banner55

Bir fotoğrafın eril tokadı ve feminizme kısa bir bakış

Tabloda az da olsa kadınlara yer verilmiş ne büyük ihsan eylenmiş! (ve) Artık kadınların her alanda, ayak sesleri daha güçlü duyuluyor.

Manşet 20.01.2021, 21:08
41
Bir fotoğrafın eril tokadı ve feminizme kısa bir bakış


Şehr-î Diyarbekir, namı diğer yazarlar ve sanatçılar kenti, birçok kültürlere, medeniyete beşiklik etmiş adı ve eylemi büyük kent. Sosyal medyada bir kafenin duvarını süsleyen fotoğrafı görünce ilkin sevindim, yazarların ve filozofların fotoğrafları duvarları süsleme süreci başlamışsa, aydınlanma başlıyor demektir. İlgimi çeken bu fotoğraf, bir dakikadan sonra hayal kırıklığına uğrattı. Hiç de yabana atılmayacak o ünlü söz: “Gerçekler küçük detaylarda ve ayrıntılarda gizlidir.” Evet, asıl niyet ve düşünce sistemi detaylarla maniple eder ve gerçekler “Gözle görülmek istemeyendir.” Peki, bu görülmek istenmeyen neyi ifade ediyor? Belki de gerçeğin ta kendisini.

Kadınlar yıllar boyunca var olmak için mücadele etmişler. XVIII. yy. sonralarında feminizm hareketi kadınlara erkeklerle aile, iş, yasal haklar açısından eşitlik sağlamak amacıyla başlasa da XX. yy. sonlarına doğru özellikle Fransız feministlerinin kadın farklılığı üzerinde durulduğu görülür. Israrcı olmamaları kadın hareketine ve bilincine çok şey katmıştır. Onlara göre; bu farklı bakış açısı kadınların yaşamının her sahasına yansıtılmalıydı. Bugün müzelerde ve kafelerde yazarların, şairlerin ve ressamların kısacası sanatçıların kafelerde yer edinmesi sevindirici. Konserlerde üstlerini, başlarını paralayan, bedenlerini jiletleyen kitleyi düşünürsek, ''Bu ne hal böyle!'' Goethe’nin deyimiyle “Işık ışık biraz daha ışık!” diye bağırası geliyor insanın. Bu tabloya “Amaan canım, ne var bunda, dizilmiş işte!” anlayışında ısrar edenler, Kenan Evren’in Picasso’nun resimlerine bakıp, “Ne var bunda ben de yaparım!” zihniyetinin paralelidir. Tabloya bakarak erkek egemenliği ve hiyerarşisi gün gibi ortada! Tabloda bir elin parmağını geçmeyen kadınlardan hiç biri başköşe de değil! Âdem’in kaburgasından yaratılan kadınların kaderini, anımsatırcasına pos bıyıklarını bura bura arz-ı endam ediyorlar. Semihtik İbrahim’i dinler (Müslümanlık, Hristiyanlık vb.) ataerkil toplumsal yapının hüküm sürdüğü bir ortam da doğar, büyür ve gelişir. Söz konusu bu yapı içinde erkeklere ve kadınlara neyi nasıl algılayabilecekleri, nerede nasıl davranacakları, nasıl yaşayacakları ve nasıl ibadet edecekleri söyler ve yapmasını sağlar (Asım, 2016: 16).

