1930'lar Türkiye'sinden: "Kürtçe konuşma, jandarma gelir!" /Hasan Cemal

"Pazarda Kürtçe konuştu diye jandarma gelir, elinden parasını alırdı. Bu bana çok acı geliyordu"

Alıntı Yazılar 26.02.2021, 23:22
54
1930'lar Türkiye'sinden: "Kürtçe konuşma, jandarma gelir!" /Hasan Cemal

"Pazarda Kürtçe konuştu diye jandarma gelir, elinden parasını alırdı. Bu bana çok acı geliyordu"

Günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum.

İstanbul, 14 Eylül 1999
Değerli bir Kürt aydını
Tarık Ziya Ekinci'yle Kadıköy'de,
Şaşkınbakkal'daki
evinde sohbet ediyoruz.
Kürtçe 1925'te yasaklanmış,
Tarık Ziya Ekinci de 1925 yılında
Lice'de doğmuş.
Kürtçe'yi yasaklayan Şark Islahat Planı'nın
41. maddesinde Doğu ve Güneydoğu illeri
tek tek sayıldıktan sonra şöyle denmiş:

Hükûmet ve belediye dairelerinde
ve diğer kuruluşlarda, okullarda,
çarşı ve pazarlarda Türkçe'den başka
dil kullananlar, hükûmet ve belediyenin
emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak
ve cezalandırılacaktır.


Desen: Selçuk Demirel 

Tarık Ziya Bey anlatıyor:

"1932-1933 yılları. İlkokuldayım.
Sekiz on komu, yani mezrası olan
Karahasan Mahallesi'nde yaşıyoruz.
Komlardan Lice'ye gelirdi köylü.

Çarşıya yumurtasını, peynirini,
yoğurdunu getirirdi. Pazarda
Kürtçe konuştu diye jandarma
gelir, elinden parasını alırdı.

Bu bana çok acı geliyordu.
Kürtçe konuşmak yasaktı o zamanlar.
Babam beni arada bir çarşıya gönderirdi.
Komlardan gelen akrabalara Türkçem'le
göz kulak olayım diye. Onlar bir köşede
durur, esnafla hiç konuşmazlardı.

Ben onlarla fısıl fısıl konuştuktan
sonra esnafa gider pazarlığı başlatırdım.

Böylece çarşı pazardaki Kürtçe yasağı
delinmemiş olurdu. 
Ben de akrabalarıma
yardımcı olduğum, onları jandarma
cezasından kurtardığım için sevinirdim.
"

Tarık Ziya Ekinci

Tarık Ziya o zamanlar bu yasağa
fazla akıl erdiremez. Babası da
bu konuyu hiç konuşmaz onunla.
"Çocukken belleğinize kazınmış,
sizde iz bırakmış neler var?.."
Ömür boyu Kürt davasının içinde
bulunmuş, solda siyaset yapmış,
1965'te Türkiye İşçi Partisi'nden
milletvekili seçilerek parlamento'ya
girmiş, hapsi tanımış,
esas mesleği tıp doktorluğu olan
Tarık Ziya Ekinci'nin cevabı:

"İlk hatırladığım mı? Okula daha
başlamamıştım. Hayal meyal
hatırlıyorum. O zamanlar Lice
dağın eteklerine uzanırdı. Tepeye
kadar teras teras. Bizim mahallede
bir cami vardı. Jandarma mitralyözlerini
caminin toprak damının üstüne kurmuştu.

O mitralyözlerin güneş altında
nasıl parıl parıl parladığı
gözümün önüne gelebiliyor hâlâ..."

Şırnak’ta bir ilköğretim okulunun duvarına öğretmen tarafından
asılan "Kürtçe konuşmayacağım" yazısı (2017)

Çocukluk hatırası olarak silah...
Devam ediyor Tarık Ziya Bey:

"Hafızama kazınmış bir başka şey
var. Yazları kaldığımız mezraya
jandarma gelirdi. Suyun başına oturur

haber gönderirdi:
'Bize yemek gelsin!'
Sadece ayran, ekmek gelirse,
beğenmez, bağırır çağırırlardı.
Ayranı döker, 
kadınları iteklerlerdi.
'Tavuk kessin!' derlerdi. Kadınlar
Türkçe bilmez, telaşlanırlardı.

