Felsefe Niçin Antik Yunan’da Başladı? / Serdar Taş

Alıntı Yazılar 25.03.2021, 00:00
17
Felsefe Niçin Antik Yunan’da Başladı? / Serdar Taş

Şunu merak etmekteyim: Felsefe neden Antik Mısır'da, Hindistan'da, Mezopotamya'da, Çin'de zuhur etmedi de M.Ö. 6. asırda İyonya'da, Batı Ege'de zuhur etti? Daha doğrusu ne oldu da İyonyalılar mitostan logosa geçme gereği duydular? İyonyalıların yerleşik inanç dizgesiyle, mitlerle yetinmezliğini sağlayan ne oldu? Antik Yunanlılar dünyayı yine dünyanın kendisiyle, logosla, akılla, kavramlarla izah etme gereğini neye istinaden duymuşlardı? Neden diğer medeniyetler mitlerle, efsanelerle, geleneksel anlatılarla yetindiler? Neden tanrıyı ya da tanrıları, aşkın süreçleri ve özneleri paranteze alamadılar? Neden dinsel anlatılardan, kurgulardan arındırılmış bir mantık örüntüsü inşa edemediler? Logosla mitosu, teolojiyle kozmolojiyi neden kesinkes ya da hatırı sayılır ölçekte birbirinden ayıramadılar Yunanlılar gibi? Antik Yunan medeniyetinde olup da diğer medeniyetlerde olmayan ya da fazlasıyla mevcut bulunan neydi? Antik Yunanlıları felsefi düşünüşe vardıran fazlalık ve fark neydi? Daha mı akıllı, zekiydiler acaba? Biyolojik yazılımları mı onları felsefi etkinliğe meyilli, istidatlı kılıyordu? Elbette hayır!

Halbuki Hint ve Mısır uygarlıkları matematik, astronomi ve geometri disiplinlerinde antik yunan'dan daha üstündü. ilginçtir, kadim mısır'da geometri, matematik ve astronomi pratik ve gündelik kaygılarla şekillenmişti. Teorik ve entelektüel kaygılardan çok pratik, pragmatik, doğal, gündelik hayata ilişkin meseleleri çözme ve örgütlenme gayesiyle gelişmişti. Nil Nehri taşıp da geri çekildiğinde ardında bataklık halinde bir tarım arazisi bırakıyordu. İşte bu bataklık vaziyetine dönüşmüş tarım arazisinin yeniden düzenlenmesi gereği Mısırlılara geometriyi buldurtmuştu. Fakat Mısırlılar geometriden hareketle geometrik yöntemlerle kanıtlanmış, sınanmış bir felsefe dizgesi geliştirme gereği duymamışlardı. Kadim Grekler haricindeki uygarlıklarda faydacılığa, işgörürlüğe dayanmayan, gündelik pratik amaçlara yönelmeyen katıksız bir merak duygusu söz konusu değildi. Antik Yunanlılar evreni bir fayda, çıkar uğruna anlamak düzleminden başka bir düzleme geçmişlerdi. Antik Yunanlılar, bilgiyle sadece araçsal, işlevsel, faydacı, finalist (sonuççu) bir ilişki kurmamışlardı. Bilginin ardına yalnızca makam, mevki, paye, itibar meramıyla değil, bir üst etkinlik, uğraş olarak, bilgiyi kendinde amaç edinerek düşmüşlerdi.

Yine Mısır'ın kahir ekseriyeti çöllerden müteşekkildi. Hal böyle olunca çöl okyanusundan oluşan bir uygarlığın diğer medeniyetlerle ilişki, irtibat içinde olması ve kültürel, düşünsel genetiğini zenginleştirmesi de imkansızlaşıyordu. Grekler ise her yanı dağlık ve etrafı denizlerle çevrili şehir devletlerinden oluşuyordu. Yunanistan’da tarıma elverişli ekilebilir arazi oldukça sınırlıydı. Bu da onları bir deniz ve ticaret medeniyeti olarak diğer kültürlerle ilişkilenmeye sevk etti. Unutmamalı ki Yunanlar Akdeniz, Ege ve Karadeniz'i kat eden nice koloni kurmuşlardı. M.Ö. 8. yüzyılla beraber kolonileşen Helenler, başkaca uygarlıklarla karşılaşarak sadece iktisadi bir teatide bulunmadılar, aynı zamanda kültürel, düşünsel, düşlemsel, edebi bir alışveriş de geliştirdiler. Bu da Yunanlılar için hem iktisaden hem de kültürel olarak hızlı bir zenginleşme ve felsefe yapmak için gerekli serbest, özgürleştirici zaman sahip aristokrat sınıfının oluşmasını sağlamıştı. Yani diğer medeniyetlere kıyasla, bilhassa Mısır'a nispetle jeopolitik bir üstünlük taşıyordu Antik Yunan.

