Hande Çayır T24 için yazdı: Doğadan ilham alan bilim insanı Dr. Ahu Parry’nin bir milyon pound ödüllü girişimi

 

Dr. Ahu Gümrah Dumanlı-Parry kazandığı yaklaşık bir milyon poundluk fonla yapacağı araştırmaları anlatıyor

Ailevi sebeplerden dolayı zamanını esnek bir şekilde kullanmak isteyen kadın araştırmacılara destek vermek üzere tasarlanmış bir fon var: BP-ICAM* Dame Kathleen Lonsdale Research Fellowship. 2019 yılında ilk kez verildi ve ödülün sahibi Dr. Ahu Gümrah Dumanlı-Parry oldu.

Dr. Dumanlı-Parry, yaklaşık bir milyon pound’luk bu araştırma fonu ile akıllı materyaller, sensörler, biomedikal implantlar geliştirecek.

Dr. Dumanlı-Parry doktora sonrası araştırmalarını Cambridge Üniversitesi’nde yaptı. Şu an Manchester Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve arada Sabancı Üniversitesi’nde dersler veriyor.

Yeni projeler için Türkiye endüstrisi ile bağlantılar kurmayı önemsiyor. Akademisyenlerin endüstricilerle işbirliğine değer veriyor.

Natural History Museum arşivlerinde ilham almak için dolanıyor. Sekiz kişilik araştırma grubuna liderlik ediyor.

“Yapacak çok iş var ve ben hep geç saatlere kadar çalışan bir insanım ama bakmaktan çok zevk aldığım minik bir çocuğum da var,” diyor.

Özellikle kelebeklerden ve böceklerden malzeme mühendisliğine dair ilham alıp renkli çikolatalar üretiyor. Ve bunu hiçbir kimyasal kullanmadan sadece malzemelerin yüzeyini değiştirerek yapıyor.

“Fen bilimlerinde fakülte oranlarına baktığınız zaman yüzde 80 erkek, yüzde 20 kadın, profesörlük düzeyine geldiğiniz zaman kadın oranı yüzde 10’a kadar düşüyor,” diyen Dr. Dumanlı-Parry ile öğrencilerini, araştırmalarını ve akademiyi konuştuk.

Açıkçası, küçükken meraktan kolonyalar, parfümler yapan biri ile ilk kez tanışıyorum. Siz de tanışın istedim.

2019 yılında ilk kez verilen BP-ICAM Dame Kathleen Lonsdale Research Fellowship ödülüne layık görüldünüz. Bu tam olarak neyi kapsıyor?

Bu fon özellikle ailevi sebeplerden dolayı zamanını esnek bir şekilde kullanmak isteyen kadın araştırmacılara destek vermek üzere tasarlanmış bir ödül.

Ödülün kapsamında bana beş yıllık bir araştırma bütçesi ve laboratuvarlarımı kurmak için, yani yeni malzeme üretim sistemleri geliştirmemiz ve onların analizlerini yapabilmemiz için araştırma fonu verildi. Bunun içerisinde çok nadir görülen bir destek de çocuk bakımıyla ilgili ihtiyaçlarıma da yer verilecek olması.

Bu çok özel bir fırsat. Hem beş yıl boyunca minimum öğretim yükümlülüğü ile kendi projelerimi ve araştırma grubumu geliştireceğim. Hem de konferansa ve iş görüşmelerine gittiğim zaman şu anda dört yaşında olan oğlumu da planlarıma dâhil edebileceğim.

Hangi kriterleri sağlamak gerekiyor bu ödülü alabilmek için?