Bir şey daha hatırlıyorum çocukluktan.
Altı yedi kardeştik. Ben ortaokul
öğrencisiyim. Jandarma gelince,
yanlarına varıp onlarla Türkçe
konuşmaktan hoşlanırdım. Bir
seferinde yine yanlarına gitmiştim.
'At bul!' dediler. Halama gittim,
'At yok' dedi. Halama ağır hakaret
etti jandarma... Halam, Türkçe
bilmese de hakareti fark etti, tepki
verdi, 
Kürtçe küfretti. Bununla kalmadı,
küreği eline alınca, jandarma da
davranıp dipçikle halama vurdu.
Bunu hiç unutmadım.
İçim buruldu.
Biz köylüyüz, onlar şehirli diye
kendi kendime izah etmeye çalıştım
bunları. Üniversiteye gelinceye kadar
böyle düşündüm
."

Yıl 1942-1943.
Tarık Ziya Ekinci İstanbul'a, üniversiteye
gelir. On sekiz yaşındayken İstanbul
Tıp Fakültesi'ne girer. Milliyetçilik
düşüncesiyle nasıl ilk kez karşılaştığını
şöyle anlatıyor:

"Elbise palto verdiler. Sağlık Bakanlığı
finanse ederdi. Sonra dört yıl da
mecburî hizmet vardı. Yurtlar da bakanlığa aitti.

Yatılı yüz altmış öğrenciydik.
Para verilmez, ihtiyaç karşılanırdı.
İstanbul Tıp Fakültesi'nde
ilk defa milliyetçilik düşüncesiyle tanıştım.
Nihal Atsız'ın makaleleri kürsüden

yüksek sesle okunurdu. Dinlemeyen birini
gördükleri vakit, 'Hah işte bak bir komünist!' 
derlerdi. 
Anlamıyordum ne olduğunu...
Diyarbakır'da lisede okurken, gazete nedir
bilmezdik. Hiç görmedim o kadar yıl.
Hatırlıyorum, edebiyat öğretmenimiz,

'Bir de gazete var' diye bir laf etmişti.
Bir gün, tıp öğrencisi Niyazi bir sohbette
bağırmıştı, 'Türkçe bilmeyen Türk değildir,
bu ülkede onların yeri yoktur!' diye...

Ben de 'Sen ne diyorsun yahu?' diye
bağırmıştım, 'Benim halalarım Türkçe
bilmiyor. Öyleyse onlar da, ben de Türk
değiliz, yerimiz yok.' Niyazi'den 'Bana
göre öyle' cevabını alınca, bu benim
benliğimde yara açtı. Yarım yüzyıl
geçti hâlâ unutamadım o sahneyi...
"

