KHK’lı Mehmet Şahin: üç sürgünden sonra Allah’ın lütfü 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde ihraç edildim.

Reklam!

 

 

 

AMED- ÖTEKİLERİN GÜNDEMİ RÖPORTAJ;  675  sayılı KHK ile ihraç edilen KESK’e bağlı Diyarbakır 1 Nolu Eğitim-Sen Üyesi Mehmet Şahin Gazeteci Hamza Özkan’ın sorularını yanıtladı…

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz, hayata nasıl bakarsınız, nelere değer verir, neleri önemsersiniz, olmazsa yaşayamam dediğiniz şeyler nelerdir?

 1994 öğretmenliğe başladım. Biri ili içi ikisi il dışı olmak üzere üç sürgünden sonra Allah’ın lütfü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sayesinde 675 Nolu KHK ile ihraç edildim.

Dili, kültürü, kimliği, kısacası varlığı yasak olan bir kürdün penceresinden hayata bakarım. Dolaysı ile inadına var olmak, inadına yaşamak, inadına Kürt olmak temel varoluşsal bir felsefe olarak kendini size dayatıyor. Yaşama dair bütün ağlar kendini bu gerçeklik üzerinde örüyor. Değer yargılarınız, red ve kabul ölçüleriniz, hayata bakış açınız bu realite üzerinden şekilleniyor.

Kimliksiz yaşayamam, dilsiz yaşayamam, kültürsüz yaşayamam. Bunların gasp edildiği bir ortamda da uğruna mücadele etmeden yaşayamam.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle(KHK) yönetilen bir ülke konumuna geldik Yeni Türkiye’de? KHK’lerle önce akademisyenler ihraç edildi ve her yeni kararnameyle birçok kişi işini kaybetti. Sizi ihraç ederken bir neden gösterdiler mi? Yeni Türkiye’nin kabul edemediği hangi eylemi gerçekleştirdiniz?

 Türkiye Cumhuriyeti Îtihat Teraki’nin faşist tekçi zihniyeti üzerine kurulduğu için Türk ulusu dışındaki etnisiteleri yok sayar. Yalnız yok saymakla yetinmez onları eriterek Türkleştirmek temel hedefleridir. Bu tekçi zihniyete karşı direnen en güçlü toplum Kürt’lerdir. 1921’den 1946 yılına kadar yaşanan seri isyanlar döneminde fiziki ve beyaz katliamlarla yok edilemeyen Kürt’ler 1950’li yılardan sonra fırsat buldukça örgütlenmeye çalıştılar. Biraz örgütlenip güç haline geldikçe de askeri darbelerle yüzyüze kaldılar. Neredeyse her on yılda bir tekrarlanan darbelerin yegâne amacı Kürt uyanışını ve toplumsal direniş dinamiklerini bastırmak, ezmek ve yok etmektir. Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi aynı zamanda darbeler tarihidir diyebiliriz.

Darbelerin hepsi askeri olduğu için toplumda askeri darbelere karşı bir bağışıklık sistemi geliştirmişti. Toplumun refleksi ve direniş yöntemleri beliydi. Darbeler askeri olduğu için beli bir süreden sonra iç dinamiklerin baskısı ve dünya konjöktörünün yaratığı basınç ile asgari demokrasi ölçülerini esas alarak yerini sivil otoriteye bırakmak zorunda kalırlardı.

2002 den 2016’ya kadar iktidar ortağı olan Cemaat ile AKP arasındaki iktidar savaşı sonucu yaşanan 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncekilerden biraz farklı olsa da yine askeriydi. Gerçekleşseydi önceki darbelerde olduğu gibi yine Kürt’ler ve demokratik güç ve kurumlar hedef olacaklardı.

Her ne kadar darbe başarıya ulaşmasa da darbe girişimini kendine “Allahın lütfü” gören AKP yönetimi 20 Temmuz da ilan ettiği OHAL ile kendi sivil darbesini gerçekleştirdi. Türkiye halkları ilk defa bir sivil darbe ile yüz yüze kaldıkları için uzun bir süre bocaladılar. Güçlü bir karşı duruş ve direnişi örgütleyemediler. Bu da sivil darbenin kurumsallaşmasına ve pervasızca muhalif kesimlere yönelmesine zemin sundu.

