banner9

banner8

Zehra Çelenk - Acının yakın tarihine Eren Keskin’in gözleriyle bakmak

Görece ayrıcalıklı bir ortamda büyümüş, çok güzel bir kadının önce imtiyazlarını, sonra içinde bulunduğu sol camianın kadınlara ve yer yer de dünyaya dair ezberlerini delme hikâyesi bu, aynı zamanda. Sadece ötekileri değil, benzerlerini de eleştirebilen, daima hakikatin yanında, şefkatini de adaletini de hiç yitirmeyen müthiş bir çift gözün, dünyaya çok özel bir bakışın hikâyesi…

Köşesinde Yazdı... 27.03.2022, 09:51 27.03.2022, 10:25
71
Zehra Çelenk - Acının yakın tarihine Eren Keskin’in gözleriyle bakmak
banner44

 Gazete Duvar'ın Yazarı ZehraCelenk "Acının yakın tarihine Eren Keskin’in gözleriyle bakmak" bugünkü köşesine taşıdı.

Görece ayrıcalıklı bir ortamda büyümüş, çok güzel bir kadının önce imtiyazlarını, sonra içinde bulunduğu sol camianın kadınlara ve yer yer de dünyaya dair ezberlerini delme hikâyesi bu, aynı zamanda. Sadece ötekileri değil, benzerlerini de eleştirebilen, daima hakikatin yanında, şefkatini de adaletini de hiç yitirmeyen müthiş bir çift gözün, dünyaya çok özel bir bakışın hikâyesi…

Kadıköy- Beşiktaş motorundan çıkmaya çalışan sabırsız kalabalığın arasındaydım. Bahar gününe epeyce benzeyen bir bahar günüydü. Büyük ihtimalle bir iş görüşmesine yetişmeye çalışıyordum, konsantrasyonum tamamen o anın dışındaydı. Birden, ‘ürperme’ tam karşılayamıyor, belki bir tür ‘yakalanma’ hissiyle gözlerim kalabalığın arasındaki bir kadın figürüne sabitlendi. Arkası dönüktü. Alametifarikası gözlerini görmeden de onun Eren Keskin olduğunu anlayabiliyordunuz. Elleriyle hafifçe düzelttiği topuzundan, kendine özgü duruşundan da fazla bir şey, bakmaya zorlayan bir farklılık vardı halinde.

Çok kendine özgü bir mesafeden çok yakın, çok değerli bulduğum Eren Keskin’i ilk görüşüm, ne adliyede ne de bir eylemde, deniz üstünde bir esintide oldu. Hafızamın keskin olduğu söylenir, bu olayın zamanını hatırlayamıyorum, tuhaf biçimde. Belki 10 belki 15 yıl önce. Herhalde vapur kuyruğu en fazla bir dakikada dağılmıştır ama anın hissi de “belki bir, belki on dakika” türünden tarif edilen romanesk bir zaman dilimi bende. Daha sonra birkaç ortamda aynı anda bulunduk, sohbet etmediğimize eminim, göz göze gelip gelmediğimizi de hatırlayamıyorum. Bazı insanları o kadar derinden hissedersiniz ki, artık tanımak için özel bir gayret sarf etmezsiniz. Hiçbir sohbet imgelerinin gücüyle baş edemeyecek gibidir. Eren Hanım öyle biri benim için.

Hayatta en değer verdiğim şey, herhalde hakikati kavramaya dair bir adalet duygusuyla gelen cesaret. Çıkarlara bazen tamamen zıt biçimde, durum neyi gerektirirse gerektirsin, gördüğümü, görebildiğimi ifade etme zorunluluğunu çoğunlukla beni aşan bir güçle hissetmişimdir. Ama bunu daha çok yazıyla ve sözle yapabilirim. Eren Keskin’de olan türden bu çok nadir, kapsayıcı cesarete özel bir hayranlığım var. Başkalarının, sesini duyuramayanların acılarını sadece akılla, kalple değil aynı zamanda bedenle üstlenmek. İnsanın durup durup hayret ettiği türden bir diğerkâmlık. Evrim Kepenek’in bu söyleşisi de bunu güzel anlatıyor.

