ANKARA - Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırısına tepki gösteren HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “AKP iktidarına ve bu rejime bir kez daha diyoruz ki; bir an önce bütün silahlı unsurlarınızı Kuzey ve Doğu Suriye topraklarından hemen çekin” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Partilerinin isminin değiştiğini ve yepyeni bir isim ile yolarına devam ettiklerini anımsatan Hatimoğulları, “Ama aynı paradigma, aynı ruh, aynı mücadele azmi ile partimiz hakkında açılan kapatma davasına Türkiye'nin dört bir yanından halkımızın verdiği cevapla yolumuza HEDEP olarak devam ediyoruz. Biliyorsunuz ki Türkiye'de çok sayıda partimiz kapatıldı. Hangi parti ile yola devam ettiysek halkımız sürekli partilerimize HEDEP dedi. Ve halkımızın dediği oldu yeni partimiz HEDEP, partimize ve tüm Türkiye halklarına ezilen ve sömürülenlere hayırlı uğurlu olsun” dedi.

‘SONUNA KADAR TAŞIYACAĞIZ’

Çok büyük bedeller ödeyerek bu günlere geldiklerini söyleyen Hatimoğulları, “Birçok arkadaşımız, yoldaşımızı ağır bedeller ödeyerek bugüne kadar geldik bizler. Partimizin ve mücadelemizin emektarları olan; ve şu anda Kobanê Kumpas Davası’nda siyasi rehine olarak hapishanede tutulan Sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Selahattin Demirtaş’ı, Gültan Kışanak’ı, Sebahat Tuncel’i, Leyla Güven’i, Ayla Akat Ata’yı, Nazmi Gür’ü, Günay Kubilay’ı, Bülent Parmaksız’ı ve adını burada sayamadığımı çok sayıda siyasi rehine olarak tutulan yol arkadaşlarımıza buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum, onların mücadele bayrağını asla yerde bırakmayacağız. Sonuna kadar o bayrağı taşıyacağız” ifadelerini kullandı. 

TEŞEKKÜR ETTİ

Seçim sürecinden sonra il ve ilçe örgütlerinin yanı sıra birçok demokratik, emek, meslek kitle örgütleri ile bir araya geldiklerini anımsatan Hatimoğulları, öneriler doğrultusunda hazırlıklarına yön verdiklerini kaydetti. Bu doğrultu ile kongreye gittiklerini ve kongrelerinin çok coşkulu geçtiğini ifade eden Hatimoğulları, “Kongremize çok büyük bir katılım ve coşku hakimdi. Kongremize gelen siyasi partilere, emek-meslek örgütlerine, kurumlara, doğa ve insan hakları savunucularına, dünyanın dört bir yanından gelen yurt dışında ki konuklarımıza buradan teşekkürlerimi sunuyorum. PTT kargoyla çocuğunun cenazesi geldiği halde ben hala barış istiyorum diyen anaların sembolleştiği Barış Anaları kongremize çok büyük bir ruh kattı, onlara buradan büyük teşekkürlerimi sunuyorum. Yaşamın her alanında mücadeleyi kendine rehber edinmiş olan kadınlar; Türkiye’de iyice geleceksizleştirilmiş yarınını göremeyen ama yarınımızın umudu olan gençler kongremize büyük güç kattılar, onlara da teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürü Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında umudu, mücadeleyi ve geleceği heybesinde taşıyarak zılgıtlarıyla bizlerle olan değerli halklarımızla sonsuz teşekkürlerimizi  sunuyorum buradan” diye konuştu.

ASKERİ ANTLAŞMALARI ANIMSATTI

Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’deki iktidar uzu yıllardan beri Filistin davası benim ana davam der ama hiç biri doğru değil. Bu iktidar şu anda kan ağlayan mazlum Filistin halkının ne yazık ki gerçek anlamda yanında değil. Sadece Türkiye'de ki iç siyaseti tahkim etmek ve sadece kendi tabanına şirin gözükmek için Filistin'in yanındaymış gibi davranıyor ve Timsah gözyaşı akıtıyorlar ne yazık ki.  Burada Cumhur İttifakı’na MHP-küçük ortak dahildir. ‘Ben Filistin’e seve seve giderim’ diye bugün de açıklama yaptı. Buradan kendilerine soruyorum; AKP iktidarı döneminde İsrail ile geliştirilmiş olan ticari ve askeri anlaşmalar katlanarak artıyor. Sadece askeri anlaşmalardan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz, ey iktidar. Siz bu anlaşmalardan vazgeçmeyi düşünmüyorsanız siz Filistin halkının yanında olamazsınız. Siz olsa olsa Türkiye’deki Müslümanları sadece kandırmaya çalışmış olursunuz.

