Artık Evde Kimse Yaşamıyor/ Serdar Taş

Cesar Vallejo, ardımızda bıraktığımız asrın en saygın şairlerindendir; hatta kimi hatırı sayılır edebiyat otoritelerinin nazarında “en büyük” olarak takdir görür. “Sevgi bizim hakiki kaderimizdir.

Alıntı Yazılar 23.03.2021, 00:51 23.03.2021, 00:55
124
Artık Evde Kimse Yaşamıyor/  Serdar Taş

Cesar Vallejo, ardımızda bıraktığımız asrın en saygın şairlerindendir; hatta kimi hatırı sayılır edebiyat otoritelerinin nazarında “en büyük” olarak takdir görür. “Sevgi bizim hakiki kaderimizdir. Hayatın anlamını bir başımıza bulamayız, onu ancak bir başkasıyla bulabiliriz,” diyen, şiddetsizliği düstur edinmiş, mistik, teolog, şair, toplumsal aktivist, karşılaştırmalı din bilgini Thomas Merton ondan, “Dante’den bu yana en evrensel şair,” diye bahseder. Maria Vargas Llosa’ya göre, “Onun şiiri zamanın ve mekânın koordinatlarını aşar ve okuru daha daimi ve daha derin bir alanda konumlandırır.” Vasili Grosman’a göre Vallejo’nun şiiri, başkalarının acısına bakan, “öteki”lerin ızdırabına dair mesuliyet üstlenerek suçluluk duyumsayan, merhametli bir farkındalık taşıyan bir etik duyuşa ve duruşa sahiptir. Grosmann, “Vallejo, dünyayı dehşet, zorbalık, merhamet ve ızdırabın yıldırımlarıyla gördü,” der.

Cesar Vallejo ezilen, alt sınıftan bir ailenin on birinci çocuğu olarak sene 1882’de, “hüznün, suskunluğun diyarı”, üç bin metre rakımlı Santiago de Chuco’da eziyetli, kasvetli yaşamına merhaba der. Vallejo bir “cholo”dur, yani yarı yerli (Quechua), yarı İspanyol kökenli bir melezdir. Henüz bir çocukken açlığı, yoksulluğu, yoksunluğu tecrübe eder, yerlilere karşı gelişen “insan dışılaştırma”, “görmezden gelme”, “yoksulluğa mahkûm etme”, hülasa “hiçleştirme” siyasetine tanık olur ve kendisini yerli hakları savunusuna adar.

Vallejo, 20’li yılların başlarıyla birlikte Yerlilerin, yeryüzünün lanetlilerinin emeğiyle, kaslarıyla var kalma mücadelesine bir aydın, imge ve tahayyül işçisi olarak iştirak eder. Dönemin iktidarınca “kışkırtıcı” olarak itham edilerek beyhude yere, hukuksuz, mesnetsiz bir şekilde hapse atılır. Poemas Humanos’ta o dehşetli mahpusluk tecrübesini şöyle şöyle serdeder:

“Ömrümün en tehlikeli ânı/Peru mahpushanesindeki hapisliğimdir.”

1913-1917 aralığında Trujillo Üniversitesi’nde hem hukuk hem de edebiyat eğitimi görür. Yoksulluğundan ötürü “maişet gailesi”yle aynı vakitlerde madenler kenti Quiruvilca’da maden ocaklarında ve bir şeker plantasyonunda çalışır. Ayrıca sıradağlarda ikamet eden zengin bir ailenin evinde özel öğretmenlik yapar. İşte Peru’nun üst sınıflarıyla, sınıfsal uçurumla tam da bu dönemde karşılaşır. El Tungsteno romanının ilham kaynağı işte bugünlerdir. Zaruri nedenlerle kesintiye uğrayan üniversite eğitimini “El Romanticismo en la Poesia Castellana” (Kastilya/İspanyol Şiirinde Romantizm) teziyle nihayete erdirir.

Oldukça kapalı, şahsi, çözülmesi, nüfuz edilmesi zor bir dil takınan Vallejo, asla dilin geleneksel biçimiyle, örgüsüyle yetinmez, beylik ve alelade gramatik ifadeleri ters yüz eder, çok dilli ve çok sesli bir şiir âlemi yaratır. Onun İspanyolcası yer yer eğilip bükülmüş, kırılmış; duygusal coşkunluğuna ve meramına göre devinim kazanmış dinamik bir dildir. Yeni fiiller icat etmiş, isimleri sıfatlaştırmış, ziyadesiyle zengin mecazlara, karşıtlıklara ve koşutluklara yer vermiştir. Asla kolay anlaşılırlık peşinde değildir Vallejo. Ancak tekmil insanlığa dokunabileceği, sarılabileceği bir dilin ardına düşmüştür. Şiirlerinde en sık geçen kelimeler madre (anne), casa (ev), dolor (acı), tristeza (hüzün), recuerdo (anı), hümanidad (insanlık) ve muerta (ölüm)dır.

