VAN ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ Gazeteci Hamza Özkan'ın sunumuyla “8. Gün" programına konuk olan, DEM Parti Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan Aday Adayı Yakup Ataş, yerel yönetimleriyerel seçimleri ve güncel gelişmeleri değerlendiriyor

Ötekilerin Gündemi 8. Gün Program konuğu, DEM Parti Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan Aday Adayı Yakup Ataş

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, sizi biraz tanıyabilir miyiz? Geçmişten bugüne siyasi çalışmalarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yakup ATAŞ: 1976 Van-Merkez doğumluyum. Aslen Erciş’liyiz, yani Zilan’lıyız fakat 1950’lerin sonuna doğru Van’a yerleşmiş bir aileyiz. 1970’den sonra ailemizin burada yoğunluğu giderek arttı. Ekonomik ve sosyal ilişkilerden dolayı burada kaldık. Erciş de Van’ın bir kazası olduğu için -Erciş’lilerde bir Van mevzusu vardır- Erciş’e vurgu yapmak istedim.

Okul yaşamımın tamamını Van’da geçirdim diyebilirim. 1990’lı yıllarda partimizin HADEP ismiyle faaliyet gösterdiği dönemde Gençlik Komisyonu Başkanlığı yaptım. 1994-1998 yıllarında partimizin Gençlik Komisyonu’nda çalıştım. Bir dönem sizinle de ortak çalışmamız oldu, sizinle orada tanıştık. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Van’ın politik yaşamını o dönem şekillendiren Kürt siyasal hareketinin kendini yoğun olarak hissettirdiği bu coğrafyada biz de politikleşen gençliğimizle  partimizde görev yapmaya başladık. Üniversite hayatı, sonra meslek olarak Tarih Öğretmenliği’nden mezun olduktan sonra 5-6 yıl öğretmenlik yaptım. Sonra 2012 yılında istifa ederek Barış ve Demokrasi Partisi İl Eş Başkanlığı’na başladım. Kısa bir süreliğine İl Eş Başkanı olarak görev yaparken KCK dosyası kapsamında 1 yıl tutukluluğum oldu. Sonra beraat ettim. 1990’lı yıllardaki politikleşme geçmişim siyasallaşma serüvenimin başlangıcı sayılabilir. O yıllardaki Kürt özgürlük hareketinin toplumsal ve politik iddiaları bizi şekillendiriyordu. 2010’lu yılların ortalarında HDP çizgisinde devam ettirmeye çalıştık. 2016-1017’de HDP’de İl Eş Başkanlığı görevini yaptım. Yani kendimizi bildik bileli bu mücadele içindeyiz. Partimiz kendisini var ederken, Kürt siyasal hareketi kendisini organize ederken, Kürt toplumu kendisini var ederken biz de bu siyasetin içinde yer almaya çalıştık.

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, gençlik yıllarına değindiniz. Hacı Osman Camisi’nin orada iki bina vardı; DEP’in ve HADEP’in döneminde Van siyasetinin kalbi orada attı. O iki binanın Van hafızası açısından manevi değeri var. Orada gençlik dönemi geçmiş bir siyasetçi olara, oraya ilişkin bir çalışmanız oldu mu, kütüphane veya müze gibi?

