HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ:Tecrit bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunudur

      HABER MERKEZİ – HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Tecrit sadece Kürtlerin sorunu mu?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında "Tecrit bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunudur" diyen Yüksekdağ, açlık grevlerinin rollerini oynayamadıkları eleştirisinde bulunduğu tüm muhalefet ve devrimci, sosyalist mücadele dinamikleri için eleştiri ve bir işaret fişeği olduğunu vurguladı.

Manşet 02.01.2019, 11:01 02.01.2019, 11:01
6
HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ:Tecrit bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunudur

 

 

 

HABER MERKEZİ – HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Tecrit sadece Kürtlerin sorunu mu?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında "Tecrit bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunudur" diyen Yüksekdağ, açlık grevlerinin rollerini oynayamadıkları eleştirisinde bulunduğu tüm muhalefet ve devrimci, sosyalist mücadele dinamikleri için eleştiri ve bir işaret fişeği olduğunu vurguladı.


MA'nın haberine göre; PKK lideri Abdullah Öcalan’a dönük süren tecrit politikasına karşı tutuklu bulunan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi eylemi 56’ncı gününe ulaştı. Diğer cezaevinde başlatılan açlık grevleri de devam ederken, Güven’e destek için iki yılı aşkın süredir tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi’nde 3 gün açlık grevine giren HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ bir yazı kaleme aldı.


Yüksekdağ, Duvar’da çıkan “Tecrit sadece Kürtlerin sorunu mu?” başlıklı yazısında tecrit, Leyla Güven’in ilk adımını attığı açlık grevleri, hükümetin buna dair sergilediği tutum ve muhalefetin sessizliğine değindi.


Yüksekdağ’ın kaleme aldığı yazısı şöyle:


 “Bu soru kim bilir kaç kez soruldu. Sayılması zor ama kim bilir ne kadar da çok yanıtlandı. Yıllar boyunca Kürt siyaseti ve demokrasi güçleri İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin bir Türkiye, hatta bölge sorunu olduğunu anlattı, anlatmaya çalıştı. Bu çabaların anlaşılmadığı her yıl ve her gün Türkiye kaybetti, halklar kaybetti.


‘YÜZLEŞMEK VE HAKİKATE ULAŞMAK ZAMANIDIR’


Nice büyük mücadelelerle, bazen haykırarak, bazen konuşarak, bazen sokaklarda, alanlarda eylem adımlarıyla yürüyerek anlatılmaya çalışılan hakikatten kimsenin kaçması mümkün değil. Ona sırtınızı dönebilirsiniz, yüzleşmekten, karşı karşıya gelmekten korkabilirsiniz; ama sizi adım mesafesinde takip etmesinden, soluğunu ensenizde hissetmekten kurtulamazsınız. Artık herkes için kaçmak, saldırmak ya da sorunun etrafından dolaşmak değil, yüzleşmek ve hakikate ulaşmak zamanıdır. İşte böyle bir zamandayız. Bilene ve bilmek isteyene hayat yeni bir şey anlatabilir. Gidene ve gitmek isteyene yeni bir yol açabilir…


Tam da böyle bir anda Leyla Güven bir öncü politik kadın olarak hayati ilk adımı attı. Bu bir tesadüf değil. Tarihin zorlu süreçleri tesadüfleri sevmez. Tecridin ve çözümsüzlüğün yarattığı zorlu ortamın en ağır acısını, çilesini, sonuçlarını kadınlar yaşıyor; kaybedilen barışın ve dahi tek bir canın değerini en derinden kadınlar hissediyor. Leyla Güven, yok edilmeye uğraşılan yaşamın ve erdemli insanlık hissiyatının dilini, çığlığını kadın mücadelesinin bağrından gelen bir sesle, tecrit saldırısını en ağır yaşayanların isyan duygusuyla yükseltiyor şimdi.


