Amasya Tamiminde böyle bir devletin ip uçları vardı.  Sonra Erzurum Kongresi tamamen Kürt kişi ve temsilcilerin ağırlıkta olduğu bir Kongre idi.

Cumhuriyet!

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı üzerinden yüz yıl geçti.

Bu yazının başlığını, “Yanlış temel üzerine kurulan bir yapı doğru duramaz” gibi koysaydım bu yüz yıllık tarihi özetlemiş olurdum. Ya da daha dramatik bir başlık koysaydım. Mesela, “İnsan çığlıkları üzerine inşa edilen bir cumhuriyet, sakin bir yurt olamazdı hiç kimse için” şeklinde yazsaydım bu yüz yılın başlangıcından günümüze kadarki insan kırımını, kan ve göz yaşını, acıları bir başlıkta dile getirmiş olurdum.

Cumhuriyet, yaralı bir şekilde doğdu.

Uluslaşma dönemini yaşayamayan Osmanlı devletinin bağrından çıkan Türkiye Cumhuriyeti doğuş ve kuruluş döneminin izlerini derin bir yara gibi kendinde taşıdı ve büyüttü. Ulus devletlerin çılgınlaştığı, saldırganlaştığı ve emperyalist bir aşamaya gediği bir dönemde ortaya çıktı bu Cumhuriyet.

İttihat Terakkicilerin Gayrı Müslimlere ve Arap toplumlarına karşı Türkçü Turancı ideoloji etrafında bir ulus yaratma iddiasıyla 1909 da İstanbul da hükümet oldu. Bu hükümet Almanlar tarafından destekleniyordu. Çünkü Almanlar uluslaşmasını geç tamamlamış, emperyalist aşamada sömürge edineceği bir ülke kalmamıştı. Yıkılmakta olan Osmanlı üzerinden Ortadoğu’ya açılmak Almanya’nın stratejik bir politikasıydı. Konya Bağdat demiryolunun yapımını üstlenmeleri bu politika ile bağlantılıydı. Bu politikasında İttihat Terakkici İstanbul hükûmeti onun gönüllü işbirlikçisi olmada bir tereddüt görmedi. 

Bu Türkçü Turancı ideoloji İstanbul hükûmetini birinci Dünya savaşına götürdü ve Almanya ile fena halde yenildiler.

Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal öncülüğündeki Ekip tamamen İttihat Terakkicidir. Büyük ittifakı Almanya’nın Dünya savacından sonraki durumunu yakından görmüştür.  Bu sebeple değil dünya Türklerinden bir ulus devlet kurmak, var olanı elinde tutmak bile zordur. Ama bunun için Kürt halkının, bireylerinin ve de aşiret ve toplum öncülerinin desteğini almak, güvenini kazanmak zorumdaydı. Bunun için de kurulacak olan yeni devletin de iki halkın ortak devleti olması gerekirdi.   

Amasya Tamiminde böyle bir devletin ip uçları vardı.  Sonra Erzurum Kongresi tamamen Kürt kişi ve temsilcilerin ağırlıkta olduğu bir Kongre idi. Bu Sivas kongrelerinde de devam etti. Bunun gibi o dönemin birçok belgelerinde Kürt halkı ile yeni bir oluşuma gideceklerini vurguluyorlardı.

Lozan anlaşmasına kadar bu böyle devam etti. Bu anlaşmadan sonra Mustafa Kemal ve Ekibi o ittihatçı ideolojisine tekrar sarıldı. 1917 de gerçekleşen Sovyet devrimi ona uluslararası politikada karşıt devletler arasında güç ve konumunu kullanma fırsatı da verince Başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklara, azınlıklara sırtını çevirdi. Tekçi Türkçü bir yapı orta çıktı.

Şimdi bu Cumhuriyet o Cumhuriyettir. Demokratik, insan hak ve özgürlüklerine yer açmayan, derinlerindeki ırkçılığı, ayrımcılığı asla yok etmeyen, halkına rağmen, halklara, halkların dile ve kültürlerine saygısı olmayan, devleti meclislerle değil soğuk gizli odalarda, derin kuytularda yönetilen bir devlet olmaktan öteye gidemedi.

Halklar için, emekçiler için, özellikle kadınlar için kayıp bir Cumhuriyettir.

Şimdilerde de Erdoğan yönetimi ile bu Cumhuriyete daha farklı bir vizyon vermeye çalışıyorlar. Bu vizyonda yine halklar yok, yine emekçiler yok yine kadınlar ve bir bütün olarak özgürlükler yok. 

Dörtnala şeriat düzenine doğru bir yürüyüş tutturmuşlar gidiyorlar. İttihatçıların yeni versiyonları Ergenekon ile, Avrasyacılar ile tüm milletlere, halklara ve onların din ve dillerine, kültürlerine düşman bir politika yürüten daişçi, Nusracı, Hizbullah-Hudaparcı, Hamasçı gibi ne kadar cihadist güç varsa el ele vermişler.

Yüz yıl sonra Cumhuriyet bu durumda işte.

Halklar bir gün kendi gücünü görene kadar da bunlar bu cumhuriyet ile böyle top gibi oynamaya devam edecekler. 

Ama hiçbir zaman yanlış üzerine kurulan bu cumhuriyeti, temeldeki yanlışlardan arındırmadan kimse iflah olamayacak. Ermeni halkı ile başlayan Kürtlerle devam devam eden bu insan çığlıklarının ahını dindirmeden, kimse o topraklarda gün yüzü görmeyecektir. Bu bir karamsar beddua değil, yüz yıllın acı tecrübesidir. Mixabin… Türkçesi maalesef…

İrfan Babaoğlu