Diyarbakırlıyım ve hayatımın ilk 17 yılında, tatiller dışında oradaydım. Çocukluğum ve ilk gençliğim insanda haykırma isteği uyandıran acıların bilgisine ülkenin çoğunluğundan önce erişilebilen bir yerde geçti. Vedat Aydın’ın, o çok tatlı ağabeyin birden bire evinden ‘alınması’, iki gün sonra tarifsiz işkencelerden geçirildiği söylenen cesedinin bulunduğu bilgisi… İlk ve son kez, güzel bir Eylül günü, katledilişinden yanılmıyorsam iki gün önce Gazi Köşkü’nde ağabeylerimle gittiğim bir konserde gördüğüm köşkün Dicle ve Hevsel bahçelerine bakan terasından uzanan ak saçlı başının zarif selamı, ölümsüz bir resim olarak kalan Musa Anter… Bu kayıplar benim için çocukluğun gerçek anlamda sonu ve insanda bir tür sorumluluk hissi de uyandıran acılar bilgisinin başlangıcıydı.

Ankara’da üniversiteye başladığımda 17 yaşındaydım ve birileri bana “Diyarbakırlıya hiç benzemiyorsun” deyip de bunu bir iltifat zannettiğinde içimden sinir oluyordum. Beni de Diyarbakır’ı da tanımadan kafalarındaki imgeye bir resim atıyor, ikimizi de ona göre değerlendiriyorlardı çünkü.

Babam Hasan Tahsin Çelenk’in Kürt olduğunu benim de üstelik membaında, neredeyse 13 yaşında tam olarak idrak ettiğim düşünülürse, bunda bir tuhaflık yoktu belki. Yine de son derece eğitimli kesimde bile bilgi, önyargı ve başkalarının acılarına duyarlılığın genelde ne denli zayıf olduğunu gördükçe hep bir hayal kırıklığı yaşıyordum. Görünüşe göre az insanda bulunan bir bilgiye sahiptim: Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Öte yandan kitaplar içinde büyümüştüm, eylem deneyimim yok denecek kadar azdı. Üniversitede rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın dersinde birden söz alıp Kürtler üzerindeki baskılara dair konuşmaya başladığımda neredeyse kendi sesimi tanıyamadım. İçimden bir şey çıkıp beni aşmıştı. Dersten sonra beni seven bir arkadaşım kenara çekip “Zehracım burası görece özgür bir ortam falan ama yine de böyle şeyleri 150 kişilik sınıfta konuşmak çok iyi olmayabilir,” dediğinde konuşanın ben değil, içimdeki Diyarbakırlı olduğunu anladım.

Hiç çok çok yakına düşmese de yeterince yakından geçen acının bilgisiyle birlikte toplumsal ikiyüzlülük beni siyasetten çok sanatla ilgilenmeye itiyordu. Hep yazıyla, yazmayla ilişkim vardı. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı derin bilgisi de insanı doğal olarak senarist eder. Gerçek ham haliyle bana çok fazla geliyordu bir de.

Bircan Değirmenci

Bu yazdığım zor yazılardan biri oldu. Çünkü Bircan Değirmenci’nin müthiş bir incelik, özveri ve özenle yazdığı Eren Keskin kitabı, çocukluğun bitişine dair unutmak istediğim ne varsa hatırlattı bana. Çok daha azıyla, o da cismen değil kısmen karşılaşmanın bile dilin tutulmasına yettiği bunca acıyı olayların kıyısında değil tam içinde yaşamış, zulüm gören herkesin sesi olmuş bu kadının içsel gücüne inanamadım.

Kitap beni acıyla arama koymayı çoğunlukla başardığım mesafeyle de yüzleştirdi ki Eren Keskin’i hem şimdiki hem de gelecek kuşaklara anlatan bu güçlü kitabın esas amacı da bu zaten. Türkiye’nin acılar tarihinin neredeyse 50 yılının önemli bir parçası olan Eren Keskin, kelimenin gerçek anlamında bir hak savunucusu.

