Şirinler Sosyalist miydi? J. Marc Schmidt

Editleyen ve Zeyl: Serdar Taş

Bu makale, Peyo (Pierre Culliford) tarafından yaratılan ve ilk olarak seksenli yılların büyük bir bölümünde yayınlanan Şirinler adlı çizgi dizinin söylemsel (diskursif) bir analizidir. Başka bir deyişle çizgi dizide fark ettiğim kimi sosyo-politik temaların bir analizidir.

Şirinler emsalsizdir. Her şeyden evvel bir çizgi filmdir ve bu nedenle çocuklara yöneliktir. Tartışma burada bitebilir, ancak diğer pek çok çizgi filmin ya da televizyon programının aksine Şirinler, sadece birkaç karakterin maceralarından ziyade bütün bir toplumu, bu toplumun kendisiyle ve yabancılarla olan etkileşimlerini konu alıyor. Bu nedenle Clive Steples Lewis’in The Lion, the Witch and the Wardrobe’un (Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap) Hıristiyanlığa dair bir masal olması gibi Şirinler'in de siyasi bir masal olduğuna inanıyorum, ancak Şirinler, Hıristiyanlıktan ziyade Marksizmle ilgilidir.

Şirinler'i bir tür "yıkıcı çocuk propagandası yapmak"la suçlamıyorum; zaten öyle olsaydı bile, aynı on yılın sadece plastik oyuncak satmak için var olan 'oyuncaklı' çizgi filmlerinden çok daha kötü olabilir miydi!? Her halükârda bu makale, çizgi filme yönelik en büyük övgü olarak görülmelidir. Başka hangi çocuk dizisi Marksizm konusunu bu şekilde ve Soğuk Savaş tarihinin böylesine önemli bir noktasında ele alabildi ki!? Şirinler, çocukları siyasi temalarla tanıştırmak için metafor ve masal araçlarını kullandığı için övgüyü hak ediyor. Ancak Peyo bir sosyalistse de Sovyetler Birliği ve diğer Doğu bloku polis devletlerince uygulanan modellere pek de zaman ayıracak biri olmadığı aşikârdır. Peyo bir ütopyacıydı. Şirinler köyünde herhangi bir ordu ya da polis teşkilatı yoktur. Gerekli olan nadir durumlarda da Şirinler tehditleri savuşturmak için kendi sivil milislerini oluştururlar. Bu istisnai durumların dışında polis devletinin tam tersi bir durum söz konusudur Şirinköy'de.

Şirinlerdeki Marksizm üzerine yapacağım kısa analizden sonra dizideki feminizm ve eşcinsellik konularına da değineceğim. Ancak bu makalenin asıl amacı, Şirinlerin Marksist bir masal olduğunu iddia etmektir.

Marksist bir Ütopya Olarak Şirinler Köyü


Şirinköy, sosyalist bir komün ya da kendi kendine yeten kolektivitenin fevkalade bir modelidir. Toprak bireylerin mülkiyetinde değildir. Şirinköy'ü anlamak için şayet 'sahip olmak' kelimesi kullanılacak olursa, köyün tüm şirinlerin oluşturduğu kolektif yapının mülkiyetinde olduğu söylenebilir.

Şirin Baba, Karl Marx'ı temsil eder. Şirinlerin lideri olmaktan çok yaşı ve bilgeliği nedeniyle diğerleri tarafından saygı duyulan bir eşittir o. Marx gibi sakalı vardır ve bu nedenle  Marx’ın karikatürü olması olasıdır. Ayrıca sosyalizmin geleneksel rengi olan kırmızı rengi kuşanır. Gözlüklü Şirin Troçki'yi temsil ediyor olabilir. Köyde Şirin Baba'nın zekâsına yaklaşabilen yegâne şirin odur ve Gözlüklü Şirin bir düşünürdür. Yuvarlak gözlükleriyle Troçki'nin bir karikatürü olması muhtemeldir. Fikirleri ve çenebazlığından ötürü sık sık dışlanır, alay edilir; hatta köyden kovulur. Unutmamalı ki Troçki de Stalin tarafından SSCB'den sürülmüştü.

