SOYSUZ KEL KATİL

Çocukken ondan dayak yemiştik… Mahallenin sevilmeyen adamı Kel Ali Rıza... Evleri iki katlıydı. Alt katının bir bölümünü kömürlük bir bölümünü bakkala çevirmişti. Mahallenin en pahalı bakkalıydı bu arada. Bizimkiler, diğer bakkallarda aradıklarını bulamaz da aciliyeti varsa alış veriş yaparlardı. Biz çocuklar da öyleydik, ucuz bulduklarımızdan alırdık.

Kel Katil, kendi köyünde bir komşusunu öldürmüş; hem de çocuklarının gözü önünde. Bir süre hapis yattıktan sonra afla dışarı çıkmış ve evini bizim mahalleye taşımış. Herkes biliyordu onun katil olduğunu. Kızları vardı, biriyle aynı sınıftaydık. Sessiz, içine kapanık ve sürekli resim yapan bir kızdı. Çok güzel çizimleri vardı, ben de ara sıra defterime çizmesini isterdim. Tek diyalogumuz okuldaydı. Mahallede asla dışarı çıkmaz, sokakta oyun oynamazlardı. Karısının komşuluk ilişkileri de yoktu.

Bitişik komşu, aynı zamanda akrabamız olan yaşıtım arkadaşım ve kız kardeşimle yaz günü mahallede oynuyoruz. Evler müstakil, ya bahçede ya avluda oynanıyordu oyunlar. Arkadaşım, “Sınıf arkadaşıma da gidelim orda oynarız. “dedi. Üçümüz birlikte gittik. Oraya vardığımızda evde yoklardı. Avluda oyalandık biraz sonra arka bahçeye geçtik. Oyun oynadığımız evin bitişiği de Kel’in evi. Bahçede oyun oynarken Kel, bahçesinden bizi oraya çağırdı. Biz de çalılarla çevrelenmiş bahçe çitine yaklaştık. Orda neredeyse bir pencere büyüklüğünde aralanmış çalının arasından o tarafa geçtik. Geçmemizle birlikte karısıyla birlikte üçümüzü yakalayıp,” Demek sizdiniz ha benim tavukları ve yumurtaları çalan!” diye gürleyip bir taraftan da bizi dövmeye başladı. Biz dayağımızı yerken bir taraftan da kendimizi savunuyoruz. “Sen bizi çağırdın biz buraya hiç gelmedik!”diye feryat figan etsek de,”Bahçeye oradan girileceğini nerden biliyordunuz! “ diyerek bizi iyice dövdükten sonra bıraktı. Tazı gibi koşmaya başladık. Son sürat koşarken arkama baktığımda kız kardeşimin olmadığını fark ettim. Durdum, hâlâ o canavarın elinde olabileceğini düşündüm ve geri dönüp kardeşimi kurtarmak için koşturmaya başladım. Tam bahçeye girecekken kardeşim evin avlusundan koşarak çıktı. Birlikte koşarak uzaklaştık. Arkadaşım evin önünde bizi bekliyordu. Bu başımıza gelenlerin ne olduğuna anlam vermeye çalıştık. Tabi ara sıra yaramazlık yaptığımız için her daim suçluluk modunda bir psikolojiyle ailelerimize söylemedik. Bir daha da onun bakkalına adım atmadık.

Kel’in bir diğer bitişik komşusu da dayımlardı. Onların da evi iki katlıydı. Alt katta kiracıları vardı. Bizim başımıza gelenlerden birkaç sene sonra da dayımlar da onunla sorun yaşamıştı. Kel, kiracı olan ailenin de çocukları yüzünden huzursuzluk çıkarmış, aileye sataşmış. Bunu bahane edip dayımın oğlunu da dövmüştü. İnsanlar yine de mahallenin sulhu bozulmasın diye böylesi huzursuzluklarda gidip onu insan yerine koyarak konuşuyorlardı. Yediğimiz dayağı çok sonra anama söylemediğime pişman olmuştum. Babam çocuk meselesi yüzünden bırak kavga çıkarmayı, tartışmazdı bile. Ama anam ona haddini bildirirdi. Çünkü dayımın oğlunu dövdüğünde,”Soysuz kel katil! O benim çocuğum olacaktı ki ben o dükkânını nasıl başına yıkıyordum görürdü!” diye söylenmiş, olayın hemen sonrasında koşturarak dayımlara gittiğini hatırlıyorum.

Gel zaman git zaman bir gece mahallenin gençleri içkinin verdiği keyifle mahalleden evlere dağılırken, biri yerden aldığı taşı atıyor. Taş gidip Kel Katil’in evinin penceresine değiyor ve kırılıyor. Taşı bilerek mi yoksa gençler şakalaşırken yanlışlıkla mı gidip değiyor onu hiçbir zaman öğrenemedik. Bunun üzerine soysuz öyle korkmuş ki öldürdüğü adamın yakınlarının olduğunu düşünerek, “Beni öldürmeye geldiler!” diye polis çağırmış, tutanak tutturmuş. Sonraki günlerde mahalleye bakan penceresine gazete yapıştırmıştı. Söylentilere göre o geceden sonra tüfeği hep başucunda yatar olmuş.

Bu korkusu, mahallede epeyce konuşulmuş ve kulağına gitmiş olsa gerek. Kendisinden alışveriş yapmayan komşularına gıcık olup ağzını bozar, kestiği tavukları sokaktaki elektrik direğine bağlayıp yolardı. Kel Katil’in dükkânı iş yapamaz oldu. Bir süre sonra dükkânı kapatmak zorunda kaldı. Daha sonra ona korkuyla haddini bildirmek isteyen mahalleden biri gıcıklık olsun diye yine gece bir taş atmış camına. O olaydan sonra evini satlığa çıkarıp mahalleden taşındılar. Artık üniversite öğrencisiydim eceliyle öldüğünü duyduğumda. Ateşi bol, odun taşıyanı çok olsun soysuzun!

Demek ki masumları öldürüp suçsuz günahsız insanların hayatını çalarken, çocukları korkutup döverken kendini büyük gören soysuzların gücü, camına bir taş atımlık kadarmış…