TEV-DEM Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelil: Suriye yönetimi Rusya aracılığıyla ‘diyaloga hazırız’ mesajı iletti

 

 

 

ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ:TEV-DEM Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelîl, Suriye yönetiminin Rusya aracılığıyla kendilerine “diyaloga hazırız” mesajı ilettiğini açıkladı.

Suriye rejiminin Rusya’nın desteğinde Heyet Tahrir el Şam’ın kontrolündeki İdlib’e yönelik yürüttüğü operasyona karşı çıkan Türkiye ile karşı karşıya gelmesiyle yükselen tansiyon giderek yükseliyor. Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelîl, ABD ve Rusya’nın başını çektiği bölge denkleminde yaşananları ANF’ye değerlendirdi.
Xelil, İdlib operasyonu, kenti geri almaya çalışan rejimle ilişkileri ve daha bir çok konuda ANF’den Ersin Çaksu’nun sorularına yanıt verdi:
Sıcak gündem İdlib’le başlamak istiyoruz. Bir tarafta Rusya ile rejimin operasyonu devam ediyor, diğer yandan Türk devletinin buna karşı ‘direnci’ var. İdlib’de ne oluyor?
İdlib’de bugün yaşananlar Türk devleti, Rusya ve rejimin daha önceki icraatları ve pazarlıklarının bir sonucudur. İhvanı Müslüm çizgisini Suriye’de hakim kılmak için başlatılan Suriye savaşı, daha sonra başka bir aşamaya evrildi. Türk devleti, Rusya ve rejim bazı anlaşmalarla kendilerine muhalif diyen bu grupların elindeki yerleri bir bir aldı. Doğu Guta, Hama, Humus, Deraya, Halep ve birçok farklı yerdeki silahlı grupları İdlib’e topladılar. Bir plan dahilinde bu muhalifleri İdlib’de topladılar. Ama sıranın İdlib’e geleceği daha o günden de söyleniyordu.
Peki, ne oldu diye sorulursa; Türk devletinin Suriye’ye girmesi Rusya’nın icazetiyle oldu. Cerablus, Bab ve Ezaz bazı bölgelerin silahlı gruplardan, bazı bölgelerden tahliyesi karşılığında Türk devletine bırakıldı. Daha sonra bu talepler hep Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê işgaliyle devam etti. Burada karşılıklı tavizler verildi ve nihayetinde çeteler İdlib’e toplandı. Aslında rejim ile Rusya geçtiğimiz yıl İdlib’i almayı planlıyordu. Ama Türk devleti kabul etmedi. Oradaki çetelerin hemen tasfiye olmasını istemedi. Ama diğer yandan rejim ve Rusya ise İdlib’i tamamıyla alamazsak bile M4 ile M5 otobanlarını açmalıyız, diyor.
Şu anda rejim, İdlib’e 7 kilometre kadar yaklaşmış. Ama hemen İdlib’e yönelme durumları olmayabilir. Belki bir 6 ay daha sürer bu durum. Şu etapta rejim ve Rusya, M4 ile M5 yolunu sağlama almaya çalışacak, daha sonra yapacakları bazı pazarlıklar sonucu İdlib’e de yönelecekler.
Türk ordusu İdlib’e çok ciddi bir yığınak yapıyor. Son günlerde Suriye ordusu ve Rusya ile birçok kez karşı karşıya da geldiler. Diğer yandan Türk ve Rus yetkililer arasında iki görüşme oldu ve görünür bir sonuç çıkmadı. Türkiye’nin bu yığınağı ve savaş tamtamları çalmasını nasıl okumalı?
 Rusya, Erdoğan’a ‘karşılıklı çıkarlar temelinde sana bazı tavizler verdik, ama bütün bölgeyi işgal etmene izin vermeyiz’ diyor.
