banner55

CHP'li Gamze Taşçıer'den KEFEK yorumu

CHP'li Gamze Taşçıer, “KEFEK kadın ve erkeğe eşit bir toplum yaratacak bir Türkiye vaadiyle kuruldu ama bugün değil bu vaat, bundan çok daha geriye götürecek bir zihniyetin görev yaptığı bir alan haline geliyor iktidar açısından. Ne zaman ki toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını içselleştirmiş bir zihniyet iktidara gelir, ancak o zaman kadınların kazandığı haklar daha da değerlenir.” dedi.

Toplumsal Cinsiyet 19.05.2021, 10:42
32
CHP'li Gamze Taşçıer'den KEFEK yorumu

ANKARA - KEFEK faaliyetleri ile İstanbul Sözleşmesi’nin 10 ve 11”inci maddelerini değerlendiren CHP'li Gamze Taşçıer, şu yorumda bulundu: “KEFEK kadın ve erkeğe eşit bir toplum yaratacak bir Türkiye vaadiyle kuruldu ama bugün değil bu vaat, bundan çok daha geriye götürecek bir zihniyetin görev yaptığı bir alan haline geliyor iktidar açısından. Ne zaman ki toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını içselleştirmiş bir zihniyet iktidara gelir, ancak o zaman kadınların kazandığı haklar daha da değerlenir.”

JINNEWS'ten Öznur Değer'in haberine göre; Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanışının 10’uncu yıldönümünü, Sözleşme’nin Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesine karşı gerçekleştirdikleri ve hala devam eden protestolarla karşıladı. Protestolar sürerken, İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini açtığımız yazı dizimiz de 10 ve 11’inci maddeler ile devam ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin 10 ve 11’inci maddelerinde şunlar yer alıyor:

Madde 10 - Koordinasyon Kurumu

1. Taraflar bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddeti önleme ve bunlarla mücadeleye yönelik politika ve tedbirlerin koordinasyonu, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirmesinden sorumlu bir veya birden fazla kurumu belirleyecek veya kuracaktır. Bu kurumlar Madde 11’de belirtildiği gibi verilerin toplanmasını koordine edecek, verileri analiz edecek ve sonuçlarının dağıtımını sağlayacaktır.

2. Taraflar bu fıkra uyarınca belirlenen veya oluşturulan kurumların Bölüm VIII uyarınca alınan tedbirlerin genel mahiyeti hakkında bilgilendirilmelerini sağlayacaktır.

3. Taraflar bu fıkra uyarınca belirlenen veya oluşturulan kurumların, diğer tarafların bünyesinde yer alan muadil kuruluşlarla doğrudan iletişim kurma ve ilişkiler oluşturma yeteneğine sahip olmalarını sağlayacaklardır.

Madde 11 - Veri toplama ve araştırma

1. Taraflar bu Sözleşmenin uygulanması maksadıyla aşağıdakileri yapacaklardır:

a. Bu sözleşme kapsamında kalan her türlü şiddet olayıyla ilgili birleştirilmemiş istatiksel veriyi düzenli aralıklarla toplayacaklardır;

b. Bu Sözleşme kapsamında kalan her türlü şiddet olayının kökünde yatan nedenler ve bunların etkileri, şiddet olayları, ceza oranlarının yanı sıra, bu Sözleşmenin uygulanması için alınan tedbirlerin etkililiğini incelemek üzere, bu olaylarla ilgili araştırmaları destekleyeceklerdir.

2. Taraflar bu Sözleşme kapsamında kalan her türlü şiddet olayının yaygınlığını ve nasıl bir eğilim içinde olduğunu değerlendirmek üzere, düzenli aralıklarla halk anketleri yapmaya gayret edeceklerdir.

3. Taraflar uluslararası işbirliğini harekete geçirmek ve bu alanda uluslararası standartların yerleştirilmesini sağlamak üzere, bu fıkra uyarınca toplanan bilgileri bu Sözleşmenin Madde 66’sında belirtilen uzmanlar grubuna vereceklerdir.