Farklı mesleklerine ve kendilerini karakterize eden birtakım hassalara rağmen Şirinler tamamen eşittir. Bu nedenle Çiftçi, Becerikli ve Açgözlü gibi bazı Şirinlerin meslekleri Sakar, Huysuz veya Tembel gibi diğerlerinden daha önemli olsa bile, bazı şirinlerin yaptıkları işler veya beceri düzeyleri nedeniyle diğerlerinden daha üstün veya daha aşağı olduğu hissiyatı yoktur dizide, çünkü nihayetinde herkes her şeyden önce birer şirindir.

Şirinköy kapalı pazar ekonomisine dayanır. Tedavülde bir mübadele aracı olarak para yoktur. Tüm mallar ortaktır, kolektivitenindir. Herkes eşit derecede işçi ve mülk sahibidir. Şirinler, açgözlülüğü ve adaletsizliği ile kaim serbest piyasa ekonomisi fikrini reddederler. Kolektif olan bireyden daha önemli ve değerlidir. Bütün, parçalarının toplamından daha büyük ve önemlidir. John Lennon bizden 'hiçbir şeye sahip olmadığımızı hayal etmemizi' ister Imagine şarkısında. İşte Şirinköy, bu amaca erişilen, bu hayalin realize olduğu bir mekândır. Imagine ezgisinde ifade edilen fikirlerin çoğu köyde mevcuttur. Şirinköy'de büyük bir sermaye parçası veya üretilmiş bir üretim aracı vardır: baraj. Baraj, tüm kolektif yapı tarafından sahiplenilir, işletilir, bakımı yapılır, onarılır.


Şirinlerin hepsi birbirlerine aynı isimle, ‘şirin’ diye hitap eder. Örneğin Gözlüklü Şirin, Becerikli Şirin, Şakacı Şirin, Tembel Şirin, Şirin Baba... Bu, sosyalist devletlerin diğerlerine atıfta bulunurken daha elitist unvanlar yerine 'yoldaş' kelimesini kullanmasını oldukça anımsatıyor.

Köydeki tam eşitlik fikrine ilaveten şirinlerin çoğu aynı tür ve renkte kıyafetler giyiniyor. Bu genel bir iş üniformasıdır ve ayırt edici şapkaları ve mavi derisiyle Maoist Çin'de yaygın olan Mao takım elbisesini oldukça anımsatıyor.


Pür Marksizm geleneğinde Şirinköy ateisttir. Tanrı yoktur, tapınak yoktur, Rahip Şirin yoktur. Sadece doğanın ve fiziğin 'gerçek', sahici güçleri vardır ve bunlar Doğa Ana ve Zaman Baba karakterleri tarafından mecazi olarak temsil edilir. Elbette Şirin Baba, Gargamel, Balthazar ve başkaca karakterler tarafından uygulandığı üzere büyü vardır, ancak bu sadece başka bir araçtır; doğada meydana gelen, fiziksel özelliklere sahip olan ve doğru bilgi birikimiyle kullanılabilen bir şeydir. Pek çok dinde olduğu gibi evreni doğaüstü, aşkın bir bağlamda anlamanın bir yolu değildir büyü.

Kral Şirin bölümü, açgözlü kralların (ve kapitalistlerin) halkı kendi çıkarları için sömürdüğü kötücül, despotik hükümet türü ile Marx'ın formüle ettiği iyi, eşitlikçi politik model arasındaki Marksist çatışmanın nihai örneğini sunar. Bu bölümde Şirin Baba'nın yokluğunda kral olan Gözlüklü'yü devirmek için bir milis oluşturuluyor ve Şirin Baba geri döndüğünde ütopik düzen yeniden sağlanıyor. Bu örnekte Şirin Baba, Marx'ın kendisi gibi, Marksizmin ideal biçimini temsil ediyor. Aynı bölümde Şirin Baba'nın şirinlere çektiği zılgıtı unutmak mümkün müdür: "Şirinler, ne yapıyorsunuz!? Aynı insanlar gibi davranmaya başladınız!"