Böyle bir insanın nasıl ortaya çıktığını anlamak için çocukluğundan, hatta daha geriden başlamak gerekiyor. Bircan Değirmenci çok ince bir görüyle bunu yapmış. Kitapta, tam bir sevgi ortamına doğmuş kız çocuğu, anneannesinin evinde tüm süslü püslü tatlılığıyla merdiven başında belirip “Çekilin, Eren deliyooor” dediği andan itibaren siz de onun “acıyı bal eyleyen” diliyle beraber gayrıresmi yakın tarihin içine düşüveriyorsunuz. Bu çocuksu sürçme ne kadar çok şey anlatıyor. Eren gelmekle kalmıyor, gerçekten “deliyor”. Görece ayrıcalıklı bir ortamda büyümüş, çok güzel bir kadının önce imtiyazlarını, sonra içinde bulunduğu sol camianın kadınlara ve yer yer de dünyaya dair ezberlerini “delme” hikâyesi bu, aynı zamanda. Sadece ötekileri değil, benzerlerini de eleştirebilen, daima hakikatin yanında, şefkatini de adaletini de hiç yitirmeyen müthiş bir çift gözün, dünyaya çok özel bir bakışın hikâyesi…

Bircan Değirmenci, Eren Keskin - Keskin Bir Hayat,
İletişim Yayınları, 2022. 

“Kimi insanlar hayatlarını ahlaki bir öneri gibi kurgular, öyle de yaşar. “

“Eren Keskin bir parrhesiastes’tir. Antik Yunan’dan miras, Foucault’nun deştiği o “hakikati söylemek konusunda dürüstlük” kavramının ta kendisi. Parrhesiastes sadece dürüst olup düşüncesini söylemekle kalmaz, onun düşüncesi hakikattir…”

“Dürüstlüğünün bir ispatı varsa, o da cesaretidir. Çünkü insan ancak hakikati söylemenin risk ya da tehlike arz ettiği durumlarda parrhesia kullanıyor sayılır ve parhesiastes olarak kabul görmeyi hak eder. (…) Eren Keskin’in varoluşunu “keskin” kılan, onun sınır tanımaz cesaretidir. Hakikati, her şeyi göze alarak dile getirmek onun hayatının özetidir,” diyor, kitaba yazdığı nefis önsözde Yıldırım Türker.

Eren Keskin: Keskin Bir Hayat, “Türkiye’nin 50 yıllık zulüm envanteri”ni döken, çok yüklü, çok sürükleyici, yine de hazmı çok zor bir kitap. Her açıdan şu ana dek okuduğum en iyi biyografik anlatılardan biri. 30’lardan 70’lere uzanıyorsunuz, İHD’nin kurulduğu 86 ve sonrası, 90’lar zaten yaşadığımız kadar uzun. Toplam 370 sayfalık bu kitap da hak savunucusunun hak savunuculuğunu yapıyor. Onun gördüğü her şeyi, içinden geçtiği her acıyı bizim de biraz olsun görmemizi istiyor ki tüm bunlar boşa yaşanmamış olsun.

Bircan Değirmenci’ye bu kadar zor ve bu kadar iyi bir kitabı nasıl yazdığını sordum. Olduğu gibi ondan aktarıyorum: “Malum biyografi yazmak zor bir iştir. Hele ki yazacağınız kişi kadınlar, Kürtler, Ermeniler, siyasi tutuklular, LGBTİ+lara kadar uzanan geniş bir yelpazede tüm öteki olarak görülenlerin hak savunucusuysa, bu hak savunucusunun hakkını teslim etmek gerekliydi. Serin bir yerde durup, objektif biçimde anlatmak çok kolay olmadı. Yaşanan olayların çoğuna tanık olmuştum. Nehir söyleşi şeklinde ilerleyebilirdik, ki öyle başlamıştık. O yöntemle işim çok daha kolay olabilirdi. Kitapta geçen olayların çoğunluğuna gazeteci olmam hasebiyle tanık olmuştum. Benim de anlatmak istediklerim vardı. Eren Hanıma soru sordukça kafamda oluşan hikayeyi soru cevap yöntemiyle yazmam çok olası değildi.