Yakup ATAŞ: HEP, DEP, ÖZDEP dönemleri bizim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımıza denk geliyor. O dönem siyaset kurumunun Kürdistan coğrafyasında giderek şekillenmesiyle Van’da politik iklim kendisini hissettiriyordu. Bu yakıcı iklim içinde Kürtler de böyle mekansal olarak bir yerlerde olma, daha ziyade partinin var olabilmesi için bazı çabalar içindeydi. İnsanlar o dönem bina bulmakta, parti binasına gidip gelmekte sıkıntı yaşıyorlardı. O iki binanın Van politik tarihi için hafıza mekanı olabilme özelliği çok önemli. Orada bir fırının ve otelin karşısında 3-5 katlı bir binamız vardı. 1994 yılında HADEP o binada faaliyet gösterirken, ilk gençlik çalışmalarına başladığımızda, daha lisedeydik. Lise çalışmalarımız ya da toplum içindeki parti çalışmalarımızda, gençliğin ateşi ile gençleri örgütlemek, onun verdiği mücadele ruhu, o dinamizm, o devrimci duygular bizi toplumsal, kolektif, özgürlük bilincinin yoğun olduğu atmosferlerde, gençlerle iç içe olmaya itiyordu. O açıdan parti bizim için biçilmiş kaftandı; yani parti ye gitmek, insanlarla temas etmek çok önemliydi. Birer hafıza mekanıdır aslında oralar, yeniden kurulmalı. Bizim 2 dönemlik Eş Başkanlığı döneminde İş Bankası’nın yan sokağında bulunan binamızın, 1997 yılı itibariyle 2 katını çalışarak, halkın desteği ile alınmış olan binanın ki daha sonra diğer katları da alındı; o bina çok daha uzun erimli olarak, partinin uzun yıllar kaldığı bina olduğu için hafıza geleneği oluştu. Bugün camlarının kırık olması, yanından geçerken deprem yaşamış bir binanın sarsıntılı duruşu insanı acıtan bir şey. Şehrin silüetine de yakışmıyor. 2012 ve 2016-2017 yıllarındaki İl Eş Başkanlığı dönemimizde bazı çalışmalarımız oldu. 2012’deki çalışma, deprem çok yakın olduğu için, yerinde dönüşüm bazı mülkiyet durumları yarattığı için biraz daha merkezi düzeydeki arkadaşların tasarrufundaydı. Senin de söylediğin gibi, imkanlar elverirse politik hafıza mekanı olarak korunması, bir müzeye dönüştürülmesi, belki de o dönemin ruhunun yeniden yad edilmesi için önemli. Gençlik ruhunun yeniden var edilmesi için önemli mekanlar.

Hamza ÖZKAN: Siz gençlik deyince o bina aklıma geldi. Birçoğumuz, hem basın hem STK’lar o binadaydık.

Yakup ATAŞ: Biz gençlik olarak çalışmaya başladığımızda, insanlarla temas etmeye başladığımızda akın akın partiye gelmeye başladılar, 1994 sonrası. Bazı isimleri anmamız gerekiyor: Örneğin rahmetli Gaffur Çemberlitaş’ın İl Başkanlığı döneminde, 1994’den 1997’ye kadarki dönemde, çok önemli, kara mizah olaylar bile yaşandı o binalarda. Trajediler de yaşandı, mutlu olduğumuz çok anlar da yaşandı. Gençlik, kültür kadın çalışmalarının olduğu çok önemli şeyler yapıldı. Basın-yayının kendisini orada var ettiği bir dönem oldu. Özellikle özgür basın geleneğinin Van’daki temsilcilerinin orada faaliyetlerini yürüttüğü mekansallıklar oldu. O hafızayı diri tutmakta fayda var; onlarca, yüzlerce, beki binlerce genç arkadaşımızın emeği var orada. Van’daki politik hafızada çok önemli bir yer tutuyor o bina, o ara sokaklar, o alt çarşı dediğimiz eski Özalp Durağı, bizim Köylü Pazarı dediğimiz, aslında tam da toplumsallığımızın aktığı yer...

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, Van’ın sorunlarına değinirsek, Van hem büyükşehir olması, hem de bir çok göç de aldı Bitlis’den, Hakkari’den, Şırnak’dan; neler söylersiniz?

"Kayyım efendiler hukuk nezdinde sizlerin kaçabileceği hiçbir yer yok" "Kayyım efendiler hukuk nezdinde sizlerin kaçabileceği hiçbir yer yok"

