Yoksulluk, ekoloji ve kadınlar

“Irkçılık, cinsiyetçiliği de sürekli yeniden üretmektedir. İkisinin birden ortadan kalkmadığı bir toplum, hem ırkçı hem de cinsiyetçi olmayı sürdürecektir.

Jineolojî 16.04.2021, 21:17
34
Yoksulluk, ekoloji ve kadınlar

“Irkçılık, cinsiyetçiliği de sürekli yeniden üretmektedir. İkisinin birden ortadan kalkmadığı bir toplum, hem ırkçı hem de cinsiyetçi olmayı sürdürecektir. Aynı biçimde, ekoloji meselesini gündemine almayan bir toplumsal hareket de bugün, üzerinde yeni bir toplum inşa edeceği bir toprak parçası dahi bulamama tehdidi ile karşı karşıyadır. Sırf bu nedenle bile, kadın hareketinin de acil bir biçimde, ekoloji meselesini gündemine alması gerekiyor.”

JIN NEWS- Ecehan Balta

Son iki yüzyıldır, kapitalist üretim tarzının, doğa üzerindeki tüm yıkıcı etkileriyle birlikte Avrupa ve Kuzey Amerika’da başlayan ve oradan dünyaya yayılmasına tanık oluyoruz. Eric Hobsbawm’ın deyişiyle, “Kısa Yirmi Birinci Yüzyıl”, kapitalist yaşam biçiminin tekleştiriciliği ve mutlaklığıyla, insanla insan ve insanla doğa arasındaki ilişkiyi hiyerarşikleştirici biçimiyle belirledi. Bu belirlenim, iki dünya savaşı ve gezegenin savaşsız geçirdiği günlerin sayısının, bir elin parmaklarını geçmeyecek ölçüde az olmasına yol açan bir vahşiliği içeriyordu. Kapitalizmi alt etmeye yönelik girişimler ise ne yazık ki eşitlik, kardeşlik ve demokrasi ile sonuçlanmadı. Rusya’nın mafya kapitalizmine, Çin’in ise devlet merkezli pazar ekonomisine geçişi, özel mülkiyete dayanmayan rejimlere inanmanın boş inançtan öteye gitmediği propagandasını güçlendirdi.

Kapitalizmin iki yüzyıllık serüveni koas ve kriz

Son yirmi yıla damgasını vuran bu sürecin sonunda, ekolojik hareket içinde doğanın sınırsız sömürüsünün yarattığı felaketlerle; kırdaki, kentteki emek sömürüsünün, doğanın temellüküyle doğrudan üreticilerin mülksüzleşmesinin iç içe geçmişliğini kavrayan yeni bir damarın doğuşuna şahit oluyoruz. Doğanın talanına karşı, nükleer karşıtı hareket, baraj ve siyanür karşıtı mücadele, bugün Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde emek hareketinin bir bileşeni olarak ortaya çıkıyor ve doğa ve insan ilişkisini yeniden tanımlama mücadelesi veriyor. 

Kapitalizmin iki yüzyıllık serüveni, tam bir kaos ve yıkım süreci olarak ortaya çıktı. Toprağın aşırı sömürüsü gıda krizini yarattı, okyanuslar nükleer atıklarla doldu, ormansızlaştırma genişledi, türler yok oldu. Bunların en sarsıcısı ise, uzun zamandır devam eden ama niteliksel bir dönüşüme uğradığı için insanlığın varoluş-yokoluş mücadelesi haline dönüşen iklim krizi oldu. Bu manzara, doğal dönüşümlerin bir sonucu değil, doğal kaynakların aşırı sömürüsünün bir sonucudur. Dolayısıyla bu yıkımın örneğin alternatif enerjilere yönelerek ya da “yeşil işler” yaratarak ortadan kalması da mümkün değil. Hatta bu tip “çözümler” krizin sürdürülebilirliğini sağlayan yapay önlemler oluyor. GDO’lu bir mısırı yeşil paketlere koyarak algıyla oynamak gibi düşünün siz bunu.

Kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılması

Bugün bize gerekli olan; tamamen farklı bir üretim, tüketim ve yaşam biçimidir. Bu ise, basitçe meta üretimine dayalı kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılmasını gerektiriyor. Daha çok ve daha fazla üretim, yapay ihtiyaçlar yaratılması ve son kalan fosil kaynaklarının da çıkartılıp satılması; 2010’da Meksika Körfezi’nde gözlemlediğimiz gibi ekolojik felaketler, uzun vadeli toplumsal ve ekolojik planlama doğasına aykırı olan kapitalizmin yapımıdır. Kapitalizmin uzun vadeli planlama yapabildiği tek alan, doğal kaynakların ve pazarların, enerji kaynaklarının ve ucuz emeğin, yani kârına ne kâr katacaksa onun varlığını devam ettirmesini sağlamak. Bu planların uygulanması için de “ekonomik diplomasiyi” gerekirse de Ortadoğu ve Afrika’da gördüğümüz gibi savaşları, devreye sokmak. Yani, kapitalizmden farklı bir medeniyete, onun rasyonalitesinden farklı bir mantığa geçmek, genelde doğa, özelde insanlık için bugün yakıcı bir ihtiyaç halini almıştır. Fakat yerine ne koyacağımızı da düşünmeye başlamamız lazım: Kır temelli emek hareketleri 1990’lı yılların başında Bergama’da açığa çıkan altın madeni karşıtı hareketten beri, bir genişleme ve radikalizasyon dalgası yaşıyor. Türkiye’de özelleştirme piyasalaşmanın hızlanması, bununla birlikte suyun da HES’ler aracılığıyla piyasalaşması, yeni bir mücadele alanı doğuruyor.

İhtiyacın demokratik ortamda yeniden tanımlanması

Üretim araçlarının özel mülkiyetinin ortadan kaldırılması yolu ile insanın üzerindeki egemenliğinin son bulması, toplumun kendi kendini yönetmesi ve adalet fikrinin yeniden gündemleştirilmesi insan ve doğa arasındaki etkileşim alanının sömürüden adalete doğru yer değiştirmesi gerekiyor. Hiç kuşkusuz, böyle bir toplumun temeli, üretim araçlarının özel mülkiyetinin ortadan kalkması olacak. Kar güdüsü ortadan kalktığında ve ekolojik gereklilikler ve insan ihtiyaçları arasında bir denge söz konusu olduğunda, toplam olarak da değişim değeri değil, kullanım değeri ön plana çıktığında yeni bir üretim tarzından söz edilebilir olacak. Yine kuşkusuz, bunun için ihtiyacın, demokratik bir ortamda yeniden tanımlanması gerekiyor. Bu demokratik ortamın varlığının önkoşulu ise, zaman. İnsanların kolektif düşünmeye zaman ayırması, ancak iş saatlerinin azaltılması ile mümkün olabilir. Diğer yandan, katılımcı bir demokratik sürecin örgütlenmesi, “yaşam boyu öğrenmenin” gerçek anlamını kazanması ile mümkün hale gelecek. Öğrenme, kapitalizmin sürekli değişen ihtiyaçlarına bir yanıt verme çabası olmaktan çıkacak, toplumun gerçek ihtiyaçlarını karşılama anlamı kazanacak.

Demokratik planlama hangi ölçekte yapılacak

Diğer yandan, ölçek sorunu önemli bir mesele olarak önümüzde duruyor. Demokratik planlamanın hangi ölçekte yapılacağı konusuna ilişkin, bugün Türkiye’de baraj ve altın madenciliği karşıtı mücadele, planlamanın hem demokratik hem de ekolojik ilkeler gereği, ekosistemler ölçeğinde yapılması gerektiğine ilişkin ciddi bir kanıt sunuyor. Aynı zamanda, kapitalizmin “Zaman, paradır.” şiarına ve buna uygun olarak yarattığı “Nefes kesici bir yarış olarak hayat” tanımına karşı, hayatın “yavaşlatılması” önemli bir talep. Tarım arazilerinin yağmalanması ve küçük aile işletmelerine dayalı tarımın ortadan kaldırılması, büyük ölçekli tarımın yarattığı ekolojik tahribat ve örneğin GDO’lu ürünler gibi konuların sağlık alanında açtığı yaralar, mücadele etmemiz gereken diğer gündem maddelerini oluşturuyor.