OHAL’ın mecliste onaylanma gerekçesi sözde “Darbe girişiminde bulunan ve onlarla bağlantılı olanları devlet kademelerinden temizlemekti” fakat pratikte hiç öyle olmadı. Anayasa askıya alınarak KHK’ler ile bütün muhalifler tasfiye ve teslim alınmaya başlandı. Kısacası AKP iktidarı OHAL adı altında darbenin gerçekleşmesi durumunda yaşanacakları aratmayacak sonuçları yarattı. Sonuçta Türkiye KHK’ ler ile yönetilen bir ülke durumuna gelmiş bulunuyor.

Yaşanan darbe girişimi muhalefeti tasfiye etme ve tek kişinin iktidarını güçlendirme ve kurumsallaştırmak için bir fırsata dönüştürüldü. Cumhur Başkanı Erdoğan kendi ağzı ile “Bu darbe girişimi bizim için Allah’ın bir lütfüydü” diyerek bu lütfü sonuna kadar kullanacaklarını itiraf etmiş oluyordu. “Allahın verdiği bu lütuf” ile her zaman olduğu gibi yine Kürt’ler ve binbir emekle kurdukları bütün kurumları hedef alınarak tasfiye edildiler. Kürdlük adına ne varsa silmek istediler.

Üyesi olduğumuz sendika Eğitim-Sen demokratik, adil ve eşit bir yaşamı ve düzeni savunduğu için  için ilkesel olarak darbenin her türlüsünü red eder ve temsil ettiği geleneksel çizgi her zaman darbelere  karşı direnmiş ve bu uğurda ağır bedeller vermiştir. Eğitim-Sen üyeleri olan bizlerin buluştuğu ortak payda demokratik, adil ve eşitliğe dayalı değerlerdir. Bu hakikati bilmeyen de yoktur.

Demokratik değerlerden uzaklaşmak isteyen bütün iktidarlar demokratik değerleri savunan kurum ve çevrelerden korkarlar. Önce onları ya teslim, yada tasfiye etmeye çalışırlar. Kürt kurumlarının, demokratik çevrelerin ve kurumlarının ve bizlerin KHK’ler ile hedef alınması ve ihraç edilmesini bu korku çerçevesinde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Dolaysı ile onların hoşunu gitmeyen bir şey yaptığımızdan değil, onların hoşuna gitmeyen, hukuk tanımayan despotik yönetimleri red eden evrensel değerleri savunduğumuz için ihraç edildik.

Hızla genişleyen bir ihraç çemberinin içinde bulunca kendinizi nasıl bir haleti ruhiye yaşadınız?

 Türkiye Cumhuriyeti’nin Îtîhat Terkî’nîn faşist zihniyet yapılanması üzerinde kurulduğunu, bu zihniyet yapılanmasında Kürt ulusuna ve Kürtlerin ulusal haklarını savunan demokratik değerlerleri referans alan kesimlere yaşam hakkının tanımadığını bildiğim için ihraçlar benim için sürpriz olmadı.

Bütün darbelerin yegâne amacının kürdün direniş dinamiklerini yok etmek olduğunu biliyoruz. Yukarı da bunu dile getirmiştim. Dolaysı ile Kürdilerin hedef alınmaması, Kürt kurumlarını hedef alınmaması, Kürdlüğünden, kimliğinden taviz vermeyenlerin, diz çökmeyip onlara biat etmeyenlerin hedef alınmaması ve bu temelde ihraçların olmaması sürpriz olurdu.

Aynı şey benim şahsım içinde geçerlidir. İhraç olmam benim için sürpriz olmadı aksine olmamış olsaydım benim için büyük sürpriz olurdu. Üniversite yıllarından beri muhalif kimliğim ile aktif bir şekilde demokratik mücadele içinde yer almış biri olarak ihraç olmamış olsaydım üzülürdüm.

İhraç edildikten sonra neler yaşadınız, hayatınızda neler değişti ve değişen hayata nasıl uyum sağladınız ya da sağlayabildiniz mi? İhraç edildikten sonra maddi sıkıntıları nasıl aştınız, iş bulabildiniz mi, şuanda çalışabiliyor musunuz?