Yakup ATAŞ: Aslında benim yüksek lisansta savunma konum; Van kentinin kentsel gelişimi ve tarihsel dönüşümünü irdelendiğim bir konuydu. Van'ın tarihsel ve toplumsal gelişiminde demografi ve nüfus hareketleri çok önemli bir yer tutuyor. Van o bahsettiğimiz yıllarda 150-200.000 nüfusluk bir Merkez nüfusa sahipti. Şu an Van, gün içerisinde 1 milyonu aşkın bir nüfusu sadece Merkez dediğimiz İpek Yolu ve kısmen Tuşba’da yoğunlaşmış. Edremit ve Tuşba'nın az, İpek Yolu’nda yoğunlaşmış 1 milyon nüfusu aşan bir kent. Dolayısıyla ile etraftaki iller yönüyle sürekli bir cazibe merkezi, etraftan sürekli göç alan bir kent. Bu da son yıllarda yine etraftaki çatışmalı ortamlardan kaynaklı. Şırnak, Hakkari, Bitlis, Ağrı, Muş hatta daha uzak bölgelerdeki insanlarımızın da gelip tutunabildiği, göç ile çevresinde gettoların ya da işte varoşların olduğu bir kent. Bu aslında kent kimliğinin de dejenere edildiği bir durum. Yani aslında Van bir kent değil de büyük bir köy. Kentleşmesinin çok küçük, çok dar bir alanda sıkıştırıldığı; Cumhuriyet Caddesi-Maraş, kısmen İskele ve Sıhke caddelerinin çok küçük bir kısmını kapsayan bir kentleşmenin yoğunlaştığı, dolayısıyla nüfus yönüyle çok kalabalık ve yaşam alanlarının giderek yaşanılmaz hale geldiği; trafik, ekonomik işleyiş, kimi asayiş durumlarının, sürtüşmelerin yaşandığı bir yere doğru evrildiği bir kent maalesef. Bir türlü o Merkez, çeperine doğru açılamadı.

Aslında Van'ın deprem ile beraber daha önce yığılmış olan bu betonlaşmış görünümü, bu çok da modern bir kenti andırmayan, yolları dar, imarı birbirinden farklı, birbirine benzeyen ama kötü yönüyle birbirini taklit eden binalardan oluşan, güvensiz, çok dar bir saha. Etrafında ise aslında yerleşmeye çok uygun olan, çok daha hem deprem yönüyle güvenli, hem tarımsal araziyi aksatmayacak düzeyde dağlık kısımları bulunan, taraçalı görünümünden dolayı Van'da kentsel özellikleri daha güzel, daha derli toplu yapabilecek imkanlara da sahip olmasına karşın, sürekli eski bölgenin giderek böyle cazip kılındığı, giderek kentsel rantın bir tek orada aktığı ve insanların sürekli olarak orada bulunmasını gerektiren bir durum yaratılmış. Yani kamu kurumlarının giderek bir yerde yer alması, bankaların, finans merkezlerinin, kuyumculuğun ya da diğer gündelik işlerin görüldüğü dükkan ve esnafların giderek bir yerde yığıldığı bir duruma dönüştü.  Böyle olunca cazibe merkezi de oralar oldu ve o küçük yerler üzerindeki rantsal ilişkiler giderek arttı. Bu, kentin imarına da olumsuz yansıdı, kentin toplumsallaşmasına da olumsuz yansıdı, kentin ekonomik işleyişine de olumsuz yansıdı. Etrafa dağılması gereken güvenli konut diyebileceğimiz yaşam alanlarının oluşmasını da engelledi. Bir kentte olması gereken yeşil alanların yok edilmesini, bağlık bahçelik evlerin birden bir bina yığınına dönüştüğü bir durum yaşandı Van’da. Ve bu çok kısa bir süreliğine yaşandı Deprem fırsat olmasına karşın deprem sonrası bu çok daha hızlı bir şekilde işledi. Oysa ki deprem zamanı biz hepimiz şunu bekliyorduk; Van için bir fırsat oldu, bu bilinçsizce yapılmış olan bu yapı stokları, binalar, şuursuzca yapılmış olan o yol daraltmaları, düşünülmeden yapılan kaldırımsız yollar; geniş olmayan, yeşil alanı bulunmayan, sosyal donatıları bulunmayan bu kent yığılması dağılacak diye beklerken deprem sonrası bunun giderek yoğunlaştığını gördük. Bugüne kadar geldi. Bu politikalarda, bizim yerel yöneticiliğimizin de belki kısmi eksiklikleri olabilir. Arkadaşlarımız çok değerli işler yaptılar fakat bir kısım eksiklikler de olabilir.

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, o manada bir soru da şu: 37 belediye kazandınız 99’da, en son 105 belediye oldu. Belediyeler size geçmeden önce çoğu borç batağındaydı, bir sürü borç devraldınız o dönemki iktidar partilerine ait belediyelerden. Parti olarak 24 yıllık bir belediyecilik dönemi oldu. Hem sizden önceki dönemi hem de bu son iki kayyum atanan dönemi değerlendirir misiniz? Sizler neler yaptınız, onlar neler yapmışlardı?

