TKH İzmir B. Belediye Başkan Adayı Deniz Tütmez Yazarımız Özlem Armen’nin Sorularını Yanıtladı

Reklam!

İZMİR-ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ RÖPORTAJ:TKH İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aday Deniz Tütmez sitemizin yazarı Özlem Armen’in sorularını yanıtladı.

-Sizi tanıyabilir miyiz, Deniz Tütmez kimdir?

1995 yılında Dersim’de doğdum. 2001 yılından beri ise İzmir’de yaşıyorum. Sosyalizm mücadelesi ile lise yıllarımda tanıştım. Türkiye Komünist Partisi üyesi oldum. 2015 yılından itibaren ise Türkiye Komünist Partisi’nin üç parçaya ayrışmasıyla birlikte Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ile örgütlü mücadelemi sürdürdüm. İlk gençlik dönemlerinden beri türlü işlerde çalıştım. İnşaat, kafe-bar, kütüphane gibi bir dizi işte çalıştım. Şu anda da Ege Üniversitesi Felsefe bölümünde öğrenim görmeye devam ediyorum.

-Alışılmışlıktan uzak üniversiteli genç bir adaysınız toplumdaki karşılığı size nasıl yansımakta?

Bu düzen, gençliği siyasetin dışında bırakmaya çabalıyor. Özellikle 1980 sonrası devlet eliyle başlatılan depolitizasyon süreciyle birlikte yaratmak istedikleri apolitik, memleket sorunlarıyla ilgilenmeyen bir gençlik tipolojisiydi. Bu yüzden sürekli siyaset yapmak, mücadele etmek için negatif bir algı yaratıldı. Buna karşı, gençlik sözünü söyleyecek, siyasal mücadelede yerini en güçlü şekilde alacak diyoruz.

Yaptığımız iş genel itibariyle takdir ediliyor. Büyükşehir adaylığı için ilk kez bir üniversite öğrencisi aday oldu. Bu insanlarda bir yandan şaşkınlık yaratırken büyük oranda da mutlu ediyor. Çünkü memleket o kadar karanlık bir tablo içerisinde ve umutsuzluk içerisinde ki, gençliğin iradesi insanlarda geleceğe dönük umut yaratıyor. Biz de bu umudu büyütmeye çabalıyoruz.

-Gençliğe yönelik yerel yönetimlerde projelendirmeleriniz nelerdir?

Bizim gençliğe de, kadınlara da, engellilere de ve diğer tüm kimlik ve insanlara da dönük projelerimiz genel olarak programımızdan ayrıksı bir yan taşımıyor. Yani bugün gençliğin problemleri de, kadınların da, engellilerin de, rantsal dönüşümle kentin dışına itilen yoksulların da, doğanın talan edilmesinin de kökünde bu düzen vardır. Çünkü bu düzen, insanca bir yaşamı değil, daha fazla kar hırsını ve sömürüyü ifade ediyor. Dolayısıyla bu ilişki ortadan kalkmadıkça, sorunların çözümü de o kadar güçleşiyor. Projeler diye ”sihirli değnekler” ile gezen düzen aktörleri göz göre göre halka yalan söylüyorlar. Gençliğe de, ”işsizliği azaltacağız, istihdamı arttıracağız” diye hikaye anlatılıyor. Oysa bu düzen işsizlik üretmek zorunda. Kimse işsizliğin yasaklandığı bir düzenden söz etmiyor. Biz işsizliğin zeminini ortadan kaldıracağız. Gençlik bizim toplumcu yerel yönetim anlayışımızın en temel öznelerinden birisi olarak yerini alıyor.

-Gençlerimiz eğitimlerini bitirdikten sonraki süreçte yaşadığı güçlükler karşısında hayal kırıklıklarını yaşamakta, onları psikolojik olarak olumsuz etkilemekte. Sizce bunun altında yatan nedenler nelerdir?

Dediğim gibi kapitalizm sürekli işsizlik üretmek zorunda. Çünkü patronlar her zaman toplumun bir bölümünü işsizliğe, açlığa mahkum ederek yönetebiliyorlar. İşçi koşullarına itiraz ettiğinde, dışarıda onun yerine çalışabilecek milyonların olması patronun elinde bir silaha dönüşüyor. Yedek sanayi ordusu yaratarak, toplumun eşitsizliğini daha fazla büyüterek, adaletsiz bir düzen yaratıyorlar. Üniversiteler de bugün bilimsel bilgi üretmek, bilimsel alanlarda uzmanlaşan gençler yaratmak görevinden ziyade ”işsizliği ötelemeye” yarıyor. Aslında işsiz kalacak ya da sömürü düzeninin üretim mekanizmalarına doğrudan katılacak olan gençler, 4-5 yıl daha işsizliğini ertelemiş oluyor. Ayrıca bu şekilde öyle veya böyle kalifiye ucuz emek gücü yaratılmış oluyor. En ücra yerlere üniversiteler açarak, o bölgeye sermaye akışını da sağlamış oluyorlar.