Başvuru sırasındaki kriterlerden en önemlisi BP-ICAM’ın ilgi alanı olan korozyon, malzeme bozulması, malzeme tıkanması, ayrıştırma, gelişmiş malzeme sistemleri ve modelleme gibi konularında yenilikçi ve sıra dışı bir araştırma planı geliştirmek gerekliliğiydi. Bu planı BP-ICAM üniversitelerinden biriyle (The University of Manchester, Imperial College London and the University of Cambridge ya da the University of Illinois at Urbana-Champaign) yapmak gerekiyordu. Tabii ki adayların kariyerlerinde bilimsel açıdan mükemmel performans göstermiş olmaları gerekiyordu ve başvuru sürecinde üstün bir potansiyel sergilemeleri isteniyordu.

Bu fondan nasıl haberdar oldunuz?

Cambridge Üniversitesi’nde beraber çalışmış olduğum gruplar bu çağrı açıldığında bana bildirdiler ve aslında bunu Cambridge Üniversitesi’nde almamı istediler. Ben Manchester’a gitmeyi seçtim. Bunun nedeni bağımsız fikilerimi en güzel şekilde geliştirebileceğim yer olduğunu düşünüyor olmamdı ve Manchester’da benim uzmanlığıma ihtiyaç olmasıydı. Bunun dışında Manchester Üniversitesi İngiltere’deki en büyük ve en çok araştırma fonuna sahip Malzeme Bilimi bölümü. Bölümümüzün alt yapısı muazzam. Ulusal Grafen Enstitüsü (National Graphene Institute) ve Henry Royce Enstitüsü (Henry Royce Institute-Rolls Royce’un üniversitelerle geliştirdiği 250 milyon sterlinlik bir yatırımı) Manchester’da merkezlenmiş durumda. Burası ayrıca BP-ICAM’in de merkezi.

Sizi bu sürece taşıyan (eğitim/profesyonel) yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Sabancı Üniversitesi’nde profesör Yuda Yürüm ile carbon nanotube’lerin üretimindeki kinetik süreçleri izleyen bir doktora çalışması yaptım. Doktoramın son senesinde İngiltere’de gittiğim konferansta Cambridge’de post-doc çalışmalarımı yapacağım grupla tanışmış oldum. Doktoram biter bitmez Cambridge’e gittim ve orada malzeme bilimi bölümünde endüstriyel bir projede çalışırken Schlumberger Foundation Faculty for the Future programının fonuna başvurdum. Bu program kapsamında belli ülkelerden doğa bilimleri ve mühendislik alanında çalışmalara devam eden kadın araştırmacılara doktora düzeyinde veya doktora sonrası araştırmacılar için fon veriliyor. Bu fon bana iki senelik bir araştırma fırsatı sundu ve bununla beraber çalıştığım grubu değiştirdim. Cambridge’de Cavendish laboratuvarlarında profesör Ullrich Steiner ile çalışmalarıma devam ettim.

Profesör Steiner’in grubu bilimsel yaratıcılık konusunda bana çok şey kattı: doğadan ilham alma ve yapısal renkler üzerine çalışmalara burada başladım. Onun devamında İsviçre Fribourg’a Adolphe Merkle Enstitüsü’ne gittim. Orada da küçük boyutlu bir grup kurdum ve onun lideri olarak bir sene çalıştım ve yine benzer biyomimetik üzerine çalışmalar yaptım.

Bu arada bir bebeğim oldu ve sonrasında aile düzenimizi koruyabilmek için İngiltere’ye geri döndük. İngiltere’de Imperial College’da Teaching Fellow olarak çalışmaya başladım. Yani öğretim görevlisi oldum, elektron ve atomik güç mikroskopisini öğretme üzerine uzmanlaştım. Bu görevde idari ve öğretim işlerim çok fazla olduğu için araştırmalarıma çok kısıtlı zaman ayırabiliyordum. O dönemde BP-ICAM fon çağrısı açılmıştı. Proje sunumu ve zorlu bir mülakat süreci sonunda bu ödüle layık görüldüm.