Yakup ATAŞ: Partimizin yerel yönetim politikaları doğrultusunda yapmış olduğu çok değerli uygulamalar oldu. Biz aslında Van'da 1992 yılında bir ara seçimle ilk yerel seçimi kazandık. Daha öncesinde Kürt siyasal hareketinin Van için kazanmış olduğu bir yerel yok. 1992'de kazanılmış olan bir belediye var, ilk geleneğimiz belki de oradan başlıyor. Daha sonra 1999, 2004 yılı. 2004-2009 yılları arasında bir ara, kayıp var: Düşünün, bu tarih skalası içerisinde 4-5 yıllık bir süre çok küçük bir yere tekabül etmesine karşın, çok büyük rantsal ilişkiler ve bırakılan borç ve dağıtılan belediye emtiası, belediyenin gayrimenkul durumu var; sadece 2004 ve 20099 yılları arasındaki o yağma ve talan. 2009 yılında belediyeyi yeniden partimiz aldıktan sonra çok büyük kazanımlar yaşadı Van aslında. Yani yeniden kentleşme, yeniden yerel yönetim mantığı, halkın toplumsal olarak Belediyesini sahiplenmesi, bütünleşmesi, kararlara müdahil olması, karar alıcı olarak halkın tekrardan ön plana çıkması, aksatılan işlerin yeniden yapılması; belki de gözetilmeyen kimi mekanların yeniden donatılması, bunun gibi çok değerli işler de yapıldı. Büyükşehir olması ile beraber kırsal, tarımsal, ücra bölgelerdeki belediyeyi ilgilendiren yeraltı işleri bile; merkezin kentsel dönüşümü ve kırın da tarımsal ve kırsal kalkınmasını da sağlayan kimi politikaları arkadaşlarımız uygulamaya çalıştılar. Maalesef bu dönemde de halkımızın iradesine Kayyum atayarak bir yönüyle bunu sekteye uğrattılar. Birinci Kayyum döneminin sonunda yeniden halkımız irade göstererek belediyelerimizi yeniden halk iradesine teslim etti. Arkadaşlarımız daha hiçbir politika gerçekleştiremeden kısa bir süre içerisinde yeniden Kayyum ile, yapılacak olan halka dönük projeler ya da planlamalar engellendi.

Kayyum geleneği Türkiye'de artık bir kangrene dönüşmüştür. Kayyum bir kanun olabilir, Kayyum kanunu olabilir fakat kayyumun uygulama biçimleri vardır; hukuken bunun dayanakları vardır, sınırlılığı vardır ve ona göre uygulanmalıdır. Maalesef söz konusu Kürdistan ve Kürtler olduğu zaman, hiçbir kanunun anayasada geçtiği gibi haklarının, uyguladığın bireye ve topluma karşı sorumluluğu yerine getirilmiyor. Bu kanun yasasında da bunu görüyoruz. Kürdistan'da bizim almış olduğumuz belediyelere uygulanan Kayyum uygulaması bunun en büyük göstergelerinden birisidir. Türkiye'de hiçbir şekilde uygulanmamış yöntemler ile, Kayyum ile beraber seçilmeyenlere belediyeler teslim ediliyor, halkın seçtikleri cezalandırılıyor, halkın iradesine el konuluyor ve sonuçta bugün Van Büyükşehir Belediye binasına, ana binasına haciz gidebiliyor! Hacz ediliyor ya da haciz girişiminde bulunuluyor. Menkul ve gayrimenkul bütün değerleri satılmış! Daha önce kasada bulunan nakit para bile yok, yok edilmesini bırakalım, onun 10 misli-20 misli borçlandırılmış durumda; elektrik faturaları ödenmemiş, sigorta ödenekleri yapılmamış, vergi borçları duruyor. Bu bir yağma ve talan mantığıdır. Bu, bizden sonra kıyamet mantığıdır. Yani işletmeme mantığıdır, halka kendisini yönetme izninin verilmemesi mantığıdır. Şu an Van'da ve diğer kayyum uygulanan Diyarbakır'da, Mardin'de, Batman'da, Hakkari'de, her yerde uygulanan mantık budur: Bizden sonrası Kıyamet! Öyle bir yapın ki bir linç ve koma durumu olsun, kendi kendini idare edemeyecek bir duruma gelsinler ekonomik olarak!

