Ercüment Akdeniz: İşten atmalara, zamlara karşı birleşelim

EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, devasa işsizlik tablosuna her gün yeni işsizlerin katıldığını söylerken “İşsizliğe karşı mücadele işten atmalara karşı mücadeleyle birleşmeli” dedi.

Manşet 10.03.2021, 09:41
20
Ercüment Akdeniz: İşten atmalara, zamlara karşı birleşelim

HABER MERKEZİ- Hükümet sözcüleri sık sık ‘Ekonomide durum çok iyi, toparlanıyoruz, yükseliyoruz’ derken işçi ve emekçiler açısından yaşam koşulları giderek ağırlaşıyor. Kısa çalışma ödeneği (KÇÖ) uygulamasının bu ay itibariyle bitmesi bekleniyor, bu yıl için toplu işten atmaların kapıda olduğu konuşuluyor… Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’le işçi sınıfı ve emekçileri bekleyen tehlikeleri Evrensel Gazetesi'nden Erdi Tütmez'e konuştu. Akdeniz, “İşsizliğe karşı mücadele işten atmalara karşı mücadeleyle birleşmeli” diyor.

TEKELLER ZENGİNLEŞTİ, EMEKÇİLER YOKSULLAŞTI

Hükümet sözcüleri ‘Ekonomi toparlanıyor, hatta uçuyor’ diyor. Siz mevcut ekonomik tabloyu nasıl görüyorsunuz?

2020’nin 3’üncü ve 4’üncü çeyreğindeki “büyüme” üzerinden yapılan bir propaganda bu. Merkez Bankası başkanı ile Bakan Albayrak’ın görevden alınmasını da fırsata çevirmek istiyorlar. Fakat gerçek tablo başka. TÜİK verileri güven vermiyor. Düşük faizli krediler ve sermayeye teşvik paketlerinin sonucunda yaşanan istikrarsız büyüme de güven vermiyor. Yüksek kur, yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik devam ediyor. Zam yağmuru devam ediyor. Gıda enflasyonu yükselişte.

Düşük faizli tüketici destek kredilerinin geri ödemeleri üreticileri ve esnafı zorluyor. Ertelenen banka takipleri de öyle. Yeniden yapılandırmalardaki yüksek faizler de ciddi yükler getirecek. 2021 yılı emekçiler için krizin ve salgının faturasının en ağır hissedildiği yıl olacak. 

Türkiye kapitalist bir ülke ama kapitalist ilişkilerde de dışa bağımlı bir ülke. Dışa bağımlılığın faturası halkın üzerine üzerine geliyor. Derin bir yoksullaşma söz konusu. Erdoğan rezervlerin 128 milyar dolardan 95 milyara gerilediğini itiraf etti. Ki 95 milyar da tartışmalı. Hükümet tabloyu pandemiyle açıklıyor. “Birçok ülke böyle, biz iyiyiz” diyorlar. Oysa bu dönemde zenginleşenler ile yoksullaşanlar arasındaki uçurum büyüdü. Koçlar, Sabancılar, palazlanan yandaş şirketler kârlarını nasıl oldu da pandemide büyüttüler? Üretim tam gaz devam ediyor! Çarklar dönsün diye dip dibe çalıştırılan yine işçiler oluyor. İşini kaybedenler, açlık sınırında ücretle çalıştırılanlar yine emekçiler oluyor. Küçük esnaf kan ağlıyor, ortada ciddi bir devlet desteği yok. Köylünün elindeki traktöre haciz geliyor. Kısacası, bir sermaye hükümeti olarak AKP’nin toparlamaya çalıştığı ekonomi, zenginlerle yoksullar arasındaki derin uçurumu “Sürdürülebilir” kılmaktan ibarettir.

