Eski Turizm Ve Kültür Bakanı yazarımız Ertuğrul Günay: Türkiye için bir beka sorunu yok

Reklam!

 

 

 

ANKARA- ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ RÖPORTAJ; Eski Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay Gazeteci Arzella Bektaş’nın sorularını yanıtladı. Bu son seçimlerde sanırım iktidar iyice yoruldu, aslında bir nöbet değişikliği gerekiyor. Ama iktidar bu doğal demokratik süreci içine sindiremediğinden böyle keskin ve tehlikeli söyleme yöneldi. Ertuğrul Günay’la yaptığımız söyleşiyle başbaşa bırakıyoruz sizleri…

Siyasetçiler her seçim öncesi ve sonrası kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve ayırıcı bir üslup kullanılıyorlar. Bu üslup tercihinde hangi siyasi nedenler rol oynuyor, siyasiler neden bu dili tercih ediyor?

Türkiye 70 yıldır çok partili siyasal sistemi sürdürmeye çalışıyor. 1946’dan bu yana 20 genel seçim yaşadık, bir o kadar da yerel seçim. İlk kez 2015’den sonra siyasetin dili bu kadar gergin, suçlayıcı, ötekileştirici olmaya başladı. Geçmişte, 80 öncesi siyasetin en çatışmacı olduğu dönemlerde bile bu kadar ayrımcı, düşmanca bir dil kullanılmıyordu. Bu son seçimlerde sanırım iktidar iyice yoruldu, aslında bir nöbet değişikliği gerekiyor. Ama iktidar bu doğal demokratik süreci içine sindiremediğinden böyle keskin ve tehlikeli söyleme yöneldi.

 

AKP’nin 17 yıldır iktidarı bu seçimlerde muhalefetin hatırı sayılır bir tehdidiyle karşılaşır mı sizce?

Bugünkü muhalefetin iktidar için gerçek bir tehdit oluşturacağı söylenemez.  Şimdiye kadarki edilgen tutumları ortada. Ancak iktidarın önemli bir oy kaybı yaşayacağı da görülüyor.

Aslında 7 Haziran 2015’te de bu sonuç yaşandı ve muhalefet öngörüsüz ve cesaretsiz tutumuyla o sonuçları heba etti. O tarihten bu yana da iktidar yapay yöntemlerle konumunu korumakta direniyor.

AKP- MHP sürekli olarak bir ‘beka sorunu’ dile getiriyorlar, Türkiye’nin bir beka sorunu var mı, bu söylemin nedenleri nelerdir?

Türkiye için bir beka sorunu yok. Seçim, iktidar için önemli oy kaybı işaretleri verirse, iktidar için belki bir ‘beka’ sorunundan söz edilebilir. O da Türkiye’nin kaybı değil, hayrı olur.

İktidara gelen her partinin gündeminde o veya bu yöntemle Kürt sorununu çözmek var, sizce Kürt Sorunu çözüldü mü, HDP’nin sıkça dillendirdiği “Kürt sorunu çözmeyen çözülür” temasının Türkiye siyasal hayatındaki karşılığı nedir, siz neler düşünüyorsunuz bu konuda?

Türkiye’de çok parti var, ancak siyaset çoğulcu değil, çoğunlukçu. Demokrasilerde çoğunluk elbet önemlidir, ama her şey demek değildir. Azınlıkta olanların da hak ve hukukunun korunması esastır.

Devletin yapısı da siyaset gibi, çoğulcu değil, tekilci. Her şey tek-tip bir kalıba sokulmak isteniyor.  Oysa Türkiye farklı etnik ve inanç kümelerinden oluşuyor. Kürtler de bu kümelerin en büyüklerinden biri. Çoğulcu demokrasi ve hukuk devleti yapısı içinde bütün yurttaşların etnik ve inanç farklılıklarına bakılmaksızın hak ve özgürlüklerde eşit olması şart. Türkiye bu eşitliği hiçbir zaman tam anlamıyla sağlayamadı. İnkârcılık, görmezden gelme yahut seçim endeksli içselleştirilmemiş günübirlik politikalarla bugüne geldik. Tabii 80’den sonra PKK’nin şiddet siyaseti de, bu konuları demokrasi ve hukuk içinde çözüme kavuşturmak için uğraşan kesimlerin işini zorlaştırdı. Milliyetçi çevrelerin elini güçlendirdi. Hala da bu sarmalı kırabilmiş değiliz.

HDP birçok kente AKP-MHP Blokuna karşı aday çıkarmadı, bu HDP’nin kendisini kilit parti olarak gördüğünü gösteriyor, siz HDP’nin bu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1 Kasım 2015’de yeni bir seçime sürüklendiğimiz günlerden beri Türkiye’de siyaset, HDP’nin etkinliğini azaltmak, giderek yok etmek hedefinde kurgulandı. MHP’nin AKP’yle işbirliğinin temel nedeni bu. AKP de bu ittifaka muhtaç olduğu için bu eskimiş devlet politikalarına çaresizce teslim oldu ve geçmişini inkâr edercesine bu yolda kılıç sallıyor.