SAVAŞIN SESİNİ BASTIRINA KADAR

  1. Biz buradan HEDEP olarak mazlum Filistin halkının yanında olduğumuzu bir kere daha ifade ediyoruz ve mazlum Filistin için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bütün dünya kamuoyuna ve ayrıca taraflara buradan sesleniyoruz; Filistin’de devam eden bu saldırıların bir an önce bitmesi, sivil insanların yaşamını kaybetmesinin önüne geçilmesi için ne gerekiyorsa herkesin bir an önce seferber olması lazım. Bizlere savaşları dayatan insanlara, anlayışa, sisteme ve rejime karşı barıştan taraf olduğumuzu sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da da, dünyanın dört bir yanında da barış sesini yükselterek yanıt vereceğiz. Barışın sesi savaşı bastırana dek barış demeye devam edeceğiz.

DEMOGRAFİK YAPIYI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORLAR

Evet değerli haklarımız bizler, Filistin davasıyla ilgili konuşurken aynı saatlerde bir de Rojava bombalanıyor. 1 Ekim’den bu yana Rojava topraklarında Kuzey ve Doğu Suriye topraklarında  bombalanmadık hastane, yakıt istasyonu, okul bırakılmadı. Yine orada yaşayan 5 milyon Kürt yurttaş sivil ve diğer halklar bombardıman altında. AKP iktidarı diyor ki ‘Filistin’de barış sağlayalım’ ama aynı şeyleri İsrail’in Filistin halkına yaşattıklarını bu iktidar Rojava’da 2011’den beri Kürtlere yaşatıyor. O topraklar bombalanıyor. O topraklar tıpkı Gazze nasıl insansızlaştırılmak isteniyorsa, nasıl Filistinliler Sina Yarımadası’na ya da Necef Çölü’ne gönderilmek isteniyorsa aynısını AKP iktidarı Afrin’de yaşayan Kürt halkını oradan göndererek, zorla göç ettirerek, göç etmeyeni de katlederek nasıl yaptıysa şimdi bunu sürdürmek istiyor. Ve Rojava’da demografik yapıyı değiştirerek bizim komşularımız olan, oranın kadim halkı olan Kürt halkı ve diğer halkları o coğrafyadan sürerek ne yazık ki yerine kendi yandaşlarını yerleştirmek, yerine farklı kesimleri yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmek istiyor. İşte Türkiye’ye neden 5 milyon mülteci geldi biliyor musunuz? Bunun kapılarını AKP neden açtı? İnanın mültecileri sevdiği için değil, mülteciliği araçsallaştırdığı için bu politikayı izledi ve şu anda en büyük projesi büyük bir demografik yapı değişimini sağlayarak buradaki insanları götürüp oraya yerleştirmek ve bölgeyi Kürtsüzleştirmek. Buradan bir kez daha diyoruz ki Suriye topraklarından elinizi çekin.

SİLAHLI UNSURLARINIZI ÇEKİN

AKP iktidarına ve bu rejime bir kez daha diyoruz ki, bir an önce bütün silahlı unsurlarınızı Kuzey ve Doğu Suriye topraklarından hemen çekin. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmek üzere halen sorun olarak devam ediyor.  Eğer siz Filistin’de, Libya’da herhangi bir Ortadoğu ülkesine barışı taşıyacağım diyorsanız öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz. Öncelikle kronik olan derinleşmiş ve kanayan yaramız olan Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözeceksiniz ki bölgeye örnek olabilirsiniz. Ben barış istiyorum dediğinizde bölgenin diğer hakları sizleri ciddiye alabilsin. Bir kez daha diyoruz ki Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözmekten ve bunu bir model olarak bütün bölgeye sunmak dışında hiç bir çaremiz yok. Gelin Türkiye'deki bütün kesimler olarak barışa sahip çıkalım barışı bölgemizde tesis edelim akan kanı durduralım hep beraber.

