Yeni medya ve yeni dünya – Zygmunt Bauman

HABER MERKEZİ – Sosyolog ve düşünür Zygmunt Bauman’ın “As Seen on TV” başlıklı yazısından bazı pasajlarlar Elçin Gen tarafından 

Manşet 30.08.2020, 19:09 30.08.2020, 19:09
8
Yeni medya ve yeni dünya – Zygmunt Bauman

HABER MERKEZİ – Sosyolog ve düşünür Zygmunt Bauman’ın “As Seen on TV” başlıklı yazısından bazı pasajlarlar Elçin Gen tarafından e-skop için tercüme edildi, “Yeni Medya ve Yeni Dünya” başlığıyla yayımlandı. Bauman’a göre “Televizyonun işleyiş biçimini değiştirmek, başlı başına dünyayı değiştirmeyi gerektirir.” Biz de bu pasajları paylaşıyoruz.






Zygmunt Bauman

Çeviri: Elçin Gen




Duvardan duvara halı kaplı bir odada, halının altındaki döşemeyi hiç görmezsiniz: Döşemenin malzemesi sorulsa ne diyeceğinizi bilemezsiniz, ama biri tutup size bunu sorana kadar zaten döşemeyi de dert etmezsiniz. İki milyarı aşkın televizyon ekranının hiçbir zaman kararmadığı yerde, görülen dünya, “televizyondan görüldüğü haliyle” dünyadır. Televizyonda gördüklerinizin yalan mı doğru mu olduğunu sormanın pek de faydası yoktur. Televizyon varlığıyla dünyayı daha iyi bir yer mi yoksa daha kötü bir yer mi yaptı diye sormanın da pek faydası yoktur. Öyle ya, bu konuda hükme varmak için nirengi noktanız ne olacak? “Televizyonsuz bir dünya”, hayal gücünü saymazsak, nerede mevcut ki, televizyonun gelişinin iyileştirip iyileştirmediğine karar verelim? Bizzat seyircisi olmadan kendi cenazenizi hayal edemezsiniz; bakışınızın töreni güzelleştirip güzelleştirmediği sorusunun bir anlamı yoktur. Bir “fotoğraf fırsatını” yakalamak dışında dünyayı görselleştirmek, onu görselleştiren bir televizyonun olmadığı bir dünyayı düşünmek gitgide zorlaşıyor. Dünya kendini kaydedilebilir görüntüler silsilesi olarak sunuyor göze; görüntü olarak kaydedilmeye müsait olmayan hiçbir şey gerçekte onun parçası değil artık. Tatilciler kayıt cihazlarını kuşanıyorlar: Ancak videoya kaydettikleri maceraları eve döndüklerinde televizyon ekranından izleyince emin oluyorlar o tatili gerçekten yaşadıklarından.

Gelgelelim, elektronik mecranın yol açtığı dudak uçuklatıcı gelişme, şayet dünya onu sindirmeye hazır olmasa tasavvur edilemezdi; bunu varsaymak için gayet geçerli sebeplerimiz var.

Bu demek değildir ki televizyon “salt” bir mesaj taşıyıcısıdır ve elçi değiştirildiğinde mesajın içeriği aynı kalacaktır. Ama şunu söyleyebiliriz: Taşıyanı farklı olsaydı, mesajın işitilme ihtimali çok düşük olurdu; keza bir mesajın işitilme ihtimali yüksek olacaksa, bundan daha farklı bir elçi tarafından taşınması pek mümkün değildir. Televizyon yaşadığımız dünyaya her ne yapıyorsa, ikisi arasında “mükemmel bir uyum” var gibi görünüyor. Televizyon dünyayı yönlendirebiliyorsa, dünya onu takip ettiği içindir; televizyon yeni yaşam kalıplarını yaymayı başarıyorsa, o kalıpları kendi varlık tarzında kopya ettiği içindir. Yaşam dünyamız ile “televizyondan göründüğü haliyle” dünya birbirine göz kırpıyor. Televizyon gerçekten “kullanıcı dostu”, dost olduğu kullanıcılar da bizleriz.

