Kadınlardan Ne istiyoruz, Derdimiz Ne? (3) EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: tüm ezilenlerin kendi yaşamlarıyla birlikte dünyayı değiştireceğine inanıyor, bunun için mücadele ediyoruz.

KADINLARDAN NE İSTİYORUZ, DERDİMİZ NE ? Ötekilerin Gündemi Hamza Özkan     Merhaba arkadaşlar, dünyayı saran bu ölümcül virüsün toplumları alt üst ettiği, insanları bir fanusun içine hapsettiği bu dönemde, her ne kadar acı, karamsarlık, umutsuzluk yakamıza yapışsa da, “İNSAN” denen varlık direngendir; bu direnişi anlamlı kılan insanın düşünsel yapısıdır, değişimi ve dönüşümüdür. Zamansızlıktan yakınmamız için bir mazeret yok artık! Kitap okumak ve yaşamımıza anlam katan siteleri okumak için güzel bir fırsat.

Kadınlardan Ne İstiyoruz, Derdimiz Ne? 09.05.2020, 06:44 11.11.2020, 17:08
31
Kadınlardan Ne istiyoruz, Derdimiz Ne? (3) EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: tüm ezilenlerin kendi yaşamlarıyla birlikte dünyayı değiştireceğine inanıyor, bunun için mücadele ediyoruz.

KADINLARDAN NE İSTİYORUZ, DERDİMİZ NE ?

 

Ötekilerin Gündemi

Hamza Özkan


 

 

Merhaba arkadaşlar, dünyayı saran bu ölümcül virüsün toplumları alt üst ettiği, insanları bir fanusun içine hapsettiği bu dönemde, her ne kadar acı, karamsarlık, umutsuzluk yakamıza yapışsa da, “İNSAN” denen varlık direngendir; bu direnişi anlamlı kılan insanın düşünsel yapısıdır, değişimi ve dönüşümüdür.

 


Zamansızlıktan yakınmamız için bir mazeret yok artık! Kitap okumak ve yaşamımıza anlam katan siteleri okumak için güzel bir fırsat. “Korona Gündemi” ile ilgili yaptığımız dizi söyleşi serisi oldukça ilgi çekti. “Korona Gündemi”nin ötesinde, Türkiye’nin hatta dünyanın dinmeyen, bitmeyen ve kanayan yarası KADIN ŞİDDETİ, KADIN CİNAYETLERİ!” Nedir bu bitmez tükenmez ve gittikçe artan kadın şiddeti? Derdimiz ne ? Kadınlardan ne istiyoruz ?

Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, kadınların içinde bulunduğu gelişmişlik düzeyiyle ilişkilidir. Neden siyasette, bilimde, kültür ve sanatta kadınlar birer aksesuar olarak görülüyor ?  Şu bir gerçek ki, kadınların düşünsel gücünden yararlanmadığımız sürece, eril düşünce sisteminin tahakkümü devam ettikçe, dünyanın güzelleşmesi, normalleşmesi uzak bir ihtimaldir. Sözü fazla uzatmayayım. Kadınlar dosyamızın söyleşine başlarken, “HEPİMİZ SUÇLUYUZ! ERKEKLER ERKEKLER ERKEKLER DAHA SUÇLUDUR” diyoruz. Evde kalıyoruz, dışarıya çıkmıyoruz. İçten selamlarımla.

 

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan

 

Tarihsel ve zorlu bir süreçten geçiyoruz. Bu geçiş süreçlerinde, savaşlarda ve ölümcül salgınlarda kadınlara biçilen roller nelerdir? Dünyada demokratik süreçlerini tamamlamış toplumları da baz alırsak, gerçek anlamda kamusal alanlarda kadınlar yerlerini olabilmişler midir?

