Hasan Cemal T24 için yazdı: Savaşın ve kargaşanın içindeki kanlı bir coğrafyada kıvranan Türkiye…

 

 

Savaşın ve kargaşanın içindeki kanlı bir coğrafyada kıvranan Türkiye…

Ve bu coğrafyada her an konrolsüz bir füze, rezil bir suikast, korkunç bir çılgınlık ihtimal dahilinde…

İran…
Bir yolcu uçağı İran füzesiyle düşürüldü.
176 kişi hayata veda etti.
Ve Tahran’dan dehşet verici bir açıklama geldi:
“Pardon, yanlışlıkla oldu!”
Tek kelimeyle korkunç.
İran…
Kasım Süleymani’nin cenaze töreninde izdiham yaşandı, 50 kişi öldü.
Dehşet verici.
İran…
ABD ile İran’ı savaşın eşiğine getiren Süleymani suikastı sonrasında ülke karıştı. Hükümet karşıtı gösteriler yaygınlaşırken, ürkütücü bir soru işareti çengelini zihinlere astı:
İran’da iç savaş koşullarına doğru mu?
Evet, korkutucu bir soru.
Irak ve Suriye‘den sonra şimdi de İran kendini ‘bölünme süreci‘nde bulabilir mi?
Bir noktayı unutmayın.
İran’da sadece Farslar yaşamıyor. İran Farslarla birlikte KürtArapAzeri ve Beluç‘lardan oluşan epeyce zengin bir etnik yapıya sahip.
Bu etnik yapısından dolayı İran öteden beri Ortadoğu’da bölünmeye en yakın ülkelerin başında gösterilir.
Bu nedenle akla takılıyor:
Süleymani suikastı acaba İran’ı istikrarsızlaştıran, kaos ortamına iten iç gelişmeleri tetikleyebilir mi?
İran’ın derin bir kargaşa içine düşmesi ABDİsrail ya da Suudi Arabistan‘daki iktidar odaklarında memnuniyet yaratabilir. Bu odaklarda böyle bir gelişmeyi ellerini ovuşturarak bekleyenler hiç kuşkusuz vardır.
Böyle bir ihtimal var mı?
Neden olmasın?
Irak‘ın Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere neredeyse üç parçaya bölüneceği, Amerikan işgali yaşayacağı bir zamanlar ne kadar akla geliyordu?
Daha bu satırları yazarken T24’e bir haber düştü; Bağdat’ın 80 kilometre kadar kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde ABD askerlerinin de kaldığı Beled üssüne füze saldırısı düzenlendi.
Suriye de öyle değil mi?
Son on yıldır iç savaş koşullarından kurtulamayan paramparça bir ülke haline geldi koca ülke.
Topraklarında Rusya‘sı var, İran‘ı var, Amerika‘sı var, Türkiye‘si var. Ve bütün bu ülkeler kendi taşeron örgütlerini Suriye’de ellerinin altında tutuyor ve yıllardır kullanıyorlar.
Şimdi de sıra İran‘a mı geliyor?
Bu açıdan Başkan Trump‘ın Süleymani suikastı bir işaret fişeği sayılabilir mi?
Yanıtlar siyah beyaz olamaz.
Çünkü “olmaz olmaz”ı yok bu talihsiz coğrafyanın; trajediye bir türlü doymayan bu topraklarda her an her şey olabilir.
Ama yazın bir kenara:
İran da eli kolu uzun bir ülkedir.
Amerika Irak’ı işgal etti, Saddam Hüseyin’i devirdi, ama Irak’ta bundan en kârlı çıkan ülke İran oldu.
Suriye karıştı, iç savaş patladı, ama bundan en kârlı çıkan ülkelerin başında yine İran geldi. Irak-Lübnan-Suriye üstünden Akdeniz’e ulaşan bir Şii koridoru kurdu son on yıl içinde…
Onun içindir ki:
Eğer bir iç savaş ortamına düşer ya da düşürülürse, İran’ın da eli armut devşirmez; bölgeyi kan ve ateşe boğabilecek gelişmeleri tetikleyebilir.
Irak‘ı yeniden bir savaş alanı haline getirebilir, Suudi Arabistan‘ı vurabilir, Körfez‘de petrol trafiğini felç edebilir, şiddet ve terörü -Türkiye dahil- birçok ülkeye yayabilir.
Elbette o kadar da kolay değil bütün bunlar. Ama yine de İran’dan, Tahran’daki ‘mollalar rejimi‘nden her türlü çılgınlık beklenebilir.
Ama hiç akıldan çıkmasın:
İran’ın karşısında da her türlü çılgınlığa hazır bir Trump Amerika’sı var; İran’ı vurmaya dünden hazır bir Netanyahu İsrail’i var.
Trump’ın Süleymani suikastı ile Ortadoğu  kendini nasıl bir anda savaşın eşiğinde bulduysa, bundan sonrasının da garantisi yok.
Kontrolsüz bir füze…
Aptalca bir suikast…
Yeni bir çılgınlık, ahmaklık derken…
Ortadoğu kan ve ateşten oluşan bir kısır döngünün içine yuvarlanabilir.
Bu uzak değil yakın bir ihtimal…
Bu korkunç ihtimali en aza indirmenin tek yolu vardır:
Diplomasi…
Yani diyalog, masaya oturup konuşmak…
Peki ya Türkiye?
Ne yapmalıyız?
En başta, boyumuzdan uzun işlere karışmaktan özenle uzak durmak gerekiyor.
Suriye‘de asker bulundurmak…
Libya‘ya asker göndermek…
Katar‘da iki askeri üs kurmak…
Somali‘de üs, Sudan‘da üs…
Bütün bunlar bizim neyimize?
Veyahut:
Doğu Akdeniz‘de ABD’yi, AB’yi, Suudi Arabistan’ı, Mısır’ı, İsrail’i, Yunanistan’ı karşımıza almayı başarmak…
Bir başka deyişle:
Erdoğan’ın dost değil düşman üreten, hedef küçülten değil büyüten dış politikasıyla Türkiye kendini büyük bir çıkmaza itiyor.
Böyle bir Türkiye istikrarlı bir Türkiye olmaz.
Böyle bir Türkiye’de hem ekonomik hem siyasal istikrarsızlık derinleşir.
Böyle bir Türkiye kendini içeride kutuplaşmadan, cepheleşmeden kurtaramaz.
Böyle bir Türkiye kendisini büyütecek, kalkındıracak bir ‘yatırım ortamı‘ndan yoksun kalmaya devam eder.
Peki ya çare?
Çare bütün muhalefetin, CHP‘sinin, HDP‘sinin, İYİ Parti‘sinin, Saadet‘in, Gelecek Partisi‘nin, kurulması eli kulağındaki Ali Babacan partisinin bir demokrasi çatısı altında, bir demokrasi programında bulaşarak, Tayyip Erdoğan‘ın gidişini seçim sandığında hızlandırmasıdır.
Başka çare yok.

Tahran’da, İran’ın düşürdüğü Ukrayna Havayollarına ait yolcu uçağında hayatını kaybedenler için düzenlenen gösteride hükümet karşıtı sloganlar atıldı
şişli escort avcılar escort esenyurt escort