AMED – Engellilerin yaşadığı sorunlara işaret eden HDP Engelliler Komisyonu Eşsözcüsü Hatice Betül Çelebi, engelli kadınların daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek “Her özgürlük mücadelesi kendi öznesiyle var olabilir. Engellilerin bizzat kendisinin özne olmadığı bir mücadelenin başarılı olması mümkün değil” dedi.

Ülkeyi yönetenlerin, siyasette kullandıkları ayrımcı dil, en fazla kamusal alanda kendini gösteriyor. Türk, Sünni, erkek ve “sağlam” olmayan her yurttaşı dışlayan bu dile karşı, yine ayrımcılığa uğrayanlar mücadele ediyor. Bu kesimlerden birini de engelliler oluşturuyor. Ancak engellilerin yaşadığı hak ihlallerinde de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görmek mümkün. Bu eşitsizliğin sonucunda engelli kadınlar, daha fazla şiddete maruz kalıyor ve büyük oranda bu şiddet açığa çıkarılmıyor ya da failleri tespit edilmiyor. Ancak çok fazla ayrımcılığa maruz kalan engellilere dair resmi kurumlar tarafından paylaşılan güncel veri ise yok.

Son yıllarda bir farkındalık oluşmuşsa da engelliler hala toplumun en çok ayrımcılığa uğrayan kesimini oluşturuyor. Engellileri ve uğradıkları şiddeti yok sayan anlayışa karşı engelliler ise kendi örgütlenmelerini oluşturarak mücadele ediyor. Bu mücadele aynı zamanda siyasette de yürütülüyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Engelliler Komisyonu Eşsözcüsü Hatice Betül Çelebi, engellilere yaklaşımı ve buna karşı verilen mücadeleyi değerlendirdi.

‘Engelliler, manipüle edilen bir nüfus’

Engelliler Komisyonu olarak 3 yıldır engellilik alanında önemli çalışmalar yürüttüklerini belirten Hatice, bunlardan birinin de manifesto olduğunu paylaştı. Hazırladıkları manifestonun, engelliliğe dair sorunları tespit eden ve çözümlerini üreten politik bir metin olduğunu kaydeden Hatice, “Daha sonra engellilik ideolojisini üreten, kültürü besleyen dil üzerine çalışma yaptık. Bu da ayrımcı tabirler raporu dediğimiz, içimizdeki bir sağlamcının konuştuğu zaman neler söylediğini, hangi cümleler ve hangi kelimelerle konuştuğunu ifade eden bir çalışma. Yapmış olduğumuz çalışmalar aslında engellilik sorunun özellikle de mevcut yüzyıllık cumhuriyet tarihindeki iktidarlar tarafından kısmen görünmez kılınmış ama son kertede de bir yardım mantığı içerisinde algılanan ve sosyal yardımlarla bir anlamda siyaseten manipüle edilen büyük bir nüfustan bahsediyoruz” şeklinde konuştu.

Engelli yurttaşlara özeleştiri

2002 TÜİK rakamlarına göre engellilerin, toplumun yüzde 12’sini oluşturduğunu söyleyen Hatice, bu oranın da 10 milyon engelliye tekabül ettiğini ekledi. Sözlerinde, engellilerin şu ana kadar tamamen siyasetin dışında tutulduğuna vurgu yapan Hatice, engellilik mücadelesinin de politik bir mücadele olduğuna dikkat çekti. Hatice, “2023 seçimlerinde yapmış olduğumuz bu çalışmalar bir anlamda temsiliyetsiz alanın temsiliyetsiz kalması noktasında bizler için de alana karşı bir özeleştiri noktası oldu. Maalesef parti olarak, Meclis’te özne olarak bu politikayı yürüten bir engellilik temsiliyeti sağlayamadık. Bu da bizim alana karşı öz eleştirimiz olsun” ifadelerini kullandı.

