Gültan Kışanak yazdı: Barış süreçlerinin yapıcı dinamiği: Kadınlar

Reklam!

 

 

 

İki haftada bir sizlerle buluştuğum bu köşeyi, bir müddet “Kadının Başucu Kitaplığı” ismiyle hazırladığım bir dizi yazıya ayırmak istiyorum. Dünya kadın hareketinin teoarik, ideolojik ve deneyimsel birikimini yansıtan kitapları kısaca tanıtan, aynı zamanda da güncel konularla bağını kuran yazılar olacak. Bu alanda önemli bir külliyat olduğunun farkındayım, tamamını kapsayan bir çalışma olması mümkün değil, ancak iyi bir seçki sunmaya gayret edeeğim.

( Yeni Yaşam Yazarı Gültan Kışanak yazdı: Barış süreçlerinin yapıcı dinamiği: Kadınlar )

İlk yazı için, kadınların savaşa, militarizme karşı yürüttüğü mücadeleyi konu alan Cynthia Cockburn tarafından kaleme alınan “Buradan Baktığımızda” isimli kitabını seçtim. Yazar, kitabın girişinde “Bu kitap savaşa saplanan, savaştan kurtulan, savaşı gözlemleyen ve protesto eden sayısız kadının yaşam deneyimleri üzerine kuruludur” diyor. Zira kitap 15 ülkede savaşa ve militarizme karşı mücadele eden 200den fazla kadınla bire bir yapılan görüşmelere dayalı bir deneyim kitabı olmakla birlikte, bu deneyimler ışığında teorik ve ideolojik değerlendirmeleri de içeriyor.

“Farklı Savaşalar ve Kadınların Farklı Yanıtları” başlığı altında Kolombiy, Hindistan ve Sierra Leon’daki deneyimler anlatılıyor. Hindistan’ın Gujeret bölgesinde yaşayan soykırıma karşı seferber olan kadınların mücadelesi, egemenlerin tüm örtbas etme çabalarını boşa çıkartıyor.

Kitapta “ Emperyalist Savaşlara Karşı: Ulusaşırı Üç Ağ” başlığı altında Siyahlı Kadınlar, Pembe Kod ve Doğu Asya-ABD-Puerto Rico Kadın Ağı deneyimlerini ayrıntılarıyla okuyoruz. İsrail-Filistin savaşına karşı, barış talebiyle başlayan Siyahlı Kadınların mücadelesinin zamanla ulusaşırı bir mücadeleye dönüşme hikayesi de hepimize çok şey söylüyor.

Yakın tarihin en kanlı savaşlarından biri de Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşanmıştı. Sırp, Hırvat ve Müslüman kadınların “vatan haini” damgası yemeyi göze alarak yürüttükleri savaş karşıtı mücadele ne kadar önemliyse, bir o kadar da trajik. Eski Yugoslavya coğrafyasında yaşanan korkunç savaş ve militarizmi tam olarak anlayabilmek için, erkek egemenliğinin, her türlü iktidarın ve dini/etnik kimlik meselelerinin çok boyutlu sorgulanması gerektiğini gösteriyor.

“Başarılar ve çelişkiler” başlığı altında ele alınan konu ise BM Güvenlik Konseyi’nin, kadınların barış süreçlerinde yer almasına ilişkin 1325 sayılı kararı. 31 Ekim 2000 tarihinde kabul edilen bu kararın arkasında, kadınların yoğun emeği var. BM’nin toplumsal cinsiyeti dışlayan tutumunu değiştirmek o kadar da kolay olmamıştı. Yıllar süren mücadele sonucunda, kabul edilen 18 madddelik 1325 sayılı BM kararında, çatışma süreçlerinde kadınların taciz ve tecavüzlerden koruması, kadınların çatışma çözümü ve diyalog süreçlerine katılması ve yeniden inşa süreçlerinde toplumsal cinsiyet perspektifinin gözetilmesi gerektiği vurgulanyor.

“Koruma” ve “ temsil edilme”yi kapsayan bu kararı önemli ama yetersiz bulan kadınların yeni hedefi ise savaşı önleyici güçlü argümanlar içeren, militarizmi güçlendiren toplumsal cinsiyet yaklaşımlarını sorgulayan yeni kararların alınması.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde son yüzyılda yaşanan savaş ve çatışmlara karşı kadınların yürüttüğü savaş karşıtı mücadele pratiklerinin ayrıntılı olarak ele alındığı kitabın son üç bölümü ise yine bu deneyimlere dayanarak, teorik ve ideolojik tartışmalara ayrılmıştır.

