ANKARA - Glî Dağı’na olan sevdasının O’na duyduğu minnet borcundan kaynaklandığını söyleyen Nuriye Adet (Dilan), kendisine direnmeyi öğreten bu dağla yeniden buluşacağı günü bekliyor.

Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 3 Mayıs’ta tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, bulunduğu Sincan Cezaevi’nde, “Bir dağın gölgesinde hasretlik” başlıklı yazı kaleme aldı. Çocukluğunun geçtiği ve “Onun görkemiyle büyüdüm” dediği Glî Dağı’na (Ağrı Dağı) hasretini, cezaevi arkadaşı Dilan ile buluşturan Müftüoğlu’nun yazısı şöyle: 

“Coğrafi özellikler insanları, halkların yaşamsal ve kültürel özelliklerinin şekillenmesinde önemli etkenlerden biridir. Yürüyüşünde ev yapımına, yediği besine kadar birçok temel özelliğine etki eder.  Kürtlerin yaşadıkları coğrafyaya, Kurdistan’da içinde yaşayan halkların yaşamlarını şekillendirmiştir. Özellikle dağlar bu halkın yaşamlarında çok farklı bir role sahiptir. Efsaneleri, mitolojileri, inançları, yaşamları bu dağ etrafında şekillenir. Kimi zaman bir sığınak, kimi zaman da bir direniş merkezine döner. Kürtler kendilerine yönelik her saldırıda yurtları olan dağları birer mevziiye dönüştürür. Resmi adı Ağrı Dağı olan ama Bazîd ve Îdir halkının Glî Dağı dediği, tarih boyunca Masis, Ararat, Agirî gibi isimleri olan bu dağ, hem onun etrafında, eteklerinde yaşayanlar hem de tüm Kurdistan için en önemli merkezlerden biridir.

Ermeni halkı için bir özlemi ifade eden bu dağ, Kürtler için direniş kalesi olmuştur. Türkiye’nin ulus-devlet olarak şekillendiği süreçte Kürtlerin varlık mücadelesini haykırdıkları noktalardan biridir. O tarihte yakılan ateş hiç küllenmez. Özgürlük mücadelesi büyüdükçe, ateş de harlanır.

EFSANELERİYLE YÖN BULMAYA ÇALIŞTIM

İşte tam da Kurdistan’ın kalbi olan bu dağın gölgesinde büyüdüm. Onun görkemiyle büyüdüm. Efsaneleriyle kendime yön bulmaya çalıştım. Bütün çocukluğum onun karşısında hayal kurmak, onu izlemek ve sırrına ermek için çaba göstermekle geçti. Glî Dağı’nı ne kadar keşfedersem, o kadar da kendim olabileceğimi düşündüm. Evimizin kenarındaki tepeden kollarımı açarak, her koşuşumda ona ulaşmayı, derinliğine inmeyi dilerdim. Kendimi Glî Dağı kenarında yetişen bir bitki gibi hissettim. Üniversiteye gittiğim yıldan itibaren de hep bu dağın hasretini çektim. Geri dönüşlerimde onun zirvesini görmeye başladığım an, eve ulaşmış gibi hissettim. Bütün yaşamım boyunca dertlerimi, hayallerimi hep bu dağa anlattım. Zirvesine bir yolculuk yaparak Glî Dağı ile daha fazla buluşmak istedim. Her adımda biraz daha fazla onun içine girdim. Orada ne kadar çok zaman geçirirsem, o kadar ona benzeyeceğimi, onu hissedeceğimi düşündüm. Her bir adımda çok ulaşmak isterdim. Çocukluğuma yürüdüğümü, o saf temiz hayallerime dokunduğumu hissettim.

ŞİMDİ YÜZLERCE KİLOMETRE ÖTEDE…

Şimdi ondan yüzlerce kilometre ötede, dört duvar içerisinde tutuluyorum. Havalandırmadan gökyüzüne her baktığımda, onun zirvesinde bir şapka gibi, bir tülbent gibi duran ulaşma isteğiyle doluyorum. Bu koğuşta bu hasreti içinde yaşatan tek kişi değilim. Geçici odadan getirilip konulduğum yerde beni sarıp sarmalayan kadınlardan biri de onun görkemli, kendini içine çeken büyüsüne hasret duyuyordu. 1994’te hapsedilen Nuriye Adet (Dilan) ile ilk tanışma aşamasının ardından sohbetimizin ilk ana konusu Glî Dağı oldu. Geçen süre içerisinde her muhabbetimizde sanki havalandırmada değil de Glî Dağı’nın gölgesinde, yanında, yaylalarında buluşmuşuz gibi sohbet, o dağın taşları ile bağlanıyor.

