Balıkesir escort Manisa escort Aydın escort Muğla escort Maraş escort Korona Virüsün Düşündürdükleri…(12) Gazeteci  Fehim Işık ile İhraç Öğretmen Suzan Uzpak – Ötekilerin Gündemi

Korona Virüsün Düşündürdükleri…(12) Gazeteci  Fehim Işık ile İhraç Öğretmen Suzan Uzpak

 

“CORONA”DAN SONRA HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK DENİYOR. SİZ NE DİYORSUNUZ ?

Ötekilerin Gündemi

Hamza Özkan

 

Merhabalar, “Corona” virüsü nedeniyle tarihsel  ve zorlu bir süreçten geçerken, toplum olarak, dünya olarak,  tarif edilemeyecek bir alt üst oluşu yaşıyoruz. Filmlere, romanlara konu olan sahnelerin gerçekliği karşısında şaşkın, çaresiz, umutsuz olsak da, umudumuzu  kaybetmemek için direniyoruz; direnmeliyiz de.

İlkellikten bugüne gelen insanlık, doğanın en güçlü varlığı olsa da, bu  harika teknolojiyle her şeye egemen olduğunun gösterisini yapsa da, öyle bir an geliyor ki doğal felaketler ve salgınlar karşısında savunmasız kalabiliyor.

Farklı gezegenlere, koloniler kurma projeleri yapan insanlığın doğayı bu denli tahrip etmesi, akıl tutulmasıyla güç ve silahlanma yarışına girmesini,  anlamakta zorlanıyor insan.

Aklını kullanan, hümanizmden, demokrasiden söz eden çağdaş ülkelerin  bir virüs karşısında nasıl bir felaket yaşadığına ve çaresiz kaldığına şahitlik ediyor, virüsün zengin ve yoksul dinlemediğini görüyoruz. Şu bir gerçek ki, bu krizde ekonomik olarak zayıf, alt yapısı kuvvetli olmayan ülkeler  daha çok etkileneceklerdir. Bu süreçte komplo teorileri ve öngörüler birbiriyle çatışıyor. Bu acı ve felaket hepimizin! Ne ırk, ne dil ne de din ayrımı gözetmeksizin, insanlığın kenetlenmesi ya da uyanışına da neden olabilir.

Bu sürece tanıklık ederken, çeşitli meslek gruplarına “Corona Virüsü” ile ilgili sorularımızı yönelttik.

 

Gazeteci Fehim Işık: Gelecek ütopyası güçlü siyasal, sosyal ve toplumsal hareketler bu noktada büyük bir işbirliğine yönelmezler ise kaybeden olurlar.

 

–  İnsanlığın bilim ve teknolojide ulaştığı düzeyi göz önüne getirdiğimizde, birçok şeye çözüm bulunabildiği görülüyor. Peki, bir virüsün dünyayı ve insanlığı bunca tehdit etmesine ilişkin ne denilebilir?

Bilim ve teknolojideki gelişim konusunda çok büyük ilerlemeler kaydedildiğine kuşku yok. Üstelik bu ilerleme aritmetik değil geometrik sağlanıyor. Geçmişte belki bin yılda yaşanan ilerleme, bugün bazen 1 ayda bile yaşanabiliyor. Bu bir yanıyla umut verici, bir yanıyla da ürkütücü. Umut verici, çünkü pozitif bilimlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, canlı ve cansızların tamamını kapsayacak şekilde tüm dünyanın lehine kullanıldığında dünyanın çok daha iyi ve yaşanabilir bir yer olacağından kuşku yok. Ürkütücü ki bunun yanıtını bizzat Albert Einstein veriyor. Atomu parçalamayı başaran Einstein, bunun bir bombaya dönüşüp insanlığa karşı kullanılabileceğini de söylüyor. Nihayetinde öyle de oldu. Yani bilim ve teknoloji kimin kontrolünde ise sonuçlarını onun üzerinden değerlendirmek gerekir.

