banner55

Sözleşmenin 18’inci maddesi: Uygulansaydı birileri ‘hani erkek hakları’ demeyecekti

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatlarından Berivan Turan, “Madde uygulansaydı birileri ‘Madem kadın hakları var, o zaman hani erkek hakları?’ diye sormayacaktı. Çünkü bilinecekti ki kadın hakları derken kadın için ekstra hak talep etmiyoruz, sözünü ettiğimiz şey kadının asgari düzeydeki insan hakları” sözleriyle İstanbul Sözleşmesi’nin 18’inci maddesini yorumladı.

Toplumsal Cinsiyet 24.05.2021, 13:26
8
Sözleşmenin 18’inci maddesi: Uygulansaydı birileri ‘hani erkek hakları’ demeyecekti

DİYARBAKIR - Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatlarından Berivan Turan, “Madde uygulansaydı birileri ‘Madem kadın hakları var, o zaman hani erkek hakları?’ diye sormayacaktı. Çünkü bilinecekti ki kadın hakları derken kadın için ekstra hak talep etmiyoruz, sözünü ettiğimiz şey kadının asgari düzeydeki insan hakları” sözleriyle İstanbul Sözleşmesi’nin 18’inci maddesini yorumladı.

AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzası ile 20 Mart günü feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nin, tamamen yürürlükten kaldırılma tarihi olarak 1 Temmuz belirlendi. Buna karşı kadınların mücadelesi devam ederken, Jin News'ten Şehriban Aslan'nın İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini ele aldığı yazı dizisi bu bölümünde 18’inci maddeye yer verdi.

Madde 18’in yükümlülükleri şu şekilde:

1- Taraflar tüm mağdurları daha başka şiddet eylemlerine karşı korumak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

 2- Taraflar, iç hukukları uyarınca, bu sözleşmenin 20 ve 22’nci maddelerinde belirtilen genel ve uzman destek hizmetlerine sevk de dahil olmak üzere, mağdurları ve tanıkları bu Sözleşmenin kapsadığı her türlü şiddet eylemine karşı korur ve desteklerken; yargı birimleri, savcılar, kolluk kuvvetleri, yerel ve bölgesel yönetimler dahil, ilgili tüm devlet kurumlarının yanı sıra, sivil toplum kuruluşları ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla etkili bir işbirliği için uygun mekanizmaların mevcudiyetini temin etmek üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

3- Taraflar bu bölüm uyarınca alınan tedbirlerin:

* kadınlara karşı şiddetin ve aile içi şiddetin toplumsal cinsiyet boyutlu bir anlayışa dayalı olmasını ve mağdurun insan haklarına ve emniyetine odaklanmasını, 

 * mağdurlar, mağduriyete neden olanlar ve çocuklar arasındaki ilişkileri ve bu unsurların daha geniş toplumsal ortamını da göz önüne alan bütüncül bir yaklaşıma dayalı olmasını,

* ikincil mağduriyetten kaçınılmasını amaçlamasını,

* şiddetin kadın mağdurlarının güçlendirilmesini ve ekonomik bağımsızlığını amaçlamasını,

* yerine göre çeşitli koruma ve destek sistemlerinin aynı binalarda bulunmasına imkan sağlamasını,

* çocuk mağdurlar dahil, hassas konumdaki insanların spesifik ihtiyaçlarına dönük olmasını ve bu imkanların mağdurlara sağlanmasını temin edeceklerdir.

4- Söz konusu hizmetler, mağdurun şikâyette bulunarak dava açmasından veya mağduriyete neden olanlar hakkında ifade vermesinden bağımsız olarak sağlanacaktır.

5- Taraflar uluslararası hukuk uyarınca konsolosluk korumasına veya diğer tür korumaya veya desteğe hakkı olan vatandaşlarına ve diğer mağdurlara bu tür hizmetleri sağlamak üzere uygun tedbirleri alacaklardır.

İstanbul Sözleşmesi’ni, “Kadınların Anayasası” olarak nitelendiren Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatlarından Berivan Turan, 18’inci maddeyi ve fıkraları şu şekilde yorumladı:

 “18’inci madde çok değerli ve geniş kapsamlı bir maddedir. Bir anlamda Sözleşme’nin özeti diyebileceğimiz ve iç hukukumuzdaki 6284 Sayılı Kanunun neredeyse tamamına tekabül eden oldukça önemli bir madde. Türkiye sözleşmenin 18’inci maddesini uyguladı mı, bunun değerlendirmesini yapmadan evvel 18’in neleri emrettiğini inceleyelim.  