Bir bölümde, farklı coğraflarda savaş karşıtı mücadelede yer alan kadınların, “pasifizm” ve “milliyetçiliğe” nasıl baktıkları ele alınıyor. Barış mücadelesi yürüten kadınların farklı savaşlara, farklı yanıtlar verdiğni, “savas ve barış” meselesine bakışın göreceli olduğunu vurgulayan yazar, bu nedenle kiataba, tamamlanmamış bir cümle olan “Buradan Baktığımızda” ismini koyduğunu belirtiyor.

Haklı savaş/haksız savaş/ özgürlük savaş; idealist yaklaşım/etik sorun gibi kritik konuların irdelendiği kitapta, “pasifizm ve milliyetçilik” eksenindeki tartışmaların kesin bir çözümünü bulmanın kolay olmadığı vurgulanıyor.

Kitapta yer alan “İlkeli pasifistler ile haklı savaş” fikrine hoşgörüyle bakabilenler , “şiddetin azatılması” için bir araya gelebilirler. Milliyetçilik ile ulusal bir kimliğe gereksinim olduğunu düşünenler “ötekileştirmenin reddi” konusundaki kararlılığı paylaşabilirler… Tartışmalı konuları anlamlı bir şekilde ve dürüşçe görüşebilmek, “ancak ustalık gerektiren bir pratikle mümkündür” cümleleri ise barış konusunda yapılabilecek çok şey olduğunu gösteriyor. “Anlamlı politikleştirilmiş farkları vurgulayan sınırları, yaratıcı bir şekilde geçme uygulaması” olarak tanımlanan Çapraz Politika da barış mücadelesi yürütmek isteyen kadınların için bir öneri.

“Kadın olmayı seçmek: Savaşın feminizme söyledikleri” başlığı altında, kadınların savaşa karşı mücadele ederken deneyimlediği feminist yaklaşımlar irdeleniyor.

“Toplumsal cinsiyet, şiddet ve savaş: Feminizmin savaş üzerine çalışmalara söyledikleri” bölüm de ise toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, aslında militarizmin ve savaşın büyük resminin önemli bir parçası olduğu anlatılıyor.

Bu kitabı okurken, kadınların savaşa, şiddete ve ötekileştirmeye yönelik önleyici ve toplumsal barışı inşa edici mücalesine ne kadar çok ihtiyaç duyulan bir coğrafyada yaşadığımızı düşündü.

Kolombiya’da yaşanan iç savaşın durdurulması için mücadele eden kadınların mücadelesinde kendimizi gördüm.

Hindistan’ın Gujarat bölgesinde inanç ve kimlik farklığı zemininde yaşanan soykırımın, faillerinin açığa çıkartılması, hakikate uygun bir rapor hazırlanması ve suçluların adalet önüne çıkartılması için yürütülen mücadeleyi okurken Maraş’ı, Sivas’ı, Roboski’yi düşündüm.

Siyahlı Kadınlar’ın ulusaşırı ötgütlenmesini okudukça, savaş karşıtı küresel kadın hareketinin bir parçası olabilmenin önemini ve kadın hareketine katacağı gücü düşündüm.

Pembe Kod direnişinin, “ güvenlik” adı altında gizlenen erkek egemenliğinin militarist yüzüne karşı mücadele, bir kaç kadının bile ne kadar etkili olabileceğini hayal ettim.

Sırbistan’daki anti militarist kadınların “vatan haini” damgasını göze alarak ne çok şey kazandıklarını okudukça, “vatan haini” damgasının erkekliğin, şiddetin, savaşın, militarizmin ideolojik kılıfı olduğunu bir kez daha anladım.

Ötekileştirmeyi reddeden Filstinli ve İsrailli kadınların direnişini okudukça, bu topraklarda ne çok öteki yaratıldığını düşündüm. Ve kadınlar olarak bir birimize doğru yol almazsak, eril tahakkümün yarattığı bu ötekiler sınırları içinde sıkışıp kalcağımızı, cinsiyetçi ötekileştirmeyi göremeyecek hale geleceğimizi düşündüm.

Barış ve yeniden inşa süreçlerine kadınların da katılmasını öngören 1325 sayılı BMGK kararı için kadınların verdiği mücadeleyi okurken: bazı eksiklerine rağmen bu kararın kadınlar adına ne kadar önemli olduğunu düşündüm.

Anlaşılan barış ve diyalog süreçlerinin yapıcı dinamiği olarak biz kadınlara çok iş düşüyor.

Kitap önerilerinizi ve yazıya ilişkin değerlendirmelerinizi Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi adresine gönderebilirsiniz.