Bugün yaşadığımız koronavirüsü krizini bu bağlamda ele aldığımızda, hiç kuşkusuz her iki boyut açısından da değerlendirilebilecek yeni bir durum ile karşı karşıyayız. Örneğin koronavirüsün biyolojik bir silah olarak üretildiğine dair şüpheler henüz tam olarak giderilmiş olmamakla birlikte kapitalist üretim ilişkilerinin sonucu olduğuna dair neredeyse bir şüphe yok gibi. Dünyada 4 milyar insan yaşama elverişli kara parçalarının yüzde birlik bir bölümünde, doğayı korkunç bir şekilde tahrip ederek, başka canlıların yaşam alanlarını yok ederek, nesillerini tüketerek yerleşmiş durumdalar. Bu kocaman bir barbarlıktır. Ayrıca sanayi ve tarım alanındaki teknolojik ve kimyasal gelişmeler de, nükleer enerji alanında ortaya çıkan büyük ve küçük felakatler de, savaşlar da sınır tanımaksızın birçok soruna yol açıyordu ki koronavirüs bu sorunların şimdiye kadar yaşanmış en riskli olanıdır.

Bu yaşananlar aslında bir yanıyla da kapitalizmin barbarlığına karşı doğanın intikamı olarak da görülebilir.

Üniversitede biyoloji okudum. Hocalarımın verdiği ilk derslerde söyledikleri bir söz hala kulağımda çınlar. “Doğa affetmez. Kendisine yapılan her kötülüğün intikamını alır” derdi, hocalarım. Depremlerde gördük. İnsanlar barbar bir şekilde aylarca uğraşıp denizleri dolduruyordu. Marmara Depremi kıyılarda doldurulan bu yerlerin tümünü denize geri verdi.

Sorun esasen bunlardan ders çıkarmaktır. Ancak ders çıkarması gerekenlerin barbar kapitalistler olmadığı bu son krizde de kendini gösterdi. Örneğin Türkiye’de ve birçok ülkede, koruma altına alınanlar bu felaketin sorumlusu olanlar, sermayedarlar oldu. Yönetenler yoksul ve ötekileri önemsemedi, önemsemiyor.

Doğa intikamını almak için her seferinde bir adım daha güçlenerek adım atıyorsa doğayla barışık olanların daha güçlü bir şekilde örgütlenmesi ve kontrolü eline alması gerekir. Başka bir yol görünmüyor. 

 

–  Yaşanan krizden, ortayla çıkması muhtemel büyük çöküşten sonrasına ilişkin ne dersiniz? Kısaca geleceğe nasıl bakıyorsunuz? Bunca ölümden sonra dünya yeniden mi şekillenecek?

Bu kriz nasıl bitecek henüz bilmiyoruz. İster laboratuarda, ister doğada üremiş olsun, Covid 19, sonuçta çok çabuk mutasyona uğrayan ve vücudun ürettiği antikorlara karşı dayanıklılığını sürekli geliştiren önemli bir virüs türü. Fark ettiğimiz ya da etmediğimiz bu türden başka virüslerin, hatta doğanın deprem, sel gibi cansız nüvelerinin olduğu da muhakkak. Yaşananlara bu bağlamda baktığımızda, eğer ders almaya niyetliysek bize fikir vermeli.

Kapitalizmin savunucuları bu yaşananlardan ders alacak elbet ama bu dersin kendi düzenlerini korumak üzerine olacağından emin olabilirsiniz. İngiltere’nin başlangıçta ‘sürü bağışıklığı’ yöntemini benimsemesinin bir nedeni budur. ‘Sürü bağışıklığı’ ile yaşlılar, güçsüzler, barbar üretim ilişkilerini yönetenlerin işine yaramayacaklar ölsün istediler. Bunu hangi patron, hangi devlet yönetimi istemez ki! Ben söz konusu yönetimlerin bu akıldan vazgeçtiklerine inanmıyorum. Krizi atlatır ve kendi sistemlerini güvenceye alırlar ise barbarlıklarını misliyle sürdüreceklerine kuşkunuz olmasın. Üstelik bu süreçten deneyim de kazanacakları için önümüzdeki dönemde ortaya çıkması muhtemel yeni krizlerden daha az zararla çıkabileceklerini de şimdiden söylemek mümkün.