Kadınlara eğitimci programlar sunmayı emreder

Türkiye 8 Mart 2012 tarihinde Sözleşmenin hayata geçirilebilmesi maksadıyla 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu kabul etti. Peki, bu yeterli oldu mu? Az evvel de değindiğimiz üzere Sözleşme’de hüküm altına alınıp 6284 Sayılı Kanun’da yer bulamayan bazı tedbirler var. Birkaçını örneklemek isterim. Sözleşme, toplumu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile kadın erkek eşitliği konularında bilinçlendirmeyi, sözleşmenin içeriği ile hangi tedbirleri kapsadığı konularında kadınlara eğitici programlar sunmayı emreder. Yahut iç hukukumuzda yeri olmayan ‘suçun çocuğun gözü önünde işlenmesi’ halini Sözleşme cezayı ağırlaştırıcı sebep saymayı emreder. Bu çerçeveden baktığımızda Sözleşme’nin önemini, ne kadar iyi düşünüldüğünü ve ne kadar detaylı olduğunu görmek mümkün.

6284 mücadele ile kazanıldı

Yine Sözleşme, kadına yönelik şiddet eğiliminin ne yönde seyrettiği üzerine toplumda belirli aralıklarla anketler yapmayı emreder. Bu da benim çok değerli bulduğum tedbirlerden biridir. Zira böylesi anketler sayesinde hem halk bilinçlenmiş oluyor, hem toplumda sözleşmenin içeriğine dair merak uyanmış oluyor, hem şiddetin ne yönde seyrettiği konusu sürekli gündemde kalmış oluyor hem de halkın toplumsal meselelere karşı daha duyarlı hale gelmesi sağlanıyor. Sonuç olarak 6284 Sayılı Kanun’un Sözleşme’ye nazaran bazı hususlarda eksik kaldığını görebiliyoruz. Ancak yine de 6284 Sayılı Kanun, Türkiye’de uzun yıllar boyunca verilmiş kadın mücadelesi sonucunda elde edilen ve büyük önem taşıyan bir kazanımdır.

Gizli tanıklık müessesesine yer verilmesi gerekirdi

Maddenin fıkralarında ‘Tanıkları her türlü şiddet eylemine karşı koru’ der. İç hukukumuzda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda gizli tanıklığa yer verilmiştir ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda gizli tanıklık müessesesine yer verilmemiştir. Oysa kadına yönelik şiddet vakasına tanıklık etmiş ve şiddet uygulayandan çekindiği için duyarlı bir vatandaş gizli tanıklık yapmak isteyebilir ve iç hukukumuzdaki bu hatalı düzenlemeden dolayı kadının can güvenliği riski pahasına tanıklık etmeye çekinebilir. Bu nedenle her ne kadar HMK’da yer almasa da 6284 Sayılı Kanun’da gizli tanıklık müessesesine yer verilmesi gerekirdi.

STK’larla etkin işbirliği sağlanmıyor

Ayrıca fıkra STK’lar ile işbirliği sağlamayı emreder ve 6284 Sayılı Kanun’un 16’ncı maddesi kurumlar arası koordinasyon ve kamu görevlilerinin toplumsal cinsiyet konusunda eğitime tabi tutulması hususlarına değinerek iç hukukumuzda yerini bulur. Ancak iç hukukta düzenlenmesine rağmen bu maddenin de uygulamasının olmadığını söyleyebiliriz. Zira örneğin baroların kadın hakları merkezilerince mahkemeye katılma talebi başvurusunda bulunduğumuzda, mahkemenin suçtan doğrudan zarar gören olmadığımız gerekçesiyle talebi reddettiğine tanık oluyoruz. Yine özellikle Kürt kadın aktivistleri ve kurumları başta olmak üzere, kadına yönelik şiddet konusunda faaliyet yürütenlerin engellendiğine, kadın aktivistlerin sistematik yargısal tacize maruz kaldıklarına ve kriminalize edildiğine tanık oluyoruz. Bu anlamda ne yazık ki STK’larla etkin bir işbirliği sağlanmadığını, aksine STK’ların çalışmalarına set çekildiğini söylememiz mümkün.

Mağdurun insan haklarına odaklanılmıyor

Maddenin 3’üncü fıkrasının iç hukukumuzdaki karşılığına bakacak olursak; 6284 Sayılı Kanun’un amaç ve tanımlar kısımlarında şiddetin toplumsal cinsiyet boyutlu olduğu ve mağdurun insan haklarının esas alınması gerektiğine değinilir. Ancak uygulamada tam karşılığını bulduğundan bahsetmek biraz zordur. Örneğin mahkemeden önleyici tedbir kararı talep ettiğimizde, ne yazık ki şiddet uygulayanın lekelenmeme hakkı mağdurun yaşam hakkından üstte tutulduğu için talebimiz reddedilebiliyor. Yani mağdurun insan haklarına odaklanılmıyor.

