Mukaddes Erdoğdu Çelik: Arguvan Türkü Festivali

ARGUVAN’DA TÜRKÜ FESTİVALİ

Bu sene şans bana güldü 28-29 Temmuz (2018) tarihlerinde gerçekleşen Arguvan Türkü Festivali’ni gördüm değil, yaşadım. Bu sene sanki bir mucize oldu, Arguvan Festivali’ne çağrı aldım! Festivalin “Kadın ve Toplum” başlıklı panelinde konuşmam isteniyordu. İki gün boyunca türkü dinleyecektim aynı zamanda. Gökte aradığımı yerde bulmuştum! Büyük bir memnuniyetle kabul ettim tabii. Beni Festivalle buluşturanlara teşekkür ediyorum sayın bu yazıyla.

Arguvan türkülerini, ilkin sevgili Zeynep’ten(Karahan-d.n.1) dinlemiştim. Hastaydı Zeynep. İstanbul’a tedavi için geldiğinde görüşüp tanışmıştım onunla. İyice iyileştiği bir zamanda bu kez İstanbul’da kendi evlerinde kahvaltı yapmış, sohbete dalmıştık. Sohbet bu; her dala konar, söz sözü açar, dağlar memleketler dolandırırdı insana. O gün türkülere, türkü tutkunluğuna gelmişti sıra. Zeynep ve kız kardeşinin sesleri güzeldi. Enstrümansız türkü dinleme tutkunuydum ben de. O gün, biraz Arguvan havası çekeyim size, dedi Zeynep ve başladı: Etek sarı sen etekten sarısan…/ sordum sual ettim sen kimin yarışan/…Beydağının karısan… Aklımda en çok o türkü kalmış. O gün orada üç beş Arguvan türküsüyletanıştım. Türkülerin başka bir tadı vardı evet, fakat iki kardeşin dedikleri kadar eşsiz miydiler ondan emin olamadım o gün. Kısa sayılır zaman sonra Zeynep’i kaybettik.

Yıllar sonra “Gönül Yarası” filminin muhteşem bir sahnesinde, Meltem Cumbul söylüyordu türküyü. Türkü sesine hasret olduğunu iddia eden eski kocayı başından atacaktı. Sesi yanıktı; “etek sarı/ sen etekten sarısan” derken o, henüz eski koca onun canını almamışken ben Zeynep’e yanıyordum. Sonra da bir kadın cinayeti ne kadar kolay işlenirmiş, gördüm, ona yandım. Film hayattan daha gerçekti! İçine almıştı beni. “Türkü hayattır” diyen sesi duydum kulağımda ve hasretiyle yandım sonunda. Arguvan türküleri önemliydi demek ki, giderek dinleme listeme girdiler, Neşet Ertaş türkülerinden sonra ikinci sırada. Arguvan Türkü Festivali’nin bende bir ilgi, merak konusu olmasının nedeni budur.

İyi ki gitmiştim Arguvan’a. İki gün bu çok değişik, kıraç gibi görünen ama öyle olmayan diyarda Arguvan türküleri dinledim. Festival alanından başka, oraya bizi götürüp getiren servis şoförü de türkü kasetini koydu. Yetmedi kendi söyledi yıllanmış Arguvan türkülerini. Festival’e hiçbir ücret almadan katılar sanatçılar tanıdım. Türkünün neredeyse her çeşidinden tattım. En eskileri, şarap gibi yıllanmışları en güzelleriydi. (d.n.2)

Arguvan dışından da türküler koşup gelmişti. Karadeniz’in dalgalarını Arguvan bozkırında coşturanı mı istersiniz, Mahsuni’nin “Yuh yuh”unu mu istersiniz, Ahmet Kaya’a saygı türkülerini mi istersiniz; hepsi vardı. Nazım Hikmet Meydanını dolduran binlerce insanın eşlik ettiği türküler göğe yükselirken Karadeniz horonları Kürt halaylarına karışıyordu. Sesleri göğe yükselen iki kadın sanatçı hele unutulmaz güzellikler sundu.

