Otobüs yolculuğunda konuştuğumuz ev işçisi kadınlar: Daha yola çıkmadan yoruluyoruz

 

 

 

ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ; Felç olma riskine karşı çalışma, mezarda emeklilik, ağır çalışma koşulları, stres, ekonomik kriz… Yeşilpınar’dan Göktürk’e giden 48Y otobüsünde ev işçileri ile çalışma ve yaşam koşullarını konuştuk.

Sabahın erken saatlerinde Gazi Mahallesi’nden, emekçilerin bindiği ancak orta ve üst sınıfların yaşadığı Göktürk’e giden 48Y hat numaralı otobüse yetişebilmek için yola koyuluyorum, telaşla. Bu hattı kullanan ev işçisi kadınlarla konuşmak amacım.

Aslında içlerinden biriyle çalıştığı evde bir gününü birlikte geçirmek istiyordum. Fakat işverenleri evlerinde yabancı birinin olmasını ya da çekim yapılmasını kabul etmeyince olmadı. Ben de otobüste röportaj yapmaya karar veriyorum.

Otobüse Yeşilpınar’dan bineceğim. Yeşilpınar’daki durağa vardığımda ev işçisi Sevgi’yi arıyorum, otobüsü kaçırmadığımdan emin olmak için; biraz gecikmeli kalktığını öğreniyorum. Bir süre sonra tıklım tıklım dolu otobüs, durağa yanaşıyor. Göktürk’teki liselere giden öğrencilerin, hizmet sektöründe çalışanların ve ev işçilerinin doldurduğu bir otobüs bu. En önde beni bekliyor Sevgi, otobüsün orta kısmında yolculuk eden ev işçilerinin yanına gidiyoruz. Sevgi, “Ekin, Ekmek ve Gül’den geldi, bizlerle röportaj yapmak istiyor” diye tanıtıyor beni.

BEDEN OLARAK BİTMİŞ DURUMDAYIM

Düşmemeye çalışırken bir yandan da kameramı hazırlıyorum. Otobüsteki diğer yolcular ise meraklı gözlerle bizi izliyor. Arife anlatmaya başlıyor: “13 yıldır ev emekçisiyim. Daha çok Göktürk’teki evlere gidiyorum. Sigorta girişim 9 yıl önce yapıldı. İki yıl ara var, işverenler sigorta yapmak istemedi. Artık haftanın 5 günü, tek bir eve gittiğim için tam sigorta yapılıyor. Bazen hafta sonları başka evlere de gidiyorum…”

Arife bir gününü şöyle anlatıyor: “Sabah kalkıyorum. Evi bir derleyip toparlıyorum. Ondan sonra otobüse koşuyorum. Otobüsten inice hayat maratonu başlıyor. İlk etapta evin genel toparlanması, çamaşır, bulaşık, ütü, yemek, kalan zamanda da çocuk geliyor. Çocukla ilgileniyorum…” Geçmişte yaptığı işi beğenmeyen, “leke kalmış, bu olmamış, yeniden yap” diyenlerle çok karşılaştığını, ama şimdiki patronlarının iyi olduğunu söylüyor.

Bu şartlarda emekli olana kadar çalışmayı hayal edemiyor Arife; “Artık biz bittik, erkeklerde demir çekme, inşaat işi, bizde de ev işleri aynı… Bu ağır şartlarda emekli olana kadar çalışmayı gerçekten düşünemiyorum, çünkü beden olarak gerçekten çalışamaz duruma geldim. Emeğimizin karşılığını da alamıyoruz…”

‘PAHALILIKTAN BU SENEKİ KADAR BIKMADIM’

Gülfer, 25 senedir yapıyor bu işi. Yetim aylığı aldığı için sigorta yaptırmamış hiç. İki oğlu var. Uzun yıllar haftanın 7 günü çalışmış, şimdi 5 gün çalışıyor. “Çalışıyoruz ama eve gidince bütün eklemler ağrıyor, artık vücut kaldırmıyor” diyor.

