HERKESİN PAYI VAR BU ENKAZDA

Artık herkes birini öldürüyor. Kimi sözüyle, kimi özüyle, kimi korkaklığıyla, kimi belindekiyle, kimi aptallığıyla, kimi cahilliğiyle. Ama birileri mutlaka ölüyor. Öldüren, öldürdüğüyle birlikte kendini de öldürdüğünü, yok ettiğini bilmeyecek kadar sıradan, bencil, kötü ve değersiz. Değersiz, evet kötü ve değersiz.

Öyle olmasa, sırf istediği olmuyor diye bir çocuğu, bir kadını, bir çiçeği, bir karıncayı öldürür mü, koparabilir mi yerinden?

Ağacın dalına el uzatabilir mi, hayat bulduğu suyu kurutabilir mi, nefes aldığı doğayı böylesine hunharca katledebilir mi?

Sevmenin ne demek olduğundan habersiz yaşayanların yarattığı bu karanlık ve yıkım bir volkanın patlaması gibidir. Zaman alır, birikir, patlar ve yakıcı olur...

Bu insanların bir zamanlar çocuk olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla eğitimli bireyler, kendini doğru yetiştirmiş anne ve babadan geçer. Sonra onlardan da çocuklarına. Bu bir döngüdür. Sonuçlarına baktığımız her şeyin öncesine dokunmadan, onu incelemeden, tespitler ortaya koymadan bir noktaya varmak imkansız olur. Varılsa dahi ne yazık ki, çözüm üretilemez ve bataklık kurutulamaz.

Sokakta, evde, işte, trafikte, her yerde her an patlamaya hazır insanlar görmek mümkün. Kadınlar rahatça dolaşamıyor, çocuklar özgür değil.

Ekonomik, siyasal, sosyal, toplumsal ve bireysel çıkmaz, insanları çıldırtmış durumda.

Aile hayatı, arkadaşlık, dostluk, sevgi, saygı, iyilik, empati, ahlaki değerler de kalmayınca her şeye rağmen doğru durmaya çalışanların vermiş olduğu yalnız mücadele bir çok insanı kendi dünyasına çekilmeye zorladı. Derin kırılmalar yarattı. Yükü omuzunda taşıyan insanların susmasına sebep oldu. Cesareti, doğruluğu, dürüstlüğü kendini koruma dürtüsüne ve düşüncesine dönüştü. Meydan; arsızların, yalancıların, hırsızların, sapıkların, katillerin, korkakların, kötülerin, hak ve hukuk bilmeyenlerin koşuşturduğu alana dönüştü. Yakındığımız, şikayet ettiğimiz, konuşmakla yetindiğimiz zaman, bu insanların eliyle gelmedi sadece. Susan ve "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyen ve o mantık üzerinde kendini yaşatmaya çalışanların yüzünden geldi. Unutulan ve önemsenmeyen hep şu oldu; o yılan gün gelir zehirli dilini herkese geçirecektir mutlaka.

Ama mutlaka, bu kaçınılmaz bir durumdur. 

Oscar Wılde'nin de dediği gibi: "oysa herkes öldürür sevdiğini"

Sevdiğini öldüren, sevmediğine neler yapar. İşte bu yüzden doğru eğtim ve sevgi en önemli seçenektir insanlar için. Çocukluktan itibaren başlayan ve nesilden nesile aktarılması gereken en büyük güçtür. Bu güçten yoksun insanlar zayıflıklarını; kadınları, çocukları, doktorları, avukatları, bilim insanlarını, bilen ve dönüştüren, üreten insanları katlederek örtebileceklerini ve böylece gizlenebileceklerini düşünürler. Dünyanın yaşanılır hale gelmesinin en önemli koşulu, iyi insanların susmaması, daha cesur olması ve çoğalmasıdır...

Aksi halde her geçen gün artan kötülüğün yükünü taşıyamaz hale geleceğiz ve herkes konuşmaktan öteye geçip sırasıyla bu yükün altında ezilecek ve yok olacaktır...

Yaşanılır bir dünya için, hem kendine hem de başkasına borçludur insan..

"Ama herkes öldürdü diye, ölmez"

Zarif LAÇİN