Oysa ki biz geldiğimizde arkadaşlarımız belediyeleri borçtan kurtarıp artıya geçiyorlar ve beraberinde hem toplumsal fayda elde ediyorlar hem kültür çalışmaları yapıyorlar hem de teknik yeraltı yerüstü çalışmalar yapıyorlar. Altyapı çalışmalarının tamamını bitiriyorlar. Her ne hikmetse bunlar el koyduğunda belediyenin mülkleri satılıyor, kasadaki paralar yok ediliyor; hizmet de göremiyoruz. Yani bir hizmet de yok ortada. Hizmet diye bize sundukları şeyler aslında Van'ın hem toplumsallığını ortadan kaldıran hem doğasını ortadan kaldıran şeyler. Bir örnek verecek olursak: Mesela Sahil Yolu Projesi yapmışlar: Sahil Yolu Projesi aslında Van'ın ekolojik yapısını tahrip eden, tamamıyla yok eden; İskele’den başlayıp Havaalanı-Edremit mıntıkasında biten deltanın sulak-sazlık alanının tamamıyla yok edilmesiyle alakalıdır. Bu bir yağmadır, bu insanların sahili kullanması için yapılmış olan bir proje değildir. Bu tamamıyla sulak alanı bitirmek, Van’ın doğasın tahrip etmek, Van'ın Van gölündeki tek katma değeri olan Van Balığı’nın üreme alanlarını yok etmek, Kuş Cenneti düzeyindeki Van Gölü kıyısındaki havzalarının deltasının yok edilmesini sağlamakla alakalı bir proje. Tamamıyla yok edilmiştir... Üreyecek olan canlıların tamamı, oradaki kuş türlerinin tamamı, oradaki böcek türlerinin tamamı, oradaki balıkların üremesini engelleyen bir projedir. Sulak alanların yok edilmesi ya da orada bataklığın kurutulması diye tanımlanan şey aslında Van’ın oksijensiz bırakılması ile alakalı bir şeydir, bu bir hizmet değildir. Bu sadece yandaşa rantiye sağlamak için sağlanmış olan ihaleler durumudur. Etrafta işte bir kısım insanımızın belki de mülkü vardır; onlara imar sağlanacak, onlar da belki kısa süreliğine rant elde edecekler ama yaşamlarında oksijen bulamayacaklar; daha önce gördükleri kuşları göremeyecekler, daha önce orada yaşayan canlı türlerini göremeyecekler.

Biz “Deniz” diye tanımlıyoruz Van Gölü’nü; Deniz tekrardan İnşallah kendisini toparlayacak, bu geri çekilme. Belki de Van Gölü tekrardan aynı seviyeye gelecek, belki daha da çok toparlayacak kendisini; geri geldiğinde artık bu canlı türlerinin bir kısmının olmadığını göreceğiz. Bunun sorumlusu kim olacak? Yani yapmış oldukları o otoban niteliğindeki yollar mı kurtaracak bu durumu? Terzioğlu’ndan inen bir yol vardı, sahile doğru eski kaleye Şehr-i Harabe’ye doğru inen bir yol. Terzioğlu yolunun yapmadığı neydi ki Doğu Caddesi’ne paralel, kaleye doğru inen, iki şeritli otoban tarzında bir yol yaptılar; elma bahçelerinin tamamını orada hem tahrip ettiler hem de imara açtılar. Yani şunu söyleyeyim; Milattan Önce 1200'lü ya da 1600'lü yıllarda herhalde Kral Menua’dır Urartu'nun, bir yazıtta diyor ki; “Şamran kanalının altında ev yapanların üzerine benim lanetim olsun! Üst tarafına da tarla ve bahçe yapmayın!” Yani adam o dönem, 3000-4000 yıl önce o dönemin insanı, antik diye bizim kadar teknik ve bilimsel gelişmesi olmadığını düşündüğümüz o dönemin insanları, Şamran altı bölgesinin tarımsal araziye uygun olduğunu, yapılaşmaya uygun olmadığını söylüyor. Ama biz Şamran altının tamamını şu an yapılaşmaya uygun hale getirdik imar kanunlarımızla.  4.000 metre ve üzerindeki alanlarda yapı gerçekleştiren müteahhitlerimiz, 7-8 katlık binaları yapabilme fırsatını talep ediyorlar; ya da işte belediyeyle yapılan protokoller, o resmi izinler onu içeriyor. Oysa ki deprem dalgası bir yere doğru gittiğinde Allah korusun!

