Seçime doğru iki yanlış bir doğru yapmaz Seçime doğru iki yanlış bir doğru yapmaz

Geleneksel dinlerin gelişen dünya yaşamı karşısında kendini geliştiremediği gerçeği doğrudur. Günümüzde yüksek teknoloji ile birçok işi aynı anda yapıyoruz. Teknolojinin tüm nimetlerinden cömertçe yararlanıyoruz. Yakın gelecekte yüksek teknoloji kim bilir insanlığa ne olanaklar sunacaktır? Dijital din yanlıları ise gelenekselliğin çözümsüz olduğunu, yazılı metinlerin bireyi yeterince özgür bırakmadığını, gelenekçilerin kendi aralarında toplanıp çağdaşlığa karşı çıktıklarını ve çoğu zaman bunu terörle birleştiklerini söylüyorlar. Bireysellik olunca da başta terör olmak üzere bir dağınıklık, kavga ve savaş olmayacaktır. Dijital dünyada tartışmalar sürekli olsa bile, bunun dönüşümü bireysel kalacaktır.  

“Diğerkin’in bir geleceği olacak mı? Dinin kökeni Web 2.0'dan çıkmıştır ancak şu anda web 3.0 kullanılmaktadır ve gelecekte birçok güncel ve gelişmiş versiyon çıkacaktır. Otherkin'in inançları bu teknolojik gelişmelere uyum sağlayacak mı?”

“…Dinin kökeni Web 2.0’dan çıkmıştır …”

Bir din esasına dayanan inanç ve maneviyat anlayışı yüksek bir teknolojiden çıkması tartışma konusudur. Teknolojik gelişmelerle ilerleyecek (?) olan bu yeni dijital din anlayışı kendini yenilemesi için teknolojinin gücüne inanmaktadır. Teknolojik bir kesinti ile her şey karanlığa gömülecektir. Teknolojiyi kullanma amacı ile teknolojiye bir din anlayışı yüklenmesi arasında büyük bir fark vardır. Teknoloji bir araçtır ama bir amaç değildir. Unutmayalım ki dijital sitelerin hepsi insan eliyle yaratılmıştır. Geleneksel dinler ise -katılırız ya da katılmayız ya da görece bir yorum yapabiliriz- Tanrı tarafından seçilmiş peygamberler aracılığıyla insanlığa gönderilmiştir. Arada çok büyük bir fark vardır. İnsanın bilgisayar başında kendinin Tanrı rolüne soyunması, buna inananları sosyal medya üzerinden oluşturulan dijital platformlarda tartışmaları bir din değil olsa olsa felsefi bir sohbettir.  

“… yeterli midir? Dışarıdan bakanlar büyük ihtimalle evet diyecek olsa da Otherkin'le yapılan röportajlara göre pek çoğu içlerindeki kimliği dışarıya yansıtma ihtiyacı hissettiğini ifade etti. İnsan gibi hissetmediklerinde insan gibi görünmek istemediler. Yukarıda bahsedildiği gibi birçoğu yüz germe, göz germe, burun estetiği ve çok daha fazlası gibi ameliyatlar gerçekleştirdi.”

Bu alıntıda ise bedensel görünüm inançlarından önce geliyor. Bir insanın bir dine mensup olabilmesi için o dinin ilkelerini ve felsefesini iyi bilip katılması yeterlidir. Bedenini değiştirmesi ile bir dine olan bağlılık arasındaki fark din dışı bir nörolojik sapma olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak dijital teknolojinin nimetleri insanı büyüleyebilir, birçok fırsat sunabilir ama bunları hem kendi için hem de tüm insanlık adına kabullenmesi gerekir. Bireyin kendisine sağlandığını düşündüğü bir teknolojiyi gereğinden fazla sevmesi hatta inanması onu kişilik bozukluğuna kadar taşıyabilir. 

Bireyin çok fazla bilgi sahibi olması (İnternet sayesinde) ile bu bilginin nasıl kullanılacağı başka konulardır. Bilginin temeli insanlık adına paylaşımdır. Dijitalleşme sonucu bilgisayarlar aracığıyla çok sayıda bilgiye bir dokunuş ile erişebiliyoruz. Bu çok güzel kuşkusuz. Peki, bu bilgileri nasıl harmanlayacağız, nerede ve nasıl kullanacağız?  Şimdi düşünelim bir silah sanayisinde çok güçlü bombalar yapıldı diyelim. Bu bir bilgidir ve yeni bir teknolojik gelişmedir. Ancak, bu bilgiyle yaratılan ağır bir bombayı başka bir ülkeye atarak milyonlarca insanın ölmesine yol açacaksak o bilgi ne kadar doğru, insancıl ve gereklidir? Ayrıca bir laboratuarda üretilen bir virüs ile yine milyonlarca insanı bu bilgiden yola çıkarak zehirlemek doğru mudur? Bir bilgisayar hackeri casusluk uygulaması ile şirketlerin ve devletlerin şifrelerini çözerek gizli bilgilerini çalmaları için yoğun bir bilgisayar bilgisine sahip olması gerekiyor. Peki, yaptığı bu işe ahlaki açıdan nasıl bakacağız? İşin aslı bilgiye erişmek ve ona sahip olmak başka bir şeydir ama bilgiyi nasıl kullanacağınız ise bambaşka bir konudur…

