Moskova’da yaşanan protestoların sergilediği siyasal tablo Türkiye bakımından tanıdık olsa da Erdoğan hükümetinin gelecek vizyonunu anlamak bakımından önemli veriler sunuyor.





Moskova’da Cumartesi günü, protestolar vardı. Temiz ve dürüst seçim talep eden göstericiler, Moskova Devlet Duması seçimlerinde bağımsız adayların adaylığının İl Seçim Kurulu tarafından kabul edilmemesini protesto ettiler.

Polisin sert biçimde müdahale ettiği gösterilerde toplam 1047 kişi gözaltına alındı – bu Rusya Federasyonu tarihinin en yüksek gözaltı sayısıydı.

Gösterilerin arkasında, Aleksey Navalnıy liderliğindeki Putin karşıtı liberal muhalefet var. Navalnıy, Yolsuzlukla Mücadele Vakfı’nın kurucusu. 2013 yerel seçimlerinde Moskova belediye başkanlığına aday oldu ve %27 oy ile ikinci sırada yer aldı. Sosyal medyada çok etkin olan Navalnıy, özellikle yolsuzlukları teşhir ederek çok geniş tanınırlığa ulaştı.

Bağımsız adaylara keyfi engelleme

Önümüzdeki Eylül ayında yapılacak yerel seçimler için bu vakfın çevresindeki adaylar, bağımsız adaylık için başvurdular. Rusya yasalarına göre bağımsız aday olabilmek için gerekli olan imzaları da topladılar. Ki yasa, seçmenlerin %3’ü gibi oldukça yüksek bir imza sayısını zorunlu kılarak, aslında bağımsız aday olmanın da önünü kesiyor. Ancak Moskova İl Seçim Kurulu, buna rağmen, imzalarda gerçek olmayan bilgiler bulunduğu gerekçesiyle, Lyubov Sobol, İlya Yaşin, İvan Jdanov, Dimitriy Gudkov, Konstantin Yankauskas ve Yuliya Galyamina’nın adaylığını reddetti. Bu adaylar da “İzin ver!” sloganı altında 27 Temmuz’da sokak gösterilerine çağrı yaptılar.

Bu çağrı geniş bir karşılık buldu. (Katılım, İçişleri Bakanlığı'na göre 3500, göstericilere göre ise 5 ile 10 bin arasındaydı) Rusya bu türden sokak gösterilerinin pek sık yaşandığı bir ülke değil. Moskova İl Seçim Kurulu’nun önünde toplanan göstericiler, ana caddeyi kestiler, gün boyunca engellemelere rağmen eylemde ısrar ettiler. Attıkları slogan: “Bize seçimleri geri verin!” oldu.

Herhalde, eylemin kitleselliğinin sebebi, yaşanan keyfi engellemenin halkta itiraz duygusu uyandırmasıydı. Moskova İl Seçim Kurulu önünde gün boyunca süren bu protestonun, ‘seçme-seçilme hakkı’ talep eden, burjuva-demokratik karakterde olduğunu söyleyebiliriz. Polisin uyguladığı ağır şiddete rağmen, muhalefetin 3 Ağustos için yeniden sokak gösterilerine çağrı yapması bir kararlılık ifadesiydi. Adaylar ise, İl Seçim Kurulu tarafından reddedilen taleplerini Merkezi Seçim Kurulu’na taşıdılar. Burada da sonuç alamazlarsa, mahkemeye başvuracaklar.

Piyasa demokrasi getirmedi

Rusya’da Vladimir Putin’in partisi ‘Birleşik Rusya’ dışında birçok parti resmen var olsa da, bunların herhangi bir şehrin belediye seçimlerini kazanması veya etkin bir devlet başkanı adayı çıkarmaları pratikte mümkün değil. Bu örnekte, belediye meclisi adayı olmaları bile engellendi.

Putin yönetimi, Sovyet sonrası dönemde, toplumsal mülkiyetteki fabrika, kolektif çiftlik ve devlet çiftliklerini yağmalayarak bir gecede zenginleşen eski parti bürokratlarının, yeni oligarkların belli bir dengesine dayanıyor. Bu oligarkların akçeli işlerine ve hatta yolsuzluklarına pek karışılmıyor, ancak siyasal parti kurmalarına, hele de Batı tipi liberalizme dayanan parti kurmalarına asla müsaade edilmiyor. Navalnıy’ın hareketi de Rusya’daki oligarklar tarafından ürküntüyle karşılanıyor ve onu sadece yurtdışında yaşayan Hodorkovskiy açıktan destekliyor. Zaten Hodorkovskiy de liberal bir siyasal parti kurmaya kalkıştığı için yurtdışına gitmek zorunda bırakılmıştı.