Yine Antik Çin uygarlığı sanatta, metal işçiliğinde, tarımda ve silah imalatında öncü medeniyetlerdendi. Kadim Çin bir krala bağlılık ve sadakatini bildiren toprak beyliklerinden oluşan bir ağ şeklinde örgütlenmişti. Ancak Konfüçyüs'ün zamanlarında bu kosmos, kaosa dönüşmüştü. Toprak beylerinin ayaklanmaları ve Batı'dan göç eden aşiretlerle beraber imparatorluk, müstakil devletlere bölmüştü. Ailelerin ailelere, aşiretlerin aşiretlere saldırdığı, demir silahların artık kitlesel olarak üretildiği, her bir beyliğin bir diğeriyle güç uğruna ve aşkına savaşa tutuştuğu bir topyekün savaş hali hasıl olmuştu. Hatta bu döneme tam da bu yüzden “savaşan beylikler dönemi” de denilmektedir. İşte bu içtimai ve siyasi dağınıklık, parçalanmışlık ve hercümerç, Konfüçyüs için katalizör vazifesi görmüştü. Tartışmaları ve anlatılarından mürekkep "Seçmeler" onun ölümünden 100 yıl sonra derlenmişti.

Konfüçyüs’ün annesi, onu gururlu ve fakr u zaruret koşullarında yetiştiren vakur bir kadındı. Eğitim onun cankurtaranı olmuştu. Onca yoksunluğa ve yoksulluğa rağmen muhtemelen annesinin kararlılığı ve katıksız metaneti sayesinde Konfüçyüs özel ev içi eğitim almış; tarih, şiir ve dini merasimlere dair sıkı bir müktesebat edinmişti. Başka çocuklar oyuncaklarıyla oynarken ona, çanak çömlek dizerek kutsal merasimleri yerine getirmesi öğretiliyordu. Gelenek-görenek düşkünlüğünün kaynağı buraya dayanıyor olmalı. Kadim, köklü düzen idealiyle içinde devindiği kaosa bulanmış hayat arasındaki yarılma ve uyumsuzluk onu düşündürtüyordu.

Fazla dağıtmadan felsefeyi Antik Yunan’da mümkün kılan toplumsal koşullara yeniden dönelim. İyonyalılar denizcilikle ve ticaretle iştigal eden, bu yüzden felsefi düşünüşe imkân tanıyan özgürleştirici zamana sahiplerdi. Ayrıca denizci bir halk olmaları Yunanları belirsize, bilinmeze meraklı, iştahlı hale getirmiş olmalı diyerek spekülatif bir hipotez ortaya atsam ne dersiniz? Bu arada biz "boş zaman" kavramını doğru bulmuyoruz. Boş zaman, çalışma dışı zamana işaret eden bir kavramsallaştırmadır. “Boş zaman medeniyetin direğidir," derken serbest zamanın özgürleştirici, kişinin kendini gerçekleştirmesini sağlayan zemini sağlayan bir zaman dilimi olduğunu vurgular Aylaklığa Övgü'de Russell. Verili koşullarda çalışırken geçen zaman boş zamandır bize kalırsa.

Yine Yunanlılar kent devletleri yani polisler, siteler, şehir devletleri halinde dağınık olarak örgütlenmişlerdi. Her ne kadar kadınları ve yabancıları dışlasa ve kölecil olsa da özgür yurttaşlar agoralarda doğrudan, katılımcı demokrasinin gereklerince polisin idari süreçlerine iştirak ediyordu. Kent devletleri arasındaki mücadele aynı zamanda bir etkileşim ve çoğulculuk yaratıyordu. Ortadoğu'da ise, mesela kadim Mısır'da doğu despotik devlet geleneğine yaslanan tanrı-kral yönetimi yürürlükteydi. Yunan'da ayrıca Hint'te olduğu gibi bir kast sistemi ve din adamları sınıfı, rahipler zümresi yoktu.