Kötü büyücü Gargamel kapitalizmi temsil eder. Kapitalizmle ilgili kötü olan her şeyi bünyesinde barındırır. Açgözlüdür, acımasızdır ve derdi günü kendi kişisel doyumudur. Birey, bağrında yaşadığı toplumdan daha önemli hale geldiğinde, temayüz ettiğinde olan şeydir. Gargamel öte yandan hiç de tesadüfi olmayan bir şekilde hiç sahici, hakikatli arkadaşı olmayan çılgın ve yaşlı bir münzevidir. O, kötülüğünün ve sevgisizliğinin bedelini dostsuzlukla ve mahkûm olduğu bir yalnızlıkla öder.

Peki Gargamel, şirinleri ele geçirerek ne yapmak istemektedir? Birincisi onları yemek ister. Bu umulmadık bir fikirdir, zira şirinler küçük ve nadir rastlanılan yaratıklardır ve örneğin bir geyik kadar lezzetlive etine dolgun  da değillerdir. Bu, Sylvester'ın golf topu büyüklüğündeki Tweety'i yeme takıntısına benziyor. Bunun iki izahı var: Birincisi, metaforik olarak Batı'nın Soğuk Savaş sırasında SSCB ve uydularına kuşatma taktiğiyle yapmak istediği gibi sosyalizmi yutmak istemesidir. İkincisi ise saf bir kapitalist olarak, insanlar da dahil olmak üzere her şeyi bir metaya dönüştürmek ister. Gargamel'i şirinleri yakaladıktan sonra yapmayı planladığı ikinci şey ise onları altına dönüştürmektir. Nihai süper kapitalist olarak Gargamel, eşitlik ve adaletten çok kendi servetiyle ilgilenir. Her Adam Smith’çi kapitalist gibi elde edebileceği kadar çok para istemek, karını maksimize etmek onun da en 'doğal' halidir.

Gargamel soğuk, sert, kaba ve nihayetinde kof bir adamdır. Çünkü hayatında zenginlik ve mal mülk için ruhsuz bir arayıştan gayrı bir şeye yer yoktur. Ekonomik rasyonalizmin anti-sosyal etkilerine dair kesin bir ifadedir onun ahvali.

Gargamel'in kızıl kedisi Azrael, Gargamel'in acımasız serbest piyasa devletini simgeleyen evindeki işçiyi temsil eder. Şikâyet etmez ya da sesi çıkmadığı için (yani Sendikalar) metaforik olarak şikâyet edemez, isyan edemez, ücretini müzakere edemez, efendisinin verdikleriyle yetinir. Gargamel'den daha küçük ve daha az refah içindedir ve metaforik olarak Gargamel burjuvaziyi temsil ederken o proletaryayı temsil eder. Azrael sömürülür ve ezilir. Hayatını efendisi için savaşarak ve avlanarak riske atar. Bu durumu sorgulayacak entelektüel kapasiteden yoksundur; tıpkı işçilerin yüzyıllar boyunca kaderine katlandığı gibi, çünkü onlar için eğitim hep sınırlıydı ve patronları için çalışmaktan başka pek de seçenekleri yoktu.

Gargamel evine ve içindeki her şeye, simya ekipmanlarının sermayesi de dahil olmak üzere, şirinlerin köylerine sahip oldukları şekilde sahip değildir. Eğer Gargamel'in evinde de aynı kolektif politik yapı mevcut olsaydı, Gargamel'in üstün cüssesi, bilgisi ve becerisi her ne olursa olsun, hem o, hem de Azrael mülkiyet sahipliğinde eşit olurdu. Ama Azrail hiçbir şeye sahip değil.

Çizgi dizinin ilerleyen bölümlerinde, -seksenli yıllarda şirinler gibi renkleri, farklı kıyafetleri ve görünümleriyle yeni karakterlerin ortaya çıkması- gerçek dünyada ticari çıkarların dizinin popülerliğini ve satılabilirliğini arttırmak için yaptığı bir saldırı olarak görülebilir ve Şirinköy'ün ütopik ahengine Batı'nın müdahalesini temsil ediyor; tıpkı Gorbaçov'un seksenlerin ortasından sonuna kadar "glasnost ve perestroika" reformlarının Sovyetler Birliği'nin nihai çöküşünü müjdelemesi gibi.