EMEP Adana İl Örgütü basın açıklaması düzenledi

Fotoğraf: Evrensel

KOD 29 MERKEZİ BİR SERMAYE STRATEJİSİDİR

Hükümet işten atma yasağı var diyor ama Kod 29’u fırsat bilen patronlar işçileri işten atıyor. Kısa çalışma ödeneğinin sona ermesiyle kitlesel işten atmaların yaşanacağı konuşuluyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de zaten muazzam bir işsizlik var. DİSK-AR’ın açıkladığı verilere göre işsizlik 10 milyonun çok üzerinde. TÜİK ne kadar bunu çok aşağılarda gösterse de tablo kara. İşsizler ordusu işçi sınıfı üzerinde bir baskı gücü olarak kullanılıyor. İtiraz eden, hak arayan işçiye ‘Dışarıda işsizler var, ayağını denk al, kapının önüne koyarız’ mesajı veriliyor. KÇÖ ve Kod 29 hak gasplarının bahanesi oldu. Adına “Kod 29” denen ve İş Kanunu’nun 25/2. maddesinde geçen antidemokratik hüküm daha önce de vardı. Ama bunu kullanabilmek için “olağan dışı koşulları” fırsat bildiler. Yani pandemi dönemini! Böylece patronlar, “İşçinin ahlaksızlık yapması” ve “İşçinin patrona, fabrikaya zarar vermesi’ gibi bahaneler uydurarak rezil, “ahlak dışı” yöntemlere başvurdular. Toplam fotoğrafa bakıldığında işten atılanların binler halinde olduğunu görüyoruz. Bu da gösteriyor ki; işçi sınıfına yönelen bu saldırı dalgası aslında merkezden planlanmış bir sermaye stratejisi. Bu nedenle EMEP olarak çalışmamızı yoğunlaştıracağımız ana konulardan biri “Kod 29 uygulamasının yasal olarak da iptal edilmesi” olacak. Elbette talep etmekle patronlar bunu kaldırmazlar. Bunun için güçlü ve birleşik bir mücadele gerek. İşçi sınıfının gücü iş bırakmak, grev yapmak, sendikalaşmak ve sokağa inmekten gelir. Bu direngenlikle sermayenin karşısına çıkılmazsa saldırılar katlanarak devam edecek. KÇÖ sözde “Çalışanları korumak” adına getirildi. Ama 2 gün çalıştırılıp kalan günlerde yasa dışı çalıştırılan emekçiler var. İşçi duraklarında ‘Bol mesaili iş’ ilanları asılmaya başlandı. Çünkü insanlar tek işle geçinemiyorlar. KÇÖ uygulaması sermaye için can simidi oldu. Patronlar devletten teşvikler aldı. Devlet de ‘Benim bir dayanma gücüm var’ diyor ve mart itibariyle bu uygulamaya son vereceğini söylüyor. Şimdi ne olacak? Patronlar pandeminin kaymağını teşvikler yoluyla yediler. Şimdi kitlesel işten atmalara hazırlanıyorlar. Daha az işçiyle ve iş temposunu arttırarak üretime devam etme niyetindeler. İşçi sınıfı işten atmalara karşı ciddi bir mücadeleye hazırlanmalı. İşsizler de işçi sınıfının bir parçasıdır ve işçi sınıfının işten atmalara karşı mücadelesi işsizlerin “iş” talebi ile birleşmeli. Bu çerçevede bütün işçileri, sendikaları ve halkımızı birleşerek mücadeleye çağırıyoruz.

LEBALEP SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞINA GEÇTİLER

Salgınla mücadelede “Yeni kontrollü normalleşme” dönemine geçildi ancak vaka artışları da sürüyor. ‘21 gün tam kapanma, emekçilere sosyal koruma’ talebiniz hâlâ güncel mi?

Evet bu talebimiz güncelliğini koruyor. Ama hükümetin işçi sağlığı, halk sağlığı diye bir derdi yok. Yaygın test olmadan, aşıya erişim sağlanmadan ve sosyal korumayla desteklenmiş sistematik bir kapanma yapılmadan ‘Yeni normale dönüş’ olmaz. Bu olsa olsa “lebalep sürü bağışıklığı”na geçiş olur! Bunu emekçilerin kabul etmemesi lazım.