4. Taraflar bu fıkra uyarınca toplanan bilgilerin kamuoyunun erişimine açık olmasını sağlayacaklardır.”

İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerinden biri olan “resmi bir veya birden fazla yapının kurulması”, Sözleşme’den önce 24 Mart 2009’da yürürlüğe giren 5840 sayılı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu ile kurulan TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na (KEFEK) da işaret ediyor. Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi ve ayrımcılıkla mücadele edilebilmesi amacını taşıyan KEFEK, işlevsiz kılınması ile eleştiri konusu. KEFEK üyesi CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer ile KEFEK faaliyetleri ile İstanbul Sözleşmesi’nin veri tutma ve paylaşmanın önemini vurgulayan 10 ile 11’inci maddelerini konuştuk.

“AKP iktidarının kadına bakış açısının ikincil olarak gördüğü, kadının fıtratına eşitliği yakıştırmadığı bir anlayışla siyaset yaptığını bildiğimiz için bu tür hareketleri sadece ‘dostlar alışverişte görsün’ anlayışıyla ve o günün koşullarında eğer mesaj vermesi gereken bir yerler varsa oralara mesaj verme niteliğinde olduğunu düşünüyorum.”

* KEFEK 24 Mart 2009’da yürürlüğe giren 5840 sayılı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu ile kurulmuş ve Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi ve ayrımcılıkla mücadele edilebilmesi amacını taşımıştır. Öncelikle 12 yıl içerisinde KEFEK cinsiyet eşitsizliğini ne denli giderebildi?

Ben 2 buçuk yıldan beri KEFEK Komisyonu üyesiyim. Ama daha önceki çalışmalarıyla ilgili bir taramamız oldu. Ne yaptı bu komisyon, kuruluş amacına hizmet ediyor mu, bu anlamda yapılan adımlarda söz sahibi olabiliyor mu, bunlarla ilgili ön araştırma yapmıştık. Ama maalesef, aslında ilk kurulduğu andan itibaren “kadın erkek eşitliği” bile diyemeyen, “fırsat eşitliği” kavramını kullanan ya da “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramını kullanamayan bir komisyon. Dolayısıyla en başından beri AKP iktidarının kadına bakış açısının ikincil olarak gördüğü, kadının fıtratına eşitliği yakıştırmadığı bir anlayışla siyaset yaptığını bildiğimiz için bu tür hareketleri sadece “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla ve o günün koşullarında eğer mesaj vermesi gereken bir yerler varsa oralara mesaj verme niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

Nitekim İstanbul Sözleşmesi de böyleydi. Kadın adına yapılabilecek sözde tüm adımları aynı kategoride değerlendiriyorum. Çünkü eğer iktidarı yöneten bir kişi kadının ve erkeğin fıtratına eşitliği yakıştıramıyorsa, bir zihniyet problemi varsa ortada, atacağı hiçbir adım doğru adım olmaz, bu zihniyeti değiştirmediği müddetçe. Ve iyi niyetli bir adım olarak göremeyiz. Bu nedenle de ben KEFEK Komisyonu’nun da kuruluş amacının gerçekten kadınla erkeğin toplum içerisinde eşitsizliğine sebep olacak faktörleri çözmek adına kurulmuş bir komisyon olarak görmediğimi ifade etmek isterim. Süreç içerisinde de örneğin KEFEK bir yıl aradan sonra toplandı. Hala etkinliği anlamında çok ciddi sıkıntılar var. İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanamamasının nedenlerinin araştırılmasıyla ilgili bir alt komisyon kuruldu. Hala rapor haline getirilemedi. Yine başta kız çocukları olmak üzere çocukların bilime ve sanata yönlendirilmesiyle ilgili bir alt komisyon kuruldu ki ben de onun bir üyesiydim. Bununla ilgili de henüz herhangi bir adım atılmadı.