DERHAL SON BULMALIDIR

Bizler savaştan ve Ortadoğu coğrafyasının yaşadığı eziyetten bu kadar bahsederken aslında çözümün önemli ismi, İmralı tecridinde olan Sayın Öcalan, Türkiye'deki Kürt sorunun çözülmesi ve Türkiye’deki haklar meselesinin nasıl çözüleceğine dair çok önemli fikirler sundu. 24 yıldır tecrit altına, 32 aydır ne ailesi ne de avukatlarıyla görüştürülmüyor. Kürt halkı başta olmak üzere bölge halklarının en önemli taleplerinden biri tecridin son bulması. Çözüm demokratik diyalogtur. Herkesi tecride karşı durmaya davet ediyorum. Tecrit derhal son bulmalıdır.

BÜTÇE YOKSULU EZİYOR

Bakın 2024 bütçesi görüşülmeye başlandı. Bütün Türkiye'nin gözü ve kulağı, Meclis’in bütçe görüşmelerinde olacak. Çünkü bu bütçe Türkiye’de 84 milyon yurttaşımızı doğrudan alakadar eden, doğrudan ilgilendiren ve geleceğinin göstergesi olan bir bütçedir. Ama bu sunulan bütçede bizler gerçekten göreceğiz ki hiçbir şey değişmemiş. Eski tas eski hamam. Bu bütçede yine iktidar, bir türküde söyler, tahsildar da çıkar köyleri gezer, elinde kamçısı yoksulu ezer. İşte tam da yoksulu ezen bir bütçeyi bir kere daha parlamentoda bizlerin önüne getirecekler. Orta ve küçük ölçekli esnaf, çiftçi, üretici, vergi yükü altına inim inim inliyor. KDV’lerden önemli bir gelir kaynağı sağlayarak içtiğimiz suya, yediğimiz ekmeğe kadar her şeyden KDV üzerinden gelir elde eden iktidar ne yazık ki, bu geliri halka adil bir şekilde dağıtmadığı için açlık sınırın altında yaşamaya mahkum edilmişiz hep birlikte.

EMEKLİLERİN YANINDA OLACAĞIZ

Biliyorsunuz emekliler maaşlarına zam beklerken, 5 bin liralık bir ikramiye verilecek. Bu ikramiye bir sefere mahsus verilecek. Peki bu maaşına zam bekleyen emeklilerin ihtiyacını karşılar mı? Karşılamaz. Bugün Erdoğan gelsin 7 bin 500 TL aylık gelirle geçsin, geçinebilir mi. Onların bir günlük saraydaki masrafı bütün emeklilere yetecek kadar. Bugün emekliye layık gördükleri ise 7500 TL’dir. Bunun anlamı nedir? Siz tamam yaşlandınız, harcadığınız emekler de bitti, hadi emekli kenara, git evinde otur. Oysa emekliler bugüne kadar emek vererek, alın teri dökerek, bu toplumi bugüne kadar taşımış olan insanlar. Ve bizim emeklilere borcumuz var. Sevgili emekli kardeşlerimiz bizler HEDEP olarak haklarınızı sonuna kadar savunacağız. Hem parlamentoda hem de sokakta yürüttüğünüz eylem ve etkinliklerden sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz.

DEPREMDEKİ YALANLARA İŞARET ETTİ

Deprem bizden çok şey götürdü. Depremin üzerinden 8 ay geçti. Geriye dönüp orada ki yaşama baktığımızda emin olan değişen hiç bir şey yok. Bakın depremin ilk anından itibaren bu iktidar ne yaptı. Ana akım medyanın büyük kameralarının olduğu yerde birkaç çadır kurdu ve bunları basına servis etti. Bütün dünya ya da bütün Türkiye zannetti ki gerçekten her yere böyle çadırlar kurulmuş ve insanların açlığı gideriliyor. Ama koca bir yalan. İnanın adresini bile biliyorum. Şimdi o çadırları kurup ve kameraların yerleştirildiği yerlerin hepsi yalan ve dolan. 15 milyonu etkileyen bu depremde bizler çok büyük acılar çektik ve çekmeye devam ediyoruz. Hala deprem bölgesinde insanların hijyen kitlerine, temizlik malzemelerine, temiz içme suyuna ihtiyaçları var. Bakın kış yaklaştı ki bazı bölgeler kışı daha da ağır yaşıyor. Yaklaşan bu kışta biliyorsunuz ki yağan yağmurlarda da seller o insanların çadırlarını götürdü. Toplumsal dayanışma ağlarının onlara verdiği battaniyeleri ve çarşafları sel alıp götürdü. Her gün konteynerlerde yangınlar çıkıyor.

