Köleliği bir orta çağ vahşeti olarak görürüz.Oysa daha düne kadar, yani 1926’da Birleşmiş Milletlerin resmî yasak kararına kadar vardı.


Yeni dünyada şekil değiştirerek yoluna daha da acımasızca devam ediyor!
IŞİD barbarlarının Ezidilere uyguladığı vahşet ve köle pazarları modern dünyanın gözü önünde oldu!
Aslında buna seyirci bir dünya yoktu. O dünyanın içindeki kirli emperyal güçlerin kendi yarattıkları marifeti izlemek gibi bir sahiplenmişliği vardı!
Orta Doğuyu cehenneme çeviren bu anlayış, bu gün değil, her çağda üstüne koyarak bu güne geldi ve elinde bulundurdukları argümanlarla biat iklimine sürüklenmiş zihin köleleri arasında yol almaları çokta zor değil!
Bedeni kölelik yorucu bir iştir. Emeğiniz beden üzerinden sömürülür. İşe yaramaz hale gelince de “ azat” edilirsiniz!
Ancak zihin köleliği öyle değil. Nefesinizin çıktığı son ana kadar kölesiniz, tek göreviniz her yanlışa boyun eğmek ve bunu da bir nimet olarak algılamak!
Kapitalist modern çağ, artık herkesle yürümüyor. Kendi sömürü çarkına ne kadar zihinsel köle taşırsa onlarla yürüyor!
Bu kölelerin hepsi tek merkeze biat eder, merkez, zihinsel kölelerin toz kondurulmayan kutsalıdır!
Şu an geldiğimiz nokta bir açık köle pazarıdır!
Ayakta pranga, boyunda zincir olmaması, köle olmamak anlamına gelmiyor!
Değişen dünyada en kolay yol zihin köleliğidir, üstelik zincir ve pranga masrafı da yok!
Kendi köleliğinin farkında olmayan toplumlar, gün yirmi dört saat gökten bereket bekleyen toplumlardır!
Çünkü onların yönünü gök yüzüne çevirenler, boşlukta alabildiğine bir genişlik yaratırlar!
Boş ve hayali bir genişlik!
Üstelik Tanrı’nın da o boşlukta olduğunu ezberleterek!
Tanrısı gökte olan bir topluma yer yüzünü dayatmak mantıklı bir iş değildir!
Yer yüzü sorguyu, ekmeyi, biçmeyi, üretmeyi hedefler!
Gökyüzünün havası boldur. Herkes eşit solur, köleler tadını çıkarır..!