Feminizm ve Şirinler


Monique Wittig, kadınların kadın olarak, erkeklerin ise meslekleriyle tanımlandığını, erkeklerin meslekleri olduğunu ama kadınların olmadığını yazar. Örneğin, bir kaza rapor ediliyorsa kurbanlar 'bir öğretmen, bir tesisatçı ve bir kadın' olarak tanımlanabilir. Şirine, erkek ya da "gerçek" ve "birincil" şirinler gibi bir meslek ya da kişilik özelliği ile değil, cinsiyeti ile tanımlandığı için köyde benzersizdir. Cinsiyeti nedeniyle Şirine komünitenin gerçek bir mensubu değildir ve bu durum dizide metaforik olarak Gargamel tarafından yaratılmış olmasıyla temsil edilir. Toplumumuzda yaygın olan 'ette' dimunitive eki de Şirine'nin erkeklerle eşit olmadığını belirtir. O ikinci cinsiyettir.

Yazının başlarında köydeki herkesin eşit olduğunu iddia etmiştim. Bir anlamda bu hâlâ doğru. Ne de olsa başlangıçta hepsi erkekti ve Şirine'nin katılımı ataerkil düzeni bozmadı. Dolayısıyla politik olarak diğerleriyle eşit olan Şirine sosyal olarak onlarla eşit değildir.

Patriyarkalizmin idealize edildiği cinsiyetçi bir devlette kadınlar toplumun bir parçası değildir. İşin ve dış dünyanın 'kamusal alanını' işgal etmezler ve kesinlikle çalışmazlar. Şirine'nin ana uğraşı etrafta güzel görünmek, yani 'kadın olmak' gibi görünüyor, ancak iş sorun çözmeye geldiğinde yapımcılar neyse ki onu "beyinsiz bir sürtük" olarak tasvir etmemişler. Şirine diğer şirinlerden biraz daha zekidir; elbette Şirin Baba hariç.

Şirine kesinlikle erkek bakışının 'nesnesidir'. O nesne olduğu için haliyle erkekler de öznedir. Onlar aktif, Şirine ise pasiftir. Şirine'nin göğüsleri yoktur. Şirine'nin nasıl yaratıldığını düşündüğümüzde bunun önemli olduğuna inanıyorum. Şirine yaşam serüvenine Gargamel'in neredeyse Frankensteinvari bir yaratımı olarak başladı. Bir kapitalist olarak Gargamel, doğal olarak ona bir meta, yapılabilecek, kullanılabilecek ve elden çıkarılabilecek bir şey olarak davranıyor. Bir kadının bir erkek tarafından yapılabileceği fikri, kadının üreme konusundaki başat rolünü inkâr etmek mahiyetine geliyor. Bir kadının göğüslerinin olmaması; kadın doğasının inkârı, kadınları kontrol etme, onları ataerkil düzenin dayattığı toplumsal normlara uygun hale getirme çabasını daha da ifrada vardırma olarak görüyorum.

Şirine ikincil (tâli) bir yaratım ve yaratıktır; yani erkeklerden sonra yapılmış, yaratılmıştır.  (Havva da Adem'in sol kaburga kemiğinden halk edilmemiş miydi zaten!?) Şirine'nin taştan bir kalbi vardır ve teknik olarak doğal değildir o. Fiziksel ve metaforik olarak 'gerçek' bir şirin değildir. Kısacası, ataerkil kültürlerin yüzyıllardır kadınları gördüğü gibi kötü ve yanlıştır. Değil mi ki tarih boyunca nice teolog ve düşünür, kadının insan olup olmadığını bile tartışmaya açmakta sakınca görmemişti. 