Kadın sırf kadın olduğu için öldürülüyor

Şiddetin toplumsal cinsiyet boyutlu olduğunun yalnızca kanun maddesi olarak kaldığını da söylememiz mümkün. Zira en basitinden daha geçen ay İçişleri Bakanlığınca kadın cinayetlerinin yanında, erkek cinayetleri adıyla bir başka istatistik daha açıklandı. Bakanlıkça erkek cinayeti diye bir kavramın kullanılması dahi Türkiye’de bu anlamda durumun ne kadar vahim olduğunun ve Devletin, uygulamadığı tedbirler karşısında sorumsuzluğuna kılıf uydurmaya çalıştığının göstergesidir. Zira erkeği de öldüren yine erkektir. Ayrıca katledilen kadın olsun erkek olsun, ikisi de insan öldürme suçuna karşılık gelir. Ancak bizim özellikle kadın cinayetleri diye vurgulama nedenimiz, kadının herhangi bir sebepten dolayı değil sırf kadın olduğu için öldürülüyor olmasıdır.

Kadınlar maddelerin aksine sürekli mağdur ediliyor

Yine 3’üncü fıkra ‘Kadının ikincil mağduriyetinden kaçın’ der. Uygulamada bu hususta da sorun yaşamaktayız. Zira örnekleyecek olursak; kadın, duruşma salonunda şiddet uygulayanla karşı karşıya gelmek istemeyebilir, bu durumda mağdurun elektronik imkânlarla duruşmaya bağlanmasının sağlanması gerekir. Aksi yeniden mağduriyet yaratır. Yahut kadın adli yardım başvurusunda bulunuyorsa mahkeme ‘Senin avukata verecek paran varsa, mahkeme masraflarını ödeyecek paran da vardır’ gibi absürt bir bahaneyle talebi reddederek kadını bir daha mağdur etmektedir. Oysa kadınların Türkiye’de ne kadar zor şartlar altında ayakta kalmaya çalıştıklarını bilmeyenimiz yoktur. Yine yargılamanın kapalı olması müessesesi de istek durumunda sağlanmalıdır ancak bu hususta da mahkemeler yetersiz kalmaktadır. Kolluk başvurucu kadını barışmaya ikna edip arabuluculuk sıfatını üstlenmemelidir, zira bu da kadına ikincil bir mağduriyet yaşatmaktadır. Ya da duruşmalarda hakimce ve üstüne üstlük sert bir üslupla kadına defaatle mağduru olduğu olay anlatılmamalı, kadının önceki hayatı mevzu bahis yapılmamalıdır. Aksi halde kadında yeniden travmaya neden olunabilecektir.

‘Kadına iş imkanı sağlanmıyor’

3’üncü fıkra ayrıca kadın mağdurları güçlendirmeyi ve ekonomik bağımsızlıklarını sağlamayı emreder. Bunun 6284 Sayılı Kanun’da geçici maddi destek, nafaka, genel sağlık sigortası, harçlardan muafiyet, kadına iş imkanı sağlanması gibi pek çok başlıkla düzenlendiğini biliyoruz. Ancak kanunun emrine rağmen ben şahsen hiçbir kadına iş imkanı sağlandığına şahit olmadık. Yahut abartıldığı gibi nafaka hususunda büyük rakamlara hükmedildiğine tanık olmadık. Yeri gelmişken Baromuz Kadın Hakları Merkezince bu yıl Mart ayında bir nafaka raporu yayınlandığını hatırlatmak isterim. Bahsini ettiğim rapor, yüzlerce dava dosyasının incelenmesi sonucu Türkiye’de nafakaya ilişkin hazırlanmış en kapsamlı belgedir. Bu bağlamda nafakaya ilişkin olumsuz söylemlerde bulunanların raporu incelemesini ve tablonun hiç de abartıldığı gibi olmadığını görmelerini tavsiye ederim.

