hasan Cemal yazdı: Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, ama mücadele etmeyen zaten yenilmiştir!

        Yeni yıla yeni kitapla girecektim. Olmadı.

Manşet 04.01.2019, 11:40 04.01.2019, 11:40
7
hasan Cemal yazdı: Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, ama mücadele etmeyen zaten yenilmiştir!

 

 

 

 

Yeni yıla yeni kitapla girecektim.
Olmadı.
Kitabım basılmayacak.
"Bu kitap yalnız seni değil, bizi de hapse atar" dediler.
İlk kez başıma geliyor.
Yaşarken ölmek gibi bir duygu...
Sanki dünyam parçalandı.
Abartıyor olabilirim ama öyle.
Yazıdan koptuğum, yazı yazmadığım zamanlardaki o kaybolmuşluk -ya da unutulmuşluk- hali yine içimde kımıldadı.
Yazmak beni ayakta tutuyor.
Özgürleştiriyor.
İnandığım değerleri savunurken, kavga ederken dinç kalıyorum, ihtiyarlamıyorum -ya da öyle hissediyorum.
Peki ama yazıdan kopsam, siyaset yazılarını kessem n'olacak ki?
Çok mu fark edilecek?
Kimin umurunda...
Özgürlük alanları teker teker kapatılıyor.
Gazeteler, televizyonlar derken sıra, anlaşılan, yayınevlerine geldi, radyolara geliyor.
Dağıtım ağları yok edilirken, ağır tazminat ve hapis cezalarıyla yayıncılar sindiriliyor, korkutuluyor.
Duydum ki Baskın Oran'ın, Aslı Erdoğan'ın, Nedim Gürsel'in kitapları da basılmamış...
Bakalım, 1930'lar Almanyası'ndaki gibi meydanlarda çığlık çığlığa kitapların yakılmasına kadar gelecek mi sıra?..
Evet, yeni yıla kötü girdim.
6 Aralık 2018 günü aklımda.
Avukatım Fikret İlkiz'le Çağlayan Adliyesi'ne gittik.
T24'te, 24 Haziran seçimleri sonrasında çıkan Dikta, Diktatör başlıklı yazımdan dolayı soruşturma açılmış.
Suç duyurusu Saray'dan gelmiş.
Savcı, "Diktatör derken Erdoğan'ı mı kastettiniz?" diye sordu, göz göze geldik, "Yazıda neyse o" demekle yetindim.
Genç bir savcıydı. Ne kadar dikkat etse, duygularını belli ediyordu. Beni "Fetö'yle iltisaklı" kıldı.
İfademi kısa tuttum:

Bu yazı, ifade özgürlüğümü kullanmaktır.
Bu yazı ifade özgürlüğümü savunmaktır.
Bu yazı, eğer bir ülkede suç unsuru haline getiriliyorsa, o ülkede ifade özgürlüğü yok demektir. 

O ülkede hukukun üstünlüğü yok demektir. 
Ve, o ülkede demokrasi yok demektir. 
Ben bu yazımı bugün de özgürlük ve hukuk adına savunuyorum. 
Şimdi bu konuda bir karar vermek durumunda olan sizsiniz Sayın Savcı. 
Siz ne diyorsunuz? 
İfadem bundan ibaret, teşekkür ederim.

Savcı Bey'in havasından, söylediklerinden anlaşılan o ki, Cumhurbaşkanı'na hakaretten ve "FETÖ’cülük"ten yargılanacağım.
Savcının odasından daha çıkar çıkmaz cep telefonum çaldı:

Akit'in manşetindesin!

Hem de ne manşet!

Fetöcülük... Düşmanla iş birlikçilik...Teröristlik... Kirli paralar, satılık kalemlik...

Yok yok, yalanın, iftiranın, alçaklığın dipsiz kuyusu... Aşağıdaki tweet'i attım.

Akit’e: Hakkımdaki alçakça iftira ve korkunç yalanların hesabını yargıda vereceksiniz. Firari değilim, Çağlayan’dan, savcıya verdiğim bir ifadeden şimdi çıktım. Yazılarıma bir ay ara verdiğimi de dün Twitter’dan duyurmuştum. Özgürlük ve hukuk mücadelemde beni korkutamazsınız!

Basılmayan kitabımın adı Hüzün'dü. İki kızıma, Defne'yle Elif'e ithaf etmiştim. Şöyle başlıyordu:

İstanbul, 18 Ocak 2018 
Öyle bir yaşa geldim ki, hatırlamak kolay değil, acı veriyor çünkü. 
İçim sık sık hüzünle doluyor.
Eskiden daha seyrek olurdu.
Acaba zamanı geriye doğru akıtabilsem, hüzünden kurtulabilir miyim?

74 yıllık bir ömür beni getirip bu hüzün durağına bıraktı. 
Hüsran da olabilir bu durağın adı.

Bazen kendimden kaçmak istiyorum ama olmuyor.

Yoksa hayat boyu akıntıya karşı mı kürek çektim?      
Bilemiyorum.
Farkındayım.
Melankoli gölüm gitgide derinleşiyor.
"Işıklar ölüyor, yalnızım!" 
Hitler’den kaçarak sürgünde yaşamayı seçen bir Alman romancı 1930’larda böyle demiş. 
Benim memleketimde iyi zamanlar bitti, kötü zamanlar başladı. 
Belki hiç iyi zamanlarda yaşamadık.