Margaret S. Peden, Vallejo’nun şiirinin başka bir dile çevrilmesinin tam olarak mümkün olamayacağını, olsa olsa bunun bir “çeviri teşebbüsü” olarak kalacağını söyler. Yine bir başka eleştirmen de İspanyolcada bile okunması bunca zahmetli metinleri farklı bir dile tercüme etmeyi, “Dante’nin cehenneminde cezalandırılmak” olarak tanımlar.

Vallejo’nun Katolik Hristiyanlığa yaklaşımı oldukça karmaşık ve alelacayiptir. Katolik Kilisesi’ni tıpkı Şilili reaksiyoner düşünür Nicolas Gomez Davila gibi kıyasıya ve acımasızca eleştirir, yargılar. Öte yandan bir Kurtuluş Teologu edasıyla sınıfsızlığın, devletsizliğin sağladığı bir selametten, kurtuluştan, hürriyetten bahseder. Belki Ruben Dario misali şairi bir “küçük tanrı”olarak konumlandırmaz ama dindar söylemin ve tanrının daima yanında yöresinde gezinir. Dindar bir ailenin çocuğu olarak papaz olması ümidiyle yetiştirilmesine rağmen Katolik, ırkçı, sömürgeci, kolonize edici hâkim siyasete karşı kalemini sivriltir. Acı Çekene Saygı şiirinde Tanrı’yla aynı fikirde olmadığını dillendirecek ve onu kınayacak kadar vicdanî ve aklî bir tavır takınır. “Tanrı’nın hasta olduğu bir günde doğdum,” diyebilmektedir mesela; ya da “Günlük ekmeğimizi sun bize Senor,” demekten geri durmaz.

ACI ÇEKENE SAYGI

Aynı fikirde değilim Tanrı’yla

Müntehirlerin cehenneme gideceği hususunda

Kainat’ın yaratılışına katılmaktan usandığında ruhum

İntihar edeceğim ben de denenmemiş bir yolla

Nerdeyse tekmil akıllı kalpler

İntihar edip de restini çekmiştir yeryüzüne

Ben tanrıtanımaz değilim

Babasıymış gibi Tanrı'ya küsen bir çocuğum

Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietzsche'yi

Cehenneme gönderirse

Cehennemde yanmayı yeğlerim ben de

Değil mi ki Tanrı dürüstlüğü sever

Beğenmiyorum Tanrı’nın hayal gücünü

Ben Tanrı olsam

Peygamberler göndermez

Doğrudan konuşurdum insanlarla

Ben Tanrı olsam

Hitler'i müşfik kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım

Ya da yetenekli bir ressam kılardım onu

İçindeki kötülüğü insanlara değil

Tuvallere dökerdi

Ben Tanrı olsam

Devletler olmaz olur

Gül kokulu bireyler var olurdu sadece

Atlar delişmen zamanlar koşardı

Ben Tanrı olsam

Herkesin dilediği karakter olmasını sağlardım düşünce marifetiyle

Dünya bir şiirin yaratılış sürecine dönüşürdü böylece

Ben Tanrı olsam intihar ederdim

İnsanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için.

Sözü Octavio Paz’a bırakalım:

“Vallejo’nun siyasi ve poetik radikalizmine rağmen geleneksel bir mizacı vardı. Şiiri tanrısız bir dil olarak değil, mucizeleri ve vahyleri olan varlık olarak algılamıştı… Temel bir bilimsel yaklaşım öğütlemesine, tanrıtanımaz ve materyalist olmasına rağmen sözcükleri ve tutkuları dinseldi. Vallejo için şiir; itiraf, geri çekilme ve ayindi. Onun şiirinde fiiller, sıfatlar ve isimler hem cezalandırıcı, hem de kurtarıcı bir işlev görür.”