Kapitalist sistemin ister çalışma hayatında olsun, ister toplumsal,  kültürel alanda olsun yarattığı devasa sorunlar, savaşlarda olduğu gibi salgın sürecinde derinleşerek yaşanıyor. Kuşkusuz bu sürecin bütün yükünün yıkıldığı toplumsal sınıflar işçi ve emekçiler olmuştur, ancak biliyoruz ki eşitsizliğin süregeldiği bu toplumsal sistemde kadınların yükü de iki kat artıyor. Salgın sürecinin riskli koşullarında çalışmak zorunda bırakılan kadınlar, bu risklerin yanı sıra ev içi cinsiyetçi iş bölümünün yarattığı yükleri de taşıyorlar. Üretimin işçilerin hiçbir hakkının tanınmadığı bir biçimde durdurulması, işçilerin büyük bir belirsizliğe ve yoksulluğa terk edilmesi de kadın emekçileri iki kat fazla etkiliyor. Çünkü halihazırda kadın işsizliğinin çok yoğun yaşandığı bir ekonomik kriz sürecinin ardından yaşanan bu salgın dönemi, ağırlıkla güvencesiz, kayıt dışı, esnek koşullarda çalışan kadınların yaşamlarını daha da zorlaştırdı. Salgın döneminde kadınların büyük bir işsizlikle karşı karşıya bırakıldığını görüyoruz.

Salgın koşullarında halk sağlığı ve gereksinimleri için zorunlu olan iş kollarında ağırlıklı olarak kadınların çalıştığını görüyoruz. Sağlık, enerji, iletişim, yerel hizmetler, gıda, temizlik, market, depo, kargo ve zorunluluk olmasa da üretime devam eden tekstil, metal vb. iş kollarında üretim ve hizmetler önemli oranda kadın işçi ve emekçiler tarafından yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Üstelik bu sektörlerin önemli bir kısmı örgütsüz, kuralsız, esnek ve kayıt dışı çalışmanın yoğun olduğu yerler. Yine eğitime ara verildiği için özel eğitim kurumları, okulların servis görevlileri, kantin vb çalışanları, kapatılan AVM, lokanta, restoran, cafe ve salgın nedeniyle hizmetlerini önemli oranda durduran turizm sektörünü düşündüğümüzde salgın sürecinde işsizlikle yüz yüze kalanların da önemli bir kesimi kadın işçi ve emekçiler. Salgın sürecinde uygulanan ücretsiz izin, işten atma, kısa çalışma ödeneği gibi uygulamaların sonucu ortaya çıkan işsizliğin ve yoksulluğun evdeki yükünü çekmek de kadınlara kaldı. Evlere kapanan tüm aile bireylerinin günlük yaşamını idame ettirme, sonu gelmeyen ev içi işler, tüm yoksunluğun içinde tencereyi kaynatma sihirbazlığı da kadınlara yüklendi. Üstüne bir de salgın nedeniyle gerekli hijyenin sağlanması için olması gerekenden katbe kat fazla temizlik yapma, eve salgın taşıma kaygısının yarattığı sorumluluk da bindi bu süreçte kadınlara. Bu, bir yandan kadınların değer görmeyen ev içi emeklerinin hayatın her gün yeniden yaratılmasına ne kadar hayati bir konumda olduğunu ortaya sererken, bir yandan da bu emeği daha da görünmez kılan ve “bireysel olarak çözülmesi gereken işler” konumuna iterek kamusallıktan çıkaran neoliberalizmin yarattığı yıkımı da gösteriyor. Bu yıkım; bugün kadınlar üzerine bindirilen tüm bakım işlerinin esasen kamusal bir sorun olduğu ve tam da bu nedenle kamusal olanaklarla çözülmesi gereken meseleler olduğunu da gösterdi.

Bütün bu yüklere ek olarak; her dönemin en önemli sorunu olan kadına yönelik şiddetin de arttığını gözlemliyoruz. Buna, hükümetin de infaz düzenlemesi, 6284 sayılı kanunun koruma kararlarını salgın bahanesiyle şiddet uygulayanlar lehine gevşetmesi gibi hamlelerini de ekleyince, kadınların ev içlerinde şiddet karşısında yapayalnız bırakıldığı bir tablo daha da görünür oldu.

Diğer gelişmiş kapitalist ülkelerle Türkiye’de kadının yerini mukayese edecek olursak elbette eşitsizlik düzeylerinde farklılıklar söz konusu; ama kapitalist sistemin egemen olduğu, bu sistemin siyasi iktidarları tarafından yönetilen her ülkede kadınlar benzer sorunları yaşıyor, pandemi süreci de bunu apaçık gösterdi. Dünya ölçeğinde salgın sürecine dair hazırlanan raporlardan da gördüğümüz gibi; kadınlarla erkekler bu süreçten eşit etkilenmiyor.

 

Siyasette, kültürde, sanatta ve bilimde kadınların ayak sesleri geç duyuldu neden? Dünyada ve Türkiye’de bunu nasıl renklendirebilirsiniz?

