Gözde TÜZER
İstanbul

Günümüzün teknoloji dünyasında “hız” her şey... Özellikle büyük kentlerde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken bilgiden ve haberden eksik kalmamak adına daha da hızlı hareket ediyoruz. Kitleler hızlı bir şekilde habere ulaşmaya çalışırken, gazeteciliğin doğasında olan “ilk ve hızlı” bilgi verme kaçınılmaz oluyor. Peki bu hızlı dünyada gazeteciliğin ilkeleri nerede duruyor, analizlere, uzman görüşlerine nasıl yaklaşılıyor. “Slow journalism” yani yavaş gazetecilik kavramı tam da bu noktada devreye giriyor. Gazeteci Seda Karatabanoğlu ile yavaş gazetecilik üzerine konuştuk.

HIZLI VE DOĞRU HABER VERME

Karatabanoğlu hem dijitalleşen haber kurumları hem de sosyal meydanın hayatımızdaki yeriyle birlikte gazetecilikte hız kavramının çok eleştirildiğini ancak başka kıtalarda, binlerce kilometre uzaklıktaki gelişmeleri anlık takip edebildiğimiz bir çağda hızlı ve doğru haber vermenin önemli ve gerekli olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Ancak burada bir ayrım yapmamız gerektiğine inanıyorum: -Anlık, son dakika gelişmelerini hızlı, teyit edilmiş ve sansasyondan arınmış bir şekilde aktarmak. -Bu gelişmeyi ortaya çıkaran nedenleri ve yol açabileceği sonuçları detaylı bir şekilde incelemek.”

Hızın gazetecilikte hep önemli olduğu bir gerçek. Olay yerine ilk önce giden muhabir olmak ya da önemli bir dava dosyasına ilk ulaşmak mesleğin kodlarında var elbette. Karatabanoğlu “Hızlı ve ‘doğru’ habercilik yapmalıyız ancak hızlıca aktardığımız gelişmelerin nedenleri ve sonuçlarını yavaşça, gazeteci titizliğiyle takip etmeliyiz” diyerek konuyu özetliyor ve şöyle açıklıyor: “Araştırmacı gazetecilik ve fikri takip... Bunları yapabilmek için maddi ve manevi kaynaklara ihtiyaç var. Medyanın globalde yaşadığını dönüşüme Türkiye’deki ekonomik ve politik nedenler eklenince habercilik, son dakika gelişmelerinin aktarıldığı tık avına dönüyor ne yazık ki. Bu noktada gazeteciliğin temel ilkelerinden biri olan ‘Teyit edilmiş bilgi’ sıklıkla göz ardı ediliyor. Son dakika bir gelişmeye dair girilen iki satırlık haberde yazım hatalarının bile pek çok haber sitesinde aynı olduğuna rastlıyorum.  Anlıyorum ki orada kopyala yapıştır bir habercilik var ve teyit mekanizması büyük ihtimal işlemiyor. Ortaya çıkan bu tabloda panel başında olan editöre yüklenmek yerine onu bu koşullarda çalışmak zorunda bırakan sistemi eleştirmek gerektiğini düşünüyorum.”

"YAVAŞ GAZETECİLİK" KAVRAMI NEDİR?

Peki “slow journalism” yani yavaş gazetecilik kavramı ne? Nereden geliyor ve bize ne anlatıyor? Karatabanoğlu aktarıyor: “Yavaş gazetecilik; yüzeysel bilgilerden ziyade bir hikayenin anlatıldığı, derinlemesine araştırılmış, farklı bakış açılarına yer veren, kaynak bakımından zengin ve hız kaygısı taşımayan haberlere deniyor. Yavaş gazetecilik aynı zamanda son dakika aktarılan olaylarda başkalarının gözden kaçırdığı noktaları fark etmek ve onlar üzerine çalışmak demek. Böylece haberin kalitesi artıyor ve okuyucu için çekici hale geliyor. Yavaş gazeteciliğin doğruluk, bilgi derinliği, bağlam, analiz ve uzman görüşüyle zengin içerikler ortaya çıkarması beklenir.”