Putin yönetimi, bir yandan kapitalizmi esas alıyor, onu geliştiriyor, ama diğer yandan bu gelişmenin yol açtığı siyasal temsil taleplerini bastırıyor. Tek lider, tek parti dışında hiçbir siyasal gücün gelişip güçlenmesine izin vermiyor.

İronik olan ise, SSCB döneminde, 1960’larda ve 70’lerde Hruşçov ve Brejnev yönetimleri altında başlayan piyasa yönlü politikaların sürekli olarak ‘demokrasi’ ile gerekçelendirilmesiydi. Daha fazla piyasa, daha fazla demokrasi getirecekti. Bu gerekçelendirme, Gorbaçov yönetimi altında başlatılan ‘Perestroyka’ (Yeniden inşa) kampanyası ile doruk noktasına vardı. Nihayetinde SSCB Yeltsin grubu tarafından, Rusya’nın bağımsızlığı ilan edilerek zorla dağıtıldığında, ortaya çıkan bu oligarşik rejim oldu. Unutulmaması gereken, Yeltsin’in bu rejimi, kendisine itiraz eden parlamentoyu tanklara bombalatarak kurduğu idi.

Hükümet yanlısı medya hedef gösterdi

Moskova’daki protestolar, bu siyasal rejimin keyfiyetine karşı bir yurttaş itirazı biçimindeydi.

Hükümet yanlısı medyada ise, göstericileri suçlayan bir dil hâkimdi. Örneğin, vz.ru (Vzglyad) sitesinde yer alan bir haber yorumda, göstericilerin büyük kısmının Moskova’da oturmadıkları, gösteriler için şehir dışından geldikleri, dolayısıyla meselenin Moskova yerel seçimleri olmadığı, gösterilerin Ukrayna destekli olduğu belirtiliyordu. Hatta yazının başlığında “Moskova'daki muhalefeti Ukrayna ordusu destekleyecek” şeklinde, doğrudan hedef gösteren bir dil kullanıyordu – ancak haberde bu iddiayı destekleyecek bir veri sunulmuyordu.

Olayları 1. sayfadan veren RBK gazetesi ise, polisin orantısız güç kullandığına vurgu yaptı. Gazetede yer alan haberde, kampanyanın gençlerin ve aydınların ilgisini çektiği; göstericilerin, devlet otoritelerinin uyarılarına rağmen, polis şiddetini ve ceza davalarını göze alarak izinsiz gösteriye katılmalarının bir radikalleşme işaretiolduğu da belirtildi. Haberde, gösteri alanında cep telefonlarının jammer kullanılarak kesilmesine rağmen, göstericilerin sosyal medya üzerinden haberleşmeyi başardıkları ve ‘polisten daha mobil’ olduğu belirtildi.

İktidar, yasağı topluma anlatamıyor

Yine aynı haberde yer verilen, siyaset bilimci Mihail Vinogradov’un görüşüne göre, olayların bundan sonraki seyrini “iki zayıflığın rekabeti” belirleyecek: Muhalefet henüz sivil toplumdaki enerjisini politik bir özneleşmeye dönüştürebilmiş değil, çünkü aktivistler koalisyonunu geniş ölçekli bir toplumsal harekete çeviremedi. Diğer yandan ise, iktidar da “sistem dışı” muhalefetin neden politikada yer edinemeyeceğini topluma anlatamıyor. Bu konuda kendisi dışında kimseyi ikna edemiyor. İktidarın kendisi de protestoların işaret ettiği gerçekliği kabul etmek ile, protestoları ABD Dışişleri Bakanlığı’nın planları ya da elitler arası kavganın gerekçeleri ile açıklamak arasında bölünmüş durumda.

Gösteri çağrısı yapmaktan otuz gündür hapiste tutulan Aleksey Navalnıy’ın, gösterilerden bir gün sonra, “alerjik reaksiyon” geçirdiği belirtilerek hastaneye kaldırılması da zehirlendiği şüphelerini doğurdu. Polis hastane önünde bekleyen gazetecileri ve Navalnıy yandaşlarını da gözaltına aldı. Navalnıy’ı bugüne kadar muayene etmiş olan doktoru ise, onun hiçbir alerjisinin bulunmadığını açıkladı.

Putin rejimi Erdoğan’ın da ilham kaynağı

Moskova’da yaşanan protestoların sergilediği siyasal tablo, bir yanıyla Türkiye bakımından tanıdık olsa da, diğer yanıyla da Erdoğan hükümetinin gelecek vizyonunu anlamak bakımından önemli veriler sunuyor. Zira, Putin rejimi tipinde, iktidara aday olabilecek hiçbir partinin bulunmadığı, tek partili, tek liderli bir başkanlık sisteminin Erdoğan için çok önemli bir ilham kaynağı oluşturduğu bir sır değil. Ancak görünen o ki, Putin bile olsanız, bir yerden sonra toplumsal ve siyasal muhalefetin gelişmesini engelleyemiyorsunuz.