Vatandaş Türkçe konuş kampanyasını gösteren bir gazete küpürü

Böylece bende muhalefet fikri, duygusu
uyanmaya başladı. Dışa vuramıyorum,
şekillendiremiyorum, nasıl ifade edeceğimi
bilemiyorum. Ama içimde bir tepki,
bir muhalefet duygusu tomurcuklanıyor.
Bu arada yıl 1945, İkinci Dünya Savaşı
bitmiş, Türkiye çok partili rejime doğru
yol alıyor. Nuri Demirağ'ın partisi var,
yeni kurulmuş. Muhalefet dedik, ona oy verdik.
Çünkü Halk Partisi'nden farklı bir şey söylüyor.
O yıllarda okumaya başladım. Demokrat Parti
kurulmuş, büyük coşku yarattı. Düzene
muhalefet var. Aziz Nesin ile Sabahattin Ali'nin
Marko Paşa'ları, Zincirli Hürriyet'ler...
Yurtta, çocukların yanında okumuyorum.
Haksızlıklar nedir, özüne inmeye çalışıyorum.
Yazın Lice'ye gittim. Bir de baktım,
babam CHP'ye girmiş, ilçe başkanı olmuş.
Caminin önünde akşam vakti sohbetler
yapılır. Kürsülere, yani taburelere oturulur,
ağalar sorar bana:
"Mektepli sen ne diyorsun?.."
Bir gün caminin önü tenha, kimseler yok.
Demokratlar geldi. Lice'de parti kuracaklarını,
kiminle kuracaklarını sordular.
Onları eve götürdüm.
Ortalıkta gözükmek olmaz.
Halk Partisi baskısı çok büyük.
Kaymakam neredeyse çarşıya çıkmayı bile
yasaklamış. Lice'de onlara beş kişi buldum.
Demokrat Parti kuruldu.
Bana da "gir" dediler. "İşimden olurum,
Sağlık Bakanlığı'ndan atarlar" dedim.

Bir miting düzenledi Demokratlar Lice'de.
Yakınmalar, devlete eleştiriler.

Liceli korku içinde, şaşırmış.
Akılları almıyor devletin eleştirilmesini.
Sesini çıkaramıyor ama içinden
tutuyor Demokratları...

Bana gelip diyorlar ki miting sonrası:
"Senin evin demokrasinin kalesi olacak..."
Hoşuma gidiyor. Babam sabahleyin
benden memnun, gurur duyar gibi.
Akşam gelince öfkeli. Çünkü kaymakam
çağırıp benim yüzümden azarlamış kendisini.

Bana çıkışıyor: "Sen bela mısın?..
Sen benim başıma Ömer mi kesildin?.."
Ömer, babamın amcasının oğlu.
Şeyh Said İsyanı'ndan Lice'de
devletin ilk idam ettiği kişi...
O yıllar, 1924-1925.
Lice'de Şapka İnkılabı'nın sonrası.
Şapka satan tek dükkân var Lice'de:
Hikmet Çetin'in amcası Tahir...

Ucuza getirip bayağı pahalıya satıyorlar.
Ömer de tel çekiyor Ankara'ya,
Mustafa Kemal'e:

"Sıkıyönetim komutanı falan zatla şapka
ticareti yapıyorlar; elli kuruşa alıp beş liraya
satıyorlar."  
Bu ihbar geri dönüyor, isyan sonrası
Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu
Ömer oluyor. 
Kaymakam babama demiş ki:
"Sen CHP'lisin ama oğlun Demokrat;
ikili oynuyorsunuz!"

Babam beni evden kovdu.
İstanbul'da, öğrencilik yıllarımda vaktiyle
Batı'ya sürgün edilmiş ailelerin çocuklarıyla
görüşürdüm. Edirne'den Yusuf Azizoğlu,
Ordu'dan Nejat Cemiloğlu, Kütahya'dan
Edip Altınakar. Sonra Adana'da liseyi okuyup
İstanbul'da hukuk tahsil eden Musa Anter...

Bunların hepsi sürgündeki feodal ailelerin
çocuklarıydı. Doğu'ya gidemezlerdi,

gitmeleri yasaktı. İstanbul'da oturuyorlardı.

Bizden büyüktüler. Onlardan etkilenirdik.
İstanbul şivesiyle Türkçe konuşmaları da
hoşumuza giderdi.

Kulak verirdim sohbetlerine:
"Bize yapılan baskılar,
Kürt olmaktan ileri gelir."
Bunlar bizi etkiliyordu.
Sürgüne tepki duyuyorduk.
Mecburî İskân Kanunu'na,
Takriri Sükûn Kanunu'na
tepki duyuyorduk.

Kendi ailemin içinde Türklere karşı
olumsuz tek bir şey duymadım.
Babam devletle çatışmak istemezdi.