Birkaç sanatçının dilinden dökülen en gözde iki türkü “etek sarı, sen etekten sarısan” ile “bir ay doğar akşamdan/ leylim leylim…/ şavkı vurur pencereden bacadan…” oldu. Bu son türkü,ikinci gece yarısında söylenirken sanki ay duymuş da dolunay olup gelmiş Arguvan semalarını aydınlatıyordu. Binlerce insan sokaklarda olduğu için pencere ya da bacadan şavkımasına da gerek kalmamıştı. Serkan Balcı, Festival’in final konserinde söylüyordu orkestrası eşliğinde. Sanatçı zaten en başta, protokolü ortadan kaldıralım mı dediğinde büyük bir alkış aldı; yetkili ve etkililer izin verdi, sahne önünü yüzlerce genç doldurdu. En yaşlıların bile katıldığı büyük bir koro tüm türküleri söylemeye durdu. Hayat burada ortaklaşmış,sayısız derelerin kavuştuğu bir mutluluk pınarı gibi akıyordu. Sahne, sahne dışı, sokaklar, gökteki dolunay, herkes, doğadaki canlı-cansız her şey işin içine girmişti.

Arguvan Kültür ve Sanat Vakfı ile Arguvan Belediyesi elele vermiş, AtaşehirBelediyesi(Yerine kayyum atanmış olan)Başkanı yardıma koşmuş, ortaya 13. Arguvan Türkü Festivali çıkmıştı. Festival konserlerinin gerçekleştiği alanın adı Nazım Hikmet Meydanı’ydı. Festival’in ilk günü orada büyük bir Nazım Heykeli halkın katılımıyla açıldı. Tepesinde ağaçlar ve ağaç kolları gibi heykel sanki onu kucaklamaya çalışıyordu. Belki de, ustanın vasiyetindeki gibi Çınar ağacıydı. Ben öğrenemedim, merak edenler sorabilir Arguvan Belediyesi’nden.

Ataşehir Belediyesi’nin ekiplerince yapılan ve Başkanın kızı Turnam adına ithaf edilmiş büyük Kültür Merkezi’nin açılışına davetli pek çok CHP’li belediye başkanı ve CHP vekilleri, merkez kadroları katıldı. Çokça konuşma yapıldı, çağrılı sanatçılar ve emeği geçen davetlilere plaketler verildi. Festival kapsamında iki sergi vardı. Biri fotoğraf sergisi; Uğur Mumcu cinayeti ve anmalarına ayrılmıştı. Diğeri, karikatür ve resim sergileriydi.

Festival bölgesinde her çeşitten satış tezgahları açılmıştı; takı, boncuk işlemeleri, yazma ve eşarplar çeşit çeşit bileklikler yanında bölgesel ürünlar, uzüm kayısı ve diğer kurutulmuşlar ve az da olsa şarap(d.n.3) vardı. Kayısı tezgahları yeni ürün yılının bereketini sergiliyordu sanki.

Eskiden panellerin yapıldığı büyük parkın giriş çıkışı (aynı zamanda Festival sahası, sahne çevresi de)polis kontrolüne alınmıştı. Paneller, yine kültür merkezinin konferans salonunda yapıldı. Panelistlere de Arguvan hatırası heykelcikler verildi. Üstünde iki saz işlenmiş heykeller harika birer anı oldu.

Birkaç on bin insanın katıldığı gece konserlerine Arguvan köylüleri başta olmak üzere, çevre illerden, Dersim’den, Malatya’dan, Avrupa ülkelerinden ve de kentlerinden Arguvanlılar katıldı. Herkes olan bitenin içinde az çok yer aldı ve mutlu ayrıldı. Vakıf ve Belediye konukların ağırlanmasında işbölümüne dayalı iyi bir organizasyon yapmışlardı ve uygulamada ciddi bir titizlik gösterdiler. Biz konuklar ayrılırken, hepsine teşekkürlerimizi seve seve sunarak ayrıldık. Gerçeğin bilgisine sadık kalmak bir aydın görevi, o nedenle şunu da eklemeliyim: Festivalde, anlattığım güzellikleri yanında CHP’nin kurultay tartışmalarının gölgesini derinden hissettirdiğine de tanık olduk.