Yoksul ülkeler şu an aşıya ulaşamıyor. Bunun temel nedeni ilaç tekellerinin sağlık alanını bir kâr alanı olarak parsellemesidir. Aşı formülünü ellerinde saklayarak insanlık suçu işliyorlar. Aşıda patentin derhal kaldırılması gerekir. Bu uluslararası bir mücadele konusudur. Pandeminin birinci yılını geride bırakırken; kapitalizmin ne kadar çürümüş bir sistem olduğunu, kitlesel olarak insanların ölümüne nasıl seyirci kaldığını hep birlikte gördük. O yüzden, “Acaba dünyanın sonu mu geliyor?” diye endişeyle geleceğe bakanlar, kapitalizmin sonunun gelebileceğine inanmalılar. Sosyalizm, insanlığı eşit ve özgür bir dünya için mücadeleye çağırıyor. Çünkü bu vahşi sisteme son vermeden felaket tablosundan kurtulmak mümkün değil.

1 MAYIS HAZIRLIKLARI ŞİMDİDEN BAŞLAMALI

Yakın dönemde nasıl bir mücadele ve çalışma programı belirlediniz?

Genel Yönetim Kurulumuz 1 Mayıs’a kadar kesintisiz ve yoğun bir çalışma programı belirledi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde her milliyetten Türkiyeli kadınlar sokaklara çıktı, bütün engelleme girişimlerine rağmen taleplerini haykırdı. Ekonomik kriz ve pandemi koşullarında kadın emekçilerin talepleri 8 Mart kutlamalarının merkezindeydi. Talepler etrafında mücadele İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’a kadar yükselerek devam etmeli. Pandemi yasaklarını seven sermaye kesimleri karşısında 2021 1 Mayıs’ını yasaklama tutumunu işçi ve emekçiler asla kabul etmemeli. Şimdiden fabrikalardan, emekçi semtlerinden, hastane ve okullardan başlayan bir çalışmaya ihtiyacımız var. Partimiz ayrıca 2021 Newroz’unu işçiler, emekçiler ve ezilen halklarla birlikte “Bölgede barış, ülkede demokrasi” şiarıyla kutlayacak. 

BU İKTİDARIN DEMOKRATİK BİR ANAYASA YAPMA İHTİMALİ YOK

EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz (Fotoğraf: Evrensel)

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Sivil bir anayasa yapacağız” dedi ve ardından bu konu tartışılmaya başlandı. Bir taraftan da ‘yargıda ve ekonomide reform’ gündemi var. İktidarın buradaki amacı ne? Bu iktidar gerçekten sivil bir anayasa yapabilir mi?

Adına ‘sivil anayasa’ diyorlar. Ama bunun bir halk anayasası olmayacağı açık. Erdoğan, ‘Öyle ya da böyle Meclise getireceğiz. Bizimle yürüyen yürür, yürümeyen yürümez. Milletin onayına sunacağız’ mealinde açıklama yaptı. Esas sorun da burada zaten. Anayasalar sadece halkın onaylayacağı taslak metinler değildir. Anayasa yapım sürecinde halk bir nesne olarak görülemez. Halk, anayasanın temel kurucu unsurudur. Bugün “nasıl bir anayasa?” sorusu etrafında halkla tartışılan, halkın bütün temsilcilerinin olduğu bir süreç örgütleniyor mu? Böyle bir yaklaşım yok. Yapılmak istenen tepeden inme ve halka rağmen bir anayasa değişikliğidir. Elbette bunun kabul edilmesi mümkün değil. Bir de sermayenin ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçlarla “tek adam tek parti yönetimi”nin hedefleri örtüşüyor. Reform dediklerinde ilk patron örgütlerine koştular. Yıpranmış bir hükümet anketlere bakarak seçim kaygısı yaşıyor. Vaatlerin inandırıcılığı kayboldukça “Ay’a gitmek”, “Kanal İstanbul” gibi çılgın ve rant getiren projelere sarılıyorlar. “Darbelerden kurtulmak için yenilikçi bir anayasa”dan söz ediyorlar. Aslında bu argüman, kendisi gibi düşünmeyenleri okun ucuna koyup “darbecilikle”, “hainlikle” itham edebilecekleri yeni bir alan açıyor. Bu da şu anki pratik siyasete uygun.