Kürdistan'da şeyhler, ağalar
devletle zımnî ittifak kurdular.
Devlet de onlara imkânlar açtı,
teşvikler verdi ve kapitalist ilişkilere itti.
Buna karşılık onlar da devletle iyi geçindi.
Bu ilişkiyi PKK kırdı.
İşkence... Gözaltı... Hapis... Faili meçhul...
Boşaltılan, yakılıp yıkılan köyler...

Doğu'da bugün bütün bunlardan
etkilenmeyen tek bir aile yoktur.

Kürtler devlete, topluma
yabancılaşmışlardır. Kendilerini ruhen
yabancı 
ve ikinci sınıf vatandaş hissediyorlar.

O zaman nasıl gönüllü birliktelik
kurulacak ki? Zorla birlik olur mu?
"Ben Kürt olduğum için bana bu
muamele yapılıyor. Ben Kürt olduğum
için işsiz kalıyorum!" İşte bunun
değişmesi lazım. Aradaki ekonomik
uçurum da devam ederse,
bütünlük sağlanamaz.

Devlet olarak dışarıda Bulgaristan
Türklerinin, Batı Trakya Türklerinin,
Boşnakların, Kosovalıların,

Moldavya'da Gagavuzların hakkını,
hukukunu savunuyorsun,

ama kendi vatandaşın olan Kürtlerin
dilini, kültürünü unutuyorsun.

Bunlara sahip çıkmıyorsun.
Bu çifte standart değil mi?
Çirkin bir tutarsızlık değil mi?
Kendi anadilinle okumak, yazmak,
anadilini serbestçe öğrenmek...
Bunlar özgürlüktür.
Fransa da tek kültürlü ulus anlayışıyla
gitti hep. Ama o da değişti,

özellikle son on beş-yirmi yılda...

Cumartesi Anneleri 27 Mayıs 1995'ten beri faili meçhul cinayetlere
kurban giden yakınlarının akıbetini soruyor

Doğu'da on yedi on sekiz yıldır
olağanüstü hâl var.
Jandarma korkusu...
Polis korkusu...
Özel tim korkusu...
Devlet korkusu...
Bunlarla huzur, sükûn nasıl olur?
Kürtlerin kendilerini Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı hissetmeleri nasıl olacak?
PKK'yı bertaraf etmek başka,
bu nasıl olacak?..
Ben Diyarbakır'a en son annemin
ölümü üzerine 1994'te gittim.
Ondan beri gidemiyorum. 12 Eylül
sonrasında gözaltına alınmıştım.
Polis bir şey bulamadı hakkımda.

Cezaevinden çıkınca, "Çek git
Diyarbakır'dan, seni gözaltına getiren
irade, senin Diyarbakır'da bulunmanı
istemiyor" dediler. Bu çok dokundu bana.

Annemin ölümü üzerine gittiğimde
sürekli olarak arkamda iki arabayla
dolaştım. Bir daha gidemedim memleketime.

Faili meçhul korkusu..."
Tarık Ziya Bey sonra sözü,
1994'te bir faili meçhul cinayete kurban
giden kardeşi avukat Yusuf Ekinci'ye getiriyor.
Belli, anlatırken içi acıyor,
gözlerine hüzün oturuyor:

Yusuf Ekinci

"Yusuf çok iyi kazanan bir avukattı.
1942 Lice doğumluydu. Fellik fellik
kaçardı siyasetten. Ankara'da yaşıyordu.
24 şubat 1994. O gün hem sekreteri
gelmiyor işe, hem şoförü. Akşamüstü
kendisi alıyor arabayı. Oran'a doğru yola
çıkıyor. Ama eve gelmiyor. Ertesi gün
Gölbaşı'nda bulundu cenazesi. Uzi
marka silahla vurulmuştu."
Masanın üstündeki kitabı alıp uzatıyor bana.
Kardeşinin birinci ölüm yıldönümünde çıkarmış,
Faili Meçhul Bir Cinayetin İçyüzü diye...
Dördüncü sayfasında Yusuf Ekinci'nin
eşi Ülkü Ekinci'nin şu satırları var:

