2023 Mayıs seçim sonuçlarının doğru analizini ve muhasebesini yapamayan demokratik muhalefet,bu seçimlerden yaralarını sarmış olarak çıkamayacak gibi görünüyor.

1999 seçimlerinde dönemin ÖDP bileşenlerinin birlikte davranamamaları, partinin dağılmasının getiren sürecin başlangıcı olmuştu. DEM Parti, içine düştüğü Batı’da siyasetsizlik, bazı bileşenlerin partinin politikalarına seçim kampanyası anında gösterdikleri direnç, ÖDP’nin dağılmasında çok daha büyük ve derin sorunlara ve kayıplara yol açma riski emareleri.

Sandığa iki gün kaldı. Seçmen 31 Mart günü kime oy vereceğine veya vermeyeceğine ilişkin kararını vermiş durumda. 

Sandık sonuçları, iktidar partisinin ciddi ölçüde kaybetmekte olduğunu, ama tıpkı 2023 Mayıs seçimlerinde olduğu gibi demokratik muhalefetin dağınıklığı, etkisizliği, yanlış politika ve yanlış seçim stratejisi nedeniyle, beklendiği gibi aynı oranda belediye başkanlığı kaybetmeyeceğini bir kez daha gözler önüne serecek gibi görünüyor.

Sandık sonuçları seçimsiz dört yıllık süreçte demokratik muhalefetin mücadelesinin eksenine dair çok şey anlatır olacak.

2023 Mayıs seçim sonuçlarının doğru analizini ve muhasebesini yapamayan demokratik muhalefet, bu seçimlerden yaralarını sarmış olarak çıkamayacak gibi görünüyor. 

Kürt siyaseti bu durumu son bir aydır fark etmiş olacak ki, 8 yıldır politik sahada görülmeyen HDP eski milletvekili Leyla Zana’nın yeniden sahada yer almasını sağladı.

Eşbakan Tülay Hatimoğulları’nın, “İstanbul halklarının en doğru kararı vereceklerine inanıyorum” cümlesi, Yeni Yaşam Gazetesi’nin sürmanşetten verdiği “Kazan-Kazan”dan “AKP-MHP’ye kaybettirmeliyiz”e başlıklı yazısını, parti bileşeni YSKP İstanbul il örgütünün İmamoğlu’na oy verilmesi çağrısı takip etti. Bir anlamda resmen 2019 Mart yerel seçimlerinde izlenen siyasete dönülmüş oldu.

BİR ANLAMDA 2019 YEREL SEÇİMLERİNDEKİ SİYASETE DÖNÜLDÜ

Yerel seçim çalışmalarının ilk gününden itibaren DEM Parti ve Kürt siyaseti çevresinde farklı seçim stratejileri tartışmaları ve bunların seçim çalışmalarına yansıması bu hafta açığa vurdu.  

Eşbakan Tülay Hatimoğulları’nın, Gazete Duvar’da Ceren Bayar’ın “İstanbul’da partinizin oylarının İmamoğlu’na kayma ihtimali var mı?” sorusuna “İstanbul halklarının en doğru kararı vereceklerine inanıyorum” yanıtıyla partisinin İstanbul seçmenini CHP adayına yönlendirmesi sadece bir parti içi farklılık olarak algılanamaz. 

Bu açıklamadan bir gün sonra Yeni Yaşam Gazetesi’nin sürmanşetten verdiği “Kazan-Kazan“dan “AKP-MHP’ye kaybettirmeliyiz“e başlıklı yazının yayınlanması, parti bileşeni YSKP İstanbul il örgütünün İmamoğlu’na oy verilmesi çağrısı takip etti. 

Böylece Batı’da düşük yoğunluklu süren seçim çalışmaları İstanbul gibi bazı seçim bölgelerinde CHP adaylarının kazanması ekseninde revize edildiği ve parti içi tartışmanın derinleştiğini gözlemlendi. 

Bir anlamda resmen 2019 Mart yerel seçimlerinde izlenen siyasete dönülmüş oldu. DEM Parti’nin bileşenlerinden bazılarının zaten ilk günden itibaren partinin Kent Uzlaşısı stratejisine karşı tutum aldığı biliniyordu.

Bunun siyasal sonuçlarının ne olacağı, DEM Parti’yi nasıl etkileyeceği ve Kürt siyasal hareketini nasıl bir süreç beklediği konuları önümüzdeki günlerin temel tartışması olacak. 

Demokratik muhalefetin ana çekici gücü olarak Kürt siyasal hareketi ve DEM Parti’nin 2023 Mayıs seçim sonuçlarını doğru değerlendirememesi, yanlışlarıyla yüzleşememesi, bugün DEM Parti’yi bütünlüklü bir seçim stratejisini hayata geçirmekten alıkoydu. Partiyi yeni bir krizin, tartışmanın içine sürükledi ve 2023 seçimlerindeki Kürt seçmenin partiden uzaklaşma eğilimini giderecek bir yola ne yazık ki giremedi. 

Kürt hareketi bugün hala Diyarbakır Newroz’unda okunan mektubun ve “Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor” sözlerinin anlamını tam kavramış değil, bu konuda ayak diremeye devam ediyor. 

Son sekiz yıl içinde Kürt sokağı başta olmak üzere hemen her şey değişti. Bölgesel dinamikler, küresel güç dengeleri ve toplumsal dinamiklerin ciddi değişim geçirdiği gerçeğinden hayli uzak bir konumlanış ve mücadele içinde. 