Ayrıca Antik Yunan şehir sitelerinde kamusal alanda kitap satılan pazarların kurulduğu bir sosyal formasyon olduğunu da hatırda tutmalı. Kitap pazarlarının kurulması demek, bilginin kamusallaşması, demokratize olması demektir. Felsefenin ancak kamusal kitap pazarları olan bir toplumda filizlenebileceğini teslim etmeliyiz sanırım. Üstelik bu durum, herhangi bir kralın bireysel tercihi, hususi bir ilgisi ya da devlet politikası da değildi. Kamusal kitap pazarları, Kadim Yunan’ın kendiliğinden ve kurumsal bir olgusuydu. Oysa Mısır’da, Babil’de, Sümer’de, Hindistan’da okuryazarlık imtiyazlı sınıfın, ruhban sınıfının, din adamları taifesinin tekelinde olduğunu biliyoruz. Kil tabletler, çivi yazısıyla yazılmış metinler, parşömen, papirüs yüzeyine nakşedilmiş metinler ya hükümdarın/prensin/kralın sarayındaki şahsi kütüphanesinde ya da dini mabetlerin kitaplığında yer almaktaydı.

Sözlerimi bitirirken bir uyarıda bulunmalıyım: Biz, felsefenin kadim Yunan'da ortaya çıktığını söylerken diğer medeniyetlerde felsefi meseleler, meşgaleler, akıl yürütmeler yoktu demiyoruz ve böylesi bir oryantalizme düşmüyoruz. Sadece mitoslardan arınmış, pratik kaygıların ötesine varmış, dünyayı dünya ötesi, aşkın süreçlerle değil de dünya içi süreçlerle, akıl yürütmelerle kavrama, bilgiyi "bir şey için" değil de kendisi için, "bilgiyi bilgi için" isteme tavrının öncelikle ve en gelişkin haliyle Antik Yunan'da neşvünema bulduğunu söylüyoruz. Yoksa diğer Uzakdoğu ve Ortadoğu medeniyetlerinin dünya kurguları, tasarımları, resimleri Antik Yunan felsefesinin fermantasyonu, doğumu için hazırlayıcı zemin oluşturmuştur. Mitoslardan, teolojiden, tanrıdan, pratik ve pragmatik kaygılardan sıyrılmış, yöntemli felsefi uğraş bildiğimiz kadarıyla ilk defa Antik Yunan'da arz-ı endam etmiştir.

banner3
Yorumlar (0)
11
açık
Günün Anketi Tümü
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Olası bir erken seçimde, Z Kuşağının oy dağılımı nasıl olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 31 67
2. Fenerbahçe 32 63
3. Galatasaray 31 61
4. Trabzonspor 32 57
5. Gaziantep FK 31 50
6. Alanyaspor 32 49
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 32 48
9. Göztepe 33 46
10. Sivasspor 31 44
11. Konyaspor 31 40
12. Antalyaspor 32 39
13. Rizespor 31 35
14. Kasımpaşa 32 35
15. Malatyaspor 31 33
16. Ankaragücü 31 33
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 31 33
19. Gençlerbirliği 31 31
20. Erzurumspor 32 28
21. Denizlispor 31 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 29 60
2. Samsunspor 28 54
3. Altay 29 53
4. Adana Demirspor 28 52
5. Altınordu 29 52
6. İstanbulspor 29 51
7. Ankara Keçiörengücü 29 49
8. Tuzlaspor 29 41
9. Bursaspor 28 40
10. Bandırmaspor 29 39
11. Ümraniye 28 38
12. Boluspor 29 35
13. Balıkesirspor 28 32
14. Adanaspor 28 31
15. Menemenspor 29 30
16. Akhisar Bld.Spor 28 25
17. Ankaraspor 28 19
18. Eskişehirspor 29 8
Takımlar O P
1. Man City 31 74
2. M. United 30 60
3. Leicester City 30 56
4. West Ham 30 52
5. Chelsea 30 51
6. Tottenham 30 49
7. Liverpool 30 49
8. Everton 29 47
9. Aston Villa 29 44
10. Arsenal 30 42
11. Leeds United 30 42
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 30 38
14. Southampton 30 36
15. Burnley 30 33
16. Brighton 30 32
17. Newcastle 30 29
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 30 21
20. Sheffield United 30 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 29 66
2. Barcelona 29 65
3. Real Madrid 29 63
4. Sevilla 29 58
5. Real Sociedad 29 46
6. Real Betis 29 46
7. Villarreal 29 46
8. Celta de Vigo 29 37
9. Granada 29 36
10. Athletic Bilbao 29 36
11. Levante 29 35
12. Valencia 29 33
13. Cádiz 29 32
14. Osasuna 29 31
15. Getafe 29 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 29 27
18. Elche 30 26
19. Eibar 29 23
20. Deportivo Alaves 29 23
Günün Karikatürü Tümü