Katılımcısı olduğum panel“Kadın ve Toplum” konuluydu. Ben, SES yönetiminden İlknur Kaya ve moderatörümüz genç kadın gazeteci Sevil Aslan beraberdik. Kadın cinayetlerinden çocuk istismarına pek çok olayda ve olguda, devlet ve erkek egemenliğini sorgulayan sunumlar yaptık. Hükümetin kadın ve çocukları hiçe sayan, suçluları koruyan politikalarını, erkek yargıyı eleştirdik. Soru yanıt bölümünde, dinleyicilerin katılımıyla,eleştirel bir bakış açısıyla, çare ve çözümler tartışıldı. Dinleyicilerin büyük bölümü erkekti ve çoğu dışarıdan gelmeydi. Çünkü Arguvanlı kadınlar öğlen sonrası bu saatte ya tarla, bağ-bahçedeydi, hatta yayladaydı; sadece akşama konsere geleceklerdiya da evlerde her zamanki ev-çocuk-koca bakımıyla uğraşıyorlardı. Panele başlarken erkeklere söz değil, soru hakkı önerisi yapmıştık ama erkek katılımcılar bundan alınmışlar galiba ki soru da sormamışlar. Tartışmayı, kadınlarla yapmamız iyi oldu sanırım, içerden sorulara alan açıldı çünkü. Panel düzenleyicilerine, kadınların katılımını gözeten saatler ayrılması talebi de yükseldi.

İkinci günün paneli “İnsan hakları ve demokrasi” başlıklıydı. İsmail Beşikçi’nin de konuşmacı olduğu panel oldukça ilgi gördü. Kürt sorunun bütün toplumsal gelişmelerde, rejim değişikliklerinde itici rol oynadığını olaylarla anlatan ve dolayısıyla demokrasi arayışının Kürt sorununda çözümü kapsaması gerektiğini vurguladı. Beşikçi Hoca her zamanki gibi bu konuşmasıyla da tartışmalara yol açtı. Darbelerin diğer nedenlerini eksik bıraktığını düşünenlere, haklısınız; ben dillendirilmeyeni anlatmak istedim, sizinkilerle tamamlıyorum, dedi. Öğretim üyesi Güven Gürkan… ise, mevcut siyasi ve iktisadi kriz ortamında demokrasi mücadelesinin verilebilmesinin yeni biçimlerine, yeni görevlerine değinerek tartışma geliştirdi.

d.n. 1- Zeynep Karahan, Malatya Tekel Fabrikası işçilerindendi. Fabrika hayatı, sermaye düzenine, Tekel’in sahibi devlet ve hükümet politikalarına karşı mücadele içinde geçmişti, sendika temsilciliği yapmış;aynı zamanda sendika bürokrasisinin uzlaşmacılığına ve kadar erkek egemen yapısına karşıda mücadele etmiş bir kadın işçiydi. Evde de iki çocuk ve bir kocanın ücretsiz ev işçisi olarak çalışmıştı. Amansız hastalık onu aramızdan almadan önce, bu iki yaşamı ile doğduğu yer Yazıhan’ın hikayesini “Bahar Bizden Yana”(Ceylan Yayınları) adıyla kitaplaştırmıştı. Eğer yaşasaydı, güzel sesine ilaveten iyi bir kadın yazar olarak onu okumaya devam edecektik.

d.n. 2- Pek çok muhatapla konuşmama karşın, Arguvan Türkülerinin tarihsel geçmişini, kaynağındaki ana dinamiklerin bilgisini yeterli düzeyde öğrenemedim. Kim bilir bu tarih ve dinamik de araştırıldığında hangi gerçeklere ulaşacağız?

d.n.3- Söyleşi aralarında öğrendiğim kadarıyla, içkinin yaygın kullanıldığı Malatya’nın pek çok ilçesi bağcılık ve şarapçılık yapmaktaymış. Bölgede şarapçılığın yüzyıllara yayılan eski ve gizli bir tarihi var. Bu tarih iktisadi, toplumsal ve etnik yapısıyla birlikte araştırılmayı beklemektedir.

 

 

şişli escort avcılar escort esenyurt escortbeylikdüzü escort