 Evet, 22 yıllık öğretmendim. Bir kızım il dışında üniversite okuyordu. 4 kişilik ailede çalışan yalnız bendim. İhraç olmam ile beraber ister istemez ailenin ekonomik düzeninde bir sarsıntı oldu fakat çok uzun sürmedi. Muhalif ve demokratik kimliğimden dolayı yıllarca ailem ile birlikte devletin baskısına ve çeşitli yaptırımlarına maruz kaldığımız için bu değişime de ailece acele ayak uydurduk. Çeşitli ekonomik tedbirler alarak sürecin üstesinden geldik. Ortanca kızım bir işyerinde çok az bir ücretle çalışmaya başladı. Daha önce büyük bir sempati ile bir hobi olarak yapmaya çalıştığım gazeteciliği Apê Musa’nın öğrencisi ve takipçisi olarak ağır aksak yapmaya çalışıyorum.

İhraç kararına itiraz ettiniz mi, hukuki süreç hakkındaki düşünceleriniz neler, hukuk sisteminden ümitli misiniz?

 Daha önce yaşanmış bütün darbelerde eksik ve aksak da olsa hukuki süreç işliyordu. Az da olsa hak aramak için hukuki yollar açıktı. 20 Temmuz sivil darbesi ile maalesef anayasa askıya alındı. Hak aramak için bütün hukuki yollar kapatıldı. Türkiye anayasasız bir ülke durumuna geldi. Yapılan başvurular sonucunda AHİM sorumluluktan kaçmak için bu duruma son vermesi için Türkiye’yi uyardı. AHİM’in uyarısı ile meclis bünyesinde bir OHAL komisyonu kuruldu. Sözüm ona bu komisyon yaşanan haksızlıkları önleyecekti. Maalesef kendisi en büyük haksızlıkların kaynağı olmuş durumda. OHAL Komisyonu oyalama komisyonu oldu. 1,5 yıllı aşkındır kurulmuş ancak başvuranların üçte ikisine baka bilmiş. Bende hala dosyası ele alınmayan üçte birin içindeyim. Hala bekliyoruz. Mahkeme olmayan ama hakkımızda mahkeme gibi karar veren komisyonun kararını bekliyoruz.

Biz haksız ve hukuksuz bir şekilde siyaseten ihraç edildik. Hukukun egem olmadığı bir yerde hukuki sonuç beklemek çok akilâne olmaz. Dolaysı ile hukuk sisteminden hiçbir beklentim yoktur. Dönüşümüz olacaksa yine siyasetten olacaktır. Onu da direnişimiz belirleyecektir.

Amed’de KHK’yle kaç kişi ihraç edildi, ihraç edilen diğer meslektaşlarınızla iletişiminiz var mı, birbirinize destek oluyor musunuz?

Amed genelinde yaklaşık 2.500 civarında KESK üyesi ihraç edildi. Belediyelerin sözleşmeli çalışanları ile birlikte bu say 4.500 civarına çıkıyor. Amed Eğitim-Sen den benimle birlikte 114 meslektaşım ihraç olmuş durumdayız.

Her sendika işkolunda ihraç komisyonu kurduktan sonra o komisyonların temsiliyeti ile Amed İhraçlar Platformu adı altında örgütlendik. Bütün ihraçlarla bir araya gelmeye çalışıyoruz.

Amed Eğitim-Sen de ihraçlar komisyonu öncülüğünde örgütlenmiş bulunuyoruz. Kısa arlıklar ile bir araya gelerek kendi içimizde çeşitli tartışmalar yürütüyoruz. Kısacası birbirimiz ile iletişim halindeyiz ve hepimiz birbirimizden haberdarız.

KHK’lerle ihraç edilen arkadaşlarınıza alternatif bir yaşam için neler önerirsiniz, yeni bir hayata nasıl başlayabilirler?

 İhraç olmuş arkadaşların tümü toplumsal sorunlara duyarlı ve mücadele ruhu güçlü insanlardır. İhraç edilmemizin bir gerekçesi de mücadele ruhumuzu öldürmek ve bizi mücadeleden alı koymaktır. Amaç bizi kendi sorunları ile uğraşan pasif insanlar durumuna düşürmektir. İlk yapmamız gereken bu oyunu boşa çıkarmaktır.