‘İstihdam tedbirleri alınmalıdır’

3’üncü fıkranın bir diğer emri; yerine göre koruma ve destek birimlerinin aynı binada olabileceğidir. Bunun 6284 Sayılı Kanun’da karşılığı olmamakla beraber uygulaması da bulunmamaktadır. Örneğin konut desteği alan ve kimlik bilgileri gizli bir kadın, yeni bir şikayet için kolluğa gitmemeli veya psikolojik destek alması gerekiyor ise kadın evden çıkmak zorunda kalmadan bu destekten online olarak vs. yollarla faydalanabilmeli. Ancak ne yazık ki ülkemizde tablo bu şekilde değil. Son olarak hassas konumdaki mağdurların spesifik ihtiyaçlarını karşılamayı emreder. Hassas konumdaki mağdur örneğin çocuk görme engelli olabilir, eşcinsel olabilir, Kürt olabilir. Ancak uygulamada örnek olarak sığınaktaki şiddet mağduru bir kadının örneklediğimiz gibi spesifik ihtiyaçları varsa sığınağın bu şartlara elverişli olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.  Bu kapsamda eğer görme engelli bir mağdur varsa sistemin ona göre düzenlenmesi ya da kurumlarda Kürtçeyi de bilen kamu görevlilerinin istihdam edilmesi gibi tedbirler devletçe alınabilir.

Mahkeme bizi epey zorlamaktadır

Maddenin 4’üncü bendine baktığımızda 6284 Sayılı Kanun’da karşılığı var ise de uygulamada maalesef sorunlar yaşıyoruz. Örneğin önleyici tedbir kararı talep ettiğimizde mahkeme bizden ‘Daha önce bu konuda bir şikayetiniz oldu mu?’ gibi sorular yönelterek delil ve belge sunmamızı şart koşuyor. Oysa bu konuda Sözleşme şikayet aranmayacağını emrettiği gibi 6284 Sayılı Kanun’da da şiddet uygulama ihtimalinin varlığı dahi tedbir için yeterli sayılmaktadır. Ancak mahkemeler bu anlamda bizleri epey zorlamaktadır.

5’inci bende baktığımızda konsolosluklarda vatandaşlara koruma sunmayı emreder ancak ne yazık ki bunun da uygulaması yok, zira konsolosluklar derdimizin ne olduğunu dinlemekten bile çoğu zaman geri kalıyor. Kaldı ki bunu yapmaları zor görünüyor.

Madde uygulansaydı…

Diğer maddeler gibi Sözleşme’nin 18’inci maddesi de ne yazık ki layıkıyla uygulanmadı. Ancak uygulansaydı bugün fesih girişimine tüm ülke karşı çıkacaktı. Sözleşme’nin eksikliğinin nelere mal olacağı bilinecekti. Elbette yalnızca Madde 18 yeterli olmaz, kadına yönelik şiddetin son bulması için devletçe bütüncül politikalar izlenmesi gerekir. Bu anlamda Sözleşme oldukça değerli. Ancak Sözleşme’nin yalnızca 18’inci maddesi dahi uygulansaydı, bugün kadına yönelik şiddet vakalarında epey düşüş olacaktı diyebiliriz. Kadının adli yardım talebi kabul edilecek ve hak arama özgürlüğü ile mahkemeye erişim hakkı sağlanacaktı. Davaya katılma taleplerimiz kabul edilecek ve STK’lar ile işbirliği sağlanıp daha bütüncül politikalar geliştirilebilecekti.

Bu haklar kadının insan olduğundan sahip olması gereken haklar

Toplum kadına karşı şiddet, kadının sırf kadın olmasından kaynaklı maruz kaldığını anlayabilecekti. Ve kadının temel insan haklarını güvence altına alan sözleşmenin emirleri, ayrımcılık olarak anlaşılmayacaktı. Birileri ‘Madem kadın hakları var, o zaman hani erkek hakları?’ diye sormayacaktı. Çünkü bilinecekti ki kadın hakları derken kadın için ekstra hak talep etmiyoruz, sözünü ettiğimiz şey kadının asgari düzeydeki insan hakları. Yani kadının kadın olduğu için değil insan olduğu için sahip olması gereken haklar. Madde uygulansa kadınlar istihdam edilecekti. Böylelikle sırf ekonomik olarak şiddet uygulayana tabi olduğundan onunla yaşamaya devam etmek mecburiyetinde kalmayacaktı, ayakları üzerinde durabilecekti. Kadının beyanı esas alınacak, şikayet aranmaksızın mahkemece; kadına yönelik şiddetin ehemmiyeti ve ciddiyetinin farkında olunarak tedbir kararlarına hükmedilebilecekti.

Sözün özü Türkiye bugün daha güzel ve yaşanabilir bir ülke olacaktı. Yani iç hukukumuzda her ne kadar 6284 Sayılı Kanun gibi çok kıymetli bir yasal düzenleme olsa dahi, İstanbul Sözleşmesi’nin de çok hayati ve elzem olduğunu unutmamak gerekir.”

banner3
Yorumlar (0)
30
açık
Günün Anketi Tümü
Erken seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?
Erken seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56