Yazar Veysi Ülgen “Taşlara kazılı yanık Aşklar” şiir kitabı çıktı

Reklam!

 

 

 

DİYARBAKIR-ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ RÖPORTAJ; Yazar Veysi Ülgen , Taşlara Kazılı Yanık Aşklar şiir kitabı ve Kevirén Şewitî romanına ilişkin  Gazeteci Hamza Özkan’ın sorularını yanıtladı;

-Söyleşimize sizi tanıyarak başlamak istiyoruz,  Yazar  Veysi Ülgen kimdir, neler yapar, nasıl bir hayat görüşünü benimser, evrenle ve insanla nasıl bir ilişki içindedir?

 

İnsanın uygarlıkla ilk tanıştığı, dünyanın hem en eski ve hem de en belalı coğrafyasın da, kendini korumaya çalışan biriyim. Peki, ben kimim? Can çekişen feodalizmin son dönemin de, din ve feodal değerlerin baskısı altın da,  yoksulluk ve baskılar altında büyüyen, çarpık kapitalist ilişkiler ve sosyalist fikirlerle ergenlik çağın da tanışan biriyim. Altı yaşında bana ait ve doğal olanın aslında düzen için yasak olduğunu acı ile öğrenen biriyim.  Bizim gibi çocuklara ‘okuyup adam olma’ anlayışının dayatıldığı bir yörenin çocuğuyum. Bu sebepten ilköğretimden lise sona kadar sürekli ders çalışma zorunluluğunu hisseden biriyim. Ders çalışmanın yanın da kısmen çocuk yaşta tarım işçisiyim.  Nihayet bize kurtuluş yolu olarak gösterilen yolda liseyi birincilikle bitiren bir öğrenci olarak Kulp Lisesinden Tıp fakültesine geçmişim. Tıp öğrenciliği ve sonrasında hekimlik mesleğinin aslında kurtuluş olmadığını, paradan daha önemli şeylerin olduğunu öğrenen biriyim. Yaşadığımız coğrafyaya kadersiz diyenler de var. Kaderimi taşlaşmış Karacadağ lavlarının kaderi gibi görüyorum. Ki lavların katılaşmasıyla oluşan zamana ve doğaya oldukça dayanıklı taşlar gibi kendimi o lavlar kadar akıcı ve eski,  o taşlar kadar dayanıklı olarak hissediyorum.   Evrenle ilişkim bir şeyler üretmek, zamanla ilişkim direnmek, toplumla ilişkim uyumsuzluk, düzen ile ilişkim kavga,  insanlarla ilişkim ortaklaşma, duygudaşlık kurma olarak kendimi tanımlayabilirim.

Bir şair olarak dil sizin için nasıl bir anlam taşıyor ve özelinde şiir sizin için ne ifade ediyor?

Dil benim için şiir de duyguların ifade biçimidir. Şiir benim için duygunun, sevginin, öfkenin, inancın, kavganın en samimi ve en açık anlatımıdır.  Duygu olmadan şiir yazılmaz. En azından benim için böyledir. Sanatın toplumsal olana ait tarafını romanlar da ifade etmeyi daha çok tercih ederim.

– Şiir yazmak nasıl bir süreç, hangi aşamalarda geçiyorsunuz?

Benim için roman yazmanın bir süreci var. Ama şiir yazmanın bir süreci yok. İlk şiirimi Ortaokul 2 de yazdığım bir dörtlüktü. Türkçe dersinde hocamızın bizi serbest bıraktığı bir anda duygularımı defter yazmıştım. Önümde oturan sınıfın en güzel kızı defterden o yaprağı yırtıp şiir aldı ve o soğuktan tir tir titrediğimiz, karlı kış gününde tüm sınıfa alaycı bir şekilde okuması bende yarattığı sarsıcı etkiden dolayı uzun yıllar yazdıklarımı kimseyle paylaşamadım. Ve çoğunu yırtıp attım. Fiili meşru sendikal mücadele döneminde otobüs ya da tren yolculukların da yolda şiir yazmak benim için iyi bir yol arkadaşlığıydı. Bir kısım ajandalar da kaldığı için kurtuldu. Ama çoğu kayıplara karıştı. Son şiir kitabı da –  biri hariç –  2017/2018 döneminde o anda duygulandığım ve yazdığım şiirlerdir. Yine yazdığım şiirleri talih hariç bir daha dokunmamayı tercih ederim.