Peki sorarım size: Nasıl daha iyi bir kadın yaratırsınız!? Başka bir deyişle, toplum tarafından (yani Şirinköy ya da kendi toplumumuz) kabul edilebilir bir kadını nasıl yaratırdınız!? Birincisi, onun içindeki tüm mücadele potansiyelini yolarsınız. Onu uyumlu hale getirir, erkek egemen toplumsal örüntü tarafından yaratılan ve sürdürülen çizgiyi takip etmesini sağlarsınız. Bunun görsel bir örneği de esmerden sarışına dönüşmesidir. Batı toplumu geleneksel olarak esmer kadınları zeki, sarışınları ise daha aptal ama daha güzel ve arzulanır olarak stereotipleştirir. Bu da daha iyi bir kadın yaratmanın başka bir yoludur. Onu güzelleştirirsiniz. Aslında Şirin Baba, Şirine'yi 'gerçek' bir şirin yapmak için büyü yaptığında gözle görülür fark, onun daha 'güzel' olmasıdır. Haliyle de Şirine'nin daha önce çirkin olduğu sonucuna erişilir. Yani söz konusu kadınlar olduğunda "çirkin=yanlış, güzel=doğru" formülü geçerlidir ve bir anlamda bu gerçektir. Ama neden bir şey güzeldir de başka bir şey çirkindir? Bunu bize kim söylüyor? Nihayetinde ataerkil düzen tabii ki. Ve Şirinköy %99 erkek, %1 kadın oranıyla kesinlikle bir ataerkil bir âlemdir. Bu da kadının bir meta olduğu fikrine katkıda bulunuyor. Kadın, erkekler tarafından yaratılıyor, ve eril bakışın kıstaslarına ve normlarına dayanan güzellik telakkisine göre dönüştürülüyor ve bunun sonunda kadın şirin (Şirine) minnettar oluyor.


Gloria Steinem bir keresinde, "Kadınlar tarihin ilk drag queen'leriydi (zenne, kadın elbiseleri giyen erkek)" diye yazmıştı, yani güzellik ideallerinin hepsi ataerkil düzen tarafından dayatılmıştır. Kadınların 'kadın gibi' görünmeleri için cinsiyetler arasında ayrım yapma ihtiyacından başka bir neden yoktur ve erkek bakışının odağı olarak kadınların sadece nesne olduğu fikrini pekiştirir. Şirine de bir istisna değildir.

İdealize edilmiş bir ataerkil toplumda hiç kadın yoktur. Erkeklerin kadınlara oranı yarı yarıya olsaydı Şirinköy'ün nasıl olacağını hayal edebiliyor musunuz!? Kesin olan bir şey var ki o da dizide sunulduğu haliyle bir ütopya olmayacağıdır. Belki de bu, ideal Marksist devletin ancak cinsel olarak da dahil olmak üzere herkes eşit olduğunda gerçekten işleyebileceği anlamına geliyor, ancak tamamen kadınlardan oluşan bir Şirinköy'ü hayal etmek neredeyse imkânsız. Bu muhtemelen başka herhangi bir nedenden çok kendi toplumumuzdaki derin, içsel cinsiyetçilikten kaynaklanıyor. Eğer şirinler için 'doğal' cinsiyet, "dişi" olsaydı, neden hepsinin Şirine gibi görüneceğini anlayamazdım. Güzellik kavramının, tabii eğer varsa, 'sarışın ve sevimli' ile eşitlenmesi ve özdeşleştirilmesinin hiçbir temeli, hiçbir referans çerçevesi olmazdı. 

Homotopya Olarak Şirinler Köyü


Şirinköy, Şirine arz-ı endam edene değin daima erkeklerden oluşuyordu. Bu, geleneksel biyolojik yollarla üremedikleri ve dolayısıyla 'heteroseksüelliğin' norm olmayacağı anlamına gelir. Atina gibi pek çoklarının dünyada saf, katıksız, doğrudan demokrasiye en yakın olduğuna inandığı Kadim Yunan şehir devletlerinde olduğu gibi yönetim tüm halk tarafından gerçekleştiriliyordu ve 'tüm halk' derken sadece aristokrat erkekleri kast ediyorlardı. Kadınlar kamu işlerine katılmaya davet edilmezdi. Atina'da eşcinsellik nadir görülen bir şey değildi ve özellikle de hoş karşılanmıyordu.