‘KÜRTLERİN DERDİNİ ANLATABİLMEK İÇİN DAHA KAÇ DİLDE KONUŞMASI GEREKİYOR’


Kürt halkı ve kadınları derdini anlatmak için bu kez en evrensel ama en çileli dili kullanıyor. Açlığın dilini… Leyla Güven ile başlayan süresiz açlık grevi dalga dalga yayılarak, onlarca hapishanede eylemin diline dönüştü aynı zamanda. “Kürtlerin derdini anlatabilmek için daha kaç dilde konuşması gerekiyor” diyesi geliyor insanın. Her anlatma çabası, anadilleri gibi “bilinmeyen dil” muamelesi görüyor çoğu zaman. Açlık grevleri karşısındaki yaygın kamuoyu yaklaşımı da buna benziyor.


Zulmün dört yanı sardığı, savaş ve ölüm tamtamlarından kimsenin birbirini duymadığı anlarda, sırf bedeniyle, iradesiyle ses olmak, yol açan eylem olmak, direnenlerin tercihi değil, zorunluluğu olabilir bazen. Ama tarih de kritik bazı anlarda zorunluluğu kavrayanlar tarafından yapılır. Peki zorunluluğu ya da o değilse sorumluluğu kavramayanlar? İşte asıl mesele!


‘ÇOK YÖNLÜ KRİZİN EN ÖNEMLİ POLİTİK KAYNAĞI İMRALI’DAKİ TECRİT’


Yaşanan siyasi, ekonomik, sosyal kriz karşısında günün kurtarılamayacağı, idare edilemeyeceği her geçen aşamada daha net görülüyor. Bu çok yönlü krizin en önemli politik kaynağı ise, İmralı’daki tecritte zirveleşen ve keskinleşen Kürt sorununun çözümsüzlüğü. Siyasi iktidar ve hakim devlet aklı bir yüzyıl daha “ezerek çöz” taktiğiyle idare edeceğini düşünebilir. Ama ya ülkenin demokratik aklı, vicdanı ve onu temsil edenler? Ya da demokrasi derdi olmasa bile az buçuk aklı ve vicdanı kalmış olanlar? Bu kamuoyunun bir kısmında, Kürt halk önderine uygulanan mutlak tecrit konusunda mutlak sessizlik hakim. Bazıları da olaya “mutlak ihtiyat”, “mutlak mesafe” penceresinden bakıyor. Başka bir eğilim de “ağırlaşan faşizm, sömürü ve dikta rejimi” gerçeğini genel ve öncelikli sorun olarak görüp, özel olarak tecrit, savaş, inkar sarmalında kördüğüme dönmüş Kürt sorunu ile ilgilenmiyor. Faşizmin neden ve nasıl böyle ağırlaştığı gerçeğiyle ilgilenmeyen ilginç ve seçmeci bir tutum! Kimsenin seçme şansını kullanmasına müdahale edemeyiz ama yanlış şıkkı işaretlediğini de söylemek zorundayız. Evet, yanlış seçim.


‘İMRALI’NIN ETRAFINI DOLAŞARAK KİMSE BİR YERE VARAMAZ’

Bırakalım memleketi, bölgede taşı kaldırsanız altından Kürt sorunu, Kürt gerçeği çıkıyor. Faşizm, bölgesel savaş, gericilik bu sorunun çözümsüzlüğünden besleniyor ve kendini üretiyor. Bu gerçeği görmezden gelerek, Kürt halk mücadelesi ve İmralı’nın etrafını dolaşarak kimse bir yere varamaz. Bugün Türkiye’nin çoğunluğu nefesi darala darala varlık mücadelesi veriyorsa, beka tehdidi adı altında söz söyleyenden, yan bakana kadar herkes baskı ve saldırıların hedefi oluyorsa, AKP gibi çoğunluğu kaybetmiş bir parti, MHP gibi marjinal ırkçı-milliyetçi bir yapı, Kürt düşmanlığında ortaklaşarak karşılıklı ömürlerini uzatıyor ve zulüm böylece tahkim edilerek sürüyorsa, gerçeğe dosdoğru bakmak sorumluluğu, muhalefetten yana kimsenin yakasını bırakmaz. İktidar ve küçük ortağı zaten bütün rezaleti, kabahati açıktan üstlenmiş durumda. Ama muhalefet adına hareket edenlerin belirsiz, sorumluluk alma iradesi gösteremeyen yaklaşımlarının bedeli daha acı olur. Çünkü birbirinin acılarına, sorunlarına yabancılaşmış bir muhalif alanda herkes kaybeder. Türkiye’deki demokratik muhalefet ve emekçi sol güçlerin saflarında İmralı’daki tecride tutum alma ve yürütülen mücadelenin parçası olma noktasında yaşanan ikircikli ve mesafeli durum ne kadar hızlı ve nitelikli olarak değişirse, kazanma hattı da o kadar güçlü tahkim edilir.