BAŞKA YERE HARCADILAR

Çünkü hepsi sağlıksız ve korumasızdır. Birçok bölgede hala taş üstüne taş konmamış. Okul bile yapılmadı. Her okulun yerine bir prefabrik okul yapmak çok mu zordu? Bunu bile yapmadılar. Çocukları şu an servislere mahkum ederek bir saatlik yol almalarını istiyorlar. Depremzede bütün bu acılar içinde diyor ki bizleri unutmayın, bizleri unutturmayın. Acılarımıza merhem olun, biz gündemden düşersek bizim hayatlarımız daha da zora girer. Ve biz çok ifade ettik, bu parlamentoda ve parlamento dışında. Depremzedelere derhal konut inşa edilmelidir. Bu bütçe 2024 bütçesinin temel odaklanacağı noktalardan birisi depremzedelerin konutlarının maliyetlerinin karşılanması olmalıdır. Ama bu iktidar bunu yapmaz, önceki ara bütçe görüşmesinde de depreme ayırdıkları paraları bile başka yere harcadılar. Aynısını bir kez daha yapacaklar. Deprem vergileriyle yol ve havaalanı yaptılar. Bu muydu bizim ihtiyacımız. O para depremzedelere kalsaydı ve onların konutları yapılıp ücretsiz bir şekilde konut ve işyerleri verilseydi ne olurdu? Olması gereken bu değerli arkadaşlar. Bir sosyal devlet varsa o da yurttaşının en acil ihtiyaçlarını gidermek için olur.

SİNCAN’DA KOMŞU YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR

Bu iktidar Kürt düşmanlığını diri tutmak için Kobanê kumpas davası gibi davayı kurguladı. Bu davanın senaryosunu, adeta sarayın hukukçuları ile yazdılar. Çünkü şu anda bağımsız bir süreçten bahsetmek mümkün değil ne yazık ki. Yargı hiç bir biçimde bağımsız değil ama hiç bir zaman da bu kadar bağımlı, bu kadar iktidarın koltuk değneği haline gelmemişti. Gerçek şu ki Türkiye halkları Kobanê’de Kürtlerin bölgedeki Araplar ile diğer halkların birlikte yürüttüğü mücadeleye hepimiz minnettarız. IŞİD’in bütün dünyaya yenilebileceğini Kobanê direnişi göstermişti. IŞİD’in sınırda komşu yapmaya çalışanlar, şimdi Sincan Adliyesinde komşu yapmaya çalışıyorlar.

KOBANÊ’DE KAYBETTİ, SİNCAN’DA DA EDECEK

Uzunca ifade ettiğimi Rojava sürecinde şunun altını çizmek isterim ki, bu bölgeye IŞİD’i, el Nusra’yı ve uzantısı çeteleri yerleştirerek aynı zamanda demografik yapı değişimi isteniyor. Oysa biz onları komşumuz değil. Biz orada bulunan halkların komşumuzu olmasını istiyoruz. Tarih şahit olsun ki bu zihniyet Kobanê’de kaybetti, Sincan’daki kumpas davasında da kaybedecek, halklar kazanacak, özgürlükler kazanacak, barış ve kardeşlik kazanacak.