Irkçılık cinsiyetçiliği sürekli üretir

Devasa toplumsal sorunlarla çevrilmiş bir dünyada, eşi benzeri görülmemiş bir kriz içinde yaşıyoruz. Bu kriz, kapitalizmin yarattığı ayrımcılık ve eşitsizliklerden besleniyor ve onları besliyor. Ancak geldiğimiz noktada insanlığı, doğayı, dolayısıyla tüm türleri etkisi altına alan “mükemmel bir sefalet fırtınasıyla” karşı karşıyayız. Peki, bu krizi tersine çevirmek mümkün mü ve bunu kim yapacak? Her şeyden önce, toptan nesneleşme ve şeyleşme karşısında “Gerçekliği ancak bir bütün olarak anlamak ve ona o haliyle nüfuz etmek mümkündür ve nüfuz etmeyi de ancak kendisi bir bütün olan özne becerebilir.” Parçalanmış mücadeleler ve parçalanmış benlikler, bunu yapamaz. Bir yandan cinsiyetçiliğe karşı mücadele ederken, örneğin ırkçılıkla ilgili söyleyecek hiçbir lafı olmayan, hatta bununla ilgili düşünmeye dahi zahmet etmemiş bir toplumsal hareket, kaybedecektir. Çünkü ırkçılık, cinsiyetçiliği de sürekli yeniden üretmektedir. İkisinin birden ortadan kalkmadığı bir toplum, hem ırkçı hem de cinsiyetçi olmayı sürdürecektir. Aynı biçimde, ekoloji meselesini gündemine almayan bir toplumsal hareket de bugün, üzerinde yeni bir toplum inşa edeceği bir toprak parçası dahi bulamama tehdidi ile karşı karşıyadır. Sırf bu nedenle bile, kadın hareketinin de acil bir biçimde, ekoloji meselesini gündemine alması gerekiyor. Ama kadınlar, bu mücadelenin çok özgül bir biçimde, birincil öznesidir. Her şeyden önce, yukarıda bahsettiğimiz iklim krizinin görüngülerinden, gıda ve su krizinden kadınlar erkeklere oranla farklı ve daha fazla etkilenir. Ucuz doğa algısı, ücretsiz kadın emeğini de mümkün ve meşru hale getirir. O nedenle, kadınlar kendi kaderlerini tersine çevirme mücadelesinde ekolojiyi de dikkate alan, hatta merkeze alan bir perspektif geliştirmelidir. Bunun yanı sıra, bu aşırı üretim, hız ve tüketimciliğin; köyün ve tarım hayvancılığın tasfiyesinin gittikçe yoksullaştırdığı kadınların da içinde bulunduğu geniş emekçi kesimler, ekoloji mücadelesinde birincil bir rol oynamaktadır ve oynamak durumundadır.

Son söz olarak; bize düşen, gündelik düzeyde inşa edilen sıradan ve sahicinin gerçekliğini kavramak, ona bir ontoloji atfetmeyip dönüştürmeyi düşünmek ve harekete geçmek. Ancak bu bütünlük ve eylem içinde gündelik yaşam dönüştürülebilir ve ancak bu şekilde ütopya, bir kez daha mümkün hale gelebilir.

banner3
Yorumlar (0)
28
açık
Günün Anketi Tümü
2020- 2021 Yılın Şampiyonu Hangi Takım olur?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 39 81
2. Galatasaray 39 81
3. Fenerbahçe 39 79
4. Trabzonspor 39 68
5. Sivasspor 39 62
6. Hatayspor 39 61
7. Alanyaspor 39 57
8. Karagümrük 39 57
9. Gaziantep FK 39 55
10. Göztepe 39 51
11. Konyaspor 39 49
12. Rizespor 39 48
13. Kasımpaşa 39 46
14. Malatyaspor 39 45
15. Başakşehir 39 45
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 39 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 39 38
20. Gençlerbirliği 39 38
21. Denizlispor 39 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 36 83
2. M. United 36 70
3. Leicester City 36 66
4. Chelsea 36 64
5. Liverpool 35 60
6. West Ham 35 58
7. Tottenham 35 56
8. Everton 35 56
9. Arsenal 36 55
10. Leeds United 36 53
11. Aston Villa 35 49
12. Wolverhampton 35 45
13. Crystal Palace 35 41
14. Southampton 35 40
15. Burnley 36 39
16. Newcastle 36 39
17. Brighton 35 37
18. Fulham 35 27
19. West Bromwich 35 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 36 80
2. Real Madrid 36 78
3. Barcelona 36 76
4. Sevilla 36 74
5. Real Sociedad 36 56
6. Real Betis 36 55
7. Villarreal 36 55
8. Celta de Vigo 36 50
9. Athletic Bilbao 36 46
10. Granada 36 45
11. Osasuna 36 44
12. Cádiz 36 43
13. Levante 36 40
14. Valencia 36 39
15. Deportivo Alaves 36 35
16. Getafe 36 34
17. Huesca 36 33
18. Real Valladolid 36 31
19. Elche 36 30
20. Eibar 36 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56