Kadınlar, sokakta futbol oynamak, evde maç izlemek, tribünde coşkulu bir taraftar olmak için mücadele verdiler. Maçı henüz kazanamadılar belki ama mücadeleden vazgeçmediler...
Ekmek ve Gül Sinem ERENLER'nin haberine göre;


Benim gibi altı yedi çocuğu hiç sektirmeden sıralayan kalabalık ailelerde gözünüzü açtıysanız, “dünya ne menem bir şey” demeden yani pencereden başınızı çıkarmadan önce, kendi dünyanızı ailedeki fertlerin üzüntüleri, sevinçleri, heyecanları doldurur. Farklı karakterde bir dolu insanın toplandığı evde, çocukluğa özgü hayret duygusunu o koltuktan diğerine, mutfaktan yatak odasına koşturup durursunuz. Ailede kendi özellikleriyle sivrilen anneannem ve onun futbol aşkı da bir önceki cümleyi tastamam selamlıyor.

Bugünden baktığımda anneannemdeki bu futbol aşkı en az Albert Camus’nün futbol aşkı kadar şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı. Dizinin dibine oturup izlediğimiz Galatasaray maçları, o sırada göz ucuyla izlediğim coşkusu, futbol maçı izlerken bir yandan fasulye kırıp bir yandan da saçımı ilginç örgülerle süslemesi ve tüm bu karnaval havasına rağmen dedemin futbola olan ilgisizliği, çocukluk hafızamda renkli bir an olarak yer etti. Bu yer ediş, futbolun cinsiyetlendirilmiş doğasını, futboldaki kadın-erkek rollerini altüst edici bir etkiye sahip değil mi?

Beraber izlediğimiz dizilerin yanına eklenen futbol maçları sahadan stada tek tük seçilen kadınların yanında silme erkek mevcudiyetiyle evde anneannemin eteği dibinde toplaşan kadınların, çocukların karşıtlığı bence muazzam. “Aman aman, bizden uzak dursun” diye yaka silkip kapıdan hemen sıvışan dedem ve sorduğumda hayli kafa karıştırıcı bir cevap veren babamın tuttuğu “ekmekspor” bizim evdeki futboldaki kadın üstünlüğünün tescili gibi.

Evin büyükannesi, teoride bize aktarılan haliyle, yaş ilerleyince kadınlık hallerinin tüm cazibesini askıya asıp evdeki yeni otorite olarak ailedeki kadın fertler üzerinde tüm kontrolü eline alma niyeti ile beraber erkek eğlencesi olarak görülen futbola meyletmiş olabilir. Belki de anneannem kazanmayı seviyordu, hayattaki yenilgilerini burada futbolda telafi ediyordu ama yine de bu tutkusu futbolda erkeğin kutsal iktidarına bilinçsiz bir başkaldırıydı benim için.



FUTBOL TARİHİNDE KADINLAR: ‘KÖTÜ BİR ALIŞKANLIK GİBİ KADIN. SAÇI FALAN VAR BÖYLE UZUN’*
Theo Stemmler’in Futbolun Kısa Tarihi, oyunun tarihini, mitlerle, kültlerle başlayan serüvenini aktarırken futbolun ilk defa İÖ 2679 yılında Çin'de oynanmaya başlandığını, ayak topu demek olan “ts’u kü” olarak adlandırıldığını, hatta tarihteki ilk futbol ansiklopedisi T’u Shu Tsi Ch’eng'in yine Çinliler tarafından yazıldığını ve ansiklopedinin içinde futbol aşkıyla yanan insanları heyecanlara sürükleyecek kadar ayrıntılı açıklamaların yer aldığını ve modern zamanlardaki futbolla benzerliklerini aktarır.
Ortaçağ Avrupasında ise futbolun, Çin’de keşfedildilmiş olduğundan habersiz yeniden keşfedildiğini de ekler. 12. yüzyıldan itibaren Kuzey Fransa ve İngiltere’de yeniden ortaya çıkan futbol, Çin uygarlığındaki barışçıl havadan uzak, şiddetin ve zorbalığın oyunu yönlendiren ilkeler olarak öne çıktığı, şiddetli çatışmaların, sert kavgaların verildiği maçlarda ölenler ve yaralananlar olmasıyla belki de öncüllerinden ayrılıyordu. Stemmer, 1137 tarihli Latince bir vakayinamede futbol oynayan bir çocuğun maçta yediği tekmeler sonucunda ölmesinin kayıtlara geçtiğinden bahseder.

