Toplumsal değişimin önünü açacak ve iktidarı zorlayacak olan, 31 Mart seçimlerinde yıldızı parlayan ve birinci parti olan CHP olabilir. İktidarın “Kürt karşıtı güvenlikçi” politikalara karşı demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü perspektifle cevap üretebilmeli.

Kürt sorunu başka bahara kalamaz

AK Parti çöküş yaşıyor. Bu nedenle ve Ortadoğu ülkelerinin toplumsal dinamik, bölgesel, küresel ve ulusal muktedirlerini önleyecek elverişli güçte olmaması nedeniyle, Kürt sorununun çözümünün başka bir bahara bırakılması tehdidi ile karşı karşıyayız. Bu durumu tersine çevirecek, toplumsal değişimin önünü açacak ve iktidarı zorlayacak olan, 31 Mart seçimlerinde yıldızı parlayan ve birinci parti olan CHP olabilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçimlerden önce, bu yaz sıra dışı ve kapsamlı, sınır dışı askeri operasyonla PKK’ye karşı son vurucu harekâtı yapacağını duyurmuştu. Seçimler sonrasında da bunu birkaç kez tekrarladı.

İki aydır bunun hazırlıklarının yapıldığı dikkatlerden kaçmıyor. Bu konunun; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Genelkurmay Başkanı Yaşar Güner gibi güvenlik bürokratlarının, Bağdat, Erbil ve ABD yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerin en önemli gündem konularının başında geldiği medyaya sızdı veya sızdırıldı.

Türkiye’de olup bitenleri bir kenara bıraksak bile, 23 Nisan’da Türkiye’de farklı şehirlerde muhalif 9 Kürt gazetecinin gözaltına alınmasına paralel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de sabaha karşı Medya Haber ve Sterk TV’ye bugüne kadar benzerine rastlanmayan polis baskını yapıldı. Bu da, askeri operasyonun eli kulağında olduğunu gösterdiği gibi, uluslararası boyutu olma ihtimalini akıllara getiriyor. Gelmekte olanın ön habercisi gibi.

Sınır dışı askeri operasyonun boyutunun ne olabileceği ve ne kadar zaman alacağını kestirmek oldukça güç. Bunlar, uluslararası ve bölgesel ilişkilerin ve dengelerin şekillendirdiği bir konu.

Bu, belli ki iç güvenlikle sınırlı bir konu değil. Yapılacak olan, Kürt sorununda çok daha geniş bir konuyla bağlantılı, ilişkili bir sınır dışı askeri operasyon.

Uzun bir süreç sonunda oluşturulacak enerji hattını, kara ve demir yolunu ve iletişim kanalını içeren ticaret koridoru projesinin hayata geçmesini geciktirecek en önemli ve en belirleyici sorun güvenlik sorudur. Güvenliğin kaynağını Kürt sorununa, Kürt siyasal aktörlerine ve varlığına yaklaşım sorunu oluşturuyor.

KÜRT DÜĞÜMÜ

AK Parti, 31 Mart seçimlerinin yenilgi atmosferinden çıkmak ve partiyi yeniden ayağa kaldırmak için, uzun süredir gündemde olan Kalkınma Yolu Projesi ile doğrudan bağlantılı bölgesel ve uluslararası bir dizi proje ve planı hızla yürürlüğe koymaya başladı.

Hafta başı Türkiye heyetinin Bağdat, Erbil ziyareti ve Irak yetkilileriyle imzalanan 20 ayrı başlıkta “Ortak İşbirliği İçin Stratejik Çerçeve Anlaşması” ve Ortak Daimi Komiteler kurulması kararı, bu plan ve proje kapsamında atılan ve 2050 yılına kadar sürme ihtimali olan uzun süreli bir ortaklığı kapsıyor.

Bakü-Tiflis projesinden çok daha geniş bir alana yayılacak bir proje. Türkiye, Irak, BAE ve Katar ilk ciddi adımı attı. Bugünden yarına sonuçlanacak değil. Bu önümüzdeki uzun bir dönemde Ortadoğu bölgesinde ve Türkiye’de çok şeyi değiştirme potansiyeli taşıyor.

Sadece Türkiye’nin değil, savaş, çatışma yorgunu ve ekonomisi her geçen gün daralan ve sık sık dar boğaza giren bölge ülkelerinin hepsinin ihtiyacı var.

Türkiye kendi sınırlarını zorlayarak ‘bölgesel güç’ olmaya çabalıyor, ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrasına yatırım yapıyor. Batı tarafından İran’ı dengeleyecek bölgesel güç, aktör olması için arkasından itiliyor.