-Ana dilinizde şiir ve Roman yazmak nasıl bir süreç neler hissettiriyor size, Türkçe şiir yazmayla kıyasladığınızda ne tür farklılıklar var, iki dil ile şiir ve roman yazabilmek nasıl bir deneyim?

Büyüdüğüm dönem öncesi ve sonrası dâhil 12 Eylül darbe dönemine denk geldiği için Kürtçe yazmak mümkün değildi. Hayatımızı Türkçe olarak sürdürdüğümüz için şiirlerimizi, öykülerimizi bu dilde yazmak zorunda kaldık. Ama Kürtçe’den hiç kopmadım.  Hala yaşantımızı sürdürmemiz için bu dille yazma ihtiyacını sürdürüyoruz. Anadilimiz üzerinde 1940 lığ yıllar ya da 12 Eylül dönemi gibi kaba ve açık bir yasak elbette yok. Ama daha ince gizli bir yasak var diyebilirim. .Yazdıklarımız kitlelere ulaşamıyor. İnsanlar Kürtçe alfabeye, Kürtçeye okuma yazmaya çok yabancı. Siyasi nendeler de çabası. Kürtçe romanımı evinde bulundurmaya çekinenler var. Okumak isteyenler de zaman ve dil sıkıntısı çekiyor. Romanları Kürtçe yazmaya karar verdim. Ama şiir ve diğer serbest yazıları Türkçe yazmaya devam edeceğim. Sonuçta iki dilli bir yazar olabilmenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.  Esasen her dilde yazmak isterim. Bu anlamda örnek bir yazar olmak istiyorum.

-Yayınlanan Kevırên Şewitî,  Taşlara kazılı yanık Aşklar kitaplarınızın temaları neler, okuyucuya neler anlatıyorsunuz, kitaplarınız nasıl bir sanat anlayışı ile yazıldı?

Yukarı da çok dilli bir yazar olmaya çalıştığımı belirttim. Esasen benim dil gibi edebiyat tarzı ve şekliyle ilgili kendimi bir kalıba koyan biri değilim. Ben hem araştırma kitabı, hem hikâye, hem roman, hem şiir kitabı yazdım. Romanları iki dilde yazdım. Yazdıklarımın birbirine yakın olan tek şey yakın tarihle ilgili duyarlılığımdır. Gerçekten ben yakın ve canlı tarihi yazdım.

-Türkiye ve şiir kavramlarını aynı anda kullandığımızda aslında tek bir şiirden bahsedemiyoruz. Bu topraklarda yaşayan pek çok halkın şiirinden de bahsetmek gerekiyor. Kürtçe şiirler yazan biri olarak Türkiye’de şiir ve Kürt şiiri hakkında neler söylersiniz?

Bu dönem popüler kültür de şiirin geri plana itildiğini üzülerek izlemekteyiz.  Şiirin bu ülkede özgür olmadığını ve olanların da hak ettiği ilgiyi görmediğini söyleyebilirim. Özelikle genç ve tanınmayan şairlerin hakkının çokça yenildiğini üzülerek izliyorum.  Popüler kültür ve sansür (otosansür) bu ülke de şirin gelişimine büyük engeldir.  Ben de bu şartlar da akıntıya karşı kürek çekerek şiir yazıyorum.

– Hep şiirlerinizden söz ettik ama ‘Kevirên Şewitî ‘kitabınız roman olarak raflardaki yerini aldı. Roman yazmaya sizi iten ne oldu, romanın sizdeki yeri nedir?

Kevirên Şewitî yayınlanan dördüncü romanımdır. Yıllar önce beni roman yazmaya iten duygularımı ifade etmekti.  ‘Kevirên Şewitî’ yazım tarzı, ifade biçimi, mekân ve dil olarak Kürt romancılığın da özgün bir örnek olarak tarihteki yerini aldığını düşünüyorum. Bu roman abluka döneminde Sur için de bir eski avluda sürdürülmeye çalışılan bir yaşamın ve kentin romanıdır. Kürtçe üzerinde baskı ve günümüzün dil gerçekliği göz önüne alındığında yeterli ilgiyi gördüğünü söyleyebilirim. Gerçekten şu ana kadar en çok ilgi gösterilen romanım diyebilirim.  Tabii ki Kürt edebiyatı geliştikçe bu roman da daha çok ilgi görecektir.