Bugün de hayatın bizden yana olmayan zamanlarından geçiyoruz. 
İnsanı kör edici bir karanlık içindeyiz sanki. 
Hayat ne kadar şaşırtıcı, ne kadar çabuk geçiyor.

Hayat bir düştür, diye fısıldadı.
 Acaba böyle bir cümleyi ne zaman duymuş ya da okumuştu? Ve neden aklına düşmüştü? 
(Giorgio Bassani, Kuru Otların Kokusu, YKY)

Basılmayan bir kitabın hüznünü yaşıyorum. Abartıyor olabilirim.
Hapisteki dostlar aklıma takılıyor.
Kaç zamandır demir parmaklık arkasında yatan gazetecileri, yazarları, siyasetçileri düşünüyorum.
Avrupa'da, Hitler'le Stalin arasında o korkunç cehennemi yaşayan, kitapları basılmayan, kitapları yakılan, hapislere atılan, gaz odalarına gönderilen, yıllarını memleketlerinden uzak sürgünde yaşayan, hatta çareyi intiharda bulanların hikayeleri gözümün önünden geçiyor.
Böylesine acıları bizler yaşamadık.
Ama yine de acılar mukayese etmek ne kadar doğru, bilemiyorum.
Yeni yıla kalbim kırık giriyorum.
Yazıdan kopmak mı?..
Kendi kendime ihanet gibi geliyor.
Daha yazacak hikayelerim var.
21 Aralık günü bir grup yazar çizer Edirne'ye gittik, Selahattin Demirtaş'la dayanışma için.
Polis cezaevine yaklaştırmadı.
Mesajlarımızı okumak için bir kahvenin bahçesini uygun gördü. Fotoğraflar çekilirken, kahve çalışanları uyardı:

Aman abiler, kahvenin adı görülmesin fotoğraflarda, patron çok kızar!

Korku her yerde!
Herkes siniyor.
The Economist dergisinde, Reuters Enstitüsü'nün Türkiye'yle ilgili bir kamuoyu araştırması var:

Türklerin yüzde 65'i siyasal görüşlerini, başları belaya girebilir korkusuyla internette bile açıklamaktan korkuyor.

Yeni yıla yeni davayla başladım. 3 Ocak günü Çağlayan Adliyesi'nden çıkarken bir tweet attım:

YARGILANDIM!
4 Aralık 2015 tarihli T24’te çıkan “Silvan’dan: Bizi acılara ve ölümlere o kadar alıştırdılar ki” başlıklı yazımdan bu sabah 36. Ağır Ceza’da yargılandım; avukatım Fikret İlkiz derhal beraatimi istedi; duruşma 16 Nisan’a bırakıldı. 


Kısa savunmamda dedim ki:

Kürt sorunuyla ilgili olarak bugüne kadar dört kitap binlerce yazı yazdım. Hep barışı savundum. 
Bu yazı da öyledir, acıları ve        ölümleri kınayan bir yazıdır. Bu yazı da ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyeti içinde yer alan bir yazıdır, suç değildir.

Bir aylık bir aradan sonra 2019'un bu ilk yazısını Selahattin Demirtaş'ın hapisten attığı şu tweetle noktalıyorum:

Ne demişti Bertolt Brecht?
"Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, ancak mücadele etmeyen, zaten yenilmiştir." 

O halde ben de diyorum ki yılmak yok, direnmeye devam.

(Kaynak T24 yazarı  Hasan Cemal yazdı: Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, ama mücadele etmeyen zaten yenilmiştir! )

banner3
Yorumlar (0)
29
açık
Günün Anketi Tümü
2020- 2021 Yılın Şampiyonu Hangi Takım olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 39 81
2. Galatasaray 39 81
3. Fenerbahçe 39 79
4. Trabzonspor 39 68
5. Sivasspor 39 62
6. Hatayspor 39 61
7. Alanyaspor 39 57
8. Karagümrük 39 57
9. Gaziantep FK 39 55
10. Göztepe 39 51
11. Konyaspor 39 49
12. Rizespor 39 48
13. Kasımpaşa 39 46
14. Malatyaspor 39 45
15. Başakşehir 39 45
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 39 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 39 38
20. Gençlerbirliği 39 38
21. Denizlispor 39 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 36 83
2. M. United 36 70
3. Leicester City 36 66
4. Chelsea 36 64
5. Liverpool 35 60
6. West Ham 35 58
7. Tottenham 35 56
8. Everton 35 56
9. Arsenal 36 55
10. Leeds United 35 50
11. Aston Villa 35 49
12. Wolverhampton 35 45
13. Crystal Palace 35 41
14. Southampton 35 40
15. Burnley 35 39
16. Newcastle 36 39
17. Brighton 35 37
18. Fulham 35 27
19. West Bromwich 35 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 36 80
2. Real Madrid 36 78
3. Barcelona 36 76
4. Sevilla 36 74
5. Real Sociedad 36 56
6. Real Betis 36 55
7. Villarreal 36 55
8. Celta de Vigo 36 50
9. Athletic Bilbao 36 46
10. Granada 36 45
11. Osasuna 36 44
12. Cádiz 36 43
13. Levante 36 40
14. Valencia 36 39
15. Deportivo Alaves 36 35
16. Getafe 36 34
17. Huesca 36 33
18. Real Valladolid 36 31
19. Elche 36 30
20. Eibar 36 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56