Eylül Yaylacı,"Ötekilerin Gündemi" sitesindeki "Kadınların Kaleminden: Her Cumartesi Bir Mektup" köşesinde "Günün Sonunda Tüm Ülkeye Kayyum Olmak! " başlıklı bir yazı kaleme aldı.

ÜLKEYİ VESAYETLERDEN KURTARMAK VAADİYLE GELİP GÜNÜN SONUNDA  TÜM ÜLKEYE KAYYUM OLMAK!

 

                                                                                                                                                          05/06/2024

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra iktidar aleyhine ortaya çıkan tablo, Erdoğan'a bir tokat etkisi yaptığından, kendince bir "Yumuşama" siyasetine girme ihtiyacı duymuştur.

Oysa unutulan şey şudur; tek adamlık yönetimini ve bu yönetimin kodlarıyla kurumlarını oluşturan bir anlayıştan yumuşama veya normalleşme beklemek aptallık olur. Devletin bütün kurumlarını kendisine bağlayan bir kişinin, bu saatten sonra böylesi geniş yetkilerden vazgeçmesi mevcut iktidarın yapacağı bir iş değildir.

Ülkenin normalleşmesi için öncelikli yapılması gereken, mevcut ucube rejimin değiştirilmesi ve "tek adamlığa" zemin hazırlayan Anayasal düzenlemelerden kurtulmaktır. Ekonominin bugün dibe vurmuş, hukukun ortadan kaldırılmış, eğitim müfredatının çökmüş, dış politikada sınıfta kalınmış ve ayrıştırma siyasetiyle ülkenin bölünme noktasına getirilmiş olmasının nedeni mevcut rejimdir.

Yargının sopa olarak kullanıldığı böyle bir yönetimde, iktidarın kayyum siyasetini işletmek için "terör ile bağlantılı" gibi klişe söylemlerine artık kimse inanmazken, hala bir kısım çevrelerce, "Dem Parti neden yargılaması olan kişileri aday gösteriyor?" gibi cümleler kurulabilmektedir. Oysa herkes biliyor ki, Dem ve öncülü olan partilerde siyaset yapan kimseyi bırakmadılar. Bütün kadroları aldılar, Kürt siyasi hareketine ya cezaevlerini ya sürgünü ya da toprağın altını reva gören bir devlet aklı ile mücadele edildiğini görmek gerekiyor. Bu siyasi hareketin içerisinde olup da yargılanmayan kimse kaldı mı ki "yargılaması olan kişileri neden aday yapıyorlar" gibi temelsiz bir cümle kuruluyor!

Halbuki iktidarda olan ve iktidarın tüm güç ve nimetlerinden yararlanan AKP bile seçimlerde aday bulamazken, (örneğin çok önemsedikleri İstanbul ve Ankara için bile son güne kadar etkili birer aday bulamamaları gibi), insan kaynağı bilinçli olarak iktidar tarafından yok edilmeye çalışılan Kürt siyasi hareketinin, tüm bu fütursuz baskılara ve üstelik muhalefet tarafından yalnız bırakılmasına rağmen, demokratik siyaset alanındaki direnişi onurlu bir direniş örneğidir. Diğer tüm muhalefet, iktidara karşı aynı güçte direniş gösterebilselerdi ülke bugün bu halde olmazdı.

Gelinen aşamada, Hakkâri Belediyesine kayyum atanması ve Eş başkanının tutuklanmasına sessiz kalanlar, geriye kalan son hukuk ve demokrasi kırıntılarının da kaybedilmesine ve artık tek adamlığa dayalı totaliter rejimin tamamen kurumsallaşmasına hizmet etmiş olacaklardır. Çünkü iktidar her zamanki gibi bir nabız yoklama kontrolü yapmakta ve Dem Partisinin yalnız bırakılması halinde yine bildikleri tek şey olan “güç yetenlik” yoluyla bastırarak istedikleri politikaları devreye sokacaklardır.