Başından beri bu çok nettir ki, Türk devleti hiçbir zaman Suriye halkını düşünerek, demokratik bir muhalefet ortaya çıkarma gibi bir programın sahibi olmadı. Onun tek amacı birileri üzerinden Suriye’ye müdahale etmektir. Erdoğan ve Bahçeli bugün bir ittifak olarak bu politikayı yürütüyor. Mesela Bahçeli çok açık bir şekilde ne diyor? Bütün Kuzey-Doğu Suriye’yi almalı ve oradan da Musul ile Kerkük’ü almalıyız, diyor. Erdoğan da açıkça söylüyor bunu. Günü geldiğinde oraları da alacağız, diyor. Görünürde Suriye muhalefetine sahip çıkıyormuş gibi yapıyorlar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz ediyorlar. Ama niyetlerine ve pratiğe bakıldığında Osmanlıcılık hayalleri var ve tüm bölgeyi işgal etmek istiyorlar. Erdoğan bunu yapmak istiyor. Ama gel gör ki Erdoğan’ın ellerindeki kağıtlar zayıf. Suriye’de işler Erdoğan’ın gönlünün istediği gibi yürümedi. Hatta Türkiye’de bile işler Erdoğan’ın istediği gibi yürümedi. Kaldı ki partisinin içinden bile işler onun istediği gibi yürümedi. O yüzden eli zayıftır diyoruz. Şimdi Ruslar, Erdoğan’a ‘sen bu kadar ileri gidiyorsun, ama biz bu kadarına yol vermeyiz’ mesajı veriyor. Rusya, ‘karşılıklı çıkarlar temelinde sana bazı tavizler verdik, ama bütün bölgeyi işgal etmene izin vermeyiz’ diyor. Hatta Rusya, artık Türk devletinin Suriye’den çıkmasını bile gündemine almış.
Efrîn, İdlib’in komşusu. Efrîn’in özgürleştirilmesi de böyle bir durumda gündeme gelen konulardan. Sizin bu konuda bir girişiminiz var mı? Ya da soruyu şöyle soralım: Rusya ile görüşmelerinizde bu konu gündeme geldi mi?
Her şeyden önce Efrîn, Girê Spî, Serêkaniyê ve hatta Cerablus, Ezaz ve Bab buralar işgal edilmiş yerlerdir. Özgürleştirilmeleri gerekiyor. Efrîn, bizim bütün ağırlığımızı “Nasıl özgürleştirebilir?” diye verdiğimiz bir yer. Diplomatik, siyasi ve askeri alanda öncelikli gündemimiz Efrîn’dir. Bu bizim erteleyebileceğimiz, görmezden gelebileceğimiz ya da unutabileceğimiz bir konu değil. Bizim varlık yokluk gerekçemizdir. Ancak bölgede yaşanan bazı gelişmeler ve bazı dengeler, Efrîn’in özgürleşmesini geciktirdi. Ancak şimdi İdlib’in özgürlük operasyonunun devam etmesi, Erdoğan rejiminin yaşadığı zorlanmalar ve bazı farklı faktörler Efrîn’in özgürlüğü imkanlarını doğuruyor, umutları büyütüyor. İdlib’i özgürleştirme operasyonu hâlâ tamamlanmış değil. İdlib’in özgürleştirilmesinin ardından rejim de Rusya da işgal edilmiş yerlerde işgalin son bulması için çağrısını yapmalıdır. Biz zaten bunun için mücadele ediyoruz. Erdoğan da en kötü ihtimal İdlib’in bir kısmını elinde tutarak, Efrîn ve diğer işgal ettiği yerlerde elinin zayıflamasını önlemeye çalışıyor. Yoksa muhalif dediği grupları koruma gibi bir derdi yok. Benim kanaatime göre, Erdoğan öyle kolay tutunamayacak. Bizim de yaşanan bu gelişmeleri doğru okuyup hızlıca işgale karşı güçlü bir hareket başlatmamız gerekiyor.
 Girê Spî ile Serêkaniyê’nin işgalinden sonra tüm bölgede ortaya yeni bir durum çıktı. Sizler işgal sonrası bir diplomasi trafiği başlattınız, yine bazı çalışmalarınız hâlâ devam ediyor. Bu çalışmalarınız hangi aşamada, ne tür sonuçlar elde ettiniz?
Türk devleti tarihi boyunca ilk kez attığı bir adımda bu kadar zorlandı. Bu kadar teşhir olmamışlardı. Örneğin 1984’ten beri Bakûrê Kurdistan’da Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşıyor. Ama bütün NATO’nun ve uluslararası güçlerin desteğiyle savaşıyor. Özgürlük Hareketi’ni “terör” listesine aldırarak savaş yürütebildi. Uluslararası güçler siyasi, askeri, diplomatik ve mali olarak Türk devletini desteklediler. Ama Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları başlayınca birçok kesimden tepki aldılar. Avrupa’dan, Arap ülkelerinden ve birçok yerden tepki aldılar.