Nedir o pratik siyaset, biraz açabilir misiniz?

“Çiçeği fazla sularsan solar” sözleriyle açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı bu pratiğin bir örneği değil mi?  Kaldı ki Boğaziçi’de atanmış rektöre karşı çıkan akademisyenler, öğrenciler “terörist” ilan edilebiliyor. HDP’ye oy veren 6 milyon yurttaş lanetlenebiliyor. Greve çıkacak işçiler “milli güvenliğe tehdit” olarak görülebiliyor. Ağzını açanın, itiraz edenin, hak arayanın ‘hain’ ilan edildiği siyasi bir iklim yaratıldı. Bu ortamda tepeden inme anayasa taslağına karşı çıkanların “yerli ve milli siyasete aykırı” olmakla, “ihanetle” suçlanması işten bile değil.

Tek adam tek parti iktidarı önündeki kimi anayasal engelleri de ortadan kaldırmak istiyor. Bir nevi yol temizliği bu. Örneğin Sayıştay raporları, bazı AYM kararları engel olarak görülüyor. Kısacası iktidar sınırsız bir yetki alanı oluşturmak istiyor. Faşist rejimi inşa hevesi ve otoriterliği tahkim etme çabaları da bu nedenledir. EMEP olarak bu koşullarda bir anayasa yapılamayacağını söylüyoruz. Halkın doğrudan katılımı ve kurucu meclis eliyle yapılan bir anayasa ancak demokratik bir anayasa için zemin oluşturabilir. Bu da parti programımızda yazılıdır zaten.  

Sonuç olarak, Erdoğan ve “tek adam yönetiminin” Cumhur İttifakının ve bugünkü haliyle Meclisin demokratik bir anayasa yapma ihtimali yok. Bugün bizim temel sorumluluğumuz işçi ve emekçilerin ekonomik, sosyal, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini ilerletmektir.

MİLLET İTTİFAKI İTFAİYE ROLÜ OYNUYOR

Hak kaybına uğrayan, baskılara karşı sokağa çıkan kesimlere karşı Millet İttifakından sık sık ‘Oyuna gelmeyeceğiz. AKP’nin değirmenine su taşımayalım, bunlar zaten ilk seçimde gidecek, bekleyin’ çağrıları yapılıyor. Bu doğru bir yaklaşım mı?

Halk, “Cumhur İttifakı” ve “Millet ittifakı” etrafında iki kutuplu burjuva siyasete sıkıştırılmış durumda. İktidar ‘Sandık gelene kadar hiçbir şey yapamazsın’ diyor, sokağı, hak aramayı, grevleri bloke ediyor. Peki sandık sonuçlarına saygı gösteriyor mu? Hayır. İptal edilen seçimler, kayyum atanan belediyeler ortada. Burjuva muhalefetin yaklaşımı da tersten benzer şekilde. Onlar da tek değiştirici gücün oy kullanmak olduğunu söylüyor. “Aman provokasyon olur, aman bunu iktidar kullanır” yaklaşımı halk hareketini, işçi hareketini pasifize ediyor. Millet İttifakı adeta bir itfaiye rolü oynuyor. Bir yangın çıktığında iktidar tehdit ediyor, muhalefet de o yangına su döküyor. Seçimler elbette önemlidir. Ama değişimin bir alanı da sokak, halkın birleşmesi, örgütlenmesi, grevler, iş bırakmalardır. Bu güçlenirse karşılığı sandıkta da olur, seçim güvenliği de daha güçlü sağlanır. Biz halka kendi gücüne güvenme çağrısı yapıyoruz. Bir ‘genel grev, genel direniş’ hattının memleketi düzlüğe çıkarabileceğini söylüyoruz. En geniş birliklerle seçime gitme meselesi de gündemde. Ama bu bir masanın etrafında oturarak yapılabilecek bir şey değil. Yerellerde platformlar oluşturarak, sendika ve meslek örgütlerini, halk güçlerini merkeze koyarak üçüncü seçenek oluşturmalıyız. Devrimci demokratik bir halk seçeneğidir bu. Kimse ‘ehvenişer’e mahkum değil. Elbette emekçiler sadece haklarını talep etmekle sınırlı kalmamalı; aynı zamanda iktidara talip olmalı. Yoksa çekilen acılar son bulmayacak. O zaman işçiler, emekçiler kendi siyasetini yapmak zorunda. Burjuva partilerden, sermaye programından kopmak zorunda. Gelsinler EMEP’te örgütlensinler, EMEP işçi sınıfının partisidir.