Hiçbir Şirin asla Şirine ile bir ilişki kurmaz. Özellikle Güçlü Şirin ve İşçi Şirin arasındaki bazı çocukça heteroseksüel rekabetin odağı olmasına rağmen Şirinköy'de hiçbir zaman gerçek bir heteroseksüel gerilim yaşanmaz. Gerilim Şirine'yi etkilemekten çok birbirlerini etkilemekle ilgilenen Güçlü Şirin ile İşçi Şirin arasındadır.

Eğer Şirinköy, çağlar boyunca hiç kadın olmadan var olsaydı, şirinler Şirine'nin ne olduğunu nasıl anlayabilirdi ki!? Kuşkusuz tabiat, şirinlerin gözlemleyebileceği kadın-erkek ilişkilerine dair numuneler sunabilirdi, ancak köyde hiçbir zaman kadın yoktu ve doğal olarak da hiçbir zaman heteroseksüellik yoktu. Dolayısıyla Şirine nasıl olur da herhangi birini baştan çıkarabilirdi ki!? Yaratıcılar, toplumda hiç var olmamış ve heteroseksüel çekimin ne olduğunu anlamak için hiçbir zaman bir referans çerçevesi olmamış olsa bile, heteroseksüelliğin doğal bir durum olduğunu mu söylemeye çalışıyorlar? Bu noktada, yaratıcıları serbest bırakmaya hazırım. Muhtemelen bunu düşünmüyorlardı bile, çünkü toplumumuzda heteroseksüellik norm olarak görülüyor.

Son olarak Hefty  (Güçlü Şirin), Handy (İşçi Şirin) ve Vanity (Süslü Şirin)  karakterlerinin gey arketipler olduğuna inanıyorum. Vanity, heteroseksüel eğlence endüstrisi tarafından, örneğin İngiliz sitcom'u "Are You Being Served?"da yaygın olarak sunulan türden bir gey arketipi iken, Hefty ve Handy, Village People ile aynı tarzda, kamp noktasına kadar abartılmış, son derece ikonik erkeklikleriyle gey arketipleridir. Bu arada, Clumsy (Sakar Şirin) ve Brainy'nin (Gözlüklü Şirin) klişeleşmiş bir eşcinsel çifti temsil ettiğine inanıyorum.


Sonuç


Peyo'nun en azından bazı Marksist teorileri alegorik bir peri masalı biçiminde sunmaya çalıştığına inanıyorum. O halde Şirinler, en iyi fantastik edebiyat türünün yaptığı şekilde  hepimizin içinde yaşadığı gerçek dünyaya ışık tutması bakımından başarılı. Şirinlerin bir anlatı olarak ütopik bir sosyalist masal olduğunu gösteren pek çok kanıt var. Ve nihayetinde dizinin cazibesinin büyük bir kısmının bu ütopik idealden kaynaklandığını düşünüyorum, çünkü gerçek dünyada gerçekleşme olasılığı düşük olsa bile, tüm karmaşıklığıyla birlikte yine de hayal edebiliriz.

Makaleye Zeyl, Serdar Taş

İyi Bir Çocuk Olsanız da Şirinleri Göremeyeceksiniz, Zira Şirinler O Kadar da Şirin Değiller

Şirinlerin komünist olduğuna dair ezber, zorlama bir yaklaşım, aşırı bir anlam yükleme ve okuma. Şirinler her ne vakit Şirinköy'ün dışına çıksalar başları belaya duçar olur. Ayrıca Şirinlerin başına neredeyse bütün kötülükler Şirinköy dışından gelir. Yani bu, çocuklarda dış dünyanın gayet tehlikeli ve kötülüklerle dolu bir yer olduğuna dair paranoyak, tedirgin, anksiyeteli bir ruh halini de haliyle teşvik eder.

