Yeni Yaşam Gazete’sinden Veysi Sarısözen Yazdı: Kürt sorununa teorik yaklaşım

Bazan dil sürçmesiyle kimi siyasetçiler “Kürt sorunu demokrasi ya da özgürlük sorunu” demekte.

Böyle bir ifadeyi kullananın “imanından” şüphe edecek değilim.

Değilim de, böyle ifadeleri düzeltmekte de yarar görürüm.

Basit bir cümle olmakla birlikte, kendi içinde büyük bir karışıklığı da içermekte. Karışıklık şurada:

Bu cümle “sorun” ile “sorunun çözümünü” birbirine karıştırmakta.

Sorun malum “Kürt sorunu”.

Kürt sorunu yalnız ve basitçe bir “kimlik”  sorunu değil. Kimlik sorunu, birbirinden farklı kimliklere sahip olup da, kimlikleri tanınmayan ya da aşağılanan ya da önemsenmeyen herkesin sorunudur. Örneğin sanatçı Bingöl “ben manav değilim, bilinçliyim” dediği zaman “manav kimliğine” sahip yurttaşlar haklı olarak “kimliklerinin” rencide edildiğini düşünecektir. “Ormancı” türküsünü bilen bilir. Bir ara “ormancı kimliğine” sahip olanlar bu türküye öyle kızmışlar, kimliklerinin aşağılandığı duygusuna kapılmışlardı ki, uzun bir zaman “ormancı” türküsü yasaklanmıştı. “Esnaf karısı Binnaz” da böyle bir tepkiye neden olmuştu. Çocukluğumda “Doktorun karısı kaçtı gece yarısı” türküsü yüzünden Antakya’daki doktorların fena halde bozulduğunu hatırlarım.

Bu gibi “kimlik” sorunlarının çözümü “meslekleri aşağılamama” kültürünün içselleşmesiyle ve elbette her meslek sahibinin insanca yaşamasını sağlayacak bir iktisadi düzenle çözülür.  Azınlıkların kimlik sorunu elbette ciddi bir sorundur. Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, öteki azınlıkların kimlik sorunu büyük bir yaradır. Kürtlerin de kimlik sorunu vardır. “Kuyruklu Kürt” lafının ırkçılıkla ilgili açıktır. Eğer Kürt sorunu yalnızca kimlik sorunu olsaydı, çözüm sistem içinde ırkçılığa karşı toplumsal hassasiyeti arttıran politikalarla çözülebilirdi. “Kürde Kürt” denince ve “Türkle Kürt eşittir” diye bağlayınca sorun anadilde eğitim hakkı ve nicel büyüklüğü hesaba katıldığında Kürtçe’nin ikinci resmi dil olmasıyla çözülürdü.

Ama eğer ortada bir ulus ve onun yaşadığı “anayurt” varsa, sorunun çapı büyür. Ortaya “Kürt ulusal sorunu” ve “Kürdistan sorunu” boylu boyunca çıkar, bu da Erdoğan’ın Filistin halkı için “savunduğu” kendi kaderini tayin hakkıdır.

Kürtlerin bir “ulus” olduğunu ve onların yaşadıkları yerin adının da “Kürdistan” olduğunu inkar edince, ve buna Kürt halk çoğunluğunun sosyal ve politik bakımdan örgütlü itirazını devlet şiddetiyle bastırmaya kalkınca ortaya çıkan soruna “Kürt sorunu” diyoruz.

O halde Kürt sorununun “demokrasi” sorunu olduğunu söylediğimizde, bu sorunu bulanıklaştırmış da oluyoruz. “Kürt sorunu aslında Türk sorunudur” gibi yakıştırmalar da böyledir. Sorunun adını koymaktan kaçtığın zaman çözüm de sisler arasında yitip gider.

Vaktiyle Rus devrimcileri “ulusal sorun sömürge sorunudur” demişlerdi. Bundan kasıt ulusal baskıya ve inkara “kültürel otonomiyle” değil, “sömürgelerin kurtuluşu” yoluyla ulaşılacağıydı. Bugünün dünyası elbette dünün dünyası değil. Emperyalizmin sömürge sistemi dünya ölçeğinde dağıldı. Ulus devletler ortaya çıktı. Kürt sorunu “eski dünyadan” bize kalan bir mirastır ve özü bakımından da değişmemiştir. Ama, Kürt özgürlük hareketi, sorunu yalnızca “sömürge” sorunu olarak ele almıyor. Kürtlerin kurtuluşunu yalnızca Kürt halkı için istemiyor. Karşımıza yalnızca “ulusal” bir çözümle çıkmıyor. Bu hareket, Kürt sorununun çözümünü “ulusal” çerçeveyi aşarak ele alıyor. Devrimci sürecin merkezinin tüm Ortadoğu açısından Kürdistan parçalarına kaymasından hareketle, sorunu “Konfederal Ortadoğu Ortak Evi” perspektifiyle koyuyor. Sömürge sorunu, demokrasiyle ve sosyalizmle iç içe geçiyor.

Bu yaklaşımın sağlam bir analize dayandığı açık. Günümüzde yalnızca “küreselleşme” sürecini yaşamıyoruz, sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte kapitalizm bir yandan “küreselleşti”, ama aynı zamanda küresel emperyalizmin egemen olduğu dünya “bölgeselleşme süreçlerini” de yaşıyor. Ortadoğu böyle bir “bölgeselleşme sürecindedir.” Burada bütün devletler ve toplumlar hemen hemen aynı sorunlarla boğuşuyor ve devrimci süreçler “ülke” sınırlarını aşıyor, “bölgesel” karakter kazanıyor.

Şematik bir ifadeyle özetleyecek olursak, Marks’ın programındaki “dünya devrimi” gerçekleşmedi, Lenin’in daha da çok, Stalin’in “tek ülkede sosyalizm” programı da. Şimdi “bölgesel devrimci süreçlerden” söz ediyoruz. Ortadoğu devrimci süreci bu tezi doğruluyor.

Geçmişte “sömürgelerin kurtuluşu metropollerdeki devrime” bağlıydı; bugün “tarihten miras kalan sömürge”, “bölgesel devrimci sürecin” öncüsü olmuştur. Yanlış anlamayın: Kır filan kalmadığı için “kırlardan şehirlere” çizgisinden söz etmiyorum. Tarihten miras kalan “sömürge” çoktan kapitalistleşti.

Kürt sorunu, aynı zamanda Ortadoğu sorunudur ve Ortadoğu dünya durumunu etkilediği ölçüde de evrensel çapta bir sorundur. Her türlü “basitleştirme” yanlış olacaktır.

şişli escort avcılar escort esenyurt escortbeylikdüzü escort