İkinci ve önemli durum, geniş halk yığınlarının tepkisidir. Kapitalist barbarlığın mağdurları neredeyse dünya nüfusunun yüzde 80’ini oluşturuyor. Daha öz bir deyimle dünya nüfüsunun yüzde 80’i geriye kalan yüzde 20 için çalışıyor. O zaman bu yüzde 80 koronavirüsü sonrasının kontrolünü eline almak için mutlaka ama mutlaka daha organize olmalı. Çok hayalci bir yaklaşımla dünya devriminden filan söz etmiyorum. Ancak barbarlığa karşı üretimden gelen gücünü kullanamayan yüzde 80’lik çoğunluk, bilmeliyiz ki geriye kalan yüzde 20’nin esiri olmayı sürdürecektir.

Bakın bu kriz, aynı zamanda her devletin kendi kalıbına çekilmesini beraberinde getirdi.  Bu demektir ki herkes önce kendi kalıbına çekilen devletlerin kendilerini ezmemesini sağlamak için mücadeleyi büyütmeli. Ancak böyle böyle, yani lokalden genele giderek evrensellik sağlanabilir. Evden sokağa, sokaktan  mahalleye, ilçeye, ile, ülkeye dönük giderek büyüyecek bir mekanizma ile evrensele yayılacak adımlar atılmaz, gelecek ütopyası güçlü siyasal, sosyal ve toplumsal hareketler bu noktada büyük bir işbirliğine yönelmezler ise kaybeden olurlar.

Koronavirüs o mikronlarla ölçülen cüsesiyle bir gerçeği deşifre etti. Komünistlerin, sosyalistlerin, sosyal demokratların, kısaca dünyaya soldan bakanların; öte yandan sağdan baksalar bile yaşamı yüzde 80’in çıkarları temelinde doğa esaslı olarak savunan diğer sosyal, toplumsal ve siyasal hareketlerin 500 yıldır anlatamadığını 3 ayda anlatabildi. Doğa, kendini yok eden barbar kapitalizme karşı koronavirüs ile güçlü bir bayrak açtı. Bu bayrağın yükseklere çıkması için yaşananlardan ders çıkarıp kapitalizmin egemenliğine, dolayısıyla barbarlığına son vermek gerekir.

Yani önümüzde iki seçenek var. Koronavirüsü sonrasında daha barbar, daha acımasız, yaşlıları, güçsüzleri, barbar üretim ilişkilerini yönetenlerin işine yaramayacakları yok eden ve doğayı kendileri lehine kontrol altına alan bir süreç de gelebilir; soldan ya da sağdan bakmasının önemi olmaksızın yaşama yüzde 80’in çıkarları temelinde doğa esaslı olarak bakanların kontrole alabileceği düzen de gelebilir. Elbet bu ikincisi hemen olmaz ama eğer yeni yaşamı kurmaya bu ikinci kesim önderlik edebilir ise dünya adım adım yenilenir, gelecek kazanır. Aksi durumda giderek kaybettiğimiz dünyayı tümden kaybederiz.

 

Gazeteci Fehim Işık

 

 

İhraç Öğretmen Suzan Uzpak: Modern insan yaşamak için değil haz almak için besleniyor. Doğa modern insanın açlığını (!) doyuramıyor.

 

 -İnsanlığın ulaştığı bu teknoloji ve Modernitede, her şeye çözüm bulunurken bir virüsün dünyayı egemenliği altına almasını ve insanlığı alt üst etmesini nasıl yorumluyorsunuz? 

 

Sanırım insanlığın oturup üzerinde düşünmesi gereken şey bu dünyadaki yerimizin

 ne olduğu.

Ve belki de bin yıllardır inandıklarımızı sorgulamamız.