İhraç olmadan önce göbekten sisteme bağlıydık. Bu bağlılık özgür hareket etmemizi engelleyerek demokratik mücadelemizi olumsuz etkiliyordu. Şimdi daha özgürüz. Faşizmin mücadele ile yenileceğini, geri dönüşümüzün mücadelelimizle mümkün olacağı bilinci ile daha fazla mücadele içinde yer almalıyız. Aksi halde onlar amacına ulaşmış olur.

Kültürel, sanatsal faaliyetlerle ilgili düşünceleriniz nelerdir, bu alanlarda çalışmalarınız var mı veya bu alanlarda çalışmayı düşünüyor musunuz, ihraç edilen kişiler bu çalışmalara entegre olabilecekleri olanaklara sahipler mi?

 Kültür ve sanat bir toplumun kimliği ve aynasıdır. Devrimci insanların kültür ve sanat yönü güçlüdür. Her devrimci aynı zamanda bir sanatkâr ve üretken insandır. Toplumsal gerçeklilikleri topluma anlatmanın en iyi yolu kültür sanattır. Bu güne dair yaşananları yarınlara aktarmanın da en iyi yolu kültür sanattır.

Hiçbir arkadaşım entegre sorunu yaşamadan hayatın her alanında yer alabilir. Bende gazeteci kimliğim ile ana dilim de çeşitli platformlarda makale ve dosya tarzında yazılar yazıyorum. Aynı zamanda 2009’dan beri ilgi alanıma giren Kürdistan tarihi üzerinde yoğunlaşmam devam ediyor.

İhraç edildikten sonra yaşadığınız zor günlerde yeterince desteklendiğinizi düşünüyor musunuz, kimler sizin yanınızdaydı bu süreçte?

 Bizim en büyük şansımız bir parçası olduğumuz Kürt halkının toplumsal dayanışmadan ve komünal yaşamdan tamamen kopmamasıdır.

Bu zorlu süreçte maddi destekten çok manevi desteğe ihtiyacımız vardı. Bazen bir söz, bazen küçük bir mesaj, bazen bir tebessüm büyük bir güç oldu bizim için.

Başta aile çevremiz olmak üzere bu süreçte bütün dost ve arkadaşlar bizim yanımızda olmaya çalıştılar, yardımcı olmaya çalıştılar. Kimin elinden ne geliyorsa yaptığına inanıyorum. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Zorlu ve ağır süreçte bütün ağır yüküne rağmen her zaman bizimle dayanışma içinde olmaya çalışan sendikam Eğitim-Sene teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

İhraç edilen insanlarımız için neler yapılabilir, nasıl desteklenebilirler, bu konuda neler söylersiniz?

 İhraç olmuş arkadaşlarımız için yapılabilecek en iyi şey onların yürüttüğü demokrasi mücadelelerine güç vererek, seslerine ses katarak faşizmi yenilgiye uğratmaktır. Faşizm, yenilgiye uğramadığı sürece, demokrasi ve hukuk egemen olmadığı sürece, bu topraklarda barış egemen olmadığı sürece gerçek anlamda ihraçların sorunu çözülmüş olmayacaktır. Bunlar olmadığı sürece ihraçların işlerine geri dönmesi çok anlamlı olmayacaktır. Bizim başlıca sorunumuz işe dönmek değildir. Başlıca sorunumuz barış, özgürlük ve demokrasidir.

Nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz kendiniz ve demokrasi, eşit bir yaşam, barış ve coğrafyamız adına?

 Bu coğrafya binlerce yıl bütün inançların ve etnisitelerin barış içinde eşit yaşadığı insanlığın beşiğidir. Benim hayalim bunun tekrar gerçekleşmesidir.

Son sözü direnenlerin söyleyeceğine inandığım için er ya da geç bu topraklara barışın, özgürlüğün, eşitliğin, radikal demokrasinin egem olacağından zere kadar şüphem yoktur.

Ötekilerin Gündemi olarak teşekkür ederiz

Bu fırsatı bana veren değerli Ötekilerin Gündemi ailesine çok teşekkür ediyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum.

Hep beraber güzel yarınlara merhaba demek dileği ile hoş çakalın.