Toplumsal, kadınları yaralayan, kadınların toplum içerisindeki yerinde geri adım attırtan söylemler olduğunda, biz KEFEK’in de bu konuda bir açıklama yapması gerektiğini söyledik. Örneğin bir “sözde bilim insanı” yerel seçimlerde “kadın bir aday olursa desteklemeyeceğini, çünkü kadınların yerinin evinin olduğunu” ifade eden, hem bulunduğu makamla hem de ülkesinin gerçekliğine uymayan bir açıklama yaptı. Biz bununla ilgili bir açıklama yapılması gerektiğini söyledik. Kadını gerçekten toplum içerisinde ikinci sınıf vatandaşı olarak gören söylemler olabilir, medyanın dili olabilir. Örneğin benim “Dizilerin Şiddet Karnesi” adlı bir raporum vardı. Burada toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını zedeleyen bölümler, ifadeler üzerine bir çalışma yapalım dedik ama bunların hiçbirinin üzerinde durulmadı. Gerçekten niyeti kadın ve erkeği eşit görecek koşullar yaratmaksa, bunlara değer verilirdi, önemserdi. Ama değilse kendi bir takvimi vardır, o takvimi uygular ve görevini yapmış olur.

“KEFEK’in görevlerinden bir tanesi de ısrarla söylememize rağmen GREVIO raporunu Türkçeye çevirip yayınlamadılar. Eğer niyet gerçekten kadının önündeki eşitsizliği kaldıracak ortamlar olsaydı, son derece önemli bir komisyondu ama niyet bu olmadığı için de böyle bir beklenti içerisine girmiyoruz.”

* KEFEK, İstanbul Sözleşmesi’nin 10 ve 11’inci maddeleri gereğini de karşılayan bir komisyon. Yani hem şiddetle mücadelede bir koordinasyon birimi hem de veri toplama ve araştırma sorumluluğunu da üstlenebilecek bir yapı. KEFEK, bu temelde sorumluluğunu ne denli yerine getirdi?

Türkiye’de her gün kadına yönelik şiddet ciddi oranda artıyor. İstanbul Sözleşmesi, imzalanmasına giden yolu değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin faili olduğu ama ilk imzacısı olduğu için de gurur duyması gereken bir sözleşme. Neden çok önemli? Çünkü denetleme mekanizması var. GREVIO gibi bir kuruluş var. Örneğin biz ısrarla her seferinde GREVIO raporunun Türkçeye çevrilmesi gerektiğini söylüyoruz. Biz de görelim eksiklikler nereden kaynaklanıyor. Uygulamada ne gibi eksiklikler var. KEFEK’in görevlerinden bir tanesi de ısrarla söylememize rağmen GREVIO raporunu Türkçeye çevirip yayınlamadılar. Biz kadın derneklerinin çalışmalarıyla bunlara ulaştık ama eğer gerçekten niyeti kadına yönelik şiddeti önlemek olsaydı çok önemli bir değerlendirme vardı, GREVIO raporunu Türkçeye çevirir, nerelerde devletin üzerine düşen yükümlülükleri yapmadığına, eksikliklerin nerede olduğuna ilişkin bir ön çalışması yapılabilirdi. Ama her fırsatta sorduğumuzda bir cevap alamadık. KEFEK’in önemli bir kuruluş amacı vardı. Eğer niyet gerçekten kadının önündeki eşitsizliği kaldıracak ortamlar olsaydı, son derece önemli bir komisyondu ama niyet bu olmadığı için de böyle bir beklenti içerisine girmiyoruz. Onların böyle bir niyeti olmayabilir ama biz ısrarla KEFEK’in görevini onlara hatırlatıyoruz, kadının toplum içerisinde daha çok var olabilmesi için neler yapılması gerektiğini, önergelerimizle, yasa tekliflerimizle bunları dile getiriyoruz.

“Diyoruz ki ısrarla, bu ülkede kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti sayısı artıyor. Eğer siz bunu istatistik verilerle ortaya koyar ve bu ciddiyetin boyutunu bilimsel olarak ortaya koyarsanız, devleti yöneten iktidar olarak bir çözüm üretmek zorundasınız.”