Zira tüm dinler dünyanın ve dünyadaki tüm varlıkların insan için yaratıldığı öğretisine dayanıyor.Burada büyük bir yanlışlık olmalı.

Bizler de bu dünyada diğer tüm canlılar gibi yaşama şansı bulmuş bir canlı türüyüz ve diğer tüm canlılar gibi yaşam koşullarımız bozulduğunda ya da değiştiğinde yerimizi koşullara uyum sağlayan başka canlılara bırakacağız.Dolayısı ile bu dünyada sonsuz olmadığımızı bilmemiz gerekiyor.

Evet bizler diğer canlı türlerinden farklı olarak toplumsallaşan ve kendi kültürünü yaratıp diğer kuşaklara o kültürü aktarabilen bir türüz.Öğrendiklerimiz kuşaktan kuşağa aktarılan doğayı kontrol etme-aslında mahvetme-gücünü elde ediyoruz.Ama nihayetinde biz bütünün bir parçasıyız.

Modernite dediğimiz 17.yüzyılda aydınlanma adına dünyayı kontrol altına alma,dizayn etme adımı idi.Ve büyük oranda başarılı oldu.Düşünün ki beden ölçülerimize,yüz hatlarımıza,burnumuza kadar bizleri tek tipleştiren ve kapitalist dünyanın bizi görmek istediği kalıplara sokan devasa bir sistemden bahsediyoruz.

Bu sistem sadece bedenlerimizi kalıplara sokmuyor.Nasıl yaşayacağımıza da karar veriyor.Sabah almamız gereken vitamin oranları diyetisyenler belirleniyor,alacağınız ya da vereceğiniz kiloya göre laboratuvar ortamında hazırlanmış takviyelere kadar gidiyor.

Hayatımızda attığımız her adımın parasal bir değeri var.Oysa tıp biliminin kurucusu kadınlar doğal yöntemler ile geliştirdikleri iyileştirme,hastalıkları ya da gebelikleri kontrol etme yöntemlerini Ortaçağda cadı ilan edilerek kurnaz erkeğe kaptırdı.Ve aslında doğanın  insana karşı büyük bir yenilgisi bu.

Modernite,teknoloji ve aslında bilim geçmişten günümüze yavaş yavaş ayrıcalıklı sınıf tarafından gasp edildi.

Dolayısı ile covid 19’u düşünürken bilimin –tıbbın-tarafsız olmadığını unutmamak gerekiyor.

Nitekim buradan yola çıktığımızda covid 19 biyolojik bir silah mı doğal bir virüs mü tartışması bilim insanlarının biyolojik bir silah olmadığına dair açıklamalarına rağmen devam ediyor.

Covid 19 biyolojik bir silah da olsa mutasyona uğramış doğal bir virüs de olsa insanın doymak bilmeyen özel mülk sahibi olma isteği  ve hazcılığının bir sonucu.Zira kapitalizm gözünün önünde açlıktan ölen milyonlarca insana rağmen ihtiyaçtan fazlasını üretip biriktiriyor.

Modern insan yaşamak için değil haz almak için besleniyor.Doğa modern insanın açlığını (!) doyuramıyor.

Fakat doğa uzun zamandır modern insana mesaj veriyor.Bu mesajlar doğru okunup doğru anlamlandırılırsa tür olarak  varlığımızı sürdürmemiz mümkün.Aksi takdirde bilim insanları da uzun zamandır sona geldiğimize dair uyarılar yapıyor.

 

Dünyayı kirlettik.Her tarafı beton yığınlarına çevirdik.Hayvanların,bakterilerin,virüslerin doğal yaşam alanlarına müdahale ederek onları yok edip yeni ve bizi tehdit eden  türlerin oluşmasına neden olduk .

Dolayısı ile kişisel olarak covid 19’dan korksak da dünya toplumları için bu virüsün ümit verici olduğunu söyleyebilirim.Ben bu virüs bulaştığında ölebilirim.Mizgin,Roni,Rozerin,Özgür ölebilir.