Yavaş gazetecilik kavramı 2000’li yılların sonlarına doğru ortaya atılsa da yeni bir gazetecilik türü değil. Karatabanoğlu gazeteciliğin doğası gereği zaten yavaş gazetecilik unsurlarından oluştuğunu, derinlemesine araştırma yapmak için, uzmanlarla görüşmek için, muhabirin kendi haberini didik  didik edip herhangi bir boşluk bırakmaması için zamanın gerekli olduğunu söylüyor.

Diğer bir özelliği de konuların titizlikle belirlenmesi. Karatabanoğlu diyor ki: “Yeni olan, kaliteli haberin hıza yenik düştüğü bir dönemde mevcut teknolojileri kullanarak farklı bakış açılarıyla yazılan, hız kaygısı taşımayan haberlere duyulan ihtiyaç. Yavaş gazeteciliğin diğer bir özelliği ise çalışılacak konuların titizlikle belirlenmesi yani niş bir alan yaratılması. Az konuşulan hikayeleri ortaya çıkarması gerekiyor.”

YAVAŞ GAZETECİLİK  ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK

Gazeteci Seda Karatabanoğlu yavaş gazetecilik kavramının yeni bir kavram olmadığını araştırmacı gazeteciliğin tanımında yer alan derinlemesine araştırma ve eleştirel bakış açısının, yavaş gazeteciliğin de tanımında kullanıldığını belirtiyor. Ancak burada okuyucunun üretim ve tüketim sürecinde aktif rol alması açısından yavaş gazeteciliğin uygulamadaki farkı var. Seda Karatabanoğlu şöyle açıklıyor: “Çünkü yavaş gazetecilik baş döndürücü gündemde duyduğumuz bir ihtiyaçtan doğdu. Yüzyıllar önce yapılan gazetecilikte günümüzdeki hız sorunu yoktu. Çağın ihtiyaçları yeni bir tür olarak yavaş gazeteciliği ortaya çıkarsa da temel de geleneksel gazeteciliğe (Günümüzdeki teknolojik imkanları yadsımadan) dönüş söz konusu.”

NASIL FİNANSE EDİLECEK?

Geleneksel gazeteciliğe dönüş söz konusu elbette. Ama bu gazetecilik türünün sürdürülebilir olması için finanse edilmesi gerekiyor. İnternet siteleri için haberleri hızlı girmek, “tık avcılığı”nı da hızlandırdı. Reklamlar gelmeye başlayınca “az sonra”lar, “ayrıntılar geliyor”lar ve onlarca cümle de beraberinde geldi. Sürdürülebilir olmak ve “tık”lanmak adına; pek çok sitede haberler “haber” olmaktan çıktı. Ancak “yavaş gazetecilik” için yeni iş modellerine de ihtiyaç var, bu durum nasıl finanse edilecek?

Hem bağımsız finansman hem de editoryal özgürlük için abonelik sisteminin en makul yöntem olduğunu düşünen Gazeteci Karatabanoğlu’na göre; “Gelirini abonelik sistemiyle okuyucularından (dinleyicilerinden/izleyicilerinden) sağlayamayan ya da bir fon almamış/alamamış kurumlar için reklam geliri önemli. O noktada da hızlı ve fazlaca haber girmek reklam gelirini etkiliyor. Reklam kaygısı da tık tuzağına yöneltiyor.”

"HABERCİLİK PAHALI BİR İŞ"

Haberciliğin pahalı bir iş olduğunu, teknik giderlerin yanı sıra kaliteli haber üretecek gazeteciye hak ettiği maddi ve manevi imkanların sağlanması gerektiğini vurgulayan Karatanbaoğlu, Türkiye Gazeteciler Sendikasının “Türkiye’de gazetecilik: Algı ve profil araştırması” başlıklı raporuna atıf yaparak “Gazetecilerin çoğu düşük maaşlarla haftada 45 saatten fazla çalışıyor, fazla mesai yapıp ücretini alamayan gazeteci oranı yüzde 36.3. Sansür, otosansür ve mobbing de cabası. Tüm bu faktörler ortaya çıkan işi etkiliyor” diyor. 

