Doğar: Ön seçim demokrasinin oturtulması anlamında çok önemli bir parametredir Doğar: Ön seçim demokrasinin oturtulması anlamında çok önemli bir parametredir

VAN ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ  Gazeteci Hamza Özkan'ın sunumuyla “8. Gün" programına konuk olan, DEM Parti Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan Aday Adayı Ayşe Minaz, yerel yönetimleri, yerel seçimleri ve güncel gelişmeleri değerlendirdi.

Ötekilerin Gündemi 8. Gün Program konuğu, DEM Parti Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan Aday Adayı Ayşe MİNAZ

Hamza ÖZKAN: Sayın MİNAZ, programımıza hoş geldiniz. Sizi tanıyabilir miyiz? Siyasi geçmişinize ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Ayşe MİNAZ: Öncelikle buradan, bizleri izleyen herkese sevgi ve selamlarımızı gönderiyorum. Size de ayrıca bu yoğun süreçte bize zaman ayırıp bizi halka ve seçim bölgemize anlatmamıza vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Uzun bir süredir siyasi alanda yer alan biriyim. Şöyle bir geçmişe gittiğimizde, geçtiğimiz seçimde, 2019 Yerel Seçiminde Tuşpa Belediye Eş Başkanı seçildim. Biliyorsunuz ki Türkiye'de maalesef hukuksuzluk etrafından dolanan, dünya ve evrensel hukuk literatüründe eşi benzeri olmayan bir oylama sistemiyle mazbatanın ikinciye verilmesinden kaynaklı ben de Tuşba Belediyesi'nde meclis üyesi olarak yaklaşık 5 yıl görev yürüttüm. Burada çeşitli çalışmalarda yer aldım, farklı komisyonlarda yer aldım. Tabii onun öncesinde siyasetteki çalışmalarımdan önce de kadın mücadelesi alanlarında birçok alanda çalıştım. Van'da birçok kadın kooperatifinin kurulmasına birebir öncülük ettim. Burada kadınlarla birlikte toplumsal alanda kadın ekonomisine katkı sunmak için neler yapabiliriz ve ekonomik alanda var olmak için nasıl işler yapmalıyız noktasında birçok kadınla bir araya gelip üretim alanlarında bulunduk. Daha sonra Van Kadın Platformu’nun kurucuları arasındayım. Çeşitli kadın kurumlarında ve aynı zamanda TJA’nın  bir aktivisti olarak geri kalan bütün süreçlerde de yer aldım. Kentte bir kadın aktivist, bir çalışan olarak da şimdi Dem Parti’nin Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan aday adayıyım.

Hamza ÖZKAN: Sayın MİNAZ, partiniz bir önseçim kararı aldı. Daha önce de bazı yerlerde ön seçim yapmıştı, hem yerel hem genel seçimlerde. Bu defa hemen hemen bütün illerde ve ilçelerde ön seçim olacak. Sizler de aday adayları, halka gidiyorsunuz, STK’ları ziyaret ediyorsunuz. Bu kararı halk nasıl karşılıyor? Neler söyleyebilirsiniz?

Ayşe MİNAZ: Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; bu çok yerinde bir karar. Çünkü biliyorsunuz ki son geçtiğimiz seçim sonrası veya ondan önceki seçimler sonrası genelde halkla yapılan bütün toplantılarda halk, karar mekanizmasının biraz dışında kaldığının hissiyatını uyandırdı, merkezi düzeydeki politika belirleyiciler üzerinden; ve bunu nasıl çözebiliriz, bununla ilgili nasıl bir yol yöntem izleriz sorusu bugüne getirildi. Tabii şimdi Dem parti’nin geleneğinden gelen bütün yapılarda şöyle bir şey vardır: Biz toplumcu bir yönetimi esas alıyoruz. Yani toplumun bütün mekanizmalarının dahil olduğu, katılımcılık ilkesinin çok esas alındığı ve bu ilkeyle birlikte bir kent yönetimi ya da işte bir parlamenter düzeni yönetmeye bu şekilde gidiliyor. Yalnız bu yapılacak ön seçim, delegasyon üzerinde yapılacak ön seçim sadece bu kentin belli başlı kişileri üzerinden değil ya da belli başlı aileler, yapılar ya da toplumun diğer nüansları üzerinden değil; demokratik bütün kitle örgütlerinin, bütün STK'ların, meslek örgütlerinin, aynı zamanda mahalle yönetimlerinin hepsinin içinde bulunduğu büyük bir kent uzlaşısının projesidir. Bu sadece belli başlı bir küçük çapta bir delegasyon değil. Mesela ben Büyükşehir için söyleyecek olursam, yaklaşık 14-15.000 gibi bir delegasyon oyu söz konusudur. Yani mesela Bahçesaray’daki kişi de Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığı için söz hakkını bildirecek, Çaldıran'daki de. Yani dış ilçelere de bu açılacak, sadece Van merkezde kurulacak bir sandıkla değil. Aynı gün farklı farklı noktalarda sandıklar kurulacak ve bununla birlikte yani o sandıkta çıkacak hangi arkadaşımız olursa olsun partimiz bununla ilgili bir tasarrufa gitmeyecek; ve oradaki arkadaşlar net bir şekilde belirlenecek. O yüzden vatandaşın bu konudaki düşüncesi; mesela biz gün içerisinde birçok ziyaret, birçok görüşme yapıyoruz; halk bu konuda son derece tatmin edici duygularla bizi karşılıyor. Çünkü evet, artık bu yetki bende ve beni yönetecek, kentimi yönetecek bir kişiyi ben de seçebiliyorum. Yani bunun içerisinde olduğu için aslında pozitif bir duygu söz konusu diyebilirim