Ama buradan birliği ve dayanışma ağını örüp doğa ile barışık yaşamamız gerektiği sonucunu çıkarabilirsen “doğanın devrimi”ni sağlayabiliriz.

Aksi takdirde kapitalist güçler bu virüsten de güçlü çıkacaklar.Bulunan tedavi yöntemleri,aşılar yine sermaye sahiplerinin ticari amaçlarına sunulacak.

Her ne kadar dünyada bir dayanışma ağının kurulup insanların ihtiyaçlarının karşılıksız sağlandığına tanık olsak da (unutmayalım ki kapitalizmin ucuz emek gücüne ve satış yapabileceği insan nüfusuna ihtiyacı var.Ben bunu da buradan okuyorum.) kendi ülkemizde maalesef açık bir şekilde iktidarın büyük şirketleri koruma amacıyla hareket ettiğini görüyoruz. İşçi ve emekçi sınıfı her gün virüs bulaşma riski altında çalışıyor,zaten sağlıklı olmayan koşullara bir de hasta olma korkusu ekleniyor. Psikolojik olarak tükenmiş bir emekçi sınıfı var.Emekçi sınıfı evde kalmaya karar verse açlık sorunu var.

Virüsün ülkede görüldüğü ilk günlerden itibaren işyerlerinde yeterli önlemlerin alındığına dair bilgi paylaşan emekçiler işlerinden atılıyor.Birçok küçük esnaf ya çalışması yasaklandığı için ya da zaten açsa da çalışmadığı için işyerini kapatmış durumda.

İktidar ise doğalgaz,elektrik sayaçlarını okumasak da geçmiş faturalara bakarak ortalama faturalar ile kasadaki açıkları kapatma derdinde.Trajikomik!

Birkaç günde bir ekranların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gönüllü karantinadan bahsedip her gün işe gitmek zorunda olan emekçiye kulaklarını kapatmış durumda.

Neredeyse sokağa çıkma yasağının ilan edileceğine dair kimsenin umudu kalmadı.Tüm toplum felaketin geldiğinin farkında ama aç kalmak ile hasta olmamak arasındaki çelişki emekçiyi zorluyor.

Fakat anlamadığımız bir  şekilde halkın gördüğü felaket iktidarca pembe tablolar ile gösteriliyor.Hatta dünya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürü bağışıklığı kararı verip vermediğini sormaya başladı.

Emekçi bir şekilde şu günlerde sabır gösterip tüm risklere rağmen çarkın dönmesini sağlıyor.Ama toplum sosyolojisini birazcık bilen herkes bunun çok uzun sürmeyeceğini de bilir.

Bir felaket durumunda sosyal devletin gereği yapılmadığında halklar kendi çözümlerini üretir.Ve bazen çözüm mümkün olmadığında kaos çıkabilir.AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanın bugüne kadar aldığı önlemler bizleri kaosa götürüyor.

İktidar halk daha fazla kayıp vermeden olağanüstü önlemler almak zorunda.Ve bu önlemleri vatandaşı ötekileştirmeden,siyasi intikama dönüştürmeden yapmalı.

Bu devletlerin görevi.

BİR DEVLET VATANDAŞINI KORUYAMIYOR KADERİNE TERK EDİYORSA NİÇİN VAR?

 

İhraç Öğretmen Suzan Uzpak

 

 Yarın, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ile Uzman Psikolog Mahmut Pakdemir

 

Korona’dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak deniyor, siz ne diyorsunuz?

 

bahis siteleri deneme bonusu bonus veren siteler sekabet casino siteleri bahis siteleri deneme bonusu veren siteler imajbet asyabahis deneme bonusu deneme bonusu sohbet hattı sohbet hattı '; } ?>
deneme bonusu sekabet bahis siteleri deneme bonusu veren siteler
beylikdüzü escort porno film sohbet teması mobil sohbet canlı sohbet hattı bahis şirketleri '; } ?>