Örneğin ABD’nin Kudüs kararına verilmeyen tepki, Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye işgaline verildi. Özellikle Arap toplumunda verilen tepki çok büyüktü ve anlamlıydı. Ya da Avrupa’ya bakalım, daha önceki eylemlere genelde Kürt halkı katılıyordu. Ama bu sefer farklı halklar sokağa indi ve tepki gösterdi. İşgale onay veren ABD’nin kongresi bile ikiye bölündü. Tabii bunlar direnişin bir sonucuydu. Daha önce yapılan çalışmaların, kanla, şehit verilerek yapılan çalışmaların bir sonucuydu. DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin bir sonucuydu. Mesela Erdoğan, New York’ta planını açıkça söyledi. Fırat’tan Dicle’ye kadar işgal edeceğim dedi. O zaman kimse karşı çıkmadı. Ama sergilenen direniş, bu devrimin yanında duran halkların mücadelesi, Erdoğan’ın istediğini tam elde edememesi ve Trump’ın da kararını gözden geçirmesini sağladı.
Diplomatik görüşmelerden söz açılmışken, Kuzey-Doğu Suriye’den bir heyet, Şam’da bazı görüşmeler yürütüyor. Rusya’nın arabuluculuğuyla Şam yönetimiyle yapılan bu görüşmeler ne aşamada?
Eğer bugün rejim, Rusya yoluyla ‘siyasi çözümü görüşmeye varım’, demişse bu çözüme bir yol açıyor.
Suriye savaşı başladığı günden beri, biz Suriye’deki taraflar olarak bir araya gelip bu soruna bir çözüm için uğraşmamız gerektiğini dile getiriyoruz. Eğer bugün rejim, Rusya yoluyla ‘siyasi çözümü görüşmeye varım’, demişse bu çözüme bir yol açıyor.
Suriye rejimi, ‘Biz diyaloga hazırız’ dedi mi?
Rejim olumlu işaretler vermiş. Bunu da Rus yetkililerin aktarımı üzerine söylüyoruz. Bu bir işarettir. Ama buna hacminden daha büyük de bakmamalıyız. Yani her şey tamamlandı, ittifaklar yapıldı, çözüm gelişti gibi bir şey de değil. Ama diyalog ve müzakereyi kabul etme bakımından olumlu bir adımdır.
 Henüz pratik olarak atılmış bir adım yok, anladığım kadarıyla…
Pratik olarak bir adım atıldı, diyemeyiz. Ama siyasi çözüm çabalarının geliştiğini söyleyebiliriz. Neden? Çünkü biz proje sahibiyiz. Kürt sorununun Suriye’de çözülmesinden yanayız. Bunun da Suriye’nin demokratikleşmesinden geçtiğini düşünüyoruz. Kürt sorunu çözülmeden de Suriye’nin demokratikleşmesi mümkün değil. İkisi birbiriyle bağlantılı. Biz her zaman Suriye’nin bir parçası olduğumuzu söyledik. O zaman bununla görüşürüm, şununla görüşmem diyemeyiz.
Sadece biz değil, rejimin de böyle bir şeye ihtiyacı var. Ülkenin içinden geçtiği siyasi, askeri ve ekonomik durum, yine dört bir yanımızdaki Irak, Lübnan, Filistin, Türk devleti ve diğerlerinin yaşadığı krizler de bunu gerektiriyor. 2011’den beri ülkede yaşanan savaş, rejime de bazı çıkış yolları ve ittifaklar aratıyor. Evet, daha şimdiden şu şu başlıklarda bir ittifak geliştirildi, diyemeyiz. Ama diyalogun geliştirilmesi için çabalar devam ediyor. Bu diyalogların gelişmesi için de umut var.
Olumlu bazı gelişmelerin olduğunu söylüyorsunuz…
Böyle bir şey olursa olumlu görüyoruz. Suriye savaşının başından beri bunu söylüyoruz. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde sadece askeri çözüm nihai çözüm olmamıştır. Siyasi çözüme ihtiyaç var. Mesela bizler Anayasa yazım komitesinde yer almak isterdik, yine Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde yapılan Cenevre toplantılarına katılmak isterdik. Fakat görülüyor ki bunlar sonlandı, ya da eskisi gibi anlamları kalmadı. Neden diye soracaksınız, şöyle ki, onlar o masaları kurduklarında ülkenin yüzde 60’ı muhalif denilen kesimlerin elindeydi. Ama şimdi sadece Idlib’e sıkıştırılmışlar. Diğer işgal edilmiş yerler de Türk devletinin elinde. Taraf kalmadı, ortada.
Suriye rejimi ile görüşmelerinizde siyasi ve anayasal bir anlaşma sağlarsanız, rejim heyetiyle birlikte Cenevre masasında yer alma durumunuz olabilir mi?
 Şam buradaki Özerk Yönetimi’i tanırsa, siyasi uzlaşı olursa o zaman Cenevre gibi şeyler çok sorun olmaz.