* Kadın örgütleri devletten ısrarla kadına dönük erkek şiddetinde düzenli veri tutulmasını istiyor. Veri tutma ve paylaşmanın şiddeti önlemedeki etkisi nedir? İktidar, verilerin ortaya konması ile politikalarındaki yetersizliğin görünmesinden mi çekiniyor ya da bunun altında yatan başka bir neden mi var?

İstatistiğin mantığı şudur; herhangi bir konuyla ilgili siz bir envanter, bir veri tutarsanız o sorunun büyüklüğüne ya da beraberinde getirdiği diğer parametrelere bağlı olarak politika üretirsiniz. Örneğin geçen hafta benim yayınladığım bir intihar raporu vardı. Bu raporda biz şunu gözlemliyoruz; intiharın her geçen gün arttığı, yine kadına yönelik şiddet için de öyle. Diyoruz ki ısrarla, bu ülkede kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti sayısı artıyor. Demek ki burada çok ciddi bir toplumsal sorun var. Eğer siz bunu istatistik verilerle ortaya koyar ve bu ciddiyetin boyutunu bilimsel olarak ortaya koyarsanız, devleti yöneten iktidar olarak bir yerde bir sorun var ve ona bir çözüm üretmek zorundasınız. Kadına yönelik şiddetin de verilerinin açıklanmamasını şöyle görüyoruz; gerçekten hala toplumun önemli bir kesimi, kadın yemeği yaktığı için şiddet görmesini çok normal karşılıyor. Çocuklara bakmamasını, ailesini ihmal etmesini, kadına yönelik şiddetin bir gerekçesi olarak görüyor toplum. Kadın da aynı şekilde. Örneğin en son TÜİK bir istatistik yayınladı. Kadınların yüzde 30’u hala bu gerekçelerle kendilerine şiddet uygulanmasını normal karşılıyorlar. Sizin elinizde böyle bir veri olduğu zaman ya da kadınların haklarını bilmesi noktasında, şiddete uğradığında ne gibi hakları olduğu, nereleri araması gerektiği, baroları, sivil toplum örgütlerini, kadın derneklerinin onlara nasıl yardımcı olacağını bilip bilmemeleri noktasında da istatistik çok önemli. Bunlar çok kıymetli veriler. Bunları bir arada tuttuğunuz zaman çözüm de üretebiliyorsunuz ve bu çözüme doğru bir politika üretmeniz gerekiyor.

Örneğin eğer kadın haklarını bilmiyorsa, buna göre bir merkez oluşturursunuz ya da kadınların en çok şiddet gördüğü aile yapısına bakarsınız. Gerekçeleri, nedenleri ortaya koyarsanız, ki bunu istatistikle yapabilirsiniz, çözümü de çok rahat üretebilirsiniz. İktidar bunu niye yapmak istemiyor, çünkü kadına şiddetin temelinde yatan en önemli faktörlerden bir tanesi ekonomik bağımsızlık ve kadının bakım hizmetleri. Kadının istihdamının önündeki engellerden biri bu. Ama iktidar ısrarla şunu söylüyor; kadının rolü ailenin içerisindedir, görevi anneliktir. Mümkün olduğu kadar ev içerisinde bir hayatı kadına layık görüyor. Bu nedenle de bununla ilgili politika üretebilmesi için kadınları iş hayatına, istihdam hayatına katması lazım. Bu sefer ne yapacak? Kadın ve erkek hayatın birçok alanında eşit hale gelecek. Ama onlar diyor ki “hayır” aynı noktaya geliyoruz. Ortada bir zihniyet problemi var. Bir kadın ve erkek eşit olamaz, kadın yeri evidir, kocasının yanıdır, çocuklarının anasıdır. Bu anlayışla hareket ettiği için hem şiddeti normalleştiriyor hem de kadının sosyal hayatta var olmasının önüne geçmek için politika üretmiyor. Bu nedenlere bağlayabiliriz.