Patriarkal (ataerkil sistem), bir cins olarak toplumda kadınların ezilmesini sonucu doğuran kurumsal ve kültürel düzenleme ve uygulamaları belirtir ve genel olarak kullanıldığında erkek iktidarı anlamına gelir. Bu ataerkil sistemin örgütlenmesi ve uygulanmasın da tarihsel ve kültürel olarak farklılık gösterdiği gerçeğini ortadan kaldıramaz. Ataerkil sistem dediğimiz de aklımıza yalnızca kadın emeğinin değil, kadının kendisini ve aynı zamanda kadın cinselliğinin bedeninin ve doğurganlığının denetlendiği bir toplumsal sistemden bahsediyoruzdur. Ataerkil sistemde esas olarak korunan erkek çıkarları, istekleri olmakla birlikte sistem, erkeklerin iradelerinden bağımsız nesnel bir gerçekliğin varlığından söz edilir. Ataerkil sistemde ve ataerkil aile biçimi de baba/erkek/eş otoritesine ve soyuna dayalı ve esas olarak mülkiyetin babadan meşru oğula geçmesini güvence altına aşan aile biçimidir (Berktay, 2012: 24). Tabloya bir göz atmanızda bile bariz bir şekilde kadına bir alan bırakmayan, kadını özne değil, bir nesne ve aksesuar gibi kullanan bir zihniyeti görürsünüz.

Eskiden kavgada ve tarlada gerekli olan hem de çok gerekli olan erkeklerin korkulu rüyası, kamusal alanda, sanatta ve politika da yer edinen kadınlara sinsice diş biliyorlar; çünkü artık tarlanın da kaba kuvvetin de hükmü kalmadı, kalmıyor. Kadınlar alanlarda, cezaevlerinde, kadınlar erkeksi rollere bürünmeden, kendi varlıklarının bilincine varıp, bunun savaşımını verirken, artan kadın cinayetleri de bir tesadüf olmasa gerek.

Bu tablodaki hiyerarşi ortasına yerleştirilen bir erkek ve tepeye doğru çıkaran şeyin değer oluş mu ne? Edebi başarıları ve hayatları mı? Yoksa bu hiyerarşi, çürük ya da hem meyvelerini yığınlara iyi satmayı beceren manipülatörlerin ahbap çavuş ilişkileri mi? Bu tablo dünden bugüne kadının ataerkil topluma ve düşünceye başkaldırdığını, yazdığını, okuduğu ve önemlisi varlığını ispatladığı bir yüzyılda olduğunu unutulmuş mu? Ne unutulması bal gibi, “Hade oradan, kadınsanız kadınlığınızı bilin! Eh canım sizin de yeriniz var!” diyorlar. Kadınları hep erkeklerle var olduğunu ve ona bağlı kalmasını dile getiriyor eril zihniyet. Alanlarda, özgürlük adına nara atan, kadın erkek eşitliği adına, mangalda kül bırakmayan, eşitlik ve kadın kelimesini, kendi hiyerarşisi için bir araç olarak kullanan, özgürlük alanının ve özgürlüğün başka kadınları kapsadığını, kendi eşleri, sevgilileri ve kızları için gerekli olmadığını düşünen zihniyetin, mahalle işgalcileri demek yerinde olsa gerek. İşte bu mahalle işgalcileri ve küçük detayların ustaları,  bilek bileğe verip, “Kadınlar” demesinler. Bilinçli kadınlar kendinin öznesidir, başka hiç kimsenin değil! İşte bu basit gibi görülen tablo dizilişi, kadınla erkek arasındaki toplumsal farklılık olgusunun anlamı, nedeni ve sonuçlarıdır.

