DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır: Sykes-Picot Antlaşması’nın yüzüncü yılında Kürtlerin tarihi bir dönemeçte

 

DİYARBAKIRÖTEKİLERİN GÜNDEMİ: DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülerek tutuklanmasının, demokratik siyaset ısrarının kesintiye uğratılmasına dönük bir strateji olduğunu belirterek, Kürt siyasetinin teslim alınamayacağının altını çizdi.
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır  MA / Arjin Dilek Öncel – Cahit Özbek’e kaonuştu
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven ile HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürmesi ve tutuklanması, Kürt siyasetine yönelik baskı politikaları ile buna karşı mücadeleye dair değerlendirmelerde bulundu.
Kamuoyunda “DEP darbesi” olarak bilinen 2 Mart 1994’te Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklanmalarını hatırlatan Bayındır, bu politikanın sürdürülmesinin, DEP’in ardılı olan partilerin demokratik siyaset ısrarına karşı devlet akılının bu süreci kesintiye uğratmaya dönük bir strateji olduğunu söyledi.
KÜRTLER MÜCADELE ETMEZSE…
AKP’nin pragmatik yaklaşımının halkların taleplerine karşı bir politikaya dönüştüğünü dile getiren Bayındır, “AKP’nin, Kürt halkı ve demokratik dinamiklere karşı sürekli komplovari siyasetiyle karşılaşıyoruz. Bu stratejiye rağmen, Kürt özgürlük siyasetinin geçmişten elde ettiği deneyim, hak, eşitlik ve adalet mücadelesi bütün bu çabaları boşa çıkardı. Kürt halkı, bu saldırıları bertaraf etmek, püskürtmek, onurlu bir yaşam sürdürme ve kendi özgürlüğünü sağlama konusunda elbette kararlıdır. Mücadele deneyimiyle, yaşadığı bütün bu saldırılara karşı en çok özgürlük özlemini çeken halklardan biri Kürt halkıdır. Bu durum Kürt halkına mücadele azmi kazandırmakta. Kürtler mücadele etmediği takdirde, Türkiye halkları bir bütün olarak AKP-MHP rejiminin inşa etmek istediği faşist, otoriter zihniyete teslim olacak. Kürt halkı mücadele ederken, Türkiye halklarına umut veren, halkları harekete geçiren kararlılığı sağlamaktadır” dedi.
“HDP’nin en büyük bileşeni olarak saldırılara karşı topyekûn mücadele etmeyi ve bu onurlu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmek için her türlü çabayı sarf edeceğiz” diyen Bayındır, HDP’nin 1 Haziran’da deklere ettiği tutum belgesini hayata geçirme noktasında yoğun çaba sarf edeceklerini kaydetti.
SİNE-İ MİLLET TARTIŞMALARI
Kürt siyasetinin sürekli karşı karşıya kaldığı saldırılara karşı demokratik siyasette ısrar ettiğini vurgulayan Bayındır, vekilliklerin düşürülmesiyle yeniden gündeme gelen sine-i millet tartışmalarına ilişkin şunları söyledi: “Kürt halkı, Türkiye devrimci demokratik hareketi, 1990 yıllardan bu güne her türlü saldırılara karşı bir mevzi olarak kuruldu ve bunda ısrar etti. Demokratik siyasette ısrar ediyoruz. Bizleri tamamen duygusal atmosfer içerisine çekip, bizden bir beklenti sağlayan kimi art niyetli çevrelere geçit vermeyeceğiz. Kürt halkının eşitliğe, demokrasiye ve adalete ihtiyacı var. Kürt halkı tarihsel olarak biriktirdiği değerlere ve özgür yaşama ulaşma, mücadelesini yürütme noktasında her zamankinden daha kararlı olacaktır. Hem içimizde hem dışımızda kimi çevrelerin belli yönlendirmeler doğrultusunda, kimi basın organları üzerinden sine-i millet tartışmaları, duygusal kopuş teorilerinin ortaya atılması, Kürt halkının fiziki olarak Kürdistan sınırlarına çekilmesi, sadece bu zemin üzerinden özgürlük mücadelesi yürütmesi noktasında gelişen tartışmaların hem toplum hem de bizim nazarımızda bir karşılığının olmadığını ifade etmek istiyoruz.”