Doğadan ilham alarak nasıl projeler geliştiriyorsunuz? Gökkuşağı desenli çikolata bunlardan biri. Araştırmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Burada Manchester’da kurduğum grupla doğadan ilham alarak yeni ve en son teknolojiye uygun malzemeler geliştirmek üzerine çalışacağız. Birçok biyolojik malzeme evrim sürecinde yasadığı ortama adapte olabilmek için çeşitli fonksiyonlar üretmiş ve malzeme üretimini en optimum hâle getirmiş. Doğadan özellikle kelebeklerden ve böceklerden malzeme mühendisliği ile ilgili öğrenecek çok dersimiz var. Biz yeni mikroskoplar geliştirerek ve nano boyuttaki süreçleri izleyerek doğanın bu yapıları nasıl ürettiğini anlamaya çalışıyoruz. Bu da bize günlük hayatta kullanacağımız yeni ve çok fonksiyonlu malzemeler geliştirmemize olanak sağlıyor.

Gökkuşağı çikolatası, yaptığımız bilimi anlatabilmek icin çok güzel ve eğlenceli bir platform ve “yapısal renk” kavramını anlatmak icin çok lezzetli bir olanak. Doğadaki en çarpıcı renkler pigment ya da boya moleküllerini kullanmadan sadece ışığın dalga boyunda (bu 400 ile 700 nanometre arasıdır) yapılar geliştirerek ve çeşitli ışık oyunlarını bir araya getirerek elde ediliyor. Mesela Morpho kelebeğine bakın, bu çarpıcı mavi renk aslında üç mikronluk bir tabaka. Ama bu tabaka bir dizi çok düzenli yapının bir araya gelmesiyle oluşuyor. Normalde üç mikron kalınlığında bir tabaka transparan olur göremeyiz bile ama bu düzenli yapı tam da mavi rengin dalga boyu olan 400 nanometrede ışığı yansıtmak üzere tasarlanmış. Bir de arkasına melanin denilen bir kimyasal fon hazırlamış ve bu da siyah bir arka plan oluşturuyor, renk kontrastı artıyor. Bu da kelebeğe üstün bir sinyal gönderme kabiliyeti kazandırıyor. Aynı kanat kelebeğin uçması için ultra hafif aerodinamik bir yapıda ve aynı zamanda su da tutmuyor, su damlacıkları üzerinden kayıp gidiyor. Bu, su sevmeyen malzemelerin antimikrobik özelliği kelebeği kısa süreli bir hayatı da olsa bu süre içinde çok sağlıklı olmasını sağlıyor. Bakın bir kanatta üç fonksiyon. Bizim de yapmak istediğimiz bu: bir malzeme geliştirdiğimizde pek çok fonksiyonu olsun.

Morpho kelebeği

Çikolataya geri dönersek burada da yaptığımız şey çikolatanın sadece yüzey yapısını değiştirerek renkli hale getirmek. Düşünsenize yediğimiz her şekerli ürünün içerisine konan renklendiricileri: bunların hepsi kimyasal, çoğu aslında toksik kimyasallar. Biz size diyoruz ki aslında bu renkleri yaratmanın başka bir yolu var, hiçbir kimyasal kullanmadan ve sadece malzemelerin yüzeyini değiştirerek. Aynı şekilde yiyeceklerimizin ve kullandığımız ilaçların da ambalajını ya da kaplamasını bu şekilde yaparak size renk değişimiyle kullanım tarihinin geçtiğini belirten sistemler yapabiliriz. İşin en güzel yanı biz bu sistemleri tarımsal, yiyecek ve kâğıt endüstrisinin ürettiği atıklardan oluşturuyoruz. Endüstrilerin atık gördüğü malzemeleri biz ekonomiye yüksek teknoloji ürünü olarak geri kazandırıyoruz. Kâğıt üretiminden arta kalan selüloz ya da balıkçılık ürünlerinden karides kabukları (bunlar kitin) bizim en sevdiğimiz başlangıç malzemeleri. Bunlardan ürettiğimiz nano parçacıklar bize çok renkli ve çok fonksiyonlu malzeme üretme imkânı sağlıyorlar. Önümüzdeki senelerde renk değiştiren doğadan aldığımız ilhamla renk değiştiren sensörler, dışarıya renk sinyali veren tekstil elyafları ve petrol endüstrisi için ayrıştırıcılar ve su tutmayan kaygan zeminler üreteceğiz.

