Eylül… Sonun başlangıcı – Zuhal Atlan

 

Eylül… Kuzey Yarım Küre’de sonbaharın başladığı ay. Hüznün, dinginliğin ve en önemlisi de içe dönmenin ayı. Ağaçların, ilkbaharda açtıkları ve bir halı gibi yeryüzünü yeşile bürüyen yapraklarını sarartarak dökmeye başladığı aydır Eylül.

Yapraklar, dans edermişçesine bazen tek tek bazen de toplu halde dökülür bu ayda, artık yeşilden sarı ya da turuncuya dönüşmüştür. Şanslı olan kimi yaprağın yeşili az da olsa kalmıştır. Kuru ve sarı yapraklar gelen bir rüzgarla savrulur her yere. Kimi yaprak gider bir balkona konar kimi bir pencere kenarına kimi sadece yerde kalır ve süpürge ile temizlenip gideceği yeri bekler.

Sonbahar sadece dinginliğin mevsimi değil. Ağaçları çırılçıplak bırakan bu mevsime öfkelenmeyelim. Kendilerine ağır gelenleri tek tek atarak yenilemektir asıl sonbaharın amacı. Kendi çıplaklığıyla yüzleşmektir… İsminin aksine sonların değil, başlangıcın mevsimidir aslında. Sonunu, yeni bir başlangıç yapmak için hazırlar.

Pandemi sürecinin etkisiyle bizler de tıpkı sonbahar gibi yer yer hüzünlendik, yer yer içimize kapandık, yer yer umutsuzluğa düştük. Ama bu hüznün, değişim ve yenilenme olarak bize döneceğinin farkında olmayarak belki de… Yaz aylarında bu duygularımıza mola versek de kötü haberlerle uyandığımız her sabah içimizden giden sıkıntıya, kedere, çaresizliğe bir türlü dur diyemedik, diyemiyoruz.

Uyandığımız an elimize telefonu alıp haberlere bakarak umutsuzluğa düşüyoruz, bazen ülkeyi terk edip firar etmek istiyoruz, karamsarlığımıza ışık olmak isteyenleri ciddiye almıyoruz. Ekonomik kriz, kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzler, gözaltı ve tutuklamalar, işten atılmalar, iş cinayetleri, evine ekmek götüremeyenlerin intihar girişimleri… Bu liste uzayıp gider.
Muhalefetin iktidarı eleştirdiği için hedef gösterildiği, kadın katliamlarına karşı sokağa çıkan kadınların marjinalleştirildiği, Kürtlere yönelik ırkçı saldırıların olağanlaştırıldığı, domatesin kilosunun 10 lira olduğu bir ülkede kim yaşamak ister ki?

Evet yaşadığımız ülkede güzel şeyler olmuyor. Bunun nedeni elbette bu ülkeyi tekçi rejim ile yönetenlerin yanı sıra muhalefetin de kendi içinde parçalı olmasıdır. Bu ülkede, tüm insanlığı ilgilendiren ve hayatlarımızı etkileyen Covid-19 salgınına ilişkin çözümler üreteceğimize, belki de son 50 yıl içinde canlı yaşamına dair bir ortamın olamayacağı iklim krizi ile mücadele etmek yerine hala ülkede katledilen, taciz ve tecavüze maruz kalan kadınlar için adalet istiyoruz. Anadilinde eğitim istediğimiz için “terörist” oluyoruz, belediyelere atanan kayyımları protesto ettiğimiz için cezaevine yollanıyoruz, iktidarı eleştiren haber yaptık diye hapsediliyoruz. ‘O zaman gel de böyle bir ülkede yaşa’ diyen sesleri duyar gibiyim. Hayır yaşayacağız! Hadi, tüm bu iç karartıcı olaylardan sıyrılıp filmi başa saralım.

Eylül ayını hatırlayalım. Hep birlikte yapraklarımızı dökelim bu olaylar karşısında. O yaprakları kurutup sarartalım, bu olumsuz düşünceleri ve umutsuz hallerimizi defedercesine. Bir balkona, bir pencere kenarına konalım, düştüğümüz beton zemin ya da otların içinden bizi alıp saklayan kişileri bekleyelim. Değişim ve yenilenmeyi önce kendimizden başlatalım, bu sessizliği daha fazla uzatmayalım, ortaklaşmayı, birlikte mücadele etmeyi düstur edinelim. Bir son değil, bir başlangıç olarak görelim sonbaharı. Ne de olsa kışın sonu bahardır değil mi?

En sessiz sözcüklerdir, fırtınayı getiren. Güvercin adımlarıyla gelen düşünceler yönlendirir dünyayı” demiş ünlü filozof Friedrich Nietzsche. O zaman hoş geldin sonbahar…

( Gazete Karınca köşesinden Zuhal Atlan yazdı: Eylül… Sonun başlangıcı )

şişli escort avcılar escort esenyurt escort