Hamza ÖZKAN: Sayın MİNAZ, Van'ın sorunlarına ilişkin neler söyleyebilirsiniz? Bir de Van tarihi bir kenttir; Van Gölü ile, Akdamar Adası ile, Van Kalesi’yle... birçok tarihi yerleri de var. Van’ın bu iki fotoğrafını, tarihini ve sorunlarını, yan yana getirirseniz neler söyleyebilirsiniz? Van şu an ne durumda?

Ayşe MİNAZ: Gerçekten bu noktada birçok şey söyleyebiliriz, birçok şey dile gelebilir ama Van, tam anlamıyla bir kent yoksunluğunu yaşıyor. Yani burada düşük sanayileşme, hızlı kentleşme ve hızlı çarpık kentleşmenin vermiş olduğu çok büyük kent handikapları var. Bununla birlikte çok ciddi bir imar sorunu var. Yani Van'da şu an siz hangi bölgeye el atsanız elinizde kalacak. Çünkü ciddi anlamda bir imar revizyonu, ciddi anlamda bir kentleşmenin ve konut politikaları ile ilgili ya da merkezi sanayileşme ya da ticari alanların açılması gerekiyor. Yani Van kenti şu an devasa bir köy diyebilirim. Siz buraya asla Van Büyükşehir Belediyesi diyemezsiniz. Çünkü büyükşehiri büyükşehir yapan bazı etkenler vardır. Bunlardan bir tanesi çevre yoludur, bunun bir tanesi ticari geçiş noktalarıdır, bunun bir tanesi Havaalanı’dır. Bunları fazlasıyla sayabilirim. Evet, Van çok stratejik bir kent, sınır kapısı olan ama yılın kaç ayı sınır kapısı kapalı kalan. Havaalanı olan ama uçağı olmayan. Daha sonra bir kent var ama aslında deniz otobüsü olmayan. Ya da kentin bu kadar büyük alanları varken içe doğru büyüyen bir kentleşme söz konusu. Mesela şu an Belediyelerde alınan ruhsatlara bakın, en çok İpekyolu bölgesinde alınıyor ve kentin an ana merkezlerinde kentleşme çoğalıyor ve bu beraberinde işin içinden çıkılmaz bir kent yönetimini de dayatıyor. Mesela Van'da şu an herhangi bir yağmur, herhangi bir kar olduğu sürece kent trafiği felakete dönüşüyor. Kentin bir alt geçidi, bir üst geçidi, düzenli otopark ya da bu ciddi parkomatlar sorunu...

Yani Van kentinin bir sorunu yok, çokça sorunu olan ve bu sorunlar da sorun yumağı haline getirilmiş bir merkezi iktidar gerçeği söz konusu. Yani biliyorsunuz ki iki dönemdir Belediyelerde kayyumlar var ve bu kayyumlar bunların hiçbir tanesinden kendilerini sorumlu görmüyorlar. Bakın bir kentin en önemli şeyi, bir kent yoksulluğu var ve bu kent yoksulluğu, yoksunluğu sürekli farklı yoksunluklar geliştiriyor ve farklı yoksulluklar barındırıyor. Mesela kentte üretim, barınma, sağlıklı konut, deprem bölgesi burası neticede, yani bunlarla ilgili o kadar çok farklı çalışmaların yapılması gerekiyor ki buranın bir büyük şehir olabilmesi için. Aynı zamanda demokratik bir yönetimle de yönetilmiyor bu kent. Şimdi bu kentin Vali’si hem Belediye Başkanı hem Kayyum’u! Belediyenin bütçesini alıyor Tarım Müdürlüğü’ne kullanıyor; alıyor Milli Eğitim Müdürlüğü’ne veya bakanlıklar düzeyinde kullanıyor. Yani tasarruf hakkı sadece bir kişide olduğu için tekçiliği barındıran ve kentin hiçbir noktasında hizmeti esas almayan bir yönetim anlayışıyla, beraberinde ciddi anlamda sorun yumağı gelen bir kent.