KÜRTLER TARİHİ BİR DÖNEMEÇTE
Sykes-Picot Antlaşması’nın yüzüncü yılında Kürtlerin tarihi bir dönemeçte olduğunun altını çizen Bayındır, “Kürtler, mücadelesiyle, kararlılığıyla kendi özgürlüğünü 4 parçada sağlama potansiyeli ve kapasitesine sahip. Aynı zamanda yapacağı yanlış hamlelerle bir yüzyılı daha kaybetme ihtimalini yaşıyor. Özellikle siyasette mücadele ederken, herkesin bu hassasiyetle yaklaşması gerekiyor. Somut olarak, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını fiziki olarak kendi içine hapsetmek gibi bir durum söz konusu değildir. Kürt gerçekliği ve Kürt sosyolojisi de buna uygun değildir. Bugün İstanbul bir Türkiye şehri olabilir, ancak İstanbul en büyük politik Kürt şehridir. Yine İzmir, Adana, Mersin, belki Türkiye kentleri olarak ifade edebiliriz ama Kürtlerin yaşadığı en büyük politik kentlerdir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinden kesinkes vazgeçmeyeceğiz. Sadece Kürt halkı için değil. Evet, Kürt halkı bunun bedeli ödeme noktasında ve bunun arzusuyla yanıp tutuşma noktasında her zamandakinden daha fazla değerlere sahip çıkıyor. Fakat özgürlük ve adalet evrensel değerlerdir. Bu değerlerin tüm Türkiye toplumuna yayılması noktasında, Kürt halkının öncülük rolü oynayacak bir gerçekliği önümüzde duruyor” diye belirtti.
‘TESLİM ALAMAYACAKLAR’
Kürt ulusal birliği çalışmalarına değinen Bayındır, “Kürt ulusal birliğinin sağlanmasında görüş ve fikirlere ihtiyacımız var. Kürt halkının demokratik mücadelesinde, her zamandakinden daha fazla destek ve güç sunulması noktasında beklentilerimiz var. Yakın zamanda Rojava’da Kürtlerin öncülüğünde gerçeklesen Rojava demokratik devrimi, bugün dünyada ciddi anlamda bir umut ışığıdır. Kuzey Kürdistan’da mücadeleyi de biraz bu temelde ele almak gerekiyor. Bu saldırlar karşısında geri adım atacağımızı zannedenler, kendi geçmişlerine bakabilirler. Kürt’ün özgürlük ve eşitlik mücadelesine kendini adamış hiçbir Kürt siyasetçisini teslim alamamışlardır. Bugün de teslim alamayacaklardır. AKP ve MHP bütün bu saldırılarına rağmen teslim alabileceği hiçbir kurum, hiçbir Kürt siyasetçi göremeyecektir. Bütün bu irade kırmaya yönelik pervasızca, insanlık dışı uygulamalar Kürt halkını teslim alıp, Kürdistan üzerinde fiili bir işgale ve sömürge zeminine açma stratejisidir” diye konuştu.
DERİN DEVLET YÖRÜNGESİ 
AKP’nin iktidarını korumak için Kürtlere yönelik saldırgan politikalar izlediğini söyleyen Bayındır, devamla şunları söyledi: “Bütün kurumlarıyla çürümüş ve yozlaşmış bir AKP-MHP gerçekliğinden bahsediyoruz. Kürt halkına karşı otoriterce ve faşizanca yönelimlerle hareket eden onlarca hükümet, bugün Türkiye siyasi tarihinin mezarlığında bulunuyor. AKP-MHP iktidarı geçmiş dönem iktidarlarına bakmalıdır. Bugün Kürt halkının kazanımlarına ve iradesine yönelik bu saldırılar, AKP-MHP iktidarını tamamıyla tuzla buz etmekle kalmayacak, aynı zamanda üzerine oturdukları katı merkezi ve tekçi devlet anlayışının çatırdamasına yol açacaktır. Bugün Cumhuriyet sisteminin bu kadar yozlaşması, bu kadar çürümesi, toplumun siyasal, sosyal, ahlaki açıdan hiçbir beklentilerini karşılamayan, tamamıyla bu talepleri güvenlikçi otoriter politikalarla bastırmaya çalışan bir strateji izlemesi şu, durumu netleştiriyor: Bugün AKP-MHP iktidarının oturduğu zemin tamamıyla derin devlet yörüngesidir.”
‘TAVİZ VERMEYECEĞİZ’
Kürt siyasetinin temel önceliğinin iktidarı değiştirmek olduğunu vurgulayan Bayındır, şöyle sürdürdü: “Bedeller ödediğimiz doğrudur, arkadaşlarımız cezaevlerinde, fakat halkımızla yaptığımız doğrudan temaslarla çıkardığımız bir sonuç var: Biz kesinlikle bütün faşizan durumlara rağmen Kürt halkının yüz yıldır özlemi olan özgürlük ve adalet mücadelesinden zerre kadar taviz vermeyeceğimizi ifade etmek istiyoruz. Bu konuda Kürt halkında fikri ve düşünsel bir öfkenin olduğu ve bu öfkenin önümüzdeki süreçte Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Kürt halkının özgürleşmesi noktasında itici bir güç olacağını belirtmek isteriz.”
şişli escort avcılar escort esenyurt escortbeylikdüzü escort