Dolayısıyla, bu düzende okullar ucuz emek gücü yaratmak için var. Yine dolayısıyla bu düzen değişmeden işsizlik ve yoksulluk ortadan kalkmaz. Bu da, uyuşturucu, yozlaşma-çürüme, intihar gibi toplumsal vakalara zemin hazırlıyor. Bu düzen gençliği öldürüyor.

-Bir toplumun en dinamiği Gençliktir, Genç nüfusun topluma hazırlamak için ne gibi projeleriniz var?

Evet gençlik dinamizm demektir. Gençlik zaten topluma hazır bir vaziyette ama toplum bugün değil sadece gençliği, tüm emekçiler için yaşanmaz bir halde. Topluma gençliği hazırlamak için, toplumsal bir dönüşüm gerekiyor. Bunun için bugünden yapılacaklar elbette var. Gençlik yalnızca tüketmeye mahkum kılınıyor. Sorgulamayan, üretmeyen, düşünmeyen, yaşamla mücadele etmeyen bir gençlik yaratılıyor. Biz bugünden buna karşı üretimler ortaya koyuyoruz ve bunu büyütmek istiyoruz.

”Türkiye’de insanlara, özellikle sizin gibi genç insanlara çok iyi yaşama koşullarının hazırlanabileceği ortam. Eğer ortam hazırlanmazsa siz orada ne olursunuz biliyor musunuz? Bir dinamizmle gangster olursunuz. Kabadayılık hastalığına tutulur, hapishanelere düşersiniz, 20 sene, 30 sene, kiminiz ölür, kiminiz kurşunlara dizilir, kiminiz bir kadına hasta olur, orada, bilmem genelevin önünde, barın önünde vurulur. Kiminiz esrar kaçakçısı, kiminiz sigara kaçakçısı olarak kaldırımlarda ölürsünüz. Yok! Bir tek kurtuluş var: Devrim!” Yılmaz Güney, gençliğe seslenirken böyle diyordu. Ve her zaman aklımın bir köşesinde bu sözler durur. Özellikle bugün çekilen filmler, diziler, yapılan müziklerle böyle bir kültürsüzlüğe sürükleniyor gençlik. Şiddete, lümpenliğe yönlendiriliyor. Hepsi de yoksul mahallelerimizin emekçi, yoksul çocukları. Gençlik, kuracağımız Halk Kültür Evleri’nde bilimle, kültürle, sanatla, sporla tanışacak, kendini geliştirecek.

-Mezun olduğu üniversitelerden aldıkları diplomalar iş bulamayıp intihar eden gençlerimiz var bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu konuda her gün haberler okuyoruz. İçimiz acıyor. Hepsi bizim yaşıtlarımız gençler. Bu çürümüş düzen, gençliğe yaşama fırsatı tanımıyor. Bu namussuzluktur, insanlık dışıdır. Öfkemiz her geçen gün bu anlamıyla büyüyor. Kavga sebeplerimiz her geçen gün birikiyor. İntihar gibi bir seçeneksizliğe itiliyor. Bu çok zor bir başlık. Gençlik, seçeneğini kendi elleriyle yaratmak zorunda. Kavgayı bilenerek yükseltmek zorunda. Diplomaları batsın, gençlik yaşasın diyoruz. İzmir’de, yaşadığımız yerde, yanı başımızda, Çiğli’de; İbrahim Yeşilbağ arkadaşımız atanamadığı için intihar ettiğinde cebinden yalnızca 6 lira çıkmıştı. O 6 lira aklımdan çıkmıyor. 6 lira. 6 lira etmez egemenlerin ciğeri.

Türkiye için büyük ve önemli bir kent olan İzmir Kentini yönetmeye aday olmuşsunuz, ne gibi zorluklar sizi bekliyor?

Çok büyük zorluklar elbette bekliyor ama kendimize güvenimiz çok. Zorluklar var çünkü bizim arkamızda düzen partilerinde olduğu gibi para babaları, müteahhitler, devletin aygıtları, imkanları, maddi olanakları, emperyalist şirketler yok. AKP-MHP faşist koalisyona biat edecek yanımız da yok.İzmir gibi patronların avuçlarını kaşıdığı bir kentte pastayı bölüşeceğimiz betoncular yok. İyi ki de yok. Olması da bizim varlık sebebimize aykırı olurdu.

Bu anlamıyla bizim arkamızdan ziyade yanımızda yalnızca İzmir’de birikimine güvendiğimiz aydınlık bir toplumsallık var. Emperyalist işgale karşı sıkılan ilk kurşun var. Emekçiler, gençler, kadınlar var. Öncelikle buna güveniyoruz. Sonrası kolay. Ne yaparsak bilim insanları ile, sendikaları, meslek odaları, üniversiteleri ile birlikte yapacağız. Ne karar alırsak halkla birlikte, halk için alacağız. Dolayısıyla, örgütlü, kolektif bir anlayışla her zorluğun üstesinden gelinebileceğini düşünüyoruz.

Alışagelmiş CHP vb. gibi partilerin dışında kimse büyük şehirleri yönetemez algısı var sizce doğru mu?