Hamza ÖZKAN: Van’ın tarihi açısından neler söylersiniz?

Ayşe MİNAZ: Son olarak şunu söyleyeyim, yani evet tarih çok önemli ama Van kentinin nasıl belediyecilik hizmetinden, mantığından uzaklaştırıldığını biraz vurgulayıp daha sonra biraz tarihi boyutlara geçmek istiyorum. Şimdi bakın 1955 yıllarında Türkiye'de başlayan belediyeciliğin temel ilkeleri ya da temel işleyişi neydi? Çöp toplama, kanalizasyon ve suydu. Şu an Van kentinde bu saydığım üçüne erişim neredeyse yok! Bejingir’deki su deposu bu kenti ne kadar süre besleyebilir? Buna gerçekten sağlıklı cevap veremeyecekler. Onun dışında, bu kentin trafiğini, bu kentin bütün sorunlarını nasıl çözecekler? Bununla ilgili hiçbir şeyleri yok. O yüzden Van kenti büyük bir sorun yumağı haline gelen devasa bir sıkıntı. Yani 1950'li yıllardaki kentsel hizmetlere erişemeyen; o dönemki Kent nüfusu 5.000 10.000 30.000 50.000 diyelim ama bugün 1 milyonluk nüfusu olan bir kentin nasıl kanalizasyon altyapısının, suyunun ve kentleşmenin yetemediğini hepimiz rahatlıkla görüyoruz.

Ben sizin sorunuza geçeyim. Evet, Van gerçekten bulunduğu coğrafi yer itibariyle, bulunduğu stratejik merkezlere yakınlığıyla, sınır kapısıyla, Van Gölü’nün devasa güzelliğiyle, tarihi güzellikleriyle gerçekten “doğunun incisi” dedikleri tam da Van’dır. Ama şimdi şöyle bir şey var: Siz burada İran'dan ya da dışarıdan gelen turisti sadece burada bir geçiş istasyonu olarak kullandırırsanız ya da bölge turizmine ya da dünya turizmine tanıtım amaçlı hiçbir şey yapmazsanız bu tarihi güzellikler de tamamıyla yok olmakla karşı karşıya. Mesela şu an Van Gölü’nün bir kısmı dolduruluyor ve bu ekolojik dengeyi müthiş sarsan bir durum. Onun dışında turistik yer açacağız diye sit alanlarının hepsini ihlal ettiler. Mesela Van'ın sahil kısmı yazın Van’lılara ya da çevrede turistik amaçlı gelen ya da piknik amaçlı gelen herkese kapalı. Sahiller kişilere özgü özel mülkiyet mantığıyla parsellenmiş. Vanlı ya da bu kentin turizminden ya da doğal güzelliğinden yararlanmak isteyen hiç kimsenin bu buralara erişim mekanizması yok. Yani o yüzden belediyecilik bu noktada çok da önemlidir. Çünkü aynı zamanda bu kentleri kullanan vatandaşa bu kentlerin her türlü erişiminin de sağlanması gerekiyor. Van Gölü’ne bakın mesela; buradaki arıtmayla ilgili çok ciddi iddialar var, ciddi sorunlar var. Geçtiğimiz dönemlerde Van Gölü’ne katı atık atıldığıyla ilgili ciddi iddialar vardı. Biz bunları da tespit ettik. Bununla ilgili çok ciddi kamuoyu da oluşturduk ama Van’ın en büyük sahipsizliği bu süreçlerde yaşanıyor maalesef ve bu tarihi-doğal güzellikleri de bu şekilde tahrip ediliyor. Yani özel korunması gereken alanların yağmurun altında ya da farklı şekilde kaderine bırakılarak çürümesi gözleniyor.

Hamza ÖZKAN: Sayın MİNAZ, parti olarak ve geçmiş partileriniz de dahil, 24 yıllık bir belediye geçmişiniz var. Partiniz kadın kotası ile başladı, daha sonra da Eş Başkanlık modeliyle birlikte hem kamuda hem de belediyelerde çok sayıda kadın emekçi çalışmaya başladı. Hem partinizin kadın çalışmaları ve kadın belediyeciliği hem de Eş Başkanlık sistemine ilişkin neler söyleyebilirsiniz ?

