Kimse kusura bakmasın, çocuklarınızı da sizlerle birlikte mercek altında tutmak, biz gazeteciler için kamu görevi sayılır AKP Adıyaman Milletvekili Muhammed Fatih Toprak, Kahta Belediyesi’nde beş yıldır hiç işe gitmeden maaş alan bir yakınını kendisine “milletvekili danışmanı” olarak tayin etmiş. Ali Ekber Ertürk’ün, Sözcü’de yayımlanan haberine göre söz konusu kişi bir ara da TÜGVA’nın Kahta temsilciliğini yürütmüş.

 

 

 

 

Kimse kusura bakmasın, çocuklarınızı da sizlerle birlikte mercek altında tutmak, biz gazeteciler için kamu görevi sayılır





AKP Adıyaman Milletvekili Muhammed Fatih Toprak, Kahta Belediyesi’nde beş yıldır hiç işe gitmeden maaş alan bir yakınını kendisine “milletvekili danışmanı” olarak tayin etmiş.

Ali Ekber Ertürk’ün, Sözcü’de yayımlanan haberine göre söz konusu kişi bir ara da TÜGVA’nın Kahta temsilciliğini yürütmüş.


Tablo son derece açık:


Kamu kaynakları kullanılarak “vakıf” görüntüsü altında siyasi faaliyetler yürütülüyor, burada çalışanların maaşları da AKP’li belediyeler başta olmak üzere yine kamu kurumlarınca karşılanıyor.


AKP’den muhalefete geçen belediyelerde çok sayıda bu tür çalışan olduğunun tespit edildiği iddiaları da var.

Devletimizin yöneticileri çocukları konusunda çok hassaslar.


“Çocuklarımızı eleştirilerinize karıştırmayın” sözünü AKP iktidarında kaç kere duyduğumu hatırlamıyorum bile. Bir ara adeta iki sözün biri buydu.


Aslında bizler de çocuklarımız konusunda hassasızdır.


Ama aradaki fark şu ki bizim çocuklarımız kamu kaynaklarından beslenen siyasi amaçlı vakıflar kurmuyorlar, orada çalıştırdıkları insanların maaşlarını kamu kaynaklarından karşılamıyorlar.


Onun için kimse kusura bakmasın, çocuklarınızı da sizlerle birlikte mercek altında tutmak, biz gazeteciler için kamu görevi sayılır.

Daha önce de yazmıştım, yine söyleyeyim: Bizlerin parasıyla hayır yapmak size düşmez.


Görebildiğim kadarıyla çocuklarınızda ani bir zihin açıklığı ve ileri görüşlülük meydana geldi ve hepsi maşallah iyi işlerin sahibi oldular.

Ne iş yaptığını kimsenin anlamadığı şirketleri yurt dışında iyi fiyatlara satıp, parasını yurda getirtenler bile var! Yüce rabbim verdikçe veriyor!

Allah nazardan saklasın, gelirleri eksilmesin ama hayır yapacaklarsa da artık bunu da bizim paralarımızla yapmasınlar.

Allah’ın gücüne gidecek vallahi!



***

Haydi Binali Bey, Ak Gençlik de bekliyor!


AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın çocuklarının, Harvard Business School’da “case study” diye okutulacak ticari başarıları, genç girişimcilere ilham vermeye devam ediyor.

Nasıl? İyi bir cümle oldu, değil mi?

Bu cümleyi kurmama neden olan şey, Binali Bey’in seçim yenilgisinin ardından çıktığı ilk İzmir gezisinde, Ak Gençler tarafından düzenlenen karşılama törenini izlemem neden oldu.


Bu sevgi seli karşısında insanın boğazına bir şey düğümleniyor.


Ak Gençler, Binali Bey’i “Ak gençlik seninle gurur duyuyor” sloganları ile karşıladılar.


Dikkatle izledim, bazılarının gözleri çakmak çakmaktı.


Sanki “bana bir fırsat verin, bakın ben ne gemileri, ne dağlardan aşırırım” der gibiydiler.


O kadar rica ettim, Binali Bey, çocuklarının iş idaresi sırlarını benimle paylaşmaya yanaşmadı.


Halbuki bir iki tüyo bana da verseler, ben de kendime nakliye gemilerinden oluşan bir filotilla olmasa bile bir “bonzai mega yat” alabilirdim. Filo kurmakta zaten gözüm yok!


Binali Bey, benimle paylaşmadığı bu sırrı, Ak Gençlere yararı dokunsun diye açıklamaz mı acaba?