CHP yönetmiyor, yönetemiyor. AKP’den bir fazla, bir eksik. Kentsel dönüşüme, özelleştirmeye, ihaleciliğe, betonculuğa, ranta karşı değiller. Bazen bunun light halini bazen de AKP’yi aratmayacak şekilde yapıyorlar. Yönetmekse, Komünistler belediyeleri çok daha iyi yönetir. Bunun küçük ölçekli ama kıymetli bir örneği Ovacık’ta gösterildi. Bu İzmir’de de mümkündür.

Düzen partileri bugün aynılaşmış durumdalar. Rantçılar rantçılar ile yarıştırılıyor, sağcılık sağcılık ile yarıştırılıyor. Bu bir yandan karmaşık bir durum yaratıyorken diğer yandan aslında ”aynıların aynı yere” doğru kaydığı bir tablo yaratıyor. Bugün bu belediye seçimlerinde bu anlamıyla düzen partilerinin hiçbirinin birbirinden temelden bir farkı bulunmuyor. Yalnızca komünistlerin ortaya koyduğu farklar var. Bu farklar ile belediyeleri çok daha iyi yönetiriz.

İhaleleri yasaklayacağız. Özelleştirmeleri, peşkeş çekmeleri ortadan kaldıracağız. Üretilenleri doğrudan emekçilere ulaştırdığımız Halk Birlikleri kuracağız. En aşağıdan yukarıya kadar örgütlü bir katılım mekanizması yaratacağız. Kadınların ev içi emeğini kamu hizmeti sayacak, her yerde aşevleri, hasta ve yaşlı bakımevleri, kreşler kurarak kadının toplumsal yaşamın doğrudan parçası haline gelmesini sağlayacağız. Planlama merkezleri kurarak, daha fazla kar için değil, emekçilerin çıkarları için planlamalar yaparak ilerleyeceğiz. Böyle yönetemeyeceksiniz de, ihaleler ile, rant ile, taşeronlar ile mi yöneteceksiniz?

Emek cephesi açısından önemli bir şehrimizdir, seçim çalışmalarında işçilerin yaklaşımı nasıldır?

İşçilerin yaklaşımı bu noktada değişkenlik gösteriyor. Ama herkesin söze başlarken işsizlik ve yoksulluktan söz etmesi bir şeyi gösteriyor. Bir kriz içerisindeyiz ve seçimlerden sonra bu kriz daha da derinleşecek. Dolayısıyla bizim programımız, söylediğimiz söz, kurmak istediğimiz yaşam tam da burada işçi sınıfının nihai kurtuluşuna dönük. Dolayısıyla işçilerden, emekçilerden karşılığı çokça buluyor. Bulamadığı noktalar elbette var. Bugün düzen siyaseti milyonlarca lira harcayarak tüm araçları ile emekçilerin kafasını bulandırıyor, kendi sınıfının siyaseti yerine patronların partilerine yöneliyor. Biz bununla da kavga ediyor, emekçileri aydınlatmaya çalışıyoruz.  İzmir’de yaşayan işçiler, emekçiler seçeneksiz değil, bunu göstereceğiz. Seçimlerin kazananı bugünden bellidir, patronlar, yağmacılar, betoncular. Biz de kazanacağız diyoruz. Ama oy hesabıyla değil, geleceği kazanacağız diyoruz. Bize verilen tüm oylar da bu memleketin aydınlık geleceğine taşınan bir tuğladır diyoruz. Bu elbette karşılığını hemen bugün bulmasa da, bugünden yarını inşa ediyoruz. Son sözü işçi sınıfı söylecek.

Dersim de “Söz, Yetki ve Karar Halka” şiarı İzmir’e yansıması nasıl?

Ovacık’ta filizlenen umudun kendisi bugün Dersim’in tümüne yayılmaya çalışılıyor. Biz Bağımsız Komünist Adaylar olarak burayı destekliyor, bu şiarın Dersim’de büyümesini çokça istiyoruz. Aynı şekilde İzmir’e yansıması aslında tüm memlekete yansımasından bağımsız değil. Sokaktaki vatandaş, ”Ne güzel şeyler yapılıyor orada” diyebiliyor. Bu çok kıymetli. Söz, yetki ve kararın halka verilmesini İzmir’de de meydanlarda, mahallelerde, her köşe başında anlatıyoruz. İzmir’de bile umut yaratan bu emeği büyütmeye çabalıyoruz.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Tüm bu söylediklerimiz çerçevesinde en başta oy istiyoruz. Verilecek oylar boşa gidecek diye emekçi halkımız tereddüt etmemeli. Açık söylüyoruz. Esas bu zamana kadar düzen partilerine verilen oylar boşa gitmiştir. Emekçilerin hayatında ne değişmiştir bu oylarla? Hiçbir şey. Ama Bağımsız Komünist Adaylara verilen oylar, köklü bir değişimin bugünkü sesidir. Bu sesi büyütmek istiyoruz. Ve yalnızca oy değil, omuz istiyoruz. Örgütlü bir halk ile bu yağma düzenini değiştirmek istiyoruz. Bu yüzden örgütlenmeye davet ediyoruz.

Ötekilerin gündemi olarak teşekkür ederiz