Bu durum karşısında HDP’nin, iktidarın gücünü ve kontrolsüz gidişini önleyecek, hiç olmazsa frenleyecek seçim tercihleri yapması son derece doğal görünüyor.

CHP-İYİ Partinin ittifakının yerel seçimlere yansıması nasıl olacak, bu iki partinin ittifakını muhalefetin demokratik mücadelesi açısından yeterli buluyor musunuz?

CHP’nin eski ve köklü bir parti olarak, 16 yıllık yıpranmış bir iktidar karşısında tek başına bir umut oluşturamaması -bu parti açısından- vahim bir durum. Ancak bu somut gerçeğin farkında olarak işbirliği arayışlarına girmiş görünüyorlar. Bu işbirliği (Millet İttifakı), halkın anlayacağı ve paylaşacağı bir ilkeler bildirgesine dayandırılmış olsa sanırım demokrasi için daha anlamlı olurdu. Sadece ‘iktidara karşı ittifak’ anlayışının beklenen sonucu verip vermeyeceğini ben de merak ediyorum.

CHP’nin Beyoğlu’nda ÖDP Genel başkanı Alper Taş’ı göstermesini nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Alper Taş’ın Beyoğlu adaylığını, ÖDP açısından bir özveri olarak görüyorum. Başarılı olmasını diliyorum. Ancak CHP’nin başka il ve ilçelerde öyle tercihleri var ki, onları anlamayı ve demokrasiye katacağı yarar açısından açıklamayı imkânsız görüyorum.

DSP bu seçimde ana muhalefete geleceğini, genel seçimlerde ise iktidara geleceğini açıklayarak iddialı bir çıkışa imza attı. Siz ne dersiniz DSP ana muhalefet partisi ve iktidar partisi olabilecek mi?

İçinde bulunduğumuz konjonktürde DSP’nin siyaseten önemli bir varlık gösterebileceğini sanmıyorum. Belki birkaç yerde adayların özelliklerinden kaynaklanan sınırlı sonuç elde edebilirler. Ama DSP’nin bu seçimde siyaseten önemli bir varlık göstermesi pek mümkün görünmüyor.

Eski AKP’li arkadaşlarınızın yeni bir parti kurmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, siz de yeni partide var mısınız?

Türkiye siyasetinde -iktidarda da, muhalefette de- bir tıkanma mevcut, bundan kaynaklanan yeni arayışlar var. Bu durum kararsız seçmen oranlarıyla yerel seçim anketlerine de yansıyor. Bu ortamda yeni siyaset, giderek yeni parti arayışları doğaldır. Önümüzdeki dönemde bu arayışların yoğunlaşacağını, daha somut, görünür hale geleceğini sanıyorum. Ancak yeni siyaset ve yeni parti, ‘bu alanda boşluk var’ diye heveslenen herkesin üstesinden gelebileceği bir iş değildir; hevesin yanı sıra birikim, deneyim, daha da önemlisi kararlılık ve tutarlılık isteyen zor bir iştir. Olup biteni elbette dikkatle takip ediyorum. Ancak basında dile düşen hiçbir girişimle meşgul değilim. Kendi payıma, Türkiye’nin yeni bir sağ ya da sol yaftayla yola çıkan bir partiye değil, gerçekten demokrat, çoğulcu, eşitlikçi, bilime, akla, ahlaka ve adalete inanan, gelişmeci, yenilikçi bir siyasal harekete ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Öyle bir oluşumu fikren ve fiilen desteklemeyi değerli bulurum. Yoksa boş işlere ayıracak ne zamanım, ne imkânım var.

31 Mart yerel seçimlerinde nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı düşünüyorsunuz, tahminleriniz nelerdir bu konuya ilişkin?

Sandığa giren oy gerçekten sayılabilse, çok yerde belediyelerin el değiştireceğini söyleyebilirim. Ancak yarışma koşulları eşit olmadığı gibi, sayımı ve sonuçları da adil olan bir seçim yaşayacağımızı kim söyleyebilir? Muhalefet mi?

Yerel seçimlerden sonra bir erken seçim ihtimali görüyor musunuz?

2014’ten bu yana, 5 yılda 7 seçim yaptık. Bir yenisini her zaman yapabiliriz. Bu emri vakilere direneceklerin treni -ne yazık ki- 7 Haziran istasyonunda kaçtı.

Belediyelerin başlattığı tanzim satışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha önce de yazıp söyledim. Tanzim satışları çare değildir. Üretime boş vermiş, özelleştirme, tüketim ve israfa teslim olmuş bir ekonomik çöküntünün çaresizliğidir.

Çare üretime önem vermektir; hukuka müdahaleden vazgeçerek iç ve dış yatırımcının önünü açmaktır. Huzura ve barışa ihtiyacı olan bir toplumda sürekli gerginlik, hasımlık, düşmanlık yaratırsanız ne üretimin bereketi olur, ne tüketimin tadı kalır.

Ötekilerin Gündemi olarak teşekkür ederiz…