GLÎ DAĞI’NIN ZİRVESİNİ ARAMAK 

Ailem ile yaptığım ilk telefon görüşmesi öncesi bana ‘Sesin şimdi Glî Dağı’na mı ulaşacak?’ diye heyecanla sormuştu. Bu soruyla Glî Dağı ile hemhal olmuş herkesin yüreğine işlediğini bir daha görmüş oldum. O saatten sonra sohbetlerimiz daha da sıklaştı. Dilan, Îdir’in Aralık ilçesinin bir köyünde büyümüş. Tam da Glî Dağı gölgesinde. Bazı yazlar Kars Kağızman’daki köye gitmeleri dışında dağdan hiç ayrılmamış. Kağızman’a gittiklerinde de hep Glî Dağı’na özlem duymuş. Her uzaklaştığında onun zirvesini arar. Bu sevgisi zamanla onunla daha da çok bütünleşme istemini doğurur. 16 yaşında halkın özgürlük mücadelesinin büyütüldüğü Glî Dağ’ın yolunu tutar. Hayatının iki yılını onun içinde, kalbinde mücadele ederek geçirir. Her bir mağarasında, taşında, karında, çiçeğinde kendini bulur. Daha fazla onunla bütünleşir. Kendine ermenin, kendi olmanın en büyük adımlarını orada atar. Kurdistan’ın kalbinde mücadeleye omuzlanır. 18’inde ise yaralı halde esir düşer. 20 gün işkenceden geçirilir. Araçla karakola götürüldüğü sırada göz bandı açılarak köye bakması istenir, o ise köye değil, kendini bulduğu Glî Dağı’na bakar. Onunla konuşur, vedalaşır. Ona hasret kalacağı için gözyaşı döker. Hapsedilmenin en kötü tarafı bu dağdan uzaklaşmak olur onun için. Hatta ilk tutuklandıklarında götürüldükleri Iğdır Cezaevi’nden Glî Dağı göründüğü için o tutsaklık hissine kapılmaz. 

DİRİLİŞ VE DİRENİŞİN SEMBOLÜ 

Dilan ile ilk sohbetlerimizin birinde bana kendindeki Glî Dağ’ı anlatmasını istedim. Çocukluğunun manzarasını, değişmeyen özlemini şöyle anlatıyor; ‘Glî Dağı’nı anlatmak zor ancak anlayabilmek için onunla yaşayabilirsin.’ Geniş bir kucağı olan bir anneye benzettiğini söylüyor. Diriliş ve direnişin sembolü olarak tanımladığı Glî Dağı’naa dair şunları dile getiriyor; ‘İnsan ona baktığında mevsimleri yaşayan bir kadına benzetebilir. Baharları genç bir kadın gibi eteklerini topluyor ve yeşile boyuyor, yazın erişkin bir kadın gibi etekleri kahverengiye çevriliyor, beyaz olgun yüzüyle kendini süslemişçesine bakıyor. Kışları da yağan karlarla birlikte bir gelin gibi beyazlara bürünüyor. Kışları başından eksik olmayan bulutlar ölümü çağrıştırsa da bir yanardağ olması sebebiyle kalbinin yaşamın merkezi olduğu yeniden yeniden yaşamı doğuracağı hissini veriyor.’ Glî Dağı, O’nu tanıyan, onunla ilişki kuran kişi için bir aşka dönüşüyor. Eğer o da seni kabul ederse, onun çocuğu gibi oluyorsun. Çok vahşi, sert bir gerçekliği olmasına ve dışardan bakınca çıplak-düz bir yapı olmasına rağmen içine girdikçe bağrında seni saklayabileceği çok fazla alan olduğu görürsün. Onu seven her birey ve halk için bir uğura dönüşür. Çok fazla kar alan bir dağ olmasına rağmen üzerinde çok fazla su akıttığı yer olmadığını, bağrına biriken suları etrafındaki ovalara bereket olarak akıttığını anlatan Dilan, bu dağdan yaşamın zor olduğunu, onunla yaşamayı öğrenmek gerektiğini söylüyor.

KÜRT HALKININ İSYAN KALESİ 

Birlikte mücadele ettiği ve bu sırada yaşamını yitiren tüm arkadaşlarının ruhlarını ve miraslarının o dağda olduğunu ve Ağrı İsyanından günümüze Glî Dağı’nın varlığı ile nasıl mücadele aşıldığını şöyle anlatıyor; ‘Asaletli duruşuyla sana teslim olma, isyan et, başını kaldır mesajı veriyor. Onu sığınak olarak gören herkesin vatanına dönüşüyor. Kürt halkının isyan kalesi oluyor. Egemen güçler için ise bir korku sembolü oluyor ve bu nedenle sürekli saldırıların odağı oluyor.’

18’İNE DÖNECEĞİ GÜNÜ BEKLİYOR

Kilometrelerce uzağında olmamıza rağmen Glî Dağı’nı maneviyatıyla kendini hissettirdiğini dile getiriyor. Dilan ve ilk hapsedildiği dönemde bu dağa olan sevgisini yeterince doğru göstermediği için küçük Ağrı Dağı eteklerinde esir düştüğünü, dağ tarafından lanetlendiğini dahi düşünür. Mücadele hayatının 18’inde o dağın eteklerinde hapsedildiğini, özgürlüğüne kavuştuğunda o alana giderek gençlik haliyle buluşacağının inancını taşıyor. Glî Dağı’na olan sevdasının O’na duyduğu minnet borcundan kaynaklandığını söyleyen Dilan, kendisine ve mücadele arkadaşlarına kucak açan, direnmeyi öğreten, kendileri için mücadelenin dünyanın merkezi olan bu dağla yeniden buluşmak, yitirdiği yoldaşlarıyla hasret gidereceği mücadelesinde en diri olduğu 18’ine döneceği günü bekliyor.

Dilan, içinde sakladığı mağma ile yaşamın yayıldığı o merkeze dönecek tüm Kürtler gibi. Ben de inci kefalin doğduğu kaynağa tersten akışı gibi gerçekleşecek buluşmaya tanıklık etmeyi, o buluşmayı bir kez daha yazmayı hayal ediyorum.

MA / Dicle Müftüoğlu - Sincan Kadın Kapalı Cezaevi

Editör: Hamza Özkan