KADINLAR OLARAK KARŞI DURMAK ZORUNDAYIZ

Türkiye’de Mayıs seçimlerinden sonra ne değişmeye başladı? Kadınlara müdahalede artış var. Bu, bizim dikkatimizi çekiyor mu? Gündelik hayatlarımızda sokağı çıktığımızda kamusal alanlarda kadınlar her yerde saldırılara uğruyor. AKP iktidarı geçmiş dönemde de söylediği gibi bizler kültürel ve ideolojik hegemonyamızı henüz kurmuş değiliz demişlerdi. Şimdi bu dönemde kültürel ve ideolojik hegemoyasını kurmak için kadın bedeni ve emeği üzerindeki saldırılarını yoğunlaştırmış. Kadınların giyim kuşamından, yaşam tarzına kadar her şeye müdahale eden bir anlayışı toplumda hakim kılmak istiyor. Ama toplum bunlara evet demedi, demeyecek. Sadece bu mu? Hayır! Sanatçılara müdahale var, konserlere, festivallere müdahale var. Peki bu toplum neyden ve nasıl beslenecek? Tiyatrolara müdahale var. Hatırlayalım; 1980 askeri cunta darbesi gerçekleştikten sonra aradan 4 yıl geçiyor ve doğrudan Kenan Evren’i eleştiren kabareler İstanbul’da sahneleniyordu. Bizi askeri cunta döneminin de gerisine götüren bu baskıcı rejime karşı en fazla biz kadınlar ama elbette toplum olarak karşı durmak zorundayız.

ASLA BOYUN EĞMEYECEĞİZ

Bu iktidar döneminde İstanbul Sözleşmesi ortadan kaldırıldı. Şimdi Meclis’te torba yasada kadınların aldığı nafaka hakkı tartışma konusu olmuş durumda. 6284 sayılı kanun yine gündemde ve tartışılıyor. Bunu da yasadan çıkarmak istiyorlar. Sürekli makbul kadın tarifi yapıyorlar. Evet sevgili kız kardeşlerim, sevgili kadınlar bizler bedenimize Biz kadınlar; bedenimize, emeğimize ve kimliğimize yönelik sistematik bu saldırılara karşı sessiz kalmadık, kalmayacağız. Bu erkek egemen zihniyetine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizlere yaşamlarımızı dar etmeye çalışan bizi dört duvar arasına hapsetmeye çalışan bugüne kadar yürüttüğümüz mücadelelerle çok sayıdaki kazanımlarımıza el koymaya çalışan bu iktidara sözümüz; asla boyun eğmeyeceğiz. Dün nasıl boyun eğmediysek nasıl kadınlar tarih boyunca mücadele ede ede bugüne geldiyse bundan sonra da bizler mücadele tarihimizi daha ileriye taşımak için örgütlü bir biçimde mücadele etmeye devam edeceğiz.

KADIN İTTİFAKI

Bütün dünyaya örnek olan ve Türkiye’de herkese önerdiğimiz ve esasen aslında bütün dünyaya önerdiğimiz eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sistemimizi hedef alan politikalar, atanan kayyımlar, kapattıkları kadın kurumlarına karşı bizler bunları yeniden açmak üzere mücadelemizi sürdüreceğiz. Kadın cinayetlerine tacize ve tecavüze her türlü erkek egemenliğine erkek devlet şiddetine anlayışına karşı nefret cinayetlerine karşı bizler mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunu kadın ittifakı ve dayanışması ile örgütleyeceğiz. ‘Kadın yaşam özgürlük, mara heya hurriya , jin jiyan azadî’ şiarı yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.  

KURTULUŞ ÜÇÜNCÜ YOL

Toplumun kurtuluşu üçüncü yol siyasetindedir, bizler bütün tarihsel birikimlerimizi değerlerimizi bu yolu daha fazla açmaya daha fazla büyütmeye ve bu yolda daha başarılı ilerlemek için hep birlikte bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Bu topraklar üzerinde özgürlükten, barıştan ve demokrasiden yana yükselen bütün seslerin taşıyıcısı olacağız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken bu seslerin iradesiyle demokratik cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğiz. Bu iradeyi bu ülkenin yönetimine de hep birlikte taşıma iddiamızı daha da güçlendireceğiz. Toplumun tıkanan nefes borularını tek tek açacağız. Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşama hayallerini gerçekleştireceğiz. Emekçilerin ezilenlerin yoksulların, ekmek ve özgürlük mücadelesinin sonuç verdiği günleri hep birlikte göreceğiz. Gündüzlerinde sömürülmeyen gecelerinde aç yatılmayan bir dünya hayalimiz var ve dimdik ayakta. Bu umut ve direnç ve kurucu irademizle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, yolumuz açık olsun, yeni partimiz bütün Türkiye halklarına kutlu olsun hepimize hayırlı uğurlu olsun."

Editör: Hamza Özkan