“KEFEK’in sahip çıkması gereken en önemli kazanım İstanbul Sözleşmesi’ydi. Ancak maalesef bugün KEFEK üyesi kadın milletvekili arkadaşlarımız İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın ne kadar doğru bir karar olduğu söylemlerinde bulundular. Dolayısıyla benim için KEFEK’in vaat edebilecek hiçbir şeyi kalmamıştır…”

* Kadın örgütleri de muhalefet de KEFEK’in pasif bir yapı olarak varlığını sürdürdüğü eleştirisini sıklıkla yapıyor. KEFEK ne vaat etti? Ne yaptı?

Bir kere biz her fırsatta şunu söylüyoruz; kadınların yaşadığı sorunları çözecek olan bir siyasi iradedir. Burada hiçbir sıkıntı yok ama şunu söylüyoruz; kadın meselesi partiler üstüdür. Siyasidir ama partiler üstüdür. Dolayısıyla bu tür kadın üzerinde politika üretecek kurum Meclis çatısı altında olsa dahi siyasi partilerden bağımsız bir politika üretmeli. En başından beri bunu savunuyoruz. Ancak maalesef AKP’li kadın milletvekili arkadaşlarımız kadın konusunda da çoğu zaman partilerinin gölgesinde kalıp bazen katılmadıkları şeylere bile oy kullanabiliyorlar. Örneğin bunun en net göstergesi İstanbul Sözleşmesi’dir. KEFEK’in kurulduğu günden itibaren sahip çıkması gereken en önemli kazanım İstanbul Sözleşmesi’ydi. Ancak maalesef bugün KEFEK üyesi kadın milletvekili arkadaşlarımız İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın ne kadar doğru bir karar olduğunu, Türkiye’nin gelenek yapısına ters olduğunu, erkeklerin de şiddet mağduru olduğunu istifade edecek söylemlerde bulundular. Dolayısıyla KEFEK ne vaat etti, kadın ve erkeğe eşit bir toplum yaratacak bir Türkiye vaadiyle kuruldu, ama bugün değil bu vaat, bundan çok daha geriye götürecek bir zihniyetin görev yaptığı bir alan haline geliyor iktidar açısından. Dolayısıyla benim için bu saatten sonra KEFEK’in vaat edebilecek hiçbir şeyi kalmamıştır, hiçbir şeyi olamaz.

Biz muhalefet partisi olarak mücadelemizi devam ettireceğiz ama komisyonun bu anlamda etkinliği kalmadı. “Bu komisyonda durmanızın anlamı yok komisyondan çekilebilirsiniz” diye sorabilirsiniz. Ben orada da şöyle düşünenlerdenim; hayır bizim tarihe not düşmek gibi bir zorunluluğumuz var. Kadınların haklarına sahip çıkmak gibi bir zorunluluğumuz var. AKP’nin kadına yönelik bakış açısının turnusol kağıdıdır bu tür komisyonlar. Siz kurdunuz, evet İstanbul Sözleşmesi ile övündünüz ama bakın uygulamada bunu yapmıyorsunuz, bizim tekliflerimizi reddediyorsunuz. Bizim bu komisyona devam etmemizin amacı beklentimiz olduğu için değil ama tarihe not düşmek adına, kadınların savunulması gerektiğine olan inancımızla bu komisyonda yer almaya devam ediyoruz.

“Belli bir kesim İstanbul Sözleşmesi’ni istemiyor. Bu, o kesimin oyunu alabilmek için yapılmış çok ciddi bir siyasi hata. Siyasette 2 kere 2, 4 etmiyor. Siz belli bir kesimin, o bir avuç azınlığın oyunu alacağım diye 42 milyon kadını karşınıza alıyorsunuz.”  

* İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin bir süreç içerisindeyiz. Aslında Sözleşme’nin taslak tartışmaları ile KEFEK’in kuruluşu neredeyse aynı sürece denk geliyor. Bu paralellikten bakınca, Sözleşme’nin uygulanmaması ve Komisyon’un pasifleşmesi de aynı politika ile gelişiyor diyebilir miyiz?