Birgül, “Boyun fıtığı, bel fıtığı, sinir sıkışması, boyunda arı, eklemlerde ağrı… Hepsini yaşıyoruz” diye araya giriyor.

Devam ediyor Gülfer; “Seçeneğimiz var mı, şu an da tek kişinin çalışmasıyla geçim çok zor. Karı koca çalışacak ki geçinilebilsin. Kiraları, hayat şartlarını görüyoruz. 54 yaşımdayım, bu seneki kadar hayat şartlarından, pahalılıktan bıkmadım. Bu zamana kadar fiyatları araştırmazken, bu sene fiyatları araştırıyorum. Soğanı, patatesi her şeyi bu sene çok pahalı. Kendim için bir şey istemiyorum, Allah gençlerimize yardım etsin. Gençlerimiz 2 bin lira para alıyor, nasıl geçinecekler? Emekli maaşı da çok düşük. Emekli olan bir insan niye çalışsın yoksa, evinde oturmak ister.”

İŞİ YOLUNDA GİTMESE STRESİ BİZDEN ÇIKIYOR
Birgül’e dönüyorum. Haftanın beş buçuk günü temizliğe gittiğini, asgari ücret söylüyor. Son dönemde tanıdığı bir çok kadının ev işlerine gitmeye başladığını belirterek, “Kimse keyfine gitmez, herkes evinin işini yapmayı düşünür. Eskiden kadınlar evde oturuyordu, şimdi çalışıyor ama yine de yetmiyor. 50-60 yaş üstü insanlar dinlenmesi, torun bakması gerekirken çalışıyorlar. Hükümetin sonucu bu… Birkaç yıldır daha yoğun ve stres altında çalışıyoruz. Psikolojisi bozuk insanların, herkes sinir hastası, depresyonda. İşverenler de öyle, bir işi yolunda gitmedi mi stresini sizden çıkarabiliyor” diyor.
ETİ BIRAK OTU BİLE YİYEMEZ OLDUK

Bütün ihtiyaçlardan kısmaktan bıkmış artık Birgül. “Sağlıktan kısıyoruz, gezmemizden kısıyoruz. Tiyatro, sinema bunlar hayal. Yemeğe çıkalım, şuraya buraya gidelim öyle şeylerimiz yok. Kıyafet hayal. Üzerimizdeki iş üniforması gibi oldu. Eti görmüyorduk zaten de şimdi otu bile yiyemez olduk. Bir pazara gidip 50 lira ile çok şey alabiliyorduk, şimdi hiçbir şey alamıyorsun. Her şey gıdım gıdım. Ne yiyeceksin? Elektrik, su her şey pahalı. 45 yaşıma girdim bu zamana kadar böyle şartlar görmedim.”

ÇÖZÜM VAR DA TEK BAŞINA OLMUYOR 
“Peki, bu hep böyle mi gidecek? Nasıl değişecek bu durum?” diye soruyorum, “İnsanların kafası değişmediği sürece, değişmez. Biz onlara oy verdiğimiz sürece onlar gelip bize bunu yapacaklar. Bu kadar basit. Çözümü var da tek başına olmuyor, birlikte. Sen, ben dediğimiz, ayrımcılık yaptığımız için de oluyor bütün bunlar. Tutmuşuz bir parti, bizim hayatımızı kolaylaştırmaları gerekirken, zorlaştırıyorlar” diye yanıtlıyor.
Yerel seçimleri sorunca, “Ekonomik koşulların düzelmesini, maaşların artmasını istiyorum. Her şey ucuzlasın, insanlar için yaşamı kolaylaştırsınlar” diyor. En büyük şikayetlerinden biri de yeşil alan olmaması; “Çocuklarımız yeşil bir alan göremiyor, toprakta oynayamıyor, her şey beton. Dışarıyı göstererek bak bir tek çiçek yok, eskiden vardı. Eskiden camı açınca temiz hava girerdi, şimdi inşaat tozları soluyoruz. Artık o da yok yani…”
YAPTIM AMA BEL FITIĞI, BOYUN FITIĞI HER ŞEY VAR