Dijital din yanlıları doğrudan olmasa bile düz dünya tezini savunanlara benziyor. Dünyanın düz olduğunu savunan birinin ekranda söylediği şu sözler çok ilginçtir. “İşte bakın, *****kenti buradan 5 kilometre ötededir. Ama kentin tamamı görünüyor. Demek ki dünya yuvarlak değil, tamamen düzdür.”

   

Öncelikle görünen ***** kente olan mesafe sadece 5 kilometredir. İyi de bu kilometre uzaklığı 50 hatta 100, 200 kilometre uzaklığa çekildiğinde aynı kentin tamamı yok olacaktır. Dünyanın düz olduğunu böyle anlamsız bir matematiksel hesaplamayla açıklamaya çalışan bir düşünceye ne diyeceğiz? Dünyanın yuvarlak olduğu uzay araçlarından hatta uçaklardan çekilen sayısız görüntülü ve sabit fotoğraflarla belgelenmiştir. Ayrıca dünya ile uydular arasındaki iletişim de bunun bir örneğini vermektedir. En az 50 yıl önce ilkokul kitaplarında bile gösterilen şu örneği unutmayalım. Düz bir alanda duran biri öncelikle bir gemiden çıkan dumanları, sonra bacaları ve nihayet geminin tamamını görecektir. Bu bir göz bozukluğu değil, dünyanın yuvarlak olmasından kaynaklanmaktadır.

Bilim ve teknoloji bireysel çıkışlı olsa bile, sonuçta insanlık için yararlıdır ve gereklidir. Dijital din yanlıları ise bilim ve teknolojiyi din (?) yorumu katarak kendilerince bireysel bir din yaratma isteğindedir. Onların bu yaratma gereksinimleri geleneksel dinlerin belki bazı konularda en azından şimdilik yetersiz kalmalarından dolayı değildir. Onlar tüm kutsal metinler üzerinde bireysel düzenlemeler yapmak istiyorlar. Her birey kendi kutsal metnini (kutsal kitabını) yazacaktır. Bu sonsuz bir dinsel anlamlar yumağı demektir. Bunun toplanacağı bir hazne de yoktur. Böyle olunca da herkes kişisel bir dar alanda sıkışıp kalacaktır. Kendi gibi dar alan içinde kalan ve bu alanı sözde zenginleştirmek için bilgisayar başında sürekli metin düzenlemeleri yapan birileri topluma uyum da sağlayamayacaktır. Toplum dışı kalmayı göze alarak her biri bir toplum sıfatı kazanarak kendi toplumlarını yaratma isteği zamanla bir kara delik gibi onları hiçliğin içine çekecektir. Var oluşun ve yok oluşun gerilimli atmosferinde bireysellik yalnızlık demektir. Bireyin kendi yarattığı başkalaşım ile bir başka bireyin yarattığı başkalaşım farklı olduğundan bir araya gelmelerinde sorunlar çıkacaktır. Herkes kendi yarattığı kutsal metinleri öne çıkartacak, açık alanda sunacak ve doğrusunun bu olduğunu söyleyecektir. Bireysellik nedeniyle toplumsallık arkada kalacaktır. İnsanı insan yapan temel değerlerden biri de sosyal bir canlı olmasıdır. Bir ekran başına oturmak (bir mağarada yaşamak, bir dağın tepesinde inzivaya çekilmek, bir bedevi köyünde ya da bir çöldeki vahada yaşamak arasında hiçbir fark yoktur. Toplum dışı kaldığınızda (bu sizin isteğinizle bile olsa) pragmatik yeteneklerinizi kaybedebilirsiniz. Dünyada tüm yeniliklerden haberiniz olmayabilir. Aslında teorik olarak yalnızlaştırılan insanın böyle bir maceraya atılacağını psikologlar ve felsefeciler yıllar önce söylemişlerdi. Bu satırların bir yazarı olarak yüksek teknolojinin kullanımının yararları ile insanlara dokunacağı zararların arasında bir denge olması gerektiğini yıllar önce söylemiştim. İşte gelinen noktada bu denge ayarsızlığı nedeniyle, teknolojiyi iyi kullanan bazı kesimler bireyselliği öne çıkardılar. Yaşamın her alanında bir denge olmalıdır. Bu denge hızla gelişen teknoloji nedeniyle bozuldu. İnsanlar gerçek yaşamın içinde kalmak yerine, Metaverse, Yapay Zekâ, Hologram Evren, Sosyal Medya Hesapları, çoklu evrenler, Kuantum… Bu hızlı gelişime uyum sağlayamayan çok sayında insan yeni arayışlara yöneldiler.  