Ayşe MİNAZ: Eş başkanlık sistemi dünya feminizm tarihine ciddi bir katkısı olan ve aynı zamanda Ortadoğu'daki toplumsal roller içine gömülen kadının kendisini var etme yeridir; açık ve net söylüyorum. Çünkü bizler hepimiz Ortadoğu' dayız ve özellikle Kürdistan'da yaşıyoruz. Kürdistan'da kadına dayatılan toplumsal roller vardır. Bunlar nedir? Ev içindeki iş, çocuk doğurmak ve o gelenekleri sürdürmek. Bunun dışında Kürdistan'daki kadına dayatılan rol bu. Ama özgürlük mücadelesi ile birlikte Kürt kadınının dünyada kendisini var etme, dünya siyasetine yön verme, uluslararası arenada ciddi anlamda diplomasi çalışmaları; daha sonra Kürdistan'ın özeline geldiğimizde de belediyeleri. Belediyeler toplumsal alanların yani özellikle kamunun en çok halkla iç içe olduğu, en çok kadının olması gereken yer olduğundan kaynaklı bir eş başkanlık sistemini partimiz öngördü. Bu Eş başkanlık sistemi sadece Belediye Eş Başkanı düzeyinde de kalmıyor. Belediye meclislerinde eşit temsiliyet, 30 tane belediye meclis üyesi varsa bunun 15'i kadın olmak zorunda ya da Belediyelerde, diyelim ki Van Büyükşehir Belediyesinde kaç daire başkanlığı varsa eşit oranda kadınların da daire başkanlıkları; döndüğümüzde alt birimlerde kadın müdürlükleri, genel müdürlükler ne kadar varsa kadın müdürlükleri de o kadar. Bununla birlikte öbür tarafta kentin ya da işte Kürdistan'daki diğer kamu kurumlarının resmine baktığımızda neredeyse hiçbir mekanizmada kadın yok. Bakın mesela Van'da üniversiteden tutun buradaki bütün müdürlüklere bakın, hastanelerden kamunun bütün kurumlarına bakın bir tane kadın idareci göremezsiniz. Yani yüksek pozisyonda. Bunun nedeni nedir? Yani kadını özellikle son 20-25 yılda AKP iktidarıyla birlikte kadının ciddi anlamda geri çekilmeye çalışılması, yani kadına sana verilen roller bellidir, yani benim o en başta bahsettiğim toplumsal roller dışında bize hiçbir rolün kabul görülmemesi; ya da işte lütufmuş gibi sunulması, ya da ben eril olarak sana izin verdiğim ölçüde sen varsın demesiyle birlikte bugün bu yapılar bu hale geldi. Bugün bir rektörün okuduğu üniversitede aynı sıralarda sayısızca kadın da okuyor ama bir kadın gelip kolaylıkla rektör olamıyor. Çünkü kurum içerisindeki uğradığı mobbing ya da işte dayatılan roller onu gittikçe geriye çekiyor. Ama biz Kürt siyasi hareketinde yer alan kadınlar için en önemli alanlardan bir tanesidir, toplumsal direnme alanları ve eş başkanlık sistemi. Yerel yönetimlerde de yaptığımız bütün konferanslarda, bütün çalıştaylarda, bütün alanlarda eş başkanlık sisteminin bizim hayatımıza nasıl sirayet ettiğini, bizimle birlikte toplumdaki yani tırnak içerisinde ötekileştirilmiş kadının nasıl değiştirilip dönüştürüldüğünü de gösteriyor. Mesela şu an Van'da bütün siyasi partiler belediye başkanlıklarını açıklayacaklar ama hiçbirinin bir kadın adayla çıkacağı iddiası yok. Böyle bir ihtiyaçları da yok gibi. Ama kaçırdıkları bir şey var, bu kentin nüfusunun yarısı da kadın ve kadınlar onlardan çok daha iyi yönetebileceklerini aslında gösterdiler. Bizim çok iyi belediyecilik örneklerimiz var kadın noktasında.

Ben buradan kadın belediyeciliğine geçmek istiyorum. Bu yönetim mekanizmalarında yer alan kadınlar dışında aynı zamanda toplumun diğer kesimi olan, yani kamuda olmayan kadınlarla ilgili bir çalışma var. Bunlar nedir? Mesela bizim özellikle Büyükşehir'de Kadın Politikaları Daire Başkanlığımız vardı. Kayyumlar geldiği gibi önce bu Daire Başkanlığının kadrosunu başka bir Daire Başkanına tahsis edip bunu kaldırdılar.