AKP iktidarının yaptığı herhangi bir uygulamanın, özelde kadın politikasında, kadının menfaatine yönelik olduğunu düşünmüyorum. Çünkü İstanbul Sözleşmesi evet bugüne kadar imza atılmış en önemli uluslararası sözleşmeydi, Türkiye öncüydü ama bunu imzalarken niyetleri, “Kadına yönelik bir şiddet sorunu var ve amacımız bu sorunu çözmek” değildi hiçbir zaman. Opuz Kararı’nı (Nahide Opuz) çok önemsiyorum. Opuz Kararı’nda Türkiye, dünyada ilk defa AİHM tarafından bir devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği ve kadını koruyamadığı, sistematik olarak koruyamadığı için mahkum olan ilk ülke. AKP’nin o günkü politikasında AB’ye ihtiyacı vardı. Bu utançtan kurtulmak için İstanbul Sözleşmesi’ni hazırladı ve İstanbul Sözleşmesi’ne giden yolda, “Ben kadına ne kadar çok değer veriyorum. Onun için kadın ve erkeğin hayatın her alanında eşit olabilmesi için bir komisyon bile kuruyorum” diyor. Bunların hiçbiri tesadüf değil ama hiçbiri de iyi niyetli değil. Uygulamalardan bunu anlıyoruz.

Muhalefet partisi olarak her fırsatta şunu söylüyoruz; 19 yıllık iktidarınızda gerçekten doğru yaptığınız bir şeydi. Biz de destekçisiydik. Bütün siyasi partilerin oy birliğiyle çıktı ama bugün geldiğimiz noktada bakıyoruz ki o günün imzalama nedeni AB’ye şirin gözükmek. O dönemin koşulları için gerekliydi. Bugünün koşullarında peki neden İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı? Çünkü gerçekten çok ciddi bir oy kaybı söz konusu, yüzde 1’lik oya bile ihtiyacı var. Belli bir kesim İstanbul Sözleşmesi’ni istemiyor. Bu, o kesimin oyunu alabilmek için yapılmış çok ciddi bir siyasi hata. Siyasette 2 kere 2, 4 etmiyor. Siz belli bir kesimin, o bir avuç azınlığın oyunu alacağım diye 42 milyon kadını karşınıza alıyorsunuz. Bu nedenle de buradaki amaç tamamen günün koşullarının bu sözleşmenin kaldırılmasını isteyen bir kesimin oyuna talip olma. İmzalanmasında da günün koşulları değerlendirildi, bugün de günün koşulları değerlendiriliyor. Emin olun, yarın başka bir koşul gelişir ama bu koşul kadınların hayatı için değil, kendi koltukları için bir koşul gelişirse ona göre kadınlar için geri adım atılabilir, başka bir karar uygulayabilir. Burada tamamen bir zihniyetin dönüşüme ihtiyacı var. O yüzden eğer gerçekten kadının var olabileceği bir hayat istiyorsak, bu zihniyeti dönüştürmemiz lazım. Zaten bütün mücadelemiz de bunun için.  

“Bir taraftan bu sözleşmenin kaldırılıp, bir taraftan da Türkiye’de kadına yönelik şiddet yokmuş gibi davranabilme şansları mümkün değil. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı gün “bu kadar erkek öldürüldü, kadın az öldürülüyor” gibi söylemlerle, gelenek adı altında bu işi çözmeye çalışırsanız zaten samimi değilsiniz demektir.”

* KEFEK varken Meclis’te “Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu” kuruldu. Bu da İstanbul Sözleşmesi varken, “yerli ve milli bir sözleşme” tartışması açmaya da benziyor. Zaten hali hazırda pasif duran bir KEFEK örneği bulunuyorken, KEFEK’i faal hale getirmek yerine neden başka bir komisyon kurulması ihtiyacı oldu iktidarda? İktidar bunu kadınların tepkisini azaltmak için yaptı demek mümkün mü?