Biz konuşurken, otobüse binen bir ev işçisi daha yanımıza yaklaşıyor. “Röportaj yapıyoruz” diyor Sevgi, tanıştıklarını anlıyorum. Adı Fatma. 19 yıl önce eşi rahatsızlanınca çalışmaya başlamış Fatma. “Üç çocuğum vardı, zordu. Kızım 2 yaşındaydı, şimdi 21 yaşında. Babasına bıraktım, eltime bıraktım öyle çalıştım. Büyüdüler, okudular… Bazen geriye dönüp bakınca nasıl yapmışım diyorum. Yaptım ama bel fıtığı, boyun fıtığı her şey var. Felç riskiyle çalışıyorum, çalışmak zorundayım…”
2006’dan beri sigortalı çalışıyor Fatma, emeklilik için “Hedef 2026!” diyor heyecanla, “Allah sağlık verirse, çalışabilirsem” diye ekliyor ardından.
Fatma da ister kendi evinde ister başkalarının evinde ev işi yapan tüm kadınlar gibi ev işlerinin nankör olduğunu düşünüyor. “Kendini göstermiyor” diyor, “Bugün yapıp bırakıyorsun, yarın gidiyorsun yine aynı. Günlerim hep yoğun geçiyor.” Nefes almaya zaman yaratmaya çalışıyormuş gün içinde “İşveren müdahale etse de ben karşı çıkıyorum” diyor gülerek.

HAYAL KURMAK DA SİNEMAYA GİTMEK DE LÜKS OLMAMALI

Fatma’yla sohbet de haliyle geçim derdine geliyor: “1987 yılında evlendim. Eşimin ağabeyi ve ailesiyle 7 sene beraber oturduk. Eşim ve ağabeyi çalışıyordu. Evde 10 kişiydik, fazla fazla yetiyordu. Evimiz gecekonduydu, iki kişinin parasıyla ev bile yaptık. Ama şimdi tek ailede iki kişi çalışsa bile yetmiyor. Bazı erkekler iki işte çalışıyor. Her gün zam geliyor her şeye. Sabahtan akşama kadar çalıştığımız para ile bir file dolduramıyoruz. Devlet asgari ücret zammı verdi ama kaşıkla veriyor, kepçeyle alıyor. Biz çalışıyoruz 15-20 sene emekli olamıyoruz, 5 sene vekillik yapan emekli oluyor. Haksızlık değil mi! Asgari ücrete gelince kavgayla dövüşle, kendi maaşlarına sessiz sedasız zam yapıyorlar. Bakın daha işe gitmeden, yollarda yoruluyoruz, işte yoruluyoruz, dönerken yoruluyoruz… Değişmesini istiyorum!”
Hayattan büyük beklentileri yok Fatma’nın. “Çocuklarım okudu, hayırlısıyla işe girsinler, emekli olur kimseye de muhtaç olmazsam yeter” diyor. “Bırak hayal kurmayı bir sinemaya gitmek, bir kahve içmek bile lüks. Lüks değil aslında ihtiyaç ama bu şartlarda lüks geliyor. Bir dışarı çıkmak 100 lira. Paran olmayınca otobüse bile almıyorlar, akbilinde para yoksa ‘Yetersiz bakiye’ diye bağırıyor… Hayat çok zor” diyor Fatma ve o da farkında “Ancak birleşirsek bu zorlukların içinden çıkabiliriz…”