Futbolun bu dönemden başlayan tarihi, şiddetli bir aşk hikâyesi olmasının etkisiyle, bir yasaklar tarihine dönüşür. Toplumun her kesiminin dahil olmadan edemediği futbol maçları, 13. ve 14. yüzyıldan başlayarak, kilisenin rahiplerin bu oyunu oynamasını yasaklayan uygulamaları ve kralların kamu huzur ve asayişini bozduğu gerekçeleriyle futbol oynayanlara para ve hapis cezası verme uygulamaları çok yaygındır.

15. yüzyılda yasaklara devam edilirken kralların yürürlüğe koyduğu yasakların yine krallar tarafından delindiğine, 1497 yılında İngiltere’de kral adına saray için alınan futbol toplarının kayda geçirilmesiyle anlıyoruz. Rönesans döneminde, İngiltere ve İskoçya’da muazzam futbol aşkı, pazar günleri ve bayramlarda toplumun her kesimin boş zamanlarını futbolla doldurması kilisenin, kralın yasaklamalarına ve en son bu ikiliye eklenen üniversite yönetimi tarafından da öğrencilerin futbol oynamasının yasaklanmasına rağmen devam etmiş.

Peki kadınların futbol tarihindeki yerleri ne, nasıl anılıyorlar, hikâyelerde nasıl anlatılıyorlar, kayıtlara geçen futbolla olan ilişkileri neler? Kadınların top oyunlarında ilk defa boy gösterdiği en eski metin olarak kabul edilen Homeros’un Odysseia’sında önemli karakterlerden biri olan Nausikaa ile nedimelerinin çayırda top oynadığı anlatılır:

“Nausikaa’yla hizmetçileri yiyip içtikten sonra,
attılar başörtülerini başlarından,
başladılar hep birden top oynamaya”

Topun hareketleri pek çok uygarlıkta güneşin hareketleriyle özdeşleştirilmiş, top oyunlarına bereketle ilgili anlamlar yüklenmiştir. Aztekler, Çin Uygarlığı ve Japonya’dan sonra Ortaçağ Avrupası’nda da güneşin hareketleri ile topun hareketleri ve sahanın yeryüzünü temsil etmesi benzer özelliklerdendir. Topun hareketleri, gökyüzünden yükselişi ile bereket getireceğine olan inanç kadınların doğurganlıkları ile ilgili niyetleri de süslemiştir.

Stemmler’in aktardığı üzere “Kadınların doğurganlıkları için de top oyunları aracılığıyla yakarılırdı. Örneğin bekar kızlar birbirlerine gelin topunu atardı.” Stemmler, İngiltere, İskoçya, Normandiya ve Bretonya’da kuralsız bir futbol oyununa yeniçağa kadar devam edildiğini aktarır ve futbol oyunlarındaki cinsel anlamlar üzerinde durur: “ Kâh evli erkekler genç bekârlara karşı, kâh evli kadınlar genç kızlara karşı top mücadelesi verir. Galler ülkesinde bugün hâlâ yaşatılan bir töreye göre, gelin adayına ağaçtan bir 'love-spon' (aşk kaşığı) oyulur ki, bu kaşığın en önemli unsuru iki adet stilize testistir, -testislerin İngilizcesinin 'balls' olup 'toplar' anlamına gelmesi ayrıca ilginç.”

Kadınların futbol tarihindeki yerleri, futbolun yasaklı tarihini ve yasakların engelleyemediği bir futbol aşkını doruklarda yaşayan erkeklerin üstünlüklerine rağmen, kadınların da hatırı sayılır bir tutkuyla futbola bağlandıklarına tanıklık ediyoruz. Futbolun tarihine baktığımız zaman, erkekler arasında oynanan, kurallarını da kuralsızlığını da erkeklerin belirlediği hatta futbol ile ilgili yasakların da erkeklere özel olarak çıkarıldığını bir düzlükte buluruz kendimizi.