Dijital din yanlıları İnternet’i ve sanal medya organlarını çok iyi kullanıyorlar. Bireye teknik olarak (ve zamansal anlamda) büyük bir kolaylık sağlanmaktadır. Bilgisayarın başında oturduğunda sanal metinleri okuyabilir, sanal ibadet edebilir ve bunların hepsini kendi yeni inancı doğrultusunda yapabilir. Birey bu anlamda başka bir din ya da bir inanç arayışına gitmez. Sadece ekranın karşısında metinler üzerinde değişimler/dönüşümler yaparak kendi dinsel metnini yaratabilir. Bu -onların deyimiyle büyük kolaylık- yeni dijital akım ise yarın insanı da dönüştürecektir. Bu yapılmaya başlandı bile… Sözgelimi insan ve hayvan klonlandı, dinozorları bile yumurtalarına kimyasal işlemler yaparak yeniden yaratmak olası artık. Geçmişi günümüze uyarlamak yolunda teknoloji daha da gelişirse, en olmadık insanların yeniden karşımıza dikilmeleri söz konusu olabilir mi?

Sonuç:

Dijitalleşmenin geleceğinde insan faktörünün daha azaldığını göreceğiz anlaşılan… Bu yüzyılın sonunda insan-makine, bilgisayar-sanal zekâ, klonlanmış insan ve hayvan, hologram bir yaşam biçimi (?) gibi, yakın gelecekte tıpkı bilimkurgu filmlerinde gördüğümüzden çok daha fazla teknolojik-insan (?) olacaktır. Tüm bunlar insan neslinin geleceğini robotlaştırarak ya da sanallaştırılarak sonsuzu yakalaması için yapılacaktır. Bu sözünü ettiğimiz sonsuzluk ile sonsuzluğun içindeki insanın nasıl bir şey olacağı ise tamamen meçhuldür…  İnsanın doğum, yaşam ve ölüm sürecini ortadan kaldırmaya yönelik binlerce yıldır iksir, büyü, çeşitli tedavi yöntemleri ile başaramadıklarını, gelecekte insanı değiştirerek/dönüştürerek yapmak isteyeceklerdir.  Günümüzden yaklaşık 100-150 sonrasında yaşayan bir insan (aslında ne olduğu belli olmayan) karşımıza gelse onunla dilsel, bedensel, zihinsel ve duygusal anlamda iletişim kurmamız olası değildir. O ne olduğu belli olmayan birinin yaşadığı dönemin son teknolojisi ile donatılmış bedeni ve bizim binlerce yıla dayalı duygularımız, düşünce birikimimiz ve insan anlayışımız arasında hiçbir iletişim olmayacaktır.


           Kopimizm 2012’de İsveç hükümeti tarafından resmi bir din olarak kabul edildi

Bilimkurgu filmlerindeki sahneleri aratmayacak düzeyde karşımıza çıkacak olan bu insanımsı ya da robot-insan karışımı şey nasıl garip ve ürkütücü ise on binlerce yıl öncesinde bir mağarada yaşayan yarı hayvan görünümlü atalarımız de bizim için o kadar yabani ve saldırgandır.

Şimdi bu iki dönemin tam ortasında sayılırız. Geçmişten aldığımız tüm bilgi birikimlerimizi kendimizi sözde geliştirmek adına ne olacağı belli olmayan yarı hayvan, yarı robot, belki de tam bir sanal zekâya dönüşen bir insan yaratmak için kullanıyoruz. Geleneksel dinlerin böyle bir uygulaması ve isteği yoktur. Ancak insanın yarın ne olacağına bir karar vermesi gerekiyor. Bizler yetiştireceğimiz nesillere yönelik sadece bilgi vermekle kalmayalım, onlara önce insan olmanın tüm değerlerini belleklerine kazırcasına öğretelim. Bunu yapmadığımız zaman, bu garip yolculuk başlamış demektir ve asla geriye dönüş yoktur...  

12 Şubat 2024 – İzmir
Tufan Erbarıştıran

 BİTTİ...

Editör: Hamza Özkan