AMED - Barış Grubu üyesi Mehmet Şirin Tunç’a siyasi faaliyetleri nedeniyle yargılandığı davada verilen beraat kararının gerekçesinde, tanık beyanlarına itibar edilmedi ve delillerin ispata dayanması gerektiği vurgulandı. 

Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 1999 yılındaki çağrısı üzerine Türkiye'ye gelen 1'inci Barış Grubu üyelerinden Mehmet Şirin Tunç'un "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla yargılandığı davada verdiği beraat kararının gerekçesini açıkladı. Tunç'un Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkan Yardımcısı olduğu dönemde partisinin düzenlediği etkinlikler, cenaze, taziye törenleri ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) çalışmaları nedeniyle yargılandığı davada verilen kararın gerekçesinde, "delillerin" açık ve ispata dayanması gerektiği vurgulandı. 

‘TOPLANTIYA KATILMAK ORGANİK BAĞ DEĞİLDİR'

Gerekçeli kararda, Tunç’un 2011-2013 yıllarında DTK binasına 34 kez girdiği, Demokratik Özerklik’in ilan edildiği 2011’deki DTK Genel Kurulu’na katıldığı ve 2012’de DTK içerisinde yer alacaklar arasında adının geçtiğine işaret edildi. Söz konusu hususların, "örgüt güdümünde faaliyet gösteren DTK ile organik bağı kurduğu anlamına gelmeyeceği" olarak değerlendirildiği vurgulandı.  

TMMOB ve TTB'den HEDEP'e ziyaret TMMOB ve TTB'den HEDEP'e ziyaret

TANIK İFADELERİNE İTİBAR EDİLMEDİ

Kararda, Ş.E. ve H.Ş. adlı kişilerin Tunç’un Siyaset Akademisi’nde eğitim verdiğine dair beyanlarına yer verildi. Kararda, tanıkların ifadelerinin başkaca delillerle desteklenmediğine işaret edilerek, "Tanığın aşamalardaki çelişkili beyanı, bu beyanın somut başkaca deliller ile desteklenmemesi karşısında mahkememizce tanığın soruşturma aşamasında beyanlarına itibar edilmemiştir” denildi. 

Tunç’un katıldığı toplantı, eylem ve basın açıklamalarda "örgütsel slogan attığına, örgütsel tavır takınarak, örgütsel faaliyetlerde bulunduğuna" dair bir bilgi ve belgenin olmadığı vurgulandı. Kararda, "Dolayısıyla sanığın katıldığı toplantı, cenaze, gösteri ve basın açıklamalarında örgüt hiyerarşisine girdiğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı bir delil elde edilememiştir” denildi.  

‘ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR’

Kararda, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine işaret edilerek, "Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak, mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek, ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir" ifadelerine yer verildi. 

Kaynak: http://mezopotamyaajansi.net/tum-haberler/content/view/224092