Laboratuvarınızın ne gibi özellikleri var?

Laboratuvarımın teması bio-inspired functional materials. Biyolojik ilhamlı fonksiyonel malzemeler. Bu tür bir araştırmayı yapabilmek için öncelikle böcekler, kelebekler ve bitkiler alemindeki belirgin yüzey ve renk oluşumlarını inceliyoruz. Doğa bir sürü optik illüzyon geliştirmekte çok başarılı, daha yeni yeni anlamaya başladık bu oluşumları. Çünkü elimizdeki optik ve elektron mikroskopları daha yeni bu sistemlere göre dizayn edildi. Yapılarını anladığımız grupları taklit edebilmek için de değişik türde nano-parçacıklar üretiyoruz ve sonra da bu nano-parçacıkların birbiriyle iletişimini araştırıyoruz. Nano-parçacıklar doğru şartlarda işlendiğinde doğada gördüğümüz şekilde düzenlenmeye geçiyorlar bunun için ekstra enerji sarfetmiyoruz. Her şey oda sıcaklığına ve su bazlı kimyasallarla gerçekleşiyor, kendiliklerinden yapılanıyorlar. Bu da doğadan öğrendiğimiz bir metod; nano-parçacıkların şekli ve çevrelerindeki iyonlarla etkileşimleri bu düzenlenmenin nasıl olacağını belirliyorlar. Laboratuvarımız bu etkileşimleri anlamak üzerine kuruluyor. Yaptığımız işin çoğu optik mikroskopi, elektron mikroskopisi, atomik güç mikroskopisi ve değişik ışık saçılma ve spektroskopi sistemleri ile analiz etmek üzerine. Bu etkileşimleri anlamak için ben de özel yapım optik düzenekler geliştiriyoruz.

Bilim dünyasına kadınların katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İngiltere’de (ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde) mühendislik ve doğa bilimlerinde kadın ve erkek akademisyen oranlarına bakınca çok göze batan bir tablo var. Fen bilimlerinde fakülte oranlarına baktığınız zaman yüzde 80 erkek, yüzde 20 kadın, profesörlük düzeyine geldiğiniz zaman kadın oranı yüzde 10’a kadar düşüyor. Kadınlar çok aktif, çok zeki, çok yaratıcı ve çok çalışkanlar. Bilimsel kabiliyet herhangi bir cinse ait değil, herkesin eşit şekilde anlama ve katkıda bulunma potansiyeli var. Bence her bireyin maksimum potansiyeline ulaşabilmesi çok önemli. Çevremizdeki panellerde fonlara karar veren yetkililer hâlâ yüzde 90 erkek komitelerden oluşuyor. Makalelerimizi hâlâ yüzde 75-80 erkek bilimsel hakemler değerlendiriyor. Kabul etmesi zor olsa da bilinçaltı seçiciliği çok bariz bir etki yaratıyor. Bence çok güzel bir zamandayız, artık farkındalık zihniyetindeyiz ve erkek iş arkadaşlarımızla işbirliği halinde kadını hem akademide hem de yüksek mertebeli kariyerde destekleyeceğimizi umuyorum. Bu işbirliği şart. Benim aldığım gibi ödüller ve fırsatlar çok önemli; çünkü kadın akademide ya da yüksek kademeli kariyerlerde başarılı olmak için erkekleşmemeli; mesela aile kurmak istiyorsa, ailesiyle ilgilenebilmesi için zaman dengesini yaratabilmeli ve bu esneklikler ve ortamlar sunulmalı. Ayrıca ailesine bakmak isteyen erkekler için de buna benzer düzenlemeler olmalı.