Aslına bakarsanız her dönemde kadınlar siyasetin de içinde oldular, kültür, sanat ve bilimde de yer aldılar ama görünür olmadılar. Daha doğrusu görünmezleştirildiler. Erkek adıyla yazan romancılar, çalışmaları kocalarına mal edilen bilim kadınları gibi örnekleri biliyoruz.  Toplumsal mücadeleler tarihi aynı zamanda toplumsal ilerlemeler tarihidir. Bu mücadele içerisinde kadınlar konumlandığı, yer aldığı, özne olduğu sürece kendi kaderini ve içerisinde yaşadığı toplumun geleceğini değiştirmeyi başarmıştır.  Grev, direniş, ekonomik ve sosyal haklar gibi mücadelelerde de, ulusal özgürlük mücadeleleri, toplumsal değişime yol açacak büyük ayaklanma ve devrim hareketlerinde de kadınlar bu hareketlerin içinde, özne olarak değiştirme gücünü ortaya koymuş ve konumlarını değiştirmişlerdir. Ancak egemen tarih anlatısının sınıf ve cinsiyet körlüğüyle malul olduğunu biliyoruz. Egemen anlatı, nasıl ki emeğiyle dünyayı her gün yaratanların değil, bu emeğin üzerine konarak tüm olanakları kendilerine akıtanların “tarihi” olarak yazılmışsa, kamusal alandan dışlanarak özel alana mahkûm edilen kadının yaşantısı, değiştirme güçleri, yapıtları çoğunlukla tarihte yer bulamadı...

Geçmişin ve şimdinin deneyimine sahip çıkmak kadınları kolektif özne olarak güçlendirir. Kadınların boyunduruk altına alınmalarının, ezilmelerinin hikayesi kadar, kadınların gündelik direnişlerinin, büyük toplumsal direnişlerinin çetelesini tutmak da bu nedenle önemli…  Kadınların tanıklıkları, deneyim ve birikimleri, başarıları, hatta başarısızlıkları kadın dayanışmasını ortak bir belleğe dönüştürmeyi sağlamada hayati bir rol oynar. Bu nedenle biz kadınların, sesi en az duyulan kadın işçilerin emekçilerin bizzat kendilerinin kendi tarihlerini, kendi deneyimlerini, kendi fikirlerini yazdıkları ve kadın belleğinde yerlerini almalarını sağlamak üzere çok önemli karşılıklar bulan deneyimler, mecralar da yarattık. Ama biliyoruz ki gerek dünyada gerekse Türkiye’de kadınların yalnızca tarihi yaratan kadınların bilgisine sahip olması yeterli değildir; bu bilginin, kadınların yaşamını dönüştürme ve özgürleşme mücadelesine katkıda bulunması gerekir. Bu bilginin ancak örgütlü olduğumuz koşullarda değiştirme gücümüze güç kattığının da altını çizmek isterim.

 

Son yıllarda, Türkiye’nin toplumsal yapısında kadınlar nereye doğru gidiyor? Şiddetin ve tacizlerin bu denli artması ürkütücü! 68, 78 ve 80 kuşağına bakıp bugünü nasıl değerlendirirsiniz?

Tek adam tek parti yönetimini esas alan bir siyasal rejimin adım adım tamamlandığı bir süreci yaşıyoruz. Bu sürecin bir yanı aşırı sömürü, kamu, yeraltı ve yer üstü kaynaklarının dizginsiz yağması diğer yanı ise baskı, zorbalık, özgürlüklerin engellenmesi, çatışmacı ve kutuplaştırıcı politikalar. Elbette böyle bir sistemin inşasının gerçekleştirilmesi toplumsal olarak da karşılık bulmasına dayanıyor. Dinciliğin çalışma hayatının düzenlenmesinden, toplumsal hayata, hukuktan eğitime her alanda hakim kılınmaya çalışılması bu amacın bir parçasıdır. Eğitimden kız çocuklarının uzaklaştırılması bu sürecin bir parçasıdır. Kadınların toplumsal hayat içinde iktidarca tanımlanan yeri aynı zamanda artan şiddetin de kaynağıdır.