Kürt siyasal hareketi ve ortakları, Ankara’nın Bölgesel yöneliminin, esas olarak güvenlikçi bir “Kürtsüz Kürt” siyaseti geliştirme konusunda uluslararası güçleri rızaya zorlamaya başladığını yeteri kadar ciddiye almıyorlar.

Bu süreçte yaşanan ciddi siyasal güç kaybı, askeri başarısızlık ve toplumsal gerileme kabullenilmek zorunda. Diyarbakır ve İstanbul Newrozlarının görkemli oluşunun yanılsamasıyla seçim stratejisi geliştirmek yıkıcı ve yıpratıcı oluyor. Daha da ötesi Türkiyelileşme ve üçüncü yol siyasetinin sonunu hazırlıyor. Kürt hareketi, Türkiyelileşme ve üçüncü yol siyasetini güncellemenin eşiğine dayandı. 

Çözüm sürecine zarar veren tutumlar sergileniyor

Buna benzer yaklaşımlar ve tartışmalar 2013-2015 çözüm sürecinde de yaşandı. Sonuçları hiçte iyi olmadı. Bugün olan bire bir aynı değil, ama çok benzer yaklaşımlar. 

Çözüm sürecinde, parti bileşenlerinin ve siyasetin oklarının hedefinde açık veya örtük Abdullah Öcalan vardı. Öcalan’ın Erdoğan ile anlaştığı görüşü etrafında sürdürülen tutumlar, Türk milliyetçilerinin ‘Türkiye bölünmek isteniyor’ algısının yaygınlaşmasına yaradı.   

Erdoğan ile barış görüşmesi yapılmaz tezini savunan HDP bileşenleri ve AK Parti muhalifleri, HDP’nin İmralı’da başlayan çözüm, barış arayışlarının toplumsallaşması talebini frenlediklerinin farkına varamadılar, iktidar partisine istemeden, farkında olmadan güç verdiler. Barış arayışlarını zora soktular. 

HDP’nin demokratik muhalefet partisi olarak çözüm sürecinde üstlenmesi gereken görev ve sorumluluklarını tam ve doğru bir şekilde yerine getirmesini zorlaştırılan bir işlev gördüler. İktidarın Kürt hakları karşıtı tutumuna çanak tuttular, kolaylaştırdılar.

Güney Afrika’da De Klerk’ın Mandela ile el sıkışması, apartheid rejiminin ırkçılığına son verilmiş olması veya Sudan’da soykırım yapan El Beşir’in referandum ile ayrılma hakkının tanındığı akıllara hiç gelmedi. 

Bugün de Kürtlerin iktidarı barışa ve çözüme zorlama mücadelesini anlamaktan uzaklar. Tek adam rejimi değişmeden ve büyük siyasal kıyım yapan Erdoğan iktidardan düşürülmeden barış, çözüm olmaz diye düşünenler, Kürtlerin sözlerinin önüne arkasına bakmadan “Erdoğan ve Öcalan’ın her duyduklarında Kürt siyasal hareketine karşı önyargılarını ve güvensizliklerini siyaset meydanına boca ediyorlar. Kürt hareketinin 1 Nisan sonrasında yürütülecek barış ve çözüm süreci mücadelesine bugünden yığınak yapma çabaları bir türlü anlaşılmıyor, anlaşılmak istenmiyor nedense.”

Bazı parti bileşenleri ve demokratik muhalefet, Demirtaş’ın, Ahmet Türk’ün ve Leyla Zana’nın Erdoğan’ın iktidar adına tek karar vericisi olması nedeniyle sorumluluk atfeden cümleleri nedeniyle “ne oluyor, Kürtler muhalefetten kopuyorlar mı” gibi sorularla meşgul olmak yerine cesaretle barış ve çözüm mücadelesinde daha fazla sorumluluk alsalar bugün demokratik muhalefet etkin konumda olurdu.   

DEMİRTAŞ, TÜRK VE ZANA’NIN AÇIKLAMALARINA YAKLAŞIM

Bazı parti bileşenleri ve demokratik muhalefet, Selahattin Demirtaş’ın, Ahmet Türk’ün ve Leyla Zana’nın Erdoğan’ın iktidar adına tek karar vericisi olması nedeniyle sorumluluk atfeden cümleleri nedeniyle “ne oluyor, Kürtler ne yapmak istiyor, muhalefetten kopuyorlar mı” gibi sorularla meşgul olmak yerine cesaretle barış ve çözüm mücadelesinde daha fazla sorumluluk alsalar bugün bütün bunlar yaşanmaz ve demokratik muhalefet etkin konumda olurdu.  

1999 seçimlerinde dönemin ÖDP bileşenlerinin birlikte davranamamaları, partinin dağılmasının getiren sürecin başlangıcı olmuştu. 

DEM Parti, içine düştüğü Batı’da siyasetsizlik, bazı bileşenlerin partinin politikalarına seçim kampanyası anında gösterdikleri direnç, ÖDP’nin dağılmasında çok daha büyük ve derin sorunlara ve kayıplara yol açma riski emareleri. 

DEM Parti’nin “parti olmayan parti olması” dahi zorlaşıyor. Kürt siyaseti ile partinin diğer bileşenleri, Kürt seçmen arasında 2023 Mayıs seçimlerinde açığa çıkan kırılmayı derinleştiren tutumları, topyekûn demokratik muhalefeti iktidar karşısında daha da güçten düşürecektir.