Böyle bir soru üzerine kafa yormak baştan çıkarıcı olsa da, hangisinin diğerini belirlediği tartışmasına girmek gereksiz. Yaşam dünyamızın da, televizyondan göründüğü haliyle dünyanın da büründüğü şekle hayıflanmaya hakkımız var; ama şikâyetlerimizi, kopmaz bir bütün gibi birbirini kucaklamış bu iki muhataba birden yöneltmemiz lazım. Televizyonun işleyiş biçimini değiştirmek, başlı başına dünyayı değiştirmeyi gerektirir – ne eksik, ne fazla.
Zygmunt Bauman

Pierre Bourdieu, televizyona ve marifetlerine dair ateşli eleştirisinde diyor ki, “televizyonun ortaya koyduğu en büyük sorunlardan biri, düşünce ile hız arasındaki ilişkidir”. Bu yalnızca hızlı düşünmenin zorluğundan kaynaklanan bir sorun değil; düşünceyi toparlamak, argümanların ağırlığını tartıp kıyaslamak için gereken zaman değil yalnızca mesele. Dahası da var: Bir cümleyi telaffuz etmeden önce durup iki kez düşünmeye zaman olmayan hızlı bir teatide, “kabul görmüş fikirler” –yani herkesçe paylaşılan, sıradan fikirler; apaçık göründükleri ve aksiyomlar gibi kanıta ihtiyaçları olmadığı için ne düşünmeye sevk eden ne de üzerinde düşünülmeye ihtiyacı olan fikirler– ister istemez öncelik kazanır. “Bariz” olduğu varsayılan şeyleri sorgulamak, çoğunlukla dile getirilmeyen hususları masaya yatırmak, genelde dikkate alınmayan ve sessizlikle geçiştirilen şeylere dikkat çekmek… bunlar zaman ister. Zamansa, malum, televizyonun en kıt kaynağıdır. Fransız bir gazetecinin şakayla karışık dediği gibi: Emile Zola’ya Dreyfus savunmasını televizyonda yapma fırsatı verilmiş olsa, ancak “Suçluyorum!” diye haykırmasına yetecek kadar süre tanınırdı.

İnsanların dikkati, medya rekabetindeki asıl bahis konusu ve medyanın sermayeleştirdiği en arzu edilen maldır – ama aynı zamanda en kıt ve özünde en gözden çıkarılamayacak kaynaktır. Genel dikkat toplamını artırmak mümkün olmadığına göre, dikkat için yürütülen rekabet kazananı olmayan bir oyundur ve ancak bir yeniden bölüşüm savaşı olabilir: Mesajların daha fazla dikkat çekmesinin yegâne yolu, özümseme ve akılda tutma koşullarının gözden çıkarılmasıdır. Bazı değerlendirmelere göre, bugün bir günlük gazete nüshası, Rönesans döneminde yaşayan ortalama bir insanın ömrü boyunca maruz kaldığı miktarda enformasyon içermektedir. O zaman bugün kültür ürünlerinin, George Steiner’in özlü ifadesiyle “azami etki, ânında eskime” formülü uyarınca üretilmesine şaşmamak gerekir: Fark edilmek için vurucu ve şok edici (yanlarındaki diğer şeylerden daha vurucu ve daha şok edici) olmaları gerekir, ama yeni vurucu şoklara yer açmak zorunda olduklarından, ömürleri de çok kısa olmaktadır. Steiner bunun sonucunda doğan dünyada-var-olma tarzını “kumarhane kültürü” olarak tarif eder: Her el kısa sürer ve hızla birbirinin yerini alır, bahisler ışık hızıyla değişir ve daha oyun bitmeden değerini kaybeder.

Ânındalığa ve süreksizliğe dayalı kumarhane kültürü, “bildiğimiz politika”nın sonunun da habercisidir. Çağımız hızlı yemek çağı olduğu kadar, hızlı düşünürlerin ve hızlı konuşmacıların çağıdır. Tony Blair’in seçim konuşmasını sonuna kadar dinleyip de “bir şeyler öğrendim” diyen tek bir insan çıkmamıştır. Onun yerine herkes Blair’in müthiş icrasını övmüş, yarattığı havadan geriye kalan ışıltının keyfini çıkarmıştır.