Tabi. Bir taraftan “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyen çok ciddi bir toplumsal muhalefet yapan hem bir siyasi parti var hem kadın örgütleri var. Ki gerçekten kadın örgütlerinin bu anlamdaki dayanışması, mücadelesi Türkiye’de çok kıymetli ve başarılı. Bir taraftan her gün öldürülen, şiddet gören yüzlerce kadın haberlerini görüyoruz, duyuyoruz. Boşanma aşamasındayken öldürülen, vahşice katledilen kadınların hikayelerini görüyor ve duyuyoruz. Dolayısıyla bir taraftan bu sözleşmenin kaldırılıp, bir taraftan da Türkiye’de kadına yönelik şiddet yokmuş gibi davranabilme şansları mümkün değil. Bu nedenle de “Dostlar alışverişte görsün, bakın biz kadına yönelik şiddeti önlemek için politikalar üretiyoruz, bu nedenle uluslararası sözleşmelere ihtiyacımız yok, bizim kendi geleneklerimiz, kendi yasalarımız bize yeter”, diye söylemleriyle de ifade ediyorlar. Bütün sorun bu. Bizim geleneklerimiz bize yeter dediğiniz zaman kadını koruyamazsınız. Çünkü söylemlerde savundukları, “Kızını dövmeyen dizini döver, saçı uzun aklı kısa” bunlar bizim atasözlerimiz. Siz bu anlayışla çözüm üretecekseniz, erkek de şiddet görüyor diyecekseniz eğer, ben bugüne kadar eve geç geldiği için nişanlısından tokat yiyen bir erkek haberi hiç okumadım ya da boşanmak isteyen erkek öldürüldü haberi hiç okumadım. Ama biz hep şunu söylüyoruz; kadınlar bu ülkede hep kadın oldukları için öldürülüyor. Siz tutup da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı gün “bu kadar erkek öldürüldü, kadın az öldürülüyor” gibi söylemlerle, gelenek adı altında bu işi çözmeye çalışırsanız zaten samimi değilsiniz demektir. Amacınız ile kadınlara “bakın biz sizi koruyoruz” göstermeliğidir. Bu komisyonun da kurulma amacı bence tamamen budur.

“Kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin eşitliğinin önüne geçeceği bir düzeni, eşitliğin önüne geçmeyeceği bir Türkiye yaratma çabası içindeyiz. Kadın ve erkeği eşit görmeyen bir zihniyetten sadece bugün değil yarın da bir beklentim yok. Ne zaman ki toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını içselleştirmiş, kadın ve erkeği eşit gören bir zihniyet iktidara gelir, ancak o zaman kadınların kazandığı haklar daha da değerlenir.”

* AKP-MHP yapısı ile cinsiyet eşitliği ya da toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının sürdürülebilirliğini ummak gerçekçi midir? Bu anlamda son olarak ne söylemek istersiniz?