Yorumlar (0)
14
açık
Günün Anketi Tümü
"Erken seçim olursa Cumhurbaşkanı kim olmalıdır? "
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Fenerbahçe 8 19
2. Trabzonspor 8 18
3. Beşiktaş 9 17
4. Hatayspor 8 16
5. Altay 8 15
6. Konyaspor 8 14
7. Karagümrük 8 14
8. Galatasaray 8 14
9. Alanyaspor 8 14
10. Adana Demirspor 9 12
11. Kayserispor 8 11
12. Gaziantep FK 8 11
13. Sivasspor 9 10
14. Başakşehir 9 9
15. Antalyaspor 9 9
16. Öznur Kablo Yeni Malatya 9 9
17. Giresunspor 9 8
18. Kasımpaşa 8 6
19. Göztepe 8 5
20. Rizespor 9 1
Takımlar O P
1. Ümraniye 9 21
2. Ankaragücü 9 21
3. Eyüpspor 9 17
4. Bandırmaspor 9 15
5. Erzurumspor 8 15
6. Tuzlaspor 7 14
7. Kocaelispor 7 13
8. Samsunspor 8 11
9. Gençlerbirliği 8 11
10. Menemenspor 9 11
11. Denizlispor 9 10
12. Altınordu 8 10
13. Manisa FK 8 9
14. Boluspor 7 8
15. İstanbulspor 7 7
16. Adanaspor 8 6
17. Balıkesirspor 8 6
18. Bursaspor 7 5
19. Ankara Keçiörengücü 7 4
Takımlar O P
1. Chelsea 8 19
2. Liverpool 8 18
3. Man City 8 17
4. Brighton 8 15
5. M. United 8 14
6. Everton 7 14
7. Brentford 8 12
8. Wolverhampton 8 12
9. Tottenham 7 12
10. West Ham 7 11
11. Leicester City 8 11
12. Aston Villa 8 10
13. Arsenal 7 10
14. Crystal Palace 7 7
15. Southampton 8 7
16. Watford 8 7
17. Leeds United 8 6
18. Newcastle 7 3
19. Burnley 8 3
20. Norwich City 8 2
Takımlar O P
1. Real Sociedad 9 20
2. Real Madrid 8 17
3. Atletico Madrid 8 17
4. Sevilla 7 14
5. Osasuna 8 14
6. Rayo Vallecano 8 13
7. Athletic Bilbao 8 13
8. Valencia 8 12
9. Barcelona 7 12
10. Real Betis 8 12
11. Villarreal 7 11
12. Mallorca 9 11
13. Espanyol 8 9
14. Elche 8 9
15. Cádiz 8 7
16. Celta de Vigo 8 7
17. Granada 8 6
18. Levante 9 5
19. Deportivo Alaves 7 3
20. Getafe 9 2
Günün Karikatürü Tümü
banner56