Ülkenin “tek adam yönetimi” altına sokulup evrensel değer namına ne varsa -demokrasi, kadın hakları, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, laiklik, barış- tanınmaz hale getirildiği bu dönemeçte, kadın hakları için de bir başka aksa geçildi. Kadınların büyük mücadeleler ve emeklerle elde ettiği yasal düzenlemelerin büyük bir keyfiyet ve iradecilikle askıya alındığı bir dönemi yaşıyoruz. Ve bu “askıya alma”, toplum olarak bütün toplumsal ve siyasal haklarımızın askıya alındığı dönemin en kırılgan halkası olarak karşımıza çıkıyor. Yaşama koşulu olarak, iktidarın kadınlara biçtiği rollerini kusursuz şekilde sürdürmeleri bekleniyor. Kadınların iktidar normlarını içselleştirmeleri ve itaat etmeleri beklentisi eksiksiz bir şekilde karşılanmadığında, şiddet bu iktidarı kurmanın bir aracı oluyor. Kadına boyun eğdirmenin, iktidarı kabul ettirmenin en güçlü aracı olan şiddet, kadını cezalandırarak iktidarın kimin elinde olduğunu göstermeye yarıyor.

Kadının koşulsuz itaatine dayalı, iktidara hizmet görevi odaklı toplumsal yeniden yapılanma, kadınların haklarında ve özgürlüklerinde ısrarcı olmalarıyla sekteye uğruyor. Bu tüm toplumsal mücadele dönemlerinin ortak bir yanıdır. Bir yanda iktidarlar ve sermaye kendi cennetini kurmaya çalışır, diğer yanda buna direniş vardır.

Belirli siyasal süreçleri ifade eden 68, 78, 80’ler gibi dönemsel ilişkilendirmelerden ziyade nasıl bir toplumda, nasıl bir siyasal rejimde yaşıyoruz, mücadelenin ivmesi nedir gibi verilerle ve koşullarla değerlendirmek daha doğru olur. Dünyada kapitalist sistemin tüm yıkıcılığı ile egemen olduğu, Türkiye’de kapitalist sistemin bir parçası olarak, tekellerin ve sermaye düzeninin, hem de en gerici temsilcisinin AKP hükümetinin iktidarında yaşıyoruz. Elbette siyasal olarak baskının ve gericiliğin güçlü olduğu bir süreci yaşıyor olsak da bu durumu değiştirme mücadelesinden vazgeçmiyoruz.

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan

Kadınlar dünyayı yönetseydi nasıl bir dünya olurdu? 

Kadınların yönettiği ülkelerdeki durumlara bakalım isterseniz. Bizde Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönem... Almanya mesela... Hillary Clinton ABD’si, Margaret Thatcher ve Theresa May İngiltere’si, veya bir eski gerilla olarak devlet başkanı olan Dilma Rousseff Brezilyası...  Tümünde de ne işçi sınıfı ve emekçiler açısından bir ilerleme söz konusu olmuştur ne de siyasal özgürlükler ve demokrasinin ilerlemesi bakımından kadın olmalarından kaynaklı ayırt edici bir durum söz konusu olmuştur. “Kadınlar yönetimi” ile ifade edilenin “özcü” bir yaklaşım olduğunu, “doğalarından kaynaklı olarak barışçı, kendinden çok başkalarını düşünen, şefkat ve merhametli” gibi kadınlara atfedilen özelliklerin bu özcülüğü beslediğini düşünüyorum. Nihayetinde toplumsal cinsiyet toplumsal bir ilişki içinde anlam kazanır, bu toplumsallığın belirleyici maddi zemini ise kuşkusuz sınıfsal ilişkilerdir. Bu ilişkiler içindeki konumdur. Dolayısıyla bizce mesele hangi cinsiyetin iktidarda olduğu değil hangi sınıfın hem ekonomide hem siyasette egemen olduğu ve iktidarların hangi sınıfa hizmet ettiğidir. Biz elbette işçi ve emekçilerin, kadınların ve tüm ezilenlerin öznesi olduğu, işçi sınıfının iktidarını temel alan, gerçek demokrasilerin hayat bulduğu halk demokrasileriyle tüm ezilenlerin kendi yaşamlarıyla birlikte dünyayı değiştireceğine inanıyor, bunun için mücadele ediyoruz.

https://www.otekileringundemi.com/?p=55910

banner3
Yorumlar (0)
38
açık
Günün Anketi Tümü
Sitemizi nasıl buldunuz?
Sitemizi nasıl buldunuz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü
banner56