Hamza ÖZKAN: Kadın Müdürlüğüne erkek atanmıştı, Sur Belediyesi'nde Kadın Müdürlüğü’ne erkek atamışlardı, Kayım atamıştı.

Ayşe MİNAZ: Tabii, onun örnekleri de çok. Hatta yanlış olmasın, Van'da da Edremit Belediyesindeki kadın müdürlüğüne bir erkek atanmıştı, öyle hatırlıyorum. Kadın Politikaları Daire Başkanlığı aynı zamanda onunla birlikte Kadın Şiddet İstasyonu, Kadın Sığınma Evi, Alo Şiddet Hattı ve Kadın Yaşam Merkezi bünyesinde kadınların gelip el sanatları ya da farklı alanlardaki meslek edindirme, dil öğrenme, spor salonları... buna benzer birçok mekanizmadan yararlanmasını sağlıyordu. Daha sonra mesela bizim kadın belediyeciliğinde çok ciddi bir iddiamız var; Jin Köyü yani Kadın Yaşam Köyü. Bunu kurup aynı zamanda toplumla birlikte yani doğal-ekolojik bir yaşamı hedefleme gibi bir iddiamız vardı. Jin köyleriyle birlikte Onun dışında, kentin hepsini kullanmayla ilgili bir Jin Kart çalışmamız vardı. Bunun içerisinde halk otobüslerine, bir kısım toplu taşımaya, belediyeye ait birçok yere bu Jin Kart’la gidilmesi vardı. Perşembe günleri kadınlar kentin bütün ilçelerinde ve Büyükşehir’in bütün alanlarında belediye otobüslerine ücretsiz biniyorlardı ve Perşembe günleri kente baktığınızda her yer hemen hemen kadındı. Çünkü kadınlar o güne göre kendilerini ayarlayıp o gün dışarı çıkıyorlardı. Son süreçteki bizim yerel yönetimler kurulumuzun yapmış olduğumuz atölye çalışmaları ve tartışmalar neticesinde Jin Kart'ın biraz daha geliştirilerek Kent Müzesi ya da işte haftada bir gün sinema-tiyatro, buna benzer birçok uygulamanın da içinde olması gerektiği noktasında bir söz birliği oluştu. Önümüzdeki süreçlerde mutlaka Jin Kart uygulamasını tekrar çıkarıp kenti çok iyi kullanmak üzere kurgulanmasını planlıyoruz.

Hamza ÖZKAN: Sayın MİNAZ, son olarak hem güncel siyasete ilişkin hem genel anlamda neler söylemek istersiniz?

Ayşe MİNAZ: Seçime doğru giderken çok ciddi içimizde öfkeler var. Gerçekten kadın iradesine yapılan, Eş Başkanlık iradesine yapılan ve Kürt halkının iradesine yapılan çok ciddi bir saygısızlık var; Kayyum uygulamaları. Ben son sözümü burada Kayyum Efendilere söylemek istiyorum: 31 Mart akşamı pılınızı pırtınızı toplayın. Kürt kadınları ve Kürt gençleri, Kürtler size hesap sormaya geliyor. Neyin hesabını soracaklar biliyor musunuz? Tahrip ettiğiniz kentimizin, talan ettiğiniz bütçemizin, gasp ettiğiniz iradelerimizin hesabını sormaya geleceğiz. Hukuk nezdinde sizlerin kaçabileceği hiçbir yer yok. Belki Van’ı terk edebilirsiniz ama nereye giderseniz gidin ellerimiz sizin yakalarınızda olacak ve bu kentte yarattığınız her tahribatın hesabını hukuk önünde ve kamuoyu vicdanında sizlere soracağız. Bunu söylemek istiyorum kayyumlara.

Hamza ÖZKAN: Güncel siyasete ilişkin de söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Ayşe MİNAZ: Ben buradan özellikle bütün Van'da bizim bu ön seçimde delegasyonda oy kullanacak Van’lı hemşehrilerimize; güzel kentimizi birlikte yönetmek, birlikte karar vermek için partimizin açıklayacağı tarihte delegasyonumuzun gelip oy kullanıp bizlere katkıda bulunmasını istiyoruz. Burada çıkacak aday arkadaş kim olursa olsun, bizler bu kentler için ne gerekiyorsa yapacağız. Ben size de çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar diliyorum.

Hamza ÖZKAN: Biz de teşekkür ediyoruz, tekrar başarılar diliyoruz.

Kaynak: https://www.otekileringundemi.com/foto-galeri/otekilerin-gundeminden-yerel-secim