Modern çağın “akışkan” evresinde (Akışkan Modernite kitabımda bu evreyi ayrıntısıyla tarif etmeye çalıştım) hareketlilik, daha doğrusu sürekli hareket halinde olma kabiliyeti, yeni bir iktidar hiyerarşisinin inşa edildiği malzemenin ta kendisini oluşturuyor: en büyük tabakalaşma etkeni bu. Buna mukabil hız ve ivme de, insanın hareketliliği kendi lehine çevirmesini sağlayacak başat stratejiler konumunda. Hal böyleyse, birbirine sıkı sıkıya bağlı iki kabiliyet, hayatta kalma ve başarı kazanma açısından eşi görülmemiş değer kazanmış demektir. Biri esneklik: Hareket tarzını kısa sürede değiştirebilme, değişen koşullara ânında uyum sağlama yeteneğine sahip olmak; köklü alışkanlıkların da, oradan oraya taşınması güç veya geride bırakılamayacak kadar sevilen varlıkların da yükünden azade olmak. Hayatta kalma ve başarılı olmada değer kazanan bir diğer kabiliyet de çokyönlülük – diletantizm demeyelim de, her işe az biraz yatkın olmak diyelim: Eldeki tüm sermayeyi tek bir yere yatırmaktan kaçınmak gerekir – insanın uzmanlığını derinleştirmeye ayırdığı (dolayısıyla, ister istemez odağı daha dar olan) vakit, bu özel uzmanlığa talep kalmayıp başka becerilerin fiyatı yükseldiğinde fena halde aranabilir.
banner3
Yorumlar (0)
8
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Olası bir erken seçimde hangi ittifaka oy verirsiniz?
Olası bir erken seçimde hangi ittifaka oy verirsiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 9 23
2. Galatasaray 10 20
3. Fenerbahçe 10 20
4. Beşiktaş 9 16
5. Kasımpaşa 10 15
6. Gaziantep FK 10 15
7. Karagümrük 10 14
8. Göztepe 9 14
9. Başakşehir 10 14
10. Konyaspor 9 12
11. Rizespor 9 12
12. Malatyaspor 9 12
13. Hatayspor 7 12
14. Trabzonspor 10 12
15. Antalyaspor 10 10
16. Sivasspor 9 9
17. Erzurumspor 9 9
18. Kayserispor 9 8
19. Denizlispor 9 6
20. Gençlerbirliği 9 5
21. Ankaragücü 8 2
Takımlar O P
1. Altınordu 11 23
2. Ankara Keçiörengücü 11 21
3. Samsunspor 11 20
4. Adana Demirspor 10 18
5. İstanbulspor 10 18
6. Tuzlaspor 10 18
7. Altay 9 16
8. Giresunspor 10 16
9. Bursaspor 11 14
10. Balıkesirspor 11 14
11. Akhisar Bld.Spor 11 13
12. Adanaspor 9 12
13. Bandırmaspor 11 11
14. Ümraniye 11 10
15. Menemen Belediyespor 9 9
16. Ankaraspor 10 8
17. Boluspor 10 7
18. Eskişehirspor 11 1
Takımlar O P
1. Tottenham 10 21
2. Liverpool 10 21
3. Chelsea 10 19
4. Leicester City 10 18
5. Southampton 10 17
6. Wolverhampton 10 17
7. Everton 10 16
8. M. United 9 16
9. Aston Villa 8 15
10. Man City 9 15
11. West Ham 9 14
12. Leeds United 10 14
13. Newcastle 10 14
14. Arsenal 10 13
15. Crystal Palace 10 13
16. Brighton 10 10
17. Fulham 10 7
18. West Bromwich 10 6
19. Burnley 9 5
20. Sheffield United 10 1
Takımlar O P
1. Real Sociedad 11 24
2. Atletico Madrid 9 23
3. Villarreal 11 20
4. Real Madrid 10 17
5. Sevilla 9 16
6. Cádiz 11 15
7. Barcelona 9 14
8. Granada 10 14
9. Athletic Bilbao 10 13
10. Elche 9 13
11. Getafe 10 13
12. Deportivo Alaves 11 13
13. Valencia 11 12
14. Real Betis 10 12
15. Osasuna 10 11
16. Eibar 10 10
17. Real Valladolid 11 10
18. Celta de Vigo 11 10
19. Levante 10 8
20. Huesca 11 7