Batılı feministlerin 20. Yüzyılın başından günümüze dek verdikleri mücadele için kadının bağımsızlık mücadelesi hâlâ söz konusu olmuştur. Ama kadınların tarihi yalnızca baskı altına alınışlarının tarihi değil, bugüne değin gün ışığına çıkarılamayan, baskı altına alınma ve eve kapatılmaya direnişlerin tarihidir de. Feminist eylemin öteden beri ana öğelerinden birini oluşturan toplumsal eşitsizlik, toplum cinsiyet, ataerkil toplum ve ataerkil düşünce ve adaletsizliğe karşıda yürütülmediği zamanda sonuçsuz kalır; çünkü savaşların olmasının nedeni bu toplumsal ve uluslararası eşitsizliklerdir. Bu kadınlar, iyi savaşçı olmalarına karşın, servetin özel kişilerin elinde bulunması ilkesine dayanarak kurulan ve giderek artan erkek üstünlüğünün oluşturduğu toplumsal güçlerle ortaya çıkar ve kadın bunlarla yeterince savaşamaz duruma gelir (Reed, 1994a: 48). Özel mülkiyet ataerkil ailenin tam anlamıyla gelişmesi sonunda, kadınlar, kendi yaşamları, gelecekleri hatta bedenleri üzerindeki denetimini yitirmiş oldular. Kadınlar, artık tümüyle mülkiyete dayalı ataerkil toplumun üzerlerine salıverdiği yeni toplumsal güçlerin insafına kalıyordu (Reed, 1994b: 196). Yukarıdaki tablo erkeklerin görüşleriyle yorumlanırken, tek yanlı bir bakış açısıyla sergilenmiştir.

Tabloda az da olsa kadınlara yer verilmiş ne büyük ihsan eylenmiş! (ve) Artık kadınların her alanda, ayak sesleri daha güçlü duyuluyor. O eril seslerin (ve) manevralarına karşı çıkıldığıyla kıstırılmadıklarında, hem çocuk isteyip, hem de işinden edilen zihniyete karşı, “mutfaktan çıkıp” alanlarda ve “kendine ait oda” yarattıklarında ne harikalar yaratacağını eril düşünce sistemi çok iyi biliyor. Virginia Woolf’un kadın olmanın ve kadına ait bir mekândan söz ederken aslında kastettiği kadının kendisinin olmasını sağlayacak özgür ortamdan bahsetmiştir. Bu düşünceyle Woolf, kadının eril düşünce ve toplumundan uzak, kadına ait bir ortam sağlamaya çalışmıştır. Fizikçi Madam Curie neden ön plana çıkarılmadı, çıkarılmıyor? Ya da Nobel ödülleri neden daha çok erkeklere veriliyor? Tıpkı diller gibi, akıl da kullanıldıkça, yeteneklere olanak sağlandıkça gelişir. Tablo: Kadınlara atılan eril bir tokattır!

Kadının bugününü anlayabilmek için, insanlığın tarih öncesi geçmişine bakmak ve ilk çağlarda ki kadın imgesini detaylı bir biçimde incelenmesi gerekmektedir. Kadınların çağlar boyunca içinde yaşadıkları durumu incelemek, örtük biçimde bu durumunun değerlendirilmesine olanak verecek bir ölçüt bulma sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu ölçüt, daha eski dönemde kadınların içinde bulundukları duruma, belirli bir sosyal sınıf ya da toplumun yaşam koşullarına, ya da en basit ifadeyle, öteki cinsiyet grubunun, erkeklerin durumlarına göre oluşturulabilirlik; kadınların durumunun kötüye gittiği ya da erkeklerinkinden aşağı olduğu ancak böyle bir ölçüte göre yapılacak karşılaştırmalardan sonra söylenebilir. Kentlerde kadınların kapatılması iki aşamada gerçekleşti. İlk aşamada toprağın özel mülkiyetine ve sosyal ayrıcalıklarına sahip olanlar, yasa ve güç yoluyla bu ayrıcalıklarını korumak üzere ilk bürokrasilere, yani rahip ve asker kastlarına yaslanarak, kadınları eski siyasi ve dini görevlerinden uzaklaştırdılar.