-Türkiye’nin geleceğine dair endişeleriniz nelerdir, bu gidişat sizi, sanatı ve özelde de edebiyatı nasıl etkiliyor?

Sorunun ilk kısmı şu anda edebiyat ile uğraşan birine değil de siyasetçiye sorulacak, yanıtı uzun olacak bir sorudur.  Şu anda aktif siyaset yapmasam da fikirlerimi sizlerle paylaşayım. Kanımca Türkiye’nin geleceği kapitalist dünyanın ve Ortadoğu’nun geleceğinden bağımsız değildir. Bugün dünya bir yönetememe krizi yaşıyor. Otoriter yönetimler kapitalizmin bir çaresizliğinin çaresi olarak halklara dayatılıyor. Eşitsizlik, açlık, yoksulluk, hukuksuzluk bugünkü dünyanın esas gerçekliğidir. Yine günümüz dünyası edebiyata da savaş açmıştır. Ve edebiyat olağanüstü direnmektedir.  Ortadoğu bunu kat be kat daha fazla ödüyor. Coğrafyaları paramparça edilmiş Kürt halkı daha da fazla ödüyor.  Ortadoğu da halklar arasında eşitlikçi ve özgür yaşam kurulmadığı, barış sağlanmadığı sürece endişeler bu ülkenin geleceğini de etkileyecektir. Bu süreçlere müdahil olabilmekte çok zordur. Bu zorluğu yaşayanlardan biri olarak ancak edebiyat ile kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Tabii ki bu coğrafyanın (Ortadoğu’nun) belirsizliği edebiyat ile ilişkimizi direk olarak belirliyor ve belirlemeye devam edecektir.  Hala Ortadoğu için ufukta bir umut gözükmüyor. Birazcık ta bunun için yazmaya çabalıyoruz.  Yani umudu hayal edip onu insanlara aktarmaya çabalıyoruz. Ve edebiyat Amed’in zamana ve doğaya direnen yanık taşları gibi zulme inatla direnecek, hikâyeleri, romanları, şiirleri ortaya çıkaracaktır.

Taşların kazılı yanık aşklar

Bir nefes da yaklaşırken,

Harabe kentin kûçelerine,

Soluyor nefes nefese,

Yaşayan ölülerin soluğunu.

Ve vicdan,

Ve mahsubiyettir,

Yarılı kûçelere yayılan.

Her şey cansız,

Her şey nefes alıyor,

Ve her soluk alışta,

Vicdan kendini arıyor.

Sızlıyor,

Acısını çekiyor,

Kent sakinlerinin.

Görmeyen gözlerin,

Sahici bakışları,

Dökülüyor sel gibi,

Dilsiz kûçelere,

Sessizce ve manasızca.

Ve bir satır daha eksiliyor,

Yaşayan ölülerin,

Bir asırlık şiirinden.

Boynunda rüzgara,

Ve surların aşklarına teslim,

Mor şalı ile,

Elleri tetikte,

Bir şair kadın,

Okurken hala surların burcunda,kurşunlar eriyor,

Yanık taşların,

Kaderi çözülürken.

Ve gözlerinde

Tarih akarken,

Sana bir sitemim var diyor,

Gizemli kadın,

Bir eski hanın avlusunda,

Kentin ağıdını dinliyorken,

İçerlenen,

Hüzünlü gözlere,

Ve asırlanmış şaraba anlatan,

Kırık kalplı şair kalfasına.

Nerde bilsin,

O çocuk düş’lü şair,

Şimdi binlerce yıl öncesinin,

Taş ustalarına,

Ve yanık aşklara,

Bu eski handa,

Kadeh kaldırıyor oluşuna.

Mahcup ve sitemkar iken,

Şair kalfası,

Soruyor,

Onlar şimdi neredeler.

Ve yüreğinde,

Bin yılların acısı kanıyor,

Şair kalfasının.

Tarih,

Seri katil gibi,

Pusu kurarken canlara,

Taşlara kazılı yanık aşklar,

Kulağına fısıldıyor,

Öteki kent hala sağır.

Emek Kitap Dağıtım (https://www.emekkitap.com/brand/product/10204 )