Çocukluğunuzdan bugüne kat ettiğiniz yolu önceden tahmin etmiş miydiniz? Çocukluk hayalleriniz var mıydı? Var ise, gerçek oldu mu?

Çocukluğumda ben çok aktiftim ama hep bilimsel yatkınlığım ön plandaydı. Devamlı ansiklopedi okurdum (evet 80’ler devrinin çocukları ve ansiklopedi durumu var) ve devamlı okuduğum deneyleri evde yapmaya çalışırdım. Prizmalar, gökkuşağı çemberleri, parfüm ve kolonya yapma girişimleri, kimyon ve kekikten yağ damıtma çabaları, kendi kullandığım not kâğıtlarımı evde geri dönüştürüp tekrar çok kötü kalitede -çok koyu gri not kâğıdına çevirdiğim bir sürü deneylerim oldu. Bunlardan çok zevk alırdım ve hâlâ kisisel motivasyonumla geliştirdiğim deneyleri yapmaktan çok mutluluk duyuyorum.

Türkiye’den gelen öğrencinin İngilteredeki eğitim sistemine adaptasyon sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Liseden üniversiteye olan geçiş ile üniversiteden yüksek lisans ya da doktora süreci farklı. Öğrenimin bu değişik süreçleri değişik kültür farkları da yaratıyor. Üniversitede lisans düzeyinde daha az Türk öğrenciye rastladım ama yüksek lisans ve doktora düzeyinde daha çok Türk öğrenciler olmaya başladı. Bu sanırım okulların yıllık ücretlerine bağlı. Ben de geçtiğimiz senelerde Türkiye’den pek çok ögrenciyle yaz çalışmaları yapma fırsatım oldu ve bilimsel donanımlarının çok iyi olduğunu düşünüyorum yani bence önleri açık. Buradaki (İngiltere) tek en büyük sorun Türkiye’den gelen öğrencilerin overseas ücretlere tabii olmaları. Bu fon bulma anlamında bazen zorluk çıkarabiliyor. Türkiye’de ne yazık ki doktora sürecinde öğrencilere yurt dışında eğitim alabilmeleri için yeterince destek yok. Bu konuda iyileştirme çabaları olmaya başladı, bu sürece ben de katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bilim dünyasında en çok ilginizi çeken şeyler neler?

Kendi çalışmalarım tabii ki beni çok heyecanlandırıyor ama aynı zamanda, biyoloji, astronomi ve fizik alanlarında çok takip ettiğim temalar var.

Mesela, eşim Exoplanet’ler (Güneş sistemi dışındaki gezegenler) üzerine çalıştığı ve bu gezegenlerde hayat olup olmadığını anlayabilmemiz üzerine optik sistemler üzerine geliştirdiği için ben de bu konuları çok seviyorum. Bu konularda çalışan çok az kimyacı var. Genellikle bu tartışmalarda birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

Genetik bilimi ile genleri on-off durumuna getirerek yaşam fonksiyonlarını anlamayı çok enteresan buluyorum. Manchester’daki Institute of Biotechnology’de mayalar ve bakterileri modifiye ederek gene yüksek teknolojilerde kullanılacak malzemeler ve enzimler üretiyorlar bu bana inanılmaz enterasan geliyor.

Bunun dışında DNA origamisi bana çok ilginç geliyor, sentetik DNA’lar ve hücre yaratmak inanılmaz bir konsept.

Okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz/takip ettiğiniz yayınlar, web-siteleri, kaynaklar var mı?

Benim tavsiye edeceğim bazı kitaplar ve bloglar var evet ama bunun dışında ben her zaman şunu yapmaya çalışıyorum (bana kendi doktora hocamın tavsiyesidir bu): Her gün yeni bir şey öğrenin ve bir kenara yazın.