‘TECRİT BİR KÜRT SORUNU DEĞİL, TÜRKİYE SORUNUDUR’


Türkiye’deki temel meselelerin İmralı’daki Sayın Öcalan’a uygulanan ağır tecrit sürdükçe ve çözüm iradesi rehin tutuldukça aşılamayacağı ortada. Bu temel gerçeğe göre, tecrit bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunudur. Bugüne kadar bu temel sorunun çözümü konusunda birleşik demokratik bir iradenin sergilenmemesinden doğan boşluğu, hapishanelerden açlık grevleriyle doldurma tavrı ortaya çıktı. Zorunluluğun ortaya çıkardığı bir sorumluluk iradesi olarak açlık grevleri, şimdi rolünü yeterli oynamayan tüm muhalefet ve devrimci, sosyalist mücadele dinamikleri için eleştiri ve bir işaret fişeğidir. Harekete geçmek, talepte ve eylemde birleşmek için büyük fırsat ve aynı zamanda görevdir. Özellikle sosyalist ve emekçi sol güçlerin böyle bir süreçte öncü sorumluluk alması, açlık grevlerinin ve tecride karşı hareketin Batı’dan sahiplenilmesi mücadelesinde lokomotif rol oynaması büyük önem taşır.


‘SIRADIŞI ZAMANLAR VARDIR’


Artık fazla söze gerek yok. Sıradışı zamanlar vardır. Herkes sadece eylemiyle anlatır kendini güne; ve öyle anlaşılır tarihte. Zindan duvarlarından yankılanan zılgıtlar, sloganlarla süresiz açlık grevi başladığında, böyle sıradışı bir zamana daha girildi. Pırıl pırıl, yaşam ve neşe dolu kadın ve erkekler, ölüme grev halayı çekerek gitme cesaretini kuşandığında, bunun dışındaki her şeyin nasıl küçülüp, önemsizleştiğini tarih bilir. Tereddütler küçüktür, “ama”lar önemsizdir, korkular aşılmıştır. Aynı faşizm tarafından ezilirken “ayrımcılık yapmak” gereksizdir… Şimdi faşizmin derin karanlığından vurgun yiyenlerin yaşadığı dip sarhoşluğundan sıyrılmanın ve güçlü, bilinçli, iradeli olarak aydınlığa, kurtuluşa, önemli hedeflere yönelmenin sırasıdır. İnanıyorum ki, faşizmin felç edici etki alanını kıracak, böyle bir süreçte Türkiye emekçi sol-sosyalist güçleri üzerlerine düşen tarihsel sorumluluğu yerine getirmede tereddüt etmeyecektir."

Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
2020- 2021 Yılın Şampiyonu Hangi Takım olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 36 83
2. M. United 36 70
3. Leicester City 36 66
4. Chelsea 36 64
5. Liverpool 36 63
6. Tottenham 36 59
7. West Ham 36 59
8. Everton 36 56
9. Arsenal 36 55
10. Leeds United 36 53
11. Aston Villa 36 49
12. Wolverhampton 36 45
13. Crystal Palace 36 44
14. Southampton 36 43
15. Burnley 36 39
16. Newcastle 36 39
17. Brighton 36 38
18. Fulham 36 27
19. West Bromwich 36 26
20. Sheffield United 36 20
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 37 83
2. Real Madrid 37 81
3. Barcelona 37 76
4. Sevilla 37 74
5. Real Sociedad 37 59
6. Real Betis 37 58
7. Villarreal 37 58
8. Celta de Vigo 37 53
9. Athletic Bilbao 37 46
10. Granada 37 45
11. Osasuna 37 44
12. Cádiz 37 43
13. Valencia 37 42
14. Levante 37 40
15. Deportivo Alaves 37 38
16. Getafe 37 37
17. Huesca 37 33
18. Elche 37 33
19. Real Valladolid 37 31
20. Eibar 37 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56