MEDİAPART ÖRNEĞİ

Karatabanoğlu sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda Fransa’daki bağımsız medya kuruluşu Mediapart’ı örnek verdiğini şöyle açıklıyor: “Tüm gelirini abonelik sisteminden sağlıyor ve editoryal süreci tamamen bağımsız kılmak için şirket yönetimi bir vakfa devredildi. Mediapart’ın kurucularından Edwy Plenel kuruluş amacını şöyle açıklıyor: ‘Halkın haber alma özgürlüğü için bağımsız gazetecilik yapabilmek ve basın özgürlüğünü savunmak, öte yandan dijital çağda reklamlar olmadan okuyucu desteğiyle de kâr sağlanabileceğini kanıtlamak.’ Türkiye’de de yapılması gereken bu. Elbette ekonomik ve politik atmosferin etkilerini göz önünde bulundurmak gerekli. Altı yedi yıl önce katıldığım gazetecilik eğitimlerinde The Guardian’ın The New York Times’ın abonelik sayıları anlatılır ‘Türkiye’de bu mümkün değil, daha müzik platformlarına (Spotify vs.) ücret ödemekten kaçınıyoruz’ denirdi. Ancak bugün farklı. Artık insanlar bütçesi dahilinde faydalandığı hizmetlere para ödemekten kaçınmıyor. Hem gazeteciler hem de okuyucular olarak tespit ettiğimiz sorunların çözümünde aktif olmamız gerektiğini düşünüyorum.”

ÇÖZÜM GAZETECİLİĞİ

Bu “teknoloji” ve “hız” tutkunluğu “haber yorgunluğu”nu da beraberinde getirdi. “Yavaş gazetecilik kitlelerle yeni bir etkileşim kurmanın yolu olabilir mi?” Karatabanoğlu bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Elbette, ancak bu noktada haber yorgunluğunun nedenlerini iyi tespit etmek gerekli. Sadece hızlı haber gündemi değil olumsuz haberler de insanlarda haber yorgunluğuna neden oluyor. Yavaş gazetecilik, hızlı medya gündeminde okuyuculara sunduğu haber seçkisi sayesinde onlarla yeni bir iletişim kanalı yaratıyor.”

Karatabanoğlu’na göre “haber yorgunluğunun nedeni olumsuz haberlerin ruh sağlığı üzerindeki kötü etkisiyse burada çözüm gazeteciliği de devre giriyor” Karatabanoğlu “çözüm gazeteciliği”ni şu sözlerle aktarıyor: “Yalnız sorunların aktarıldığı değil, ele aldığı hikâyeye dair kanıtlar sunan, dünyanın nasıl işlediğini ya da daha iyi nasıl işleyebileceğini dair fikir kazandıran bir tür. İnsanlarda karamsarlık yaratmak yerine onlarda farkındalık oluşturma ve çözümün bir parçası olmaya teşvik ediyor. Her iki türün de ortak özelliği ise hız baskısı olmadan derinlemesine çalışmaya ihtiyaç duyması.”

DELAYED GRATIFICATION, LONG PLAY, İKLİM GAZETESİ,

Bu gazeteicilik türünde dünyada ve Türkiye’de yayımlar yapanlar da var elbette. Karatabanoğlu “Delayed Gratification, De Correspondent, Tortoise, L’un, Slow News, AdNews Australia, XXI, Long Play, ProPublica, The Atavist, The Sprawl dünyadaki yavaş gazetecilik örneklerinden. Türkiye’de ise Gezegen24, İklim gazetesi, Kuest Medya başarılı yavaş gazetecilik projelerinden” diyerek örnekleri veriyor. 

Editör: Hamza Özkan