Bizim derdimiz Cenevre’ye gitmekten önce, Suriye’de bir çözüm geliştirmektir. Eğer Şam’la anlaşırsak ve Şam buradaki Özerk Yönetimi’i tanırsa, siyasi uzlaşı olursa o zaman Cenevre gibi şeyler çok sorun olmaz. Zaten şu anda kimse Cenevre’den söz etmiyor. Öyle bir şey olur mu olmaz mı o da belli değil. Şu anda gündemde olan şey yeni anayasa yazımıdır. Anayasa yazım sürecinde ise nasıl olursa olsun, biz olmalıyız, yani görüşümüz olmalı. Ülkenin büyük bir kısmında hakim yönetim olacaksınız, ama o ülkenin anayasasında sözünüzün olmaması gibi bir şey olmaz. Onlar da kendilerinin öyle biz yazalım, siz sonra kabul edersiniz gibi bir şeyle kandıramazlar. Özerk Yönetim olmadan yazacakları her metin sakat kalacaktır.
Anayasal güvenceye büyük önem veriyorsunuz yani…
Yarın öbür gün yeniden bir savaşın çıkmaması için hukuk belirlemek gerekir. Onun için de yarın öbür gün biz ve rejim savaşacağımıza bir ittifakımız olsun diyoruz. Diğer yandan Özerk Yönetim’in siyasi başarısı, Suriye’nin diğer bölgeleri için de ülke birliğini, bütünlüğünü pekiştirecek model olma şansını yakalayabilir.
İç diyalog kapsamında da yürütülen kimi diyaloglar sonucu ENKS bürolarını açtı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ulusal birlik için Kürdistani güçlerin bir araya gelmesi ve birliklerini sağlaması önemlidir. Fakat ulusal birliği de birkaç siyasi partiye endekslemenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Rojava’da sadece ENKS yok. Birçok Kürt partisi var ve herkes, bu süreçte ulusal birliğin gerçekleşmesi için bir sorumluluk taşıyor. Yani Kürt ulusaal birliği Kürtlerin özgürlük  taleplerini içeriyor. Bu da işgale ve ilhaka karşı olmayı gerektiriyor. Demografik yapının değiştirilmesine karşı  çıkılmasını gerektiriyor. ENKS halen kendilerine muhalif diyen silahlı grupların yapılanması içerisinde yer alıyor. Hâlâ da Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê için tutumlarını belirtmiş de değiller. Israrla da tutumlarını açıklamıyorlar. Bütün bunlara rağmen  Özerk Yönetim çok esnek yaklaştı. Bu nedenle ENKS sadece büro açmakla kalmamalı, işgale ve ilhaka karşı tutum da belirlemeli. Yani onların da atması gereken adımlar var. Ama ENKS olumlu yaklaşmıyor. Sanki büro açarak halka bir minnet yapmış gibi davranıyorlar. Halkın bazı soruları var. Mesela ben de bir yurttaş olarak, burada siyasi çalışma ve muhalefet iddiasındaki bir yapıya Efrîn için, Serêkaniyê için, Girê Spî için tutumun nedir, diye soruyorum.
Genel olarak Suriye ve Irak’ta DAİŞ’in yeniden canlanmaya çalıştığı görülüyor. Burada da bir hareketlilik söz konusu. Kuzey-Doğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda çok sayıda tutuklu DAİŞ’li var. Bunların akıbeti ne olacak? Yargılanacaklar mı, teslim mi edilecekler…
Demokratik Suriye Güçleri ve Özerk Yönetim, tüm dünya için tehdit olan DAİŞ’i yenerek, dünyaya büyük bir hizmet sundu. On binlerce şehit ve gazinin emeğiyle, bu halkın emeğiyle DAİŞ’e büyük bir darbe vuruldu. Ama şu anda bir ihmalkârlığın olduğunu görüyoruz. Bu ihmalkârlığın devam etmesiyle DAİŞ’in de yeniden örgütlenmeye başladığı görüyoruz. Biz, tüm ülkelere kendi vatandaşları olan DAİŞ’lileri almaları çağrısında bulunduk. Yine bu olmazsa uluslararası bir mahkemenin kurulması ve bunların yargılanması gerektiğini söyledik. Ama görünen o ki kimse bu mesuliyeti üstlenmeye yanaşmıyor.
Özerk Yönetim ise bunların bir yargılama sürecine tabi tutulması gerektiğini kaydediyor. Eğer uluslararası bir mahkeme kurulmayacaksa o zaman Özerk Yönetim mahkemeleri bu durumu ele almak durumunda kalır. Böyle bir çalışmanın önümüzdeki günlerde başlatılması planlanıyor.
şişli escort avcılar escort esenyurt escortbeylikdüzü escort