Yine Şirinköy'de Şirin Baba maddi ve manevi otorite olarak hükümrandır. Hangi şirin onun sözünden, tembihinden çıksa başına bir hâl, musibet gelir. Şirin Baba, büyü yapımında ve bozumunda, Şirinköy'ün idari işleyişinde ve örgütlenişinde yegâne söz sahibi, hüküm verici, son nokta koyucudur. Bu bakımdan belki de Şirinköy'ü Şirin Baba'nın şahsında bir "tekçi bir gerontokrasi" olarak yorumlamak da mümkün. Ne de olsa Şirinler, kararlarını demokratik, katılımcı süreçlerle ve yöntemlerle, müzakere ederek, halk oylamasıyla almıyorlar. Bir kriz, kaos ânında daha çok Şirin Baba'nın yönlendirmeleriyle, kumanda edişiyle, manevi ağırlığını ortaya koyuşuyla meseleleri hale yola sokuyorlar. Mesela Gözlüklü Şirin, ne vakit Şirin Baba'lığa soyunsa köyde işler şirazesinden kayıyor, sarpa sarıyor. Yine diğer şirinlerin de Şirin Baba'nın iradesinden çıkması halinde köyün bütün dengelerinin bozulduğuna şahit oluyoruz. Bu bakımdan köy, tek adam, tek lider, önder etrafında organik bir bütün ve birlik oluşturmuş, cemaat tipi bir örgütlenmenin yeridir. Hangi şirin bu organik birliğin ve bütünün dışına çıkıp bağımsız davranmaya yönelse köyde işler çığırından, yolağından çıkıyor. Şirin Baba akli melekelerin, tecrübenin kendisinde toplandığı, ilişki kurucu, yol gösterici, mürşit, insan-ı kâmil, "üst şirin", baba, otorite, hâkim, bilge, bilgi ve bilinç imalatçısı, ergin bir şahsiyettir. Diğer şirinler ise ona tâbi, ergen, neredeyse tamamen edilgen bir konumdadırlar.

Şirinköy aynı zamanda oldukça cinsiyetçi bir kurguyla şekillendirilmiştir. Köyün biricik dişisi Şirine'dir ve Şirine'nin gün boyu yaptığı şey, kah elindeki aynayla kendini narsisistik bir şekilde seyredurmak, diğer şirinlere kur yapmak ve kendisi üzerinden gelişen rekabeti muzırca seyretmektir. Öte yandan Şirine, başlangıçta Gargamel'in büyü marifetiyle yarattığı, karaşın, çirkin, fettan, fitne fücur, fesat kaynağı, kötücül bir varlıktır. Ancak Şirin Baba, onu yine "karşı büyüyle" sarışın, cazibeli, güzel bir şirine dönüştürür. Şirine, Şirinköy'ün gündelik yaşamının örgütlenmesinde neredeyse hiçbir işlev, sorumluluk yüklenmez. Dişilliğiyle, albenisiyle, çekiciliğiyle vitrinlik, seyirlik bir objedir o. Şirinköy'ün kadınsız bir köy olması zaten başlı başına ciddi bir sorundur. Peyo, kadınsız bir kurgu dünya çizmeyi, şekillendirmeyi hangi akla hizmeten ortaya koydu, doğrusu anlamak güç.

Daha nice şey söylenebilir elbette Şirinler çizgi dizisi için. Ancak başlıca bu hususlar bile Şirinler çizgi filminin "Kırmızı Bayrak Altında Toplanan Küçük Mavi Yaratıklar" olarak algılanmasını yanlışlamaya, Şirinlerden komünizm çıkarmayı geçersiz kılmaya kâfidir kanımca. Şirinköy'ün solidarist (daynışmacı) bir organik bütün olduğu, sosyalizan motifler taşıdığı doğru elbette. Ancak Şirinlerden bir komünist ütopya doğurtmanın çok dayanaklı olduğunu düşünmüyorum. Ya da komünizmden ne anladığımızı sol popülizme düşmeden, ezbere gelmeden bir daha gözden geçirmemiz gerekiyor.


Sözlerime Eduardo Galeano'dan bir alıntıyla nihayet vereyim o halde: "Sosyalizm ölmedi, çünkü aslında hiç doğmadı."

Editleyen ve zeyl yazan: Serdar Taş

Editör: Hamza Özkan