Baran Sarkisyan yazdı: Aşk yoktur, arzu kesişmeleri vardır

Reklam!

 

 

 

 

” Aşk yoktur, arzu kesişmeleri vardır; arzular akar, karşılaşır, birbirinin içinden geçer, birbirlerinin hızını düşürür veya arttırır, kopar, akmaya devam eder. Kurumsallaşması, yasalarla belirlenmesi, sorumluluklara bağlanması kör bir kuyuda ya da pet bir bir şişede o akışın durması, çürümesi anlamına gelir.

Kimi karşılaşmalar neşeyi üretir, kimileri kederi. Neşeli karşılaşmalar iyi karşılaşmalardır; akışı daha coşkunlaştırır, bahardır, tomurcukların patlayışıdır. Fakat bu sonsuza dek sürecek değildir. Kederli karşılaşmalar iki veya tek hastalıklı hücrenin karşılaşmasıdır; bedenler birbirine hastalık bulaştırır, çürütür. Akışın yönünü değiştirmek en iyisidir.

Bu karşılaşmaları bazen aşk diye tanımlarız. Bunda bir problem yok. Ama problem karşılaşmaların/aşkların tanımlanmasında, kategorilere ayrılmasında baş göstermektedir. Tanrı aşkı, karşı cins aşkı, annenin çocuğa duyduğu aşk, doğa aşkı, çalışma aşkı, kardeş aşkı. Bunlar arasında farklar yok değildir, fakat her biri aynı enerjiden gelir. Tanımlar getirilip kategorilere ayrıldığında sadece sahnedeki rolü oynuyoruzdur. Arabesk şarkılardaki aşk sadece bir mide bulantısıdır. Çürümeyi aşk diye satmaktır. Ve evet, bazen kanalizasyonda bir lağım suyu olarak da akabilir. Fakat akan aşk değildir.

Arzu, insanın özüdür. Arzu, libidodur. Libido, yaşam enerjisidir ve bu enerji esasında cinseldir. Fakat kendini daima cinsel bir birleşme olarak gösterecek değildir. Arzunun yatırımları vardır. Kimi çalışmaya, kimi yürümeye, kimi eğitime, kimi kavgaya, kimi yazmaya, kimi sevişmeye, kimi spora, kimi çocuk yetiştirmeye, kimi siyasete, kimi savaşa yatırır. Memurun dosyaları okşaması gibi. Bir devlet yöneticisinin ağzından salyalar akıtarak söylev vermesi de öyledir, ki bu daha çok tecavüze eş değerdir. Her halükarda bu arzuyla iş görür.

Arzu, iktidar, mülkiyet arzusuna dönüştüğünde ürettiği şey sadece vahşettir. Tarih bunun savaşlarıyla doludur.

Arzu akışının önüne dizilen yön tabelaları arzuyu kontrol etme maksadıyla belirli kanallara sığdırma girişimidir. Arzu, yani arzulayan beden hiçbir norm, cinsiyet, kural, statü tanımasa da toplumsalın ağında tanıttırılır. Denilir ki sen şusun, görevlerin, misyonların budur. Bu senin kimliklerin. Dostların ve düşmanların şunlar. Bunlar da ötekilerdir, düşmanlardır, tehlikelidir, yasaktır vs. Arzu belirlenir, beden organize edilir.

Halbuki Spinoza en yalın haliyle ifade etmişti: birşey bize iyi geliyorsa iyidir, kötü geliyorsa kötüdür. Tek ayrım budur. Doğanın bilgeliği. Modern toplum bu yalınlığı karmaşık hale getirmiştir. Arzuyu bir labirentin içine sokmuştur. Kontrol edemediği ise labirentin duvarlarının çatlaklarından sızan arzu akışlarıdır.

Arzu tarih boyunca hükümdarlar, rahipler tarafından lanetlenmiştir. Arzu en büyük yıkıcı ve yapıcı güçtür. Akışkan yapısı iktidar sahiplerine tehlike çanlarını çaldırmıştır. Kutsal kitaplar arzuların düzenlemelerini içerir. Anayasalar arzuların düzenlemelerini içerir. Kurumlar arzuların düzenlemelerini içerir. Arzular kategorileştirilir, bastırılır, sınıflandırılır ve tam bastırılamaz niteliğinden dolayı belirli kanallara bu enerji sokulur.

Öğrenme arzun mu var? Okullara sevk eder. Sevişme arzun mu var? Genelevlere yahut evliliğe sevk eder. Üretim arzun mu var? Fabrikalara sevk eder. Öldürme arzun mu var? Askerliğe sevk eder. Arzu böylelikle kontrol altına alınır ve kendi sistemine faydalı hale getirmeye çalışılır. Bir sistem başka türlü işleyemez hale gelir çünkü. Fakat bunun büyük sıkıntıları vardır. Arzunun akışkanlığı ile organize edilmesi daima çatışma halindedir. Anarşi daima bu çatışmanın çatlaklarından sızar. “