Bağdat, ülkesindeki fetret devrine bir an önce son vermek istiyor. Ülkenin İran-ABD kavgasının sahnesi olmasının yükünü artık taşımak istemiyor. Şiiler, işgal sonrası Irak’ta ulusal kimliği inşa etmenin zamanının geldiğini düşünüyorlar.

ABD Irak’ta, Kürtlerin konumunun daha fazla zayıflatılmamasını, Türkiye’nin Süleymaniye yönetimini hedef yapan tutumunu sürdürmemesini istiyor.  PKK’ye karşı mücadele edilirken, PYD’nin dokunulmaz zırhına kavuşmasını arzuluyor.

Türkiye, Irak Kürdistan bölgesinden İran’a kadar sınır boyunda 30 km derinliği kontrol etmek istiyor.

Bağdat, Ankara ve Tahran; Kürdistan özerk bölge yönetiminin karakterini adım adım aşındıracak, özerkliği anlamsız kılacak bir yol izlemekte ortaklaşmış görünüyorlar.

Tabi bir de sınır kapılarının açılması ve su sorunu gibi bir dizi sorun ve konu çözülmek durumunda.

Ancak bunların hiçbiri bu büyük projenin hayata geçmesini engelleyecek mahiyette ve kapsamda değil. Geciktirebilir, yavaşlatabilir veya duraklatabilir ama tümden ortadan kaldırmasına yol açmasını beklemek yanlış olur.

Yukarıdan izah etmeye çalışılan konu başlıklarından da anlaşılacağı gibi uzun bir süreç sonunda oluşturulacak enerji hattını, kara ve demir yolunu ve iletişim kanalını içeren ticaret koridoru projesinin hayata geçmesini geciktirecek en önemli ve en belirleyici sorun güvenlik sorudur. Güvenliğin kaynağını Kürt sorununa, Kürt siyasal aktörlerine ve varlığına yaklaşım sorunu oluşturuyor.

Hiç kuşkusuz en büyük güvenlik sorununu, PKK’nın silahlı varlığı oluşturmakta. Türkiye’nin yaz aylarında yapmayı planladığı kapsamlı askeri operasyon bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor olsa gerek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Bağdat’taki açıklamasında, “PKK’nin terör örgütü olarak tanımlanması beklentimiz devam ediyor” ve “PKK konusunun artık gündemden çıkmasının zamanı geldi” dedi.

CHP’nin her daim iktidar partisi kadar yerlici, millici olan ana akım kesimleri Türkiye’nin ayağındaki en hakiki pranga. Parti içindeki evrensel insancıl hukukçuların üzerlerinde ağır bir yük var. 

CHP İÇİNDEKİ EVRENSEL HUKUKÇULARIN ÜZERİNDE AĞIR BİR YÜK VAR

Daha önceki ortak açıklamada PKK’nin “terör örgütü” yerine “yasaklı örgüt” biçiminde geçmesi ve Erbil yetkililerinin “PKK’lilere siyasi mülteci statüsü verilecek ama silah taşımayacaklar ve siyasi çalışma yapamayacaklar” gibi cümleleri, bugüne kadar denenen yoldan başka bir yol denenmesi yaklaşımı olabilir. Anlamı şimdiden tahmin edilemeyecek, derin işaretler olabilir.

Bunların, Kürt sorununun demokratik çözümü, çatışma çözümü ve Kürtlerin evrensel insancıl hukuktan kaynaklanan temel haklarına kavuşmaları anlamında geniş kapsamda olmadığı çok açık.

İktidarın siyasetinin merkezinde yer alan yerli-millilik ve güvenlik siyaseti olduğu yerde durdukça, böylesine geniş ufuklu bir açılım beklenemez.

AK Parti’yi iktidara getiren ve tutan ekonomik büyüme, demokratikleşme ve siyasal istikrar kriterleri, 2018’den itibaren büyük bir krize girdi, AK Parti çöküş yaşıyor. Bu nedenle ve Ortadoğu ülkelerinin toplumsal dinamik, bölgesel, küresel ve ulusal muktedirlerini önleyecek elverişli güçte olmaması nedeniyle, Kürt sorununun çözümünün başka bir bahara bırakılması tehdidi ile karşı karşıyayız.

Bu durumu tersine çevirecek, toplumsal değişimin önünü açacak ve iktidarı zorlayacak olan, 31 Mart seçimlerinde yıldızı parlayan ve birinci parti olan CHP olabilir. İktidarın “Kürt karşıtı güvenlikçi” politikalara karşı demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü perspektifle cevap üretebilmeli. Bugün bu noktadan oldukça uzak. CHP’nin her daim iktidar partisi kadar yerlici, millici olan ana akım kesimleri Türkiye’nin ayağındaki en hakiki pranga. Parti içindeki evrensel insancıl hukukçuların üzerlerinde ağır bir yük var.