1913’le birlikte kelimelerine şiirler yaratmak için hayatiyet verir. 1916’da La Reforma gazetesinde şiirleri yayımlanmaya başlar. İlk yayımlanan şiiri ise Soneto’dur (Sone). Dönemin Peru’su tıpkı ahir zamanların Peru’su gibi eşitsizliklerin âlemiydi. Vallejo mevcut hükümetin sermaye yanlısı acımasız politikalarına karşı emekçi sınıfların direniş girişimlerinden etkilendi ve kimileyin onlarla dayanışma içinde olur. 1916-17 yılları, yoğun aşk kırgınlıklarıyla melankoliye gark olduğu bir zamandır. 1918’de annesini yitirmesi Vallejo’yu daimi bir yetimlik duygusuna fırlatır. Vallejo’nun şiirinde başlıca dört mekân yer tutar: Trujilo, Lima, Paris ve İspanya.

1911’de gittiği başkent Lima, Vallejo’nun entelektüel ve duygusal gelişiminde oldukça belirleyici olur. Vallejo bir yandan Lima’de dirlik düzen kurmaya çabalarken, öte yandan da ailesiyle yakın ilişkilerini sürdürür. Lluvia (Yağmur) şiirinde Lima’dan şöyle bahseder: “Lima’da… Lima’da yağıyor/kirli suyu bir çürüyen acının/Yağıyor sızarak çatlaklarından aşkının.”

Kardeşi Miguel’in gençlik çağlarında ölümü büsbütün bir gam kasavet duygusuna gömülmesine sebep olur:

"Ah kardeşim, oturuyorum hânemizin sekisinde

Yokluğunun bitimsiz bir kuyu kesildiği yerde"

(A mi hermano Miguel, Cesar Vallejo)

Cesar Vallejo’nun ilk şiir kitabı olan Los Heraldos Negros (Kara Haberciler, 1918) Parnas ve Modernist bir üslupla, biçemle işlenmişti. Güvensizlik, yaşamın kırılganlığı, hayatın beyhudeliği, yaşamın tabiatından kaynaklanan sınırlılık duygusu, toplumsal baskı, eşitsizlikler ve adaletsizlikler sebebiyle bireyin varlığında içkin olan potansiyelleri gerçekleştirememesi, kuvveden fiile çıkaramaması şiirlerinde içkin olan vurgulardı.

Vallejo, 1923’te incecikten bir psikolojik roman olan Fabula Salvage’ı (Vahşi Hikâye) yayımladıktan sonra Fransa’ya doğru dönüşsüz bir sürgünlüğe revan olur. Yarım kalmış yaşantıların ve aşkların burukluğuyla, cebinde borç alınmış yüz dolarıyla, üçüncü sınıf vapur biletiyle, yağmurlu bir gününde öleceği Paris’e iltica eder Vallejo. O Paris ki Avrupa’nın entelektüel payitahtıdır. Yirminci asrın ilk yarısında Latin Amerikalı sanat ehlinin “el ombligo del mundo”sudur (dünyanın göbek bağı).

El Buen Sentido (Sağduyu) şiirinden bir kuble:

"Anne, adına Paris denilen bir yer var dünyada

Öylesine büyük ve öylesine alarga

Vallejo’nun Paris’teki sürgünlük yılları maddi ve ruhani meşakkatlerle, medcezirlerle, hercümerçlerle geçer. Paris’i sevse de asla kendini oraya ait hissetmez. Zaten Paris, orada olunan ama oralı olunamayan bir kent değil midir her zaman!? Geçimliğini edinmekte ziyadesiyle güçlük çeker. Kâh çeviri yaparak ve ders vererek, kâh sokaklarda topladığı şişeleri satarak var kalmaya çabalar. Kesif bir açlık içinde debelendiği günlerin sayısı hiç de az değildir. Paris’te mutlak bir yersiz-yurtsuzluk, köklenememişlik halet-i ruhiyesi içindedir. Peru’yu her daim özlemekte, bütünüyle Paris’te olamamaktadır. Tıpkı gönüllü sürgün olarak Paris’te bulunan Julio Cortazar gibi “no estar del todo” (tamamen orada olamamak) halindedir. Ve Vallejo, yağmurların, perşembelerin, yolların ve kaldırımların tanıklığında terk-i hayat eyler. Çünkü o yalnızca hayatta kaldığı bir yaşamı onursuzca bulur. Eduardo Galeano biraz da Vallejo’nun halini tercüme ediyor olmalı: “Hayatta kalmak istemiyorum, yaşamak istiyorum!”