Gerçekçi değil. Zaten biliyorsunuz hem millet müfredatlarından hem YÖK’ten toplumsal cinsiyet kavramını çıkarttılar. Zaten İstanbul Sözleşmesi’nden de neden çıktıklarını anlamış değiliz. Toplumsal cinsiyet eşitliği demek bu toplumda, her ülkenin kendi bulunduğu coğrafyada, kadına biçilen ya da kadın ve erkeğe yönelik biçilen bir biyolojik cinsiyet var ama bu onun dışında toplumun biçtiği rolleri tanımlıyor. Yani bizim ülkemizde kadın annedir, kadının yeri kocasının yanıdır, kocasından önce eve girmek zorundadır. Biz de zaten diyoruz ki, hayır kadın ile erkek hayatın her alanında eşittir. Çocuğa anne de bakacaktır baba da bakacaktır. Kadın çalışıyorsa, aynı işi yapıyorsa eşit ücret alacaktır. Biz bunu istiyoruz. Kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin eşitliğinin önüne geçeceği bir düzeni, eşitliğin önüne geçmeyeceği bir Türkiye yaratma çabası içindeyiz. Yoksa insanların cinsel yöneliminin değiştirilmesiyle ilgili bir şey yok. İstanbul Sözleşmesi’nde de böyle bir şey yok. Dolayısıyla bizim ürettiğimiz siyasetin de böyle bir amacı yok.  Zaten iç hukukumuzda da öyleydi. Kimse inancı, kimliği, rengi, dili, dini, ırkı nedeniyle ayırt edilemez, herkes toplum önünde, kanun önünde eşittir. Anayasa da bunu söylüyor. İstanbul Sözleşmesi de bunu söylüyor. Sadece maddelerini ayrıntılandırmış. Dolayısıyla bugün toplumsal cinsiyet eşitliği kavramından korkmak, ki onlar da ne olduğunu çok iyi biliyorlar, amaç burada korkmak değil. Bu nedenle de bu zihniyetten, bugün AKP olur yarın başka bir parti olur, kadın ve erkeği eşit görmeyen bir zihniyetten sadece bugün değil yarın da bir beklentim yok. Ne zaman ki toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını içselleştirmiş, kadın ve erkeği eşit gören bir zihniyet iktidara gelir, ancak o zaman kadınların kazandığı haklar daha da değerlenir.

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
"Erken seçim olursa Cumhurbaşkanı kim olmalıdır? "
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 10 24
2. Hatayspor 10 20
3. Beşiktaş 10 20
4. Alanyaspor 10 20
5. Fenerbahçe 10 19
6. Karagümrük 10 18
7. Konyaspor 10 17
8. Galatasaray 10 17
9. Altay 10 15
10. Adana Demirspor 10 13
11. Başakşehir 10 12
12. Gaziantep FK 10 12
13. Öznur Kablo Yeni Malatya 10 12
14. Sivasspor 10 11
15. Kayserispor 10 11
16. Giresunspor 10 9
17. Antalyaspor 10 9
18. Göztepe 10 8
19. Kasımpaşa 10 6
20. Rizespor 10 4
Takımlar O P
1. Ümraniye 10 24
2. Ankaragücü 10 24
3. Eyüpspor 10 20
4. Erzurumspor 10 19
5. Bandırmaspor 10 18
6. Kocaelispor 9 16
7. Tuzlaspor 9 14
8. Gençlerbirliği 9 14
9. Samsunspor 9 12
10. Boluspor 9 11
11. Bursaspor 9 11
12. Menemenspor 10 11
13. İstanbulspor 9 10
14. Denizlispor 9 10
15. Altınordu 10 10
16. Adanaspor 10 9
17. Manisa FK 10 9
18. Ankara Keçiörengücü 9 7
19. Balıkesirspor 9 6
Takımlar O P
1. Chelsea 9 22
2. Liverpool 9 21
3. Man City 9 20
4. West Ham 9 17
5. Brighton 9 15
6. Tottenham 9 15
7. M. United 9 14
8. Everton 9 14
9. Leicester City 9 14
10. Arsenal 9 14
11. Wolverhampton 9 13
12. Brentford 9 12
13. Aston Villa 9 10
14. Watford 9 10
15. Crystal Palace 9 9
16. Southampton 9 8
17. Leeds United 9 7
18. Burnley 9 4
19. Newcastle 9 4
20. Norwich City 9 2
Takımlar O P
1. Real Sociedad 10 21
2. Real Madrid 9 20
3. Sevilla 9 20
4. Atletico Madrid 9 18
5. Real Betis 10 18
6. Osasuna 10 18
7. Athletic Bilbao 10 17
8. Rayo Vallecano 10 16
9. Barcelona 9 15
10. Espanyol 11 14
11. Valencia 10 13
12. Villarreal 10 12
13. Mallorca 10 12
14. Celta de Vigo 10 10
15. Elche 11 10
16. Deportivo Alaves 10 9
17. Cádiz 11 8
18. Granada 9 7
19. Levante 10 5
20. Getafe 10 2
Günün Karikatürü Tümü
banner56