Futbolun Ortaçağ Avrupasındaki seyri, erkekler arasındaki bir başı bozuk mücadele olarak şekillenmesi, kırılan kemiklerin, yaralanan ve ölenlerin olduğu tutkulu aşk cinayetlerine benzeyen yapısı, kadınların futbola ilk elden katılamayacağı bir özelliği içeriyor. Ortaçağ Avrupasının kadınlar üzerindeki baskıcı tutumu, başlı başına kadın olmanın suç sayıldığı cadı avları, kadının yerinin ev olduğunu söyleyen dini ve ahlaki buyruklar, kadını erkeğin himayesine mecbur bırakan aile kurumunun kutsallığı düşünüldüğünde, Ortaçağ Avrupasında filizlenen futbola kadınların aktif katılması sık rastlanan bir durum olmasa gerek. Bu sebeple kadınlara futboldaki erkek egemenliğini delme fırsatı veren ilk boy gösterişi, 19. yüzyılın sonunda, ikinci yükselişi ise feminizmin ikinci dalgası gibi ve ondan güç alarak 1970'lerden sonra gerçekleşebildi.

19. yüzyılın sonlarından başlayarak kadınların futbolda görünürlük kazanmasına, oyuncu olarak kendi liglerini oluşturarak devreye girmelerine tanık oluruz. İngiltere’de, savaş döneminde fabrikalarda çalışmaya başlayan kadınların uzun çalışma saatlerinden arta kalan vakitlerde futbola yönelmeleriyle kadınlar arasında futbolun popülerleştiği ve 1920'lerde fabrikada çalışan kadınların kurduğu 150’ye yakın futbol takımı olduğu biliniyor.

Kadınların futbol oynaması, gerçek futbolu erkeklerin oynadığı futbol olarak gören anlayışı rahatsız ettiğinden olsa gerek, kadınlar arasında futbolun yaygınlaşmasını durdurmak için 20. yüzyılda pek çok ülkede kadınların futbol oynaması yasaklanıyor. İngiltere Futbol Birliği, futbolun kadınlar için uygun bir spor olmadığı gerekçesine dayandırıyor yasaklama kararını. Yasaklamalar 1940’dan 1970lere kadar çeşitli ülkelerde hâlâ uygulanmaktaydı. 1970'lerle birlikte yükselen toplumsal hareketler, güçlenen kadın hareketi ve onun yarattığı atmosfer, bu yasakların delinmesi ve geri adım atılmasında etkili oldu.



“A fine round player” burada “yuvarlak hatlı oyuncu” anlamını da içerir. İngiliz kartpostalı 1906.
Türkiye’de kadınlar arasındaki ilk futbol maçı 1954 tarihli. İlk kadın takımı 1969 yılında kurulan Kınalıada Kız Futbol Takımı. 1906’da İngiltere’de yayımlanan yukarıdaki kartpostal gibi futbolda kadınlara bakış, Türkiye’de de cinsiyetçi bakış açısından besleniyor. Kadınların oyundaki yetenekleri, mücadeleleri es geçilerek kadınların fiziksel özelliklerine vurgu yapılıyor, kadınlarının birinci vazifelerinin annelik olduğu hatırlatılıyor ve daha hafif sporlarla uğraşmaları salık veriliyordu bu dönemde.

Kadın futbolu, bünyesinde taşıdığı pek çok sorunla yoluna devam etmeye çalışıyor. Sokakta futbol oynamak, evde maç izlemek, tribünde coşkulu bir taraftar olmak, kendi futbol ligini oluşturmak için mücadele verdiler. Elde kalan büyük zaferler olmasa da yasaklara ve kısıtlamalara rağmen ısrarcı oldular ve en önemlisi oyunda kaldılar. Maçı henüz kazanamadılar belki ama mücadeleden asla vazgeçmediler...



1969 yılında kurulan Kınalıada Kız Futbol Takımı, daha sonra Dostlukspor adını aldı.
(1) "Kadın", Adamlar, Eski Dostum Tankla Gelmiş albümü, 2014.
Yeni E Dergisinin Haziran sayısından alınmıştır.

Editör: Haber Merkezi