İlk görüşmemiz Burgazada’da başladı. Ardından çok yakın dostları olan Leman, Zeynep ve Hatice’yle Çengelköy’deki evinde buluşacaktık. Bahçeden içeri girişte kedileri kaçmasın diye panjurlarını kapalı tuttuğu evinin ortamını, kokusunu, dizaynını, kitaplığını, anneannesinden kalma ahşap oymalı makyaj masasını, kedilerini, duvarda asılı duran babasının fotoğrafını, vestiyerde DGM zamanlarında kullandığı anneannesinin o meşhur şemsiyelerini, çalışma masasını, dostlarıyla olan samimi sohbetini görünce kafamdaki kurgu oluştu.

Konular ağırdı, okuru sıkmayan bir kurguyla anlatmak gerekiyordu. Yazarken ruh halim çok iyi değildi. Her bir hikaye ‘yok artık, bu kadarı da fazla’ dedirtecek türdendi. Onları yazarken yaptığım okumalar, arşiv taramaları bana o anları yeniden yaşatıyordu.

Eren Keskin, anneannesi Muhterem hanımla

2020 Eren için çok iyi bir başlangıç olmadı. Yılbaşı gecesi annesini kaybedince moral motivasyonu çöktü. Ardından pandemi gündemi ve kitapla beraber hepimizin karantina süreci başladı. Seyahat yasaklarıyla birlikte görüşmelerimiz azalırken kitabın yazma süreci de uzuyor ve benim karın ağrılarım devam ediyordu. Kaygılarım ve korkularım vardı, bu belleği kalıcılaştırmak kolay iş değildi, altından kalkmak ağırdı.

Yayınlandıktan sonra gelen yorum ve tepkiler ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bize göstermiş oldu. Satılmasından çok okunmasını istiyoruz, tanık olanlar, olmayanlar, unutanlar, unutmaya çalışanlar okusun, hatırlasın, rahatsız olsun. Çünkü ne kadar kaçmaya, kendimizi korumaya çalışsak da geçmiş asla geçmiş değildir. Bunlar yaşandı ve birçok insanda bu travmanın izleri olduğu gibi duruyor.”

Bu çok değerli bakış, iyi bir biyografinin anahtarını da sunuyor aslında. Bu sarsıcı kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, Eren Keskin’in tüm bu acılarla birlikte toplumsal cinsiyet kodlarıyla başa çıkma biçimi. Toplum ve mahalle baskılarına tüm o uğultuya, sürekli parmak sallayan iç ve dış sese rağmen tam kendi gibi olmayı ve kalmayı başarmış. Neredeyse bütün hayatını kendinden çok başkalarını düşünerek yaşayan bir kadının bir yandan da kendisi kalmaya dair direnci, gözlerinin sürmesi olmuş. Eren Keskin’in sürmeleriyiz.

Kitap Keskin’in şu ana dek çok bilmediğimiz yanlarını da tanıtıyor bize. Avukat olmasa şarkıcı olacakmış mesela, hatta konservatuar sınavına giriyor, “Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine”yi söyleyip kazanıyor. Futbol tutkunu, sıkı bir Galatasaraylı, tartışma programlarının yanı sıra dizileri ve magazin programlarını da izliyor ya da izlediğini söylemekten çekinmiyor. Pek çok kez siyasete atılması teklif edilse de milliyetçi bulduğu yemini kabul etmeyeceği gerekçesiyle girmemiş.

Bircan Değirmenci görselliğin bunca baskın olduğu bir çağda bu kitapta anlatılanların insanlara ne kadar ulaşabileceğini bilmeden girişmiş bu zorlu yolculuğa. Ben okuduğumda, evet rahatlıkla filme de dönüşebilecek bu kitabın öncelikle bu formda yazılması ve okunması gerektiğine emin oldum. Hafızanın ana evi olan yazının ağırlığı, yazının tanıklığı, şefkati ve tesellisiyle. Değirmenci’nin sözüyle bitirmek istiyorum bu yazıyı.

“Umarım bu kitap bir daha böyle şeyler yaşanmaması için umudun ve hafızanın diri tutulmasına vesile olur. ”


Zehra Çelenk Kimdir?