Dedim ya içlerindeki bazı tipleri gözüm bir hayli tuttu, tek ihtiyaçları Binali Bey’in onlara yol gösterecek bir iki küçük tüyo vermesi.

Bir gemi almak için aile birikimleri nasıl kullanılır?


Aile, o parayı memur maaşıyla biriktirmek için hangi “on altın kuralı” uygulamalıdır?

Bir gemi sonra iki gemi nasıl yapılır?

İki geminin dört gemiye, dördün 16’ya çıkması için atılması gereken kritik adım, hangi noktada atılmalıdır?

Binali Bey, gençlerden bu hizmeti esirgemezseniz, söz veriyorum, sizi her gördüğüm yerde “Mehmet Yakup seninle gurur duyuyor” diye alkış tutacağım!

 

***

Almanya’nın başaramadığını, Türkiye yapabilir mi?


44 bin Suriyeli sığınmacı, Ramazan Bayramı’nı memleketlerinde kutlamaya gitmişti.

Bu ayın başında geri dönenlerin saylısı 11 bini bulmuştu.

Ramazan Bayramı nedeniyle memleketlerine gidenlerin 1 Kasım 2019 tarihine kadar geri dönme hakları bulunuyor.


Ramazan Bayramı için gidenlerin henüz hepsi dönmeden, Suriyeli sığınmacılar bu kez de Kurban Bayramı için memleketlerine gitmeye başladılar.


9 Ağustos tarihine kadar günde 3 bin Suriyelinin bayramlaşmak için memleketlerine gidecekleri bildiriliyor.


Demek ki 50 binden fazla göçmen bu bayramı memleketlerinde geçirecek.


Bayramlaşmak için gidenlerin memleketlerinde kalmayıp, geri döndükleri de daha önceki bayramlardan öğrendiğimiz bir gerçek.


Yetkililerin açıklamalarına göre, devletimiz, bayramlaşmak gerekçesiyle Suriye’ye gidip dönmeyi teşvik ediyormuş.


Böylece Suriyelilerin, kendi memleketlerindeki arsa, ev vs. gibi maddi varlıklar ile akrabalarından kopmamaları hedefleniyor, bu sayede Suriyelilerin günün birinde toplanıp, memleketlerine geri dönmeleri ümit ediliyormuş.


Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne göre 11 Temmuz 2019 tarihi itibarıyla Türkiye’de biyometrik verileriyle kayıtlı Suriyeli sayısı bir önceki aya göre 16 bin 931 kişi arttı.


Kayıtlı 3 milyon 630 bin 575 Suriyeli geçici sığınmacı var.


1 milyon 684 bin 207 Suriyeli 0 – 18 yaş arasında. Yüzde 30’u 10 yaşın altında.


Genç nüfus olarak tanımlanan 15-24 yaş aralığında 819 bin 60 Suriyeli var. Kayıtlı Suriyelilerin yaş ortalaması 22,5. Türkiye nüfusunun 2018 verilerine göre yaş ortalaması ise 31,7.


Kasım 2018 itibarıyla son 8 yılda Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 405 bin 521.


Eğitim çağındaki Suriyeli çocukların yüzde 70’i eğitim alamıyor.

Şurası bir gerçek ki bu göçmenlerin ezici çoğunluğu, geri dönmeyecekler.


Burada doğanlar ve çocuk yaşta olanların zaten geldikleri ülke ile bir bağları yok.


Ve hükümetin, göçmenlerin Türkiye’ye uyumunu sağlamak konusunda bir planının olmadığı da görülüyor.


Unutmayalım ki Almanya gibi muazzam bütçe olanaklarına sahip bir ülke bile dördüncü kuşağına gelmiş “göçmenlerin uyumu” sorununu çözebilmiş değil.


İlk Türk işçisinin, Almanya’ya gidişinin üzerinden 60 yıla yakın zaman geçti ve “uyum sorunu” hâlâ önemli bir gündem maddesi.

Bu sorunun çözülememesinin yarattığı ırkçı – faşist tepkiler konusu da bir başka problem.


Ve devletimizi yönetenler “bayramlaşmaya gitsinler de memleketleri ile bağları kopmasın” gibi dahiyane çözüm planlarına sahipler.


“Suç işleyenleri gözünün yaşına bakmaz, geri göndeririz” de buldukları bir başka çözüm.


Meseleye böylesine çocukça planlarla yaklaşan bir iktidarın bu sorunu çözebileceğine inanıyor musunuz?