‘EMEKLİLİK HAYAL, MEZARA ATM KOYARLAR ÇEKERİZ’
Otobüs yavaş yavaş boşalıyor, öğrenciler iniyor, bazı ev işçileri iniyor. Arkada oturanlara doğru yöneliyorum. 10 senedir aşçılık yapan Hanife de daha önce ev işçiliği yapmış. Asgari ücretin biraz üstünde alıyor. “Bulaşıkçı olarak başladığım işte aşçı oldum. Kadın kendini yetiştirmeli” diyor.
Ağır işyükü nedeniyle “çabucak yaşlandığını” söylüyor Hanife, “Çocuğu koyacak yer bulamıyorsun, günlük sigortasız işlerde çalışıyorsun. Ancak devlet bakım yeri verse insanlar meslek sahibi de olur.” Emeklilik ona çok uzak geliyor. “Ölene kadar çalışacağız herhalde. Mezara ATM koyarlar çekeriz artık” diyor.

SİGORTAMIZ YOK, KEŞKE SAĞLIK SİGORTASI OLSAYDI

İsmini vermek isteyen bir ev işçisi, en çok sigortasız çalışmaktan şikayet ediyor. “Altı senedir çalışıyorum. Haftanın dört günü gidiyorum, onun dışında gidemiyorum, çünkü çocuklarla ilgilenmek zorundayım. Üç çocuğum var. Kirada oturuyorum, yetmiyor. Eşim inşaat işçisi, iş bulamıyor. İkimiz de günlük çalışıyoruz, sigortasız. Hep ‘Keşke sağlık sigortası olsa’ diyorum. Geçen çocuğum hastalandı, hastaneye gittik sigortamız yok, bir sürü para çıktı.”
İşten gelince evdeki hiçbir şeye yetişemediğini anlatıyor: “Geldiğimde sadece yemek yapıp çocukları doyurmayı düşünüyorum. Çocukların okulla ilgili işleri oluyor, onlara yetişebiliyorum. Kendi evimin işini ancak hafta sonu yapıyorum.”

ORTAK BİR ÇÖZÜM YOLUNDA BULUŞMALIYIZ
Sevgi PEKGÖZ ATMACA
Ev İşçisi / ALİBEYKÖY 

Ben eşimin karısı, çocuklarımın annesi, evin hizmetçisi, mutfağın aşçısı ve evin muhasebecisiyim. Yaşanılan bu ağır kriz ortamında hesapları tutturmak için sırtına semer vurulmuş karakaçan gibi dörtnala koşmaktayım. Kriz yok deyip sarayında sefa süren bir iktidar için bizim sorunlarımız dile bile getirilmez.
Ailece çalışıyoruz, aldığımız asgari ücretin biraz üstü. Çocukların aldığı yol, yemek kendilerine yetmiyor. Eşim uzun süredir işsiz olduğu için emekli aylığının bir kısmı icraya kesiliyor, kalanıyla kendi ihtiyaçlarını gideriyor.
Gelelim eskilerin deyimiyle ‘evin kaşık düşmanına!’ Biz kadınlar şu an hayatın en büyük yükünü taşımaktayız. Zengin evlerine temizliğe gidiyorum. Sabah erken kalk, çocukları kaldır, yatakları topla, otobüsü kaçırma, hıncahınç dolu otobüste trafikle cebelleş, akşama kadar sil, süpür, topla ve aldığın üç kuruş da kira ve faturalara gitsin. Bitti işte! Kriz yok, dolar düştü denirken bir türlü düşmeyen market fiyatları. İktidar resmen vatandaşla alay ediyor.
Hayatın tüm yükü biz kadınların omuzlarına bu denli yüklenmişken ne yapmalıyız? Öncelikle şunu bilmeliyiz, bu bizim ortak sorunumuz, birlik olmalıyız. Bu zor hayat şartlarına karşı ne yapmamız gerektiğine, nasıl bir yol çizersek hayatımızın rahata ereceğine dair ortak bir çözüm yolunda buluşmalıyız. Hakkımız olan insanca yaşanabilecek ücrete, güvenceli çalışma koşullarına nasıl kavuşuruz karar verip, birlik olmalıyız.