"Onu sabah evden yolcu ederken o aydınlık,
yakışıklı yüzü... Akşam bürosundan

telefonda konuşurken, 'Biraz sonra eve
geleceğim' derken o neşeli sesi ve
bekleyişlerimiz, kaygılarımız

ve kulaklarımda da onun son günlerde
söylediği sözler: 
'Ülkü, bir gün Güneydoğu'da
görülen 
bu faili meçhul cinayetler büyük
şehirlerde de görülebilir. Kürt aydınlarını
evlerinden alıp kurşuna dizebilirler

ve bunlardan birisi ben olabilirim.'
Onun sezgilerine çok inanmakla beraber,
bu laflara karşı koymam, dualarım...
Ve fakat yine onun haklı çıkışı..."

Çantamdan bir mektup çıkarıyorum.
Dr. Tarık Ziya Ekinci ile Avukat Tahsin
Ekinci'nin birlikte imzalayarak
bana gönderdikleri bir mektup.
İstanbul, 26 nisan 1994
tarihini taşıyor. Kardeşleri Yusuf
Ekinci'nin öldürülmesinden sonra
yazdıkları beş sayfalık bir mektup...

Şu satırların altını çizmişim:

"Güneydoğu'da yıllardır sürdürülen,
devletin içinde yuvalanmış
kimi karanlık güçlerin işledikleri
'faili meçhul' siyasal cinayetler,
son aylarda tırmanarak büyük
şehirlere de sirayet etmiştir.

Bu cinayetler genelde sinsi biçimde
işlenmekle birlikte, kimi zaman
umuma açık yerlerden kaçırılan kişilerin
infaz edilmesi biçiminde de işlenmektedir.
Ne acıdır ki, rejimin meşruiyetiyle
ilgili bu olaylar basında ya hiç yer
almamakta ya da polisin istediği doğrultuda

birkaç satırlık haberlerle geçiştirilmektedir.
Güneydoğu'daki illerin,
özellikle Diyarbakır merkez, Silvan,
Batman merkez ve Nusaybin ilçelerinde
bu tarzda işlenen cinayetlerin
son iki yıllık bilançosu 3 bini aşmıştır.
Basının, işitsel ve görsel iletişim araçlarının
ilgisizliği, kamuoyunu da bu olaylar
karşısında ilgisiz ve duyarsız yapmıştır."

Mektubun sonundaysa
şu satır yer alıyordu:
"Kürtleri hedef alan 'faili meçhul' cinayet
olayları, devlet içinde örgütlü kimi
karanlık güçlerin devlet adına yaptıkları

kanunsuz infazlardır."

Kürt sorunu notları
devam edecek.

(Kaynakhttps://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/1930-lar-turkiye-sinden-kurtce-konusma-jandarma-gelir,30014 )

banner3
Yorumlar (0)
9
açık
Günün Anketi Tümü
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 32 63
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Gaziantep FK 31 50
6. Alanyaspor 32 49
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 32 35
16. Malatyaspor 31 33
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 31 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 29 60
2. Samsunspor 29 57
3. Adana Demirspor 29 55
4. Altay 29 53
5. Altınordu 29 52
6. İstanbulspor 29 51
7. Ankara Keçiörengücü 29 49
8. Ümraniye 29 41
9. Tuzlaspor 29 41
10. Bursaspor 29 40
11. Bandırmaspor 29 39
12. Boluspor 29 35
13. Balıkesirspor 29 32
14. Adanaspor 29 31
15. Menemenspor 29 30
16. Akhisar Bld.Spor 29 25
17. Ankaraspor 29 22
18. Eskişehirspor 29 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 29 47
9. Leeds United 31 45
10. Aston Villa 30 44
11. Arsenal 30 42
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 30 36
15. Burnley 31 33
16. Brighton 30 32
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 30 21
20. Sheffield United 30 14
Takımlar O P
1. Real Madrid 30 66
2. Atletico Madrid 29 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 29 58
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 29 46
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 29 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23
Günün Karikatürü Tümü