Dostlarının ve muteber eleştirmenlerin nezdinde o, sadakati, samimiyeti, sahiciliği, sevecenliği, sadeliği, sıkılganlığı, vericiliği, bağımsızlığına düşkünlüğü, zarafeti, karamsarlığı, berdevam efkârlı ve hüzünlü oluşuyla yeryüzünü onurlandıran güzel, cânım insanlardandır. Vallejo’nun talebelerinden biri onu şöyle tarif eder: “Vallejo’nun bütün varoluşundan hüzün akardı.” Ömrünün hitamına kadar daimi bir çile, acılanma, inziva, köksüzlük, rahatsızlık, huzursuzluk ve yalnızlık içinde yaşadı. Vallejo’nun nazarında yaşamak acı çekmektir. Yalnızlığını, “Çok yalnız doğan ben,” nidasıyla arşa ve arza duyurur. Vallejo, Selahattin Yıldırım’ın da denemesinde işlediği gibi her daim “uzakta doğan, uzakta yaşayan ve uzakta ölendir.” Tenhaları, tenha vakitleri yeğler her daim. Vallejo’nun evlerinde habersiz, sessiz, yeşilsiz, çocuksuz, gelensiz gidensiz bir yalnızlık konuk olur. Yakınlar uzağındadır onun. Uzaklar ise hep yanı başında…

“Bir boşluk var metafizik havamda/kimsenin dokunamayacağı.”

“Acının her an büyüdüğü”, krizin her an derinleştiği, kasvetin her an kesifleştiği, kapitalizmin kendi yarattığı sorunlara getirdiği çözümlerin sorunun kendisinden daha sorunlu olduğu bir zamanede Vallejo, evrensel olanla yerel olanı meczederek insanlık durumunu ustalıkla işleyen bir öncü, avangard, modernist şairdi. İnsanlığın ancak dayanışarak, yatay ilişkilerle, işteşlikle deva bulacağına inandı. Tutkulu ve trajik bir şair olarak masumiyet ve maneviyat yitimine uğrayan, haksızlıklarla umutsuzluğa gark olunan bir dünyanın matemini tuttu. Yaşamı yaşar kılmaktan, ölümü öldürmekten bahseden Vallejo, ölüm onu öldürmeden, uzakların ona çok yakından vurduğu yağmurlu bir Paris gününde kendini öldürdü.

Artık evde kimse yaşamıyor diyorsun bana

Gitti her ne varsa:

oturma odası, yatak odası; ıssız, kimi kimsesiz ve hiçbir şeysiz veranda

Kalmadı kimseler, öyleyse gitti herkes ve her şey

Ve sana söylüyorum: Gittiğinde birisi, kalır geriye bir diğeri

Bir insanın adımladığı bir nokta, artık yalnız değildir asla

Sadece insan yalnızlığından bir yerdir o

Kimsenin geçmediği bir yer

Nev zuhur evler, daha ölüdür eskilerinden

Çünkü duvarları taştan ve çelikten yapılmıştır amma insandan yapılmamıştır

Evler ki yapımı bittiğinde yaşamazlar, içinde yaşanıldığında hayata katılırlar

Evler ki mezarlık misalidir, yalnızca insanlarla yaşarlar

Bir evle mezar arasındaki dayanılamaz benzerliğin nedeni de budur

Ancak bir farkla:

Mezar, insanın ölümüyle beslenirken evler, beslenir insanların yaşamıyla

İşte bu yüzden mezarlar uzanıyor, evler ise ayakta

Aslında herkes terk etti evi, kaldı herkes aslında

Hatıraları değil, kendileridir geriye kalansa

İşlevler ve eylemler, evleri bir trenle, uçakla ya da at sırtında; yürüyerek veya sürünerek terk ederler.

Adımlar gitti, öpücükler, affetmeler ve cürümler

Evde olagelen şeyse ayaklar, dudaklar, gözler ve kalptir

İyicil ve kötücül olumlamalar ve yadsımalar yayıldı

Evde olagelen şeyse eylemlerin öznesidir.

Cesar Vallejo

Yorumlar (0)
14
açık
Günün Anketi Tümü
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 30 63
2. Adana Demirspor 30 58
3. Samsunspor 30 58
4. Altay 29 53
5. Altınordu 30 52
6. İstanbulspor 29 51
7. Ankara Keçiörengücü 30 49
8. Tuzlaspor 30 44
9. Ümraniye 29 41
10. Bursaspor 29 40
11. Bandırmaspor 29 39
12. Boluspor 29 35
13. Balıkesirspor 29 32
14. Adanaspor 29 31
15. Menemenspor 30 31
16. Akhisar Bld.Spor 29 25
17. Ankaraspor 29 22
18. Eskişehirspor 30 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 30 48
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Brighton 31 33
16. Burnley 31 33
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23
Günün Karikatürü Tümü