– Angela Saini – Inferior (Kadının toplumsal yerini nasıl yanlış anladığımızla ilgili inanılmaz çarpıcı bir kitap.)

– Richard Dawkins – The Selfish Gene (genlerimiz milyonlarca yıl boyunca değişmemiş ya da baskın kalmış yapı parçacıkları DNA değişir ama yapı parçacıkları değişmiyor, bunların kaderi içinde bulundukları metabolizmaya bağlı.)

– Richard Feynman – the Strange Theory of Light and Matter (işimiz ışık ve malzeme.)

– Jorge Volpi – In Search of Klingsor

– Bunun dışında bilim iletişimini anlamak adına Veritasium kanalını tavsiye ederim YouTube üzerinde.

– Profesör Athene Donald’ın blog’u ve Dr. Jess Wade’in söyleşilerini de mutlaka tavsiye ederim. 

Öğrencilerinizle ilişkiniz nasıl? Tecrübelerinizi/bilgi birikiminizi öğrencilere aktarmakla araştırma yapmak arasında denge sağlayabiliyor musunuz?

Öğrencilerim benim hem çalışma arkadaşlarım hem de bana ilham veren insanlar, beni zor sorularla motive eden süper insanlar. Genelde hep motive edici pozitif ilişkilerim olmuştur ve çoğu öğrencimle hâlâ işbirliği ve içindeyiz ve kontak halindeyiz. Bir sürü doktora öğrencisine yardımcı danışmanlık yaptım şu ana kadar ama akademik annelik ilk defa resmî olarak bu sene gerçekleşecek: üç tane pırıl pırıl doktora öğrencim başladılar Ekim ayında.

İşinizin/araştırmalarınızın en zorlu yanı nedir?

Zamanımı idare edebilmek. Yapacak çok iş var ve ben hep geç saatlere kadar çalışan bir insanım ama bakmaktan çok zevk aldığım minik bir çocuğum da var. Zamanımı idare etmek bazen zorlaşıyor. İkinci bir zorluk da bilimin fon ve bütçeye endeksli olması devamlı bir yarış hâlindesiniz hiç soluklanma yok. Hem çok motive edici ama bir yandan hayatınız devamlı bir yarış hâlinde ve her seferinde fikriniz ödüllendirilmeyebiliyor. Pek çok kez reddedilmeyi de yaşıyorsunuz ve bu ödül alma olayı kolaylıkla kişisel bir başarı ya da başarısızlık olarak algılanabiliyor. Red aldığınızda bunu pozitife çevirebilmek önemli.

İngiltere’de akademisyen olmak isteyen ve henüz Türkiye’de okuyan/olan araştırmacıların başvurlarını kolaylaştırabileceğiniz paylaşımlarınız/tüyolar neler olabilir?

Çoğu doktora projesi akademisyenlerin kararına bağlı, istediğiniz projeleri seçin ve akademisyenlerle direk temasa geçin, kendinizi tanıtın. Konferanslara gittiğinizde hazırlıklı olun başka kimlerin orada olacağı hakkında araştırma yapın. Ben Cambridge’deki post-doc’umu konferans yemeği sırasında tesadüfen yanına oturduğum kişi sayesinde ayarlayabilmiştim. O kişinin konuşmasını çok iyi dinlemiştim ve bir sürü soruyla ilgisini çekmiştim. Ertesi gün de kendi poster sunumuma davet etmiştim. Aynı şekilde poster sunumu sırasında çok kritik kontaklarım oldu. Yarattığınız kontaklarınızı değerlendirin, konuşmaları takip edin ve ikinci ve üçüncü mailler göndermekten çekinmeyin. Akademisyenler yoğun insanlar, (çok ısrarcı olmadan) kendinizi hatırlatmakta fayda var. Her iletişiminizi bir mülakatmış gibi düşünün ve hazırlıklı olun.

* British Petrol – International Centre of Advanced Materials

şişli escort avcılar escort esenyurt escortbeylikdüzü escort