni, Keldani ve Pontoslarla tarihsel yüzleşmeyi yapmış değildir.

Yahudi soykırımını yapan bir dönemin Alman devleti, daha sonraki yıllarda Almanya Başbakanı Willy Brand, ikinci dünya savaşı sırasında Varşova gettosunda ki Yahudilerin ayaklanmasını anmak için dikilen anıtın önünde diz çöktü. Almanya Naziler döneminde katledilen acı çektirilen Yahudilerden özür diledi. Bu özür Alman başbakanını küçültmedi aksi büyüttü ve tarihe mal oldu. insanlık adına diz çökmek kadar kıymetli hiçbir şey olamaz.

Ülkemize dönüp baktığımızda ise halen Ermeni soykırımı olarak kabul edilmezken diğer yanda Sivas’ta yakılan, Çorumda katledilen, Roboski, Ankara Gar katliamları ülkemiz de yaşanılan ve yaşatılan katlamalarla yüzleşmedi. Yüzleşmediği gibide katledilenler, mağdur olanlar suç işlemiş gibi suçlanılır durumdalar. Her bir döneme farklı isimlendirmeler yapılarak soykırımları adeta meşru zemine oturtturmaya çalışmaktadırlar.

Bu devlet zihniyet hep böyle sürdükçe adalet sağlanmayacağı gibi önümüzdeki dönemlerde de korkunç olayların bizi beklediğinin tedirginliklerini yaşama kaygısı insanı sarmaktadır. Yeni ötekileştirilen, yok sayılan inanç ve milletlerin başına yeni katliam ve zulümlerle karşı karıya olacaklardır.

Sonuç olarak ben iyimserliğimi korumak istiyorum; insanlık var oldukça mücadele hep devam edecek ve güzel günleri yaşana bilinir hale geleceğine olan inancımı belirtmek isterim. 24 Nisan’da acı çeken, zulüm gören bütün Ermenileri bir kez daha saygıyla anıyorum.

Umutla inançla özgür ve yaşanabilir gelecek güzel günlere…