‘Her mücadele kendi öznesiyle var olabilir’

“Her özgürlük mücadelesi kendi öznesiyle var olabilir” diyen Hatice, Kürt’ün olmadığı bir Kürt özgürlük mücadelesi, kadının olmadığı bir kadın mücadelesi olamayacağı gibi, bu durumun engelliler için de geçerli olduğuna işaret etti. Engellilerin bizzat kendisinin özne olmadığı bir mücadelenin başarılı olmasının mümkün olmadığını dile getiren Hatice, “Manifestoda yazmış olduğumuz çözümler içerisinde engellilik sorunlarının yerel yönetimlerdeki sorumluluğuna vurgu yapan bölümlerimiz var. Yaşam alanlarının özellikle engelliler için erişilebilir olması, sosyal, kültürel ve tüm mekanların engelliler için uygun mekanlara dönüştürülmesi, bizzat engellilerin politik alanda da özne oldukları bir çözümle mümkündür” dedi.

‘Sağlamcılık’ anlayışı

Amed’de HDP’li belediyeler döneminden örnek veren Hatice, “Bizim belediyelerimizin olduğu dönemlerde kent konseyinde engellilik mücadeleleri ve çalışmaları yapıldı. Yeni inşa edilen şehirlerde rampalar görüyoruz ama bunların hiçbiri kullanılabilir, erişilebilir değil. Bunun en büyük sebebi bunları yapan arkadaşların kendilerini ‘sağlam’ olarak tanımlayan kişilerden oluşması. Engellilik alanındaki ayrımcılığı sağlamcılık olarak nitelendiriyoruz. Sağlamcılık aynı zamanda ırkçılık gibi ideolojik bir inşadır. Dolayısıyla bununla mücadelenin ve başarının ancak engellilerin politik alandaki özne olma durumlarının yaşamsallaştırılmasından geçtiğini düşünüyoruz. Yerel yönetimlerde gerçekten genel siyasette yaptığımız bu eksikliğin tamamlanacağı ve engellilerin bu politik alanda yerel yönetimlerin her alanında yetkilendirilecekleri bir çözümün olacağına inanıyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Erişilebilir kentler

Deprem sürecine atıfta bulunarak, bu dönemde de engelli haklarının görmezden gelindiğini vurgulayan Hatice, yeniden inşa sürecine işaret etti. Hatice, “Yeni şehirler, yaşamlar inşa edilecek, bu şehirlerin ekolojik olması çok önemli ama engelliler açısından da bu şehirlerin  erişilebilir olması  ve yeniden inşa edilirken karar mercilerinde olan engellilerle  bu şehirlerin ‘mış’ gibi değil, gerçek anlamda erişilebilir şehirler  haline getirilmesi çok önemli” sözlerine yer verdi.

Hem engellilik hem de kadın ayrımcılık konusu

Hatice, özelde engelli kadınların yaşadıkları sorunlara dikkat çekerken, “Engellilik alanındaki engelli kadının toplumsal cinsiyetteki durumu ise çifte ayrımcılıktır. Çünkü engelli kadın hem engelli olduğu için bir ayrımcılığa uğrar hem de kadın olmalarından kaynaklı toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıyadır. Çünkü toplumun kadına yüklemiş olduğu kodları var; erkeğe hizmet eden, evi çekip çeviren, aile içerisinde sorumlulukları olan, topluma sağlam çocuklar doğuran, özellikle savaşan toplumlarda savaşan erkek bir çocuğun olması çok önemlidir… Bunları yerine getiremeyen, hasarlı bedenler olarak tanımlanır engelli kadınlar” dedi.

‘Hapis hayatı yaşatılıyor’

Toplumda engelliliğin bir anlamda cinsiyetsizleştirilmiş bir kavram olduğunu söyleyen Hatice, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Toplumda engelli dediğiniz zaman aklımızda hep böyle bir resmediliş vardır. Medyada da bu şekilde resmediliyor. Beyaz tekerlekli sandalyede engelli Türk bir erkek bu şekilde resmedilir. Buradan baktığınızda bu resmen işin kendisi dahi eşitsiz bir bakış açısıdır. Genellikle engelli STK’larına baktığınızda da buralarda engelli kadınları görmek mümkün değil. Çünkü kadın zaten evinde oturması gereken bir cins iken engelli kadın hayli hayli evinden çıkmaması gereken, her türlü saldırıya, istismara açık ve zayıf olan bir bedendir. Dolayısıyla burada engellilerin büyük bir çoğunluğu zaten bir izolasyon içerisindeler ve evlerinde hapis hayatı yaşıyorlar ama engelli kadın burada daha fazla eşitsiz bir tutumla karşı karşıyadır toplumsal olarak.”

Editör: Hamza Özkan