İÇERİK TANTIM

    Elinizdeki YORGUN TOPRAKLAR adlı kitap ne sıradan yaşanmış hayatların ne de hep kurgulanmış bir anlatımın ürünüdür.  Sözlü tarih referansları olan, sosyolojik ve teolojik trajedilerin boy gösterdiği bir zeminde zor bir yolculuk edeceksiniz. Farklı ve saklı bir zaman aralığında yaşanmış toplumsal bir trajediyle yüz yüze geleceksiniz. Kimi zaman belgesel bir dil anlatımı, kimi vakit nesnel bir hayatın üzerinde inşa edilen hüzünlü anlatımlar okuyacaksınız. Yazar, geçmişte yaşanan hayatlara bağlı kalarak, fazlaca olup bitenden uzak düşmeden, roman diliyle iç dünyanızın aydınlığına seslenecek. Yazarın belirttiği gibi; “O iç aydınlık, insanın has vicdanıdır. Aydınlık kararırsa, dolambaçlı labirentlere ve karanlık dehlizlere dönüşür insanın içi. ‘Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır.’ Eğer Tanrı’yı öldürmüş iseniz, içinizde adalet ve insanlık solmuş demektir.”

   Yazar Yusuf Baran Beyi’nin üzerinde yaşadığı topraklarda geçiyor tüm bu olaylar. Geçmişte yaşanan hayatın sevincinin rengini de tanıyor, acısını ve kokusunu da biliyor. Dokunup kucaklaşacak kadar yakın bir duygudaşlık hissiyatı içinde, saklı tutulmuş olan kor gibi acıları ölü bir bebeğin naaşı misali kucağında taşıyarak yaşanmış olanları içinizdeki hanenin aydınlığına bırakıyor. İnsan manzaralarına projektör tutmanın bir ürünü olan bu kitap; hem Ermeni tehcirine, hem de 1937-38 Dersim Tertelesi sırasında katliamın çevre köylere olan yansımalarına ve tabi ki sosyolojik ve teolojik vakaların tanıklığına götürecektir sizleri.

    Dolayısıyla, YORGUN TOPRAKLAR adlı elinizdeki bu kitabın konu anlatımı akademik ve politik yanılsamaların nesnesi olmaktan çıkıp gerçeğe dair somut olgulara bağlı kalarak yazar söz alıyor ve mütenasip bir şekilde okurlarına sır sufle veriyor.

                YAYINEVİNİN AÇIKLAMASI

Yazar, sosyolojik ve teolojik olaylar üzerinde gerçeğe ve yerel dilin öznelliğine bağlı kalarak, tarihsel derinliği olan yaşanmış toplumsal trajedi ve dramları adeta toprağı iğneyle kazarak günümüze taşımaktadır. Yer yer belgesel bir anlatımla yolculuk yaparken, ağırlıklı olarak roman dilini kullanıp değerli bir yapıt ortaya çıkarmıştır.

Kitapta olayların geçtiği yerler Kızılbaş Kürtlerin ve geçmişte Ermenilerin de yaşadığı yerleşkeler olduğundan insan ve yer adlarının Kürtçe dil kurallarına göre yazılması, toplumun dil ve kültürüne gösterilen saygıdan ötürü olduğu bilinmelidir. Özellikle; ê, w, q, x, i, î gibi sesler, bölgede kullanılan dil olarak Kürtçe seslerdir. Yer yer Kürtçe hitaplar kullandığımız gibi, yer ve insan isimlerini ifade etmek için bu harfleri kullanmadan yazmak veya anlamak imkânsız olarak karşımızda duruyor. Yazarken, bu yerel öznelliğe bağlı kaldığımız zaman ancak anlamanın imkânı ortaya çıkıyor ve okumanın tadına varılıyor.

Her dilin kendine özgü sesleri ve oluşmuş gırtlağı mevcuttur. Her harfin bir sesi, her sesin bir dili, her dilin bir kültürü ve edebiyatı olduğu gibi, ayrı ayrı şekilde ifade edilen bir Tanrısı da vardır.  Xwadê, Huda, Heq, Tanrı, Rab, Allah, Deus, God, Tuhan, Yahveh ve eşi Aşera gibi…

 Ezcümle, elinizdeki bu belgesel roman, geçmiş tarihte yaşanmış gerçek olayları referans alıp kurgusal bazı anlatımlarla desteklenerek ete kemiğe büründürülmüştür. Yazar, bizzat söz alıp karanlıkta kalan olaylara projektör tutarak içimizdeki insani duygularımıza ve “içimizdeki Tanrı” diye söz ettiğimiz vicdanımıza sır sufle veriyor.