Hamza ÖZKAN: Van da deprem bölgesi. Aynı zamanda depremi yaşamış bir kent.

Yakup ATAŞ: Evet, dikkat edilmesi gerekiyor Şu an Van'ın Şamran altı bölgesinde 8-10 katlı binalar var. Teknik birikimi olan, mesleği olan mühendis ve mimar arkadaşlar çok daha iyi bilecekler bu işi, yani burada güvenlik nasıl sağlanıyor? Bu binaların güvenliği nasıl olacak? Burada depremsellik etkisi nasıl gözardı edildi? Nasıl izin verildi, niçin izin verildi? Niçin, bir otoban gibi kaleye doğru inen bir şey yapıldı? Niçin Van’ın etrafını dönen bir çevre yolu yapılmıyor? Yani, Van'ın deniz kıyısını doldurmadan bir çevre yolu ile Organize Sanayi’den İpekyolu’na inen bir şey yapılamaz mı? Yani ille denizi doldurmamız ya da sulak alanları yok etmemiz mi gerekiyor? Tarımsal arazinin bulunduğu elma bahçelerini yok etmemiz mi gerekiyor? Elmalık, fundalık, fidanlık; adı üstünde fidanlığı yok etmemiz mi gerekiyor?  Bunlar partimiz politikaları dışındaki politikalar; partimiz bunlara dikkat eden yerel yönetim anlayışına sahip...

Hamza ÖZKAN: Fidanlık Mahallesi galiba beton olmuş...

Yakup ATAŞ: Yani imara açılmak isteniyor, ha güzel şeyler var orada. Kimi villa kentler falan yapılmaya başlanmış, denize belli bir uzaklıkta, kıyı kanunu gözetilerek. Bu takdir edilmesi gereken şeyler. Yapı stoku böyle oluşturulmalı belki de. Bu kentin ihtiyacı olan konut ihtiyacı belki de böyle karşılanmalı. Ama yeteri kadar yeşil alan, yeteri kadar deprem güvenliği alınmış yapılara bizim ihtiyacımız var; yaşam alanlarına ihtiyacımız var, yaşanabilir bir kente ihtiyacımız var. Onun için bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Partimizin de yerel yönetimler politikası bunu içeriyor. Partimiz her geldiğinde borçlu olan belediyeleri düze çıkarıyor, daha anlamlı, daha güzel bir şeyler yaratıyor; topluma daha faydalı işler görüyor. Her nedense müdahaleye maruz kaldığı dönemlerin sonunda bunu sözüm ona düzeltmeye gelmiş olan uygulayıcılar ceplerini dolduruyorlar, yağmalıyorlar, belediyenin bütün varlığını satılığa çıkarıyorlar ve nihayetinde Van Büyükşehir Belediyesi'nin hizmet binası icraya kalabiliyor. Yarın bir gün biz hayırlısıyla aldığımızda ki bunun çözümleri var, hiç sorun değil.

