Resul Geyik yazdı: Bilmek ve Işık; ışığın bilme hali

Reklam!

 

 

 

 

Bilmek ve Işık; ışığın bilme hali

Bütün hayatımız bilmeye dayalıdır. Ne kadar bilirsek,  o kadar bütünselleşiriz bilgiyle. Bilgisiz biz ve bizsiz bilgi bütünden kopuktur. Mana ve anlam arayışında kişinin kör kuyuda olmasıdır. Bilmek için bazıları edebiyata bazıları sanata bazıları kendine başvurur yani herkes bir yolculuğa başlar ve bu yolculukta bilmenin bilgideki cansız halinden canlı hali olan kişideki ruh gerçekliğine kadar çok çeşitli yansımalar ve karşılaşmalar insanı bekler. İnsanı ışıltan aydınlatan ve sakinleştiren türden. Işık ve bilgi insanı sakinleştirir. Goethe “ Işık biraz daha ışık” derken bahsettiği ışık kendini kaybetmek üzereyken, karanlıklarda dalmak üzereyken bütün hayat uygulamalarından ikinci bir doğuşa götüren rönesansı olabilir mi? Sanırım evet. Bu yüzden ışık ve yeniden doğuş (genesis) çok mânidar.

Nedir ışık? Işık nedir?

Görünürlüğü sağlayan araç veya aracı mı? Ruhsal aydınlanmayı sağlayın bizi kuşatan aydınlık mı? Anı anıya ve zamana dönüştüren duygular veya hiçbir şeyin yok edemeyeceği parlak etki mi? Yoksa görsel alıcıların simulasyon etkisinin bizde uyandırdığı bir bilişsel uyanma ve/ya uyuma hali mi? Tanım ve tanımlama kişide farklı bir anlama sahiptir. Eski yunanca da ışık kelimesi “beyaz ve parlak” anlamına gelir. Tarihsel etimolojisi takip edilince semantik olarak ışığın beyazla tanımlanması arınmayı paklığı ve berraklığı yansıtması ve parlaklığın ise ışığın dikkat çekme özelliğini halen koruması kelimelerin algılarımızla ilişkisi dil ve düşünce ilişkisiyle olan durumu pek çok kişi veya örgütün ışık, aydınlanma, illimunati, ronahî (Celadet Elî Bedirxan) bize ışığa ve aydınlığa dolaysıyla bilmeye olan ihtiyacımızı belirtmez mi tıpkı Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilminin Amak-ı Hayalı eserindeki arayış gibi? Yani karanlık ve aydınlık arasında ışığın parlak halinin kişinin ruhunu beyazlatmasının ferahlığı gibi belki de bir bebeğin yaşadığı sakin huzur hali gibi.

Bilmek ve ışık ve pek çok terim hayatımızda bizi besler. Bilmediğimiz ama hep karşımıza çıkan Sunday’ın Güneş günü, Monday’in Ay günü olması ve Saturday’ın Saturn günü olması veya Vedanın “bilmek” anlamına gelmesi bir tesadüf değildir. Ne Hayyam’ın vedasında ne de Veda Hutbesinde. Bu yüzden 1122 yılında ölmen Hayyam biraz sert bir şekilde bilmeye şu göndermeleri yapar.

Yaşamın sırlarını bileydin,

Ölümün sırlarını da çözerdin.

Bugün aklın var bir şey bildiğin yok,

Yarın akılsız neyi bileceksin?

 

Yorumu doğrudan “sır, bilme, ölüm, akıl ve yarınlı gelecek” üzerine olmuştur. Hepsi de bilmek ediminden geçer hem felsefik olarak hem de en yalın dilsel ifade olarak.  Yani vedalar bilmeye dayalıdır. Yani toplumsal, ikisel ve bireysel varoluşun karşılığıdır. Ama “modern zamanlarda” parça bütünden koptuğu için mana arayışını kaybetmiş veya bir donma sürecine almıştır. Pek çok bilgi günlük hayatımızda rutin haline gelmişken dillerin kutsal varlığı bir evdeki aile içindeki günlük kullanımdan sosyal medya hesaplarındaki çok iddialı tutumların içinde bağlamsızdır. Kelimeler konusunda çok savurganız veya cömertiz her bir kelimemizin nereye gideceğini düşünmeden, neyi ve kimi inciteceğini ve kıracağını düşünmeden hiç bitmeyeceklermiş gibi kullanmamız, içselleştirilmiş farkındalık gerektiren bir duruş gerektiriyor. Duruş kişinin kendine verdiği sözdür aynen kuzunun emerken dizlerini çökmesi, karganın yaşlı annesini beslemesi, horozun her sabah ötmesi ve yaban kazlarının her bahar uçması gibi (Saabi Bilge Hermason).

Bu yüzden kelimeler cümlelere akarken, bütünün parçasını oluştururlar ve bu parçalar çok değerlidir. Her bir parça tek başına bağımsız görünebilir ama asıl anlatılan farklı perspektiflere sahip anlamlardır. Bazen sade bazen kompleks. Bilmek sadelikten geçer sadelik bilgidir ve gösteriş ise sadeliğin kayıp halidir. İşte bu yüzden bilgi, belge, bilgin, belgin vb kelime kök kardeşleri bir üst aklın üretiminden ziyade halkın dil ve düşünce sisteminin en güzel ışıklı halidir. Bu olmazsa rutinler başlar, bu yüzden hayatın her aşamasında hayatımızdaki her kişi kelimelerimiz ve ifadelerimiz sayesinde amacımızı, niyetimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı bilmeli bunun için iletişim sade bir şekilde başlar kelimelerin karanlık kör kuyuya düşmesiyle aydınlanması gibi, karanlık tünelin sonundaki aydınlık  gibi. Aydınlık günler isteğiyle iyi Pazartesiler.