Bugün Kürtlere yapılanın yarın herkese yapılacağını bu iktidar döneminde sayısız örneklerle yaşadık ve deneyimledik. Muhalefetin artık daha cesur hamlelerde bulunması gerekiyor. Çünkü muhalefetin Dem Partiye yakın durmasını iktidarın “terörize etmesi” konusunda artık toplumda bir doygunluk oluşmuştur. Kaldı ki uzun zamandır ağır bir kutuplaştırma siyasetinin etkisi altında olan halkın, derin ekonomik kriz ve 31 Mart’ta CHP’nin birinci parti çıkmasının etkisiyle artık eskisi gibi güvenlikçi politikalara kredi vermediği görülmektedir.

Mevcut iktidar zaten kayyum zihniyeti ile bu ülkeyi yönetmeye devam etmektedir. Sınırın ötesindeki Kürtlerin bile bir hak sahibi olmasına tahammülü olmayan bu devletin, yüz yıllık bölünme paranoyası yüzünden, “bir kurşun kaç para” anlayışıyla hareket etmesi, günün sonunda ne yazık ki ülkeyi kuru ekmeğe muhtaç hale getirmiştir. İster dünün Şark Islahat Planı ile “böl parçala yönet” ve asimilasyon politikaları, isterse bugünün “entegrasyon yoluyla Türkiye’lileşme” projeleri devreye konulsun, tarih gösterdi ki Kürt’ler kimlik, ana dili, tarihi ve kültürel hakları gibi değerlerinden vazgeçmeyi, ödediği tüm bedellere rağmen asla kabul etmemişlerdir.

 “Yumuşama” denilen ama esasında “zaman kazanmak için oyalama” demek olan bu süreci doğru okumak gerekir. Erken seçim talepleri de sonucu değiştirmeyecektir. Çünkü aynı sistem içerisinde yapılacak bir erken seçim mevcut rejimin devamı anlamına gelir. Öncelikli talep parlamenter sisteme dönüş ile temel haklarda yeni Anayasa talebi olmalıdır. Bu sıkışıklıktan çıkaracak başka yol bulunmamaktadır.

Dolayısıyla muhalefetin, parlamento dışındaki muhalif kesimleri de örgütleyerek, toplumun birikmiş öfkesi ile tahammülsüzlüğüne artık ses olması gerekmektedir. Mevcut sorunlar daha fazla ertelenemeyecek bir düzeye gelmiştir. Umarım tarihi bir dönemecin eşiğinde olunduğu gerçeğini bir daha ıskalama yanlışına düşmezler.

Son günlerde AYM’nin Cumhurbaşkanı Kararnamelerini iptal kararlarını, Erdoğan’ın da bu sistemi değiştirmek istediği yönünde değerlendirmek sanırım yanlış olmaz. Mevcut sistemin iktidar için de bir açmaza dönüştüğü açıktır. Muhalefet sistemin revize edilmesini, Erdoğan’ı kurtarmak tuzağına düşmeden, yeni bir Anayasa ile tüm yetkilerin bir kişinin elinden alınması yönünde istemelidir. Erdoğan’ın yumuşama adıyla uzattığı elin aslında kendisini kurtarmak adına sistemi değiştirmek için olduğunu görmek gerekir.

Muhalefetin bu zemini iyi kullanarak rejim değişikliği için gerekeni yapması elzem hale gelmiştir. Herkesi ortak taleplerde buluşturmak çok mühimdir. Siyasi partilerin görevi, halkın gerisinde kalmak değil toplumun sorunlarının çözümünde halka öncü olmaksa eğer, şimdi tam zamanıdır ve muhalefetin bu öncülük görevini artık ertelememesi gerekiyor.

Demokrasinin başladığı yer yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlere yapılan darbe esasında tüm Türkiye demokrasisine yapılan bir darbedir. Dem Parti belediyelerine kayyum atanmasına gereken toplumsal tepkinin gösterilmemesi, tüm ülkenin kayyum yönetimine terk edilmesi sonucunu doğuracaktır.

                                                                                                                                  Eylül YAYLACI

Eylül YAYLACI  Kimdir?


Konya Barosuna kayıtlı avukattır ve
Cihanbeyli’de mesleğini icra etmektedir.