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, Parti olarak bir karar aldınız; biliyorsunuz yıllardır seçimler yapılıyor ve bütün partilerde de Merkezi atamalar oluyor Sizin partinizde zaman zaman bazı il ve ilçelerde ön seçim yapılmıştı. Milletvekili seçiminde, parti olarak baraj sorunu olduğu dönemlerde de birçok bölgede yine ön seçim yapılmıştı. Bu seçimde birçok kentte yine ön seçim yapılacak. Bu kararı ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Yakup ATAŞ: Bizim partimizin temel iddiası, hassasiyetleri önceleyen demokratik bir toplumsal yapının olgunlaşmasını sağlayacak olan politikaları hayata geçirmek. Dolayısıyla partimiz demokratikleşmeyi öncelediği için daha demokratik yöntemleri uygulamak, halkın istek ve talepleri doğrultusunda bunu gerçekleştirmek partimizin başından beri aslında dikkat ettiği bir şey. Bu da bir demokratik yöntem olarak pozitif bir şey aslında. Yani toplumun demokratikleşmesi için çok önemli bir şey. Kendi içinde kimi riskleri barındırmak ile beraber, yani uygulamada yaşanacak olan aksaklıklar yönüyle kimi riskleri barındırmak ile beraber, partimizin yine Türkiye demokrasisinin gelişmesi, bölgedeki demokrasinin gelişmesi için bir öncü rolü oynamasıyla ilintili olarak bunu pozitif bir gelişme diye ben karşılıyorum. Halkımızın da doğru okuyup kendisine sorulan, kendisinin talepleri doğrultusunda kendi öncülerini seçmek için sandığa gidip iradesini beyan edeceğini düşünüyorum. Pozitif sonuçlar çıkacaktır, hem Türkiye'deki demokratikleşme için hem parti içi demokrasinin daha da kalıcı olması için. Partimizin zaten paradigması doğrultusunda demokratik bütün uygulamaları yaşama geçirmek bizim partimizin kaderi olsa gerek. Bunda da yine bizim partimiz öncü oldu. Darısı diğer partilerin de başına diyelim.

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ, zaten parti olarak daha önce kadın kotası ile başladınız; sonra eş başkanlık, bugün de ön seçim. Demokrasi açısından çok olumlu adımlar. Diğer partiler de sizi örnek aldılar; onlar da şu an kadın kotası uygulamaktalar. Programımızın sonuna doğru da geldik, son olarak neler söylemek istersiniz? İki dilden de sizden isteriz.

Yakup ATAŞ: Öncelikle senin sormuş olduğun bu eş başkanlık ve kadınların toplumsal görünürlüğünün artmasıyla alakalı soruya dönmek istiyorum. Kadının bir toplumda görünür olması, toplumsal yapı içerisinde var olması, o toplumun ne kadar özgürlükçü ,ne kadar yaşanabilir bir toplum olduğunu gösterir aslında. Kadın arkadaşlarımızın yetkinliğinin, toplumsal becerilerinin ve yaşamsal dağarcıklarının giderek geliştiğini görüyoruz. Partimizin de bu konudaki hassasiyeti ve duyarlılığı takdire şayandır. Eş başkanlık sistemini de ben böyle okuyorum. Kadın arkadaşlarımızın kimileri bizden çok daha yetkin ve cesurlar bu konularda. Hem politik bilinç yönüyle hem de yetenek ve kabiliyet yönüyle bizden daha kabiliyetli ve yetenekli olduklarını ben düşünüyorum. Ve onu önemseyen bir toplumsal yapının da gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yönüyle, Jin Jiyan Azadi! “Jiyan”, yaşam demek değil mi? Kökü Jin’den gelir. Demek ki kadın, yaşamı var edendir.

Hamza ÖZKAN: Sayın ATAŞ programımıza katıldığınız için teşekkür ediyoruz. Hem size hem de sizinle beraber aday adayı olan bütün adaylara bu demokrasi yarışında başarılar diliyoruz.

Yakup ATAŞ: Ben de teşekkür ediyorum. Umarım önümüzdeki dönemde çok güzel şeyler yaşarız. Halk olarak, toplum olarak, ülke olarak; daha özgür, daha güzel, daha müreffeh bir dünyaya gözümüzü açarız. Son yıllarda çok büyük acılar, sıkıntılar, hem ekonomik hem sosyal hem toplumsal sıkıntılar yaşadık. Umarım bunların tamamı geride kalmış olsun ve bu bahar yapılacak olan seçimler çok daha değerli şeyleri ortaya çıkarsın. Şu an devam eden özgürlük taleplerinin ve daha insanca yaşama taleplerinin direnişinde olan cezaevindeki tutuklulara da buradan selamlarımı gönderiyorum. Bu bahar hepimiz için iyi olsun diyorum. Öncelikle partimiz ve halkımız ve daha sonra bütün Ortadoğu ve dünya halkları için iyi olmasını diliyorum.

Kaynak: https://www.otekileringundemi.com/video