İkinci aşamada ise ticaretin ve kentlerin gelişmesi sonucu ortaya çıkan orta sınıfın, sosyal hiyerarşide yükselme derdinde olan tacirleri, snopluk gereği, karılarını önce kentsel kesimin zanaatkâr üretiminden çektiler, sonrada onları sitenin yönetiminde siyasi güç sahibi kılabilecek her tür iletişim ağının dışına çıkardılar (Michel, 1995: 22). 17. ve 18. Yüzyıllar feodal ekonomiden sanayiye dayalı bir ekonomiye geçiş dönemidir. Yeni bir dünya, eski feodal toplumun yerini alır. Bu ekonomik değişmenin peşi sıra siyasette de önemli değişikliler (parlamenter rejim, özgürlükler) yaşanır (Michel, 1995: 40). “Kadın hareketi tarihinde erkekliğin, kadınlığı ötekileştirerek kurulduğunun açığa çıkarılması önemliydi. Toplumsal yaşamın, siyasal alanın, bilimin, tarihin eril karakterinin gözler önüne serilmesine, sorgulanmasına ve yeniden kurgulanmasına hizmet etti” (Çağlayan, 2017: 240). Feminizm akımının temel amacı kadın ve erkek ayrımcılığına karşı çıkan, cinsler arasında siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitliği savunan görüş olarak tanımlanıyor. Kadının erkeklerle eşit bir şekilde yaşayabilmesini gerektiren kadınlara oy hakkı, daha eşit ücret, boşanma hakkı, kadının kendi mülkiyeti, cinsel hayatta korunma hakkın, geliri ve kazancını özgürce kullanma serbestliği, kadının meslek öğrenimi ve mesleki çalışma özgürlüğünün garantilenmesi, toplumsal yaşamın tüm alanlarında kadına erkeklerle eşit hareket ve çalışma özgürlüğünü getirmesidir (Uysal, 2017: 37-38). Feminist kuramın amacını ve önemini şöyle özetleyebiliriz; feminist kuramın başlıca amacı ve görevlerinden birisi de kadınların toplumsal ve siyasal düşünce tarihindeki yokluğunu göstermek ve hal yoluna koymaktır (Keller, 2016: 30-31). Feminizm akımıyla kadınlar pek çok alanda hak elde etmişlerdir. Kadınlar seslerini duyurabildikleri sürece var olabileceklerini gösterdiler. Tabloda sadece beş kadın yazarın olduğunu görüyoruz. Asıl derdimizin kadınların neden az olduğunun ötesinde, gövde gösterisi yaparcasına eril zihniyetin köşe başlarını tutup, kadınları silik çizgi haline getirmeleridir.

Bu tabloyu tasarlayanların topluma ve edebiyata sadece erkeklerin bir şey kattığını dile getiriyorlar. Tablo erkek egemenlik hiyerarşisini sürdürmekle olan en önemli mekanizma olduklarını anlatıyor. Bu tablonun anlamı erkeğin her zaman önde olduğunu, kadınlardan daha iyi eserler yazdığını, daha iyi eğitim aldığını, erkeklerin sürekli kendilerini ve toplumu geliştirmekte olduğunu, toplumsal hayatta güçlü ve hırslı olduğunu gösteriyor. Ha bide şu gerçeği unutmamakta fayda vardır bu tür tablolar toplumda karar verici, kanun koyucunun ve uygulayıcı olanların “erkekler” olduğunu gösteriyor. Tabloda sözde hiyerarşik bir sıralanışının olmaması tam bir “Barbe Bleue” entrikasıdır. Nihayetinde pos bıyıklı erkeklerin hep önde olduğunu ve erkeklerin verdikleri pozlarla bu sistemin karar mekanizmaları biziz elbette derken, üretkenliğin sadece erkeğin çoğunluğuna ve pos bıyıklığına atfedilmiştir. Tabloda kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin temelinde yatanın ataerkillik olduğunu ve ataerkilliğin kendi başına işleyen, özerk bir ideoloji olarak görülmelidir. Çünkü tabloda üretkenlik sadece erkeğin çoğunluğuna ve pos bıyıklarına atfedilmiştir.

( Kaynak Artı Gerçek-Elif GÜN https://artigercek.com/haberler/bir-fotografin-eril-tokadi-ve-feminizme-kisa-bir-bakis )

Yorumlar (0)
36
açık
Günün Anketi Tümü
Sitemizi nasıl buldunuz?
Sitemizi nasıl buldunuz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56