Senarist ve yazar. Şiirleri erken yaşlarda Türk Dili, Yeni İnsan, Mavi Derinlik, Broy gibi dergilerde yayımlandı. Üniversitede okurken çeşitli dizilerin yazım ekiplerinde yer aldı. Dizi yazarlığının yanı sıra reklam metinleri, müzik videoları, tanıtım filmleri kaleme aldı. Senaryo seminerleri verdi. Lisans ve yüksek lisansını tamamladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon, Sinema Bölümü'nde 2007-2014 yılları arasında Televizyon Yazarlığı dersini verdi. 2007- 2008'de TRT 1'de yayınlanan Yeni Evli adlı 175 bölümlük günlük komedi dizisinin proje tasarımını, başyazarlığını ve süpervizörlüğünü yaptı. 2011'de, öykü ve senaryosunu yazdığı Hayata Beş Kala adlı dizinin yapımcılığını üstlendi. Seyyahların İzinde ve Anadolu'da Zaman gibi TV belgesellerinde de yapımcı olarak görev aldı. Öykü ve senaryosunu yazdığı, 2014'te Fox TV'de yayınlanan Ruhumun Aynası adlı dizisi, 2015'te Artemis'ten aynı adla yayımlanan ilk romanına ilham oldu. Türkiye'de bir diziden romana uyarlanan ilk eserdir. İstanbul'da yaşıyor, TV- sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Bu Pazar Erken Seçim Olsa Oyunuzu Hangi İttifak'ına  verirsiniz?
Bu Pazar Erken Seçim Olsa Oyunuzu Hangi İttifak'ına verirsiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Fenerbahçe 13 29
2. Galatasaray 13 27
3. Adana Demirspor 13 24
4. Konyaspor 14 24
5. Başakşehir 13 24
6. Kayserispor 14 23
7. Trabzonspor 13 23
8. Beşiktaş 13 22
9. Alanyaspor 14 17
10. Gaziantep FK 13 16
11. Antalyaspor 12 16
12. Giresunspor 13 15
13. Kasımpaşa 13 15
14. Hatayspor 13 14
15. Karagümrük 13 13
16. Ankaragücü 13 13
17. Sivasspor 14 11
18. İstanbulspor 13 8
19. Ümraniye 13 7
Takımlar O P
1. Eyüpspor 16 37
2. Samsunspor 15 27
3. Rizespor 15 26
4. Pendikspor 15 26
5. Keçiörengücü 15 26
6. Bodrumspor 15 25
7. Boluspor 15 25
8. Manisa FK 15 24
9. Bandırmaspor 15 24
10. Sakaryaspor 16 22
11. Altay 15 21
12. Adanaspor 15 18
13. Göztepe 14 18
14. Tuzlaspor 15 16
15. Erzurumspor 15 14
16. Altınordu 15 12
17. Ö.K Yeni Malatya 15 11
18. Gençlerbirliği 15 7
19. Denizlispor 15 6
Takımlar O P
1. Arsenal 14 37
2. M.City 14 32
3. Newcastle 15 30
4. Tottenham 15 29
5. M. United 14 26
6. Liverpool 14 22
7. Brighton 14 21
8. Chelsea 14 21
9. Fulham 15 19
10. Brentford 15 19
11. Crystal Palace 14 19
12. Aston Villa 15 18
13. Leicester City 15 17
14. Bournemouth 15 16
15. Leeds United 14 15
16. West Ham United 15 14
17. Everton 15 14
18. Nottingham Forest 15 13
19. Southampton 15 12
20. Wolves 15 10
Takımlar O P
1. Barcelona 14 37
2. Real Madrid 14 35
3. Real Sociedad 14 26
4. Athletic Bilbao 14 24
5. Atletico Madrid 14 24
6. Real Betis 14 24
7. Osasuna 14 23
8. Rayo Vallecano 14 22
9. Villarreal 14 21
10. Valencia 14 19
11. Mallorca 14 19
12. Real Valladolid 14 17
13. Girona 14 16
14. Almeria 14 16
15. Getafe 14 14
16. Espanyol 14 12
17. Celta Vigo 14 12
18. Sevilla